MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA PROGRAMI: EGLI

Ernst A. Egli 'nin "Ankara'da İnşa Edilecek Milli Kütüphane, Akademi ve Müze Projesi"

Pelin Gürol Öngören, Yrd. Doç. Dr., TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Yeni kurulan bir başkentin temel ihtiyaçlarından biri olarak görülen ve 1933 yılında projelendirilen milli kütüphane, akademi ve müze yapısı hayata geçirilememiş olsa da taşıdığı anlamlar bağlamından erken Cumhuriyet dönemi mimarlığında önemli bir yere sahip. Egli’nin kültür yapısı olarak ilk ve tek projesi olan yapı kompleksi, Batılı ve yerel formları bütünleştirmek hedefiyle ele alınmış. Elde edilen özgün çizimler aracılığıyla projeyi üç boyutlu olarak da betimleyebilen yazar, yapının Cumhuriyet’in “milli” ve “modern” olma misyonlarıyla örtüştüğünü belirtiyor.

Mimar Ernst Arnold Egli, Türkiye’de bulunduğu yıllar arasında Milli Eğitim Bakanlığı mimari bürosunun baş mimarı (1927-1936) görevi ile çok sayıda kamu binası tasarlamıştır.(1) Egli’nin Alman arkeolog Prof. Dr. Eckhard Unger ile birlikte projesini hazırladıkları Ulus’ta Kale bölgesinde inşa edilecek milli kütüphane, akademi ve müze projesi(2) hakkında çok fazla çalışma yapılmamıştır.(3) Eldeki bilgilere göre, Egli’nin Türkiye’de veya diğer ülkelerde bu yapı türünde projesi bulunmamaktadır.(4) Proje, ulusun kendi tarihini araştırdığı, sergilediği, görselleştirdiği bir kamu yapısı olmasının ötesinde, bilgi ürettiği bir kültür merkezi projesi olması açısından önemlidir.

Yapı kompleksinin temelini oluşturan müzenin, arkeoloji müzesi olması planlanmış ve projede Milli Müze ya da Hitit Müzesi olarak adlandırılmıştır. Yeni ulus-devlet modelinin inşasında milliyetçilik kavramı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “milli” ve “resmî” tarihinin oluşturulmasında ana unsur olmuştur. Bu tarihin çerçevesi Misak-ı Milli sınırları ile belirlenmiş; yeni semboller üzerine inşa edilmesi öngörülmüş olan tarihi geçmiş için özünde “Türk” olarak tanımlanabilecek bir temel aranmış ve Lidya, Frig, Urartu gibi Anadolu medeniyetleri kucaklanmıştır. Bunlar arasında öne çıkan, Anadolu’nun ilk sahipleri olduğu düşünülen ve Türk milletinin ataları olarak benimsenmiş Hitit medeniyeti (M.Ö. 2000-700 civarı)(5) olmuştur.(6)

WISSENSCHAFTLICHEN ZENTRALE IN ANKARA (ANKARA’DA BİLİM MERKEZİ)

Asur, Babil ve Anadolu kültürleri üzerine uzmanlığı bulunan Eckhard Unger’in(7) 9 Aralık 1932 tarihli raporunda, kültür kompleksi ve bunun bir parçası olan müze projesi yer alır. Almanca hazırladığı yedi sayfadan oluşan raporun ekine İstanbul Asar-ı Atika Müzeleri mimarı olan kişinin çizmiş olduğu vaziyet planı eskizleri ve kim tarafından çizildiği bilinmeyen bazı cephe ve plan eskizleri iliştirilmiştir. Ayrıca projenin 10 Ekim 1933 tarihinde Maarif Vekâleti Mimari Büro tarafından çizilmiş ölçekli planları da mevcuttur. Bu tarih, Egli’nin büronun başında olduğu döneme denk gelmektedir. 10 Mart 1934 tarihinde Unger’e, TC Maarif Vekaleti Güzel Sanatlar Akademisi antetli kağıdına Egli tarafından yazılıp imzalanmış nihai projeye ait mahal listelerini de içeren bir mektup gönderilmiştir. Eldeki özgün çizimler sayesinde, projenin yeniden çizilebilmesi ve ilk defa üç boyutlu modellemelerinin yapılabilmesi mümkün olmuştur.(8) Projeyi değerlendirebilmek için, Unger’in 5 ana başlık halinde topladığı rapora kısaca değinmek gerekir.

1. Projelenmiş Binaların Düzeni: Akademi, kütüphane ve müzeden oluşan komplekste, ortak kullanım alanlarının bulunacağı dördüncü bir yapının planlandığı belirtilir.

2. Binanın Coğrafi Konumlandırılması: Prof. Egli(9) tarafından Ankara Kalesi’nde(10) konumlandırılan komplekse ait ana girişin, akademi binasından olacağını ve yapının köşelerine birer kule inşa edilerek “bilim merkezi”nin şehirden daha görünür kılınacağını ifade etmiştir. (Resim 1)

Unger’in raporunda bahsettiği dört kütleden oluşan yapılar “H” ile ifade edilen 80 metre uzunluğunda bir “asmakat galerili avlu” etrafında biraraya gelmektedir. Kuzey ve güneyde kalan kütüphane (B) ve müze (M) binaları, doğu ve batıda yer alan akademi binası (A) ve büyük okuma salonu, konferans-toplantı salonları, yemek salonu ve dinlenme alanlarının yer aldığı “representation” (R) binası eskizlerde görülmektedir. Müze bölümünün ihtiyaç halinde güney yönünde büyümesi “Ma”, “Mb” ve “Mc” kısaltmaları ile ifade edilmektedir. (Resim 2-3)

Kütüphanenin kuzeye yerleştirilmesini, Avrupa’daki emsalleri gibi planlanmasını ve eksiksiz bir envantere sahip olmasını uygun görmüştür.(11) “Türkiye İlim Göbeği” (TİG) olarak adlandırdığı akademi bölümünün ise mimari açıdan farklı bir konumu olduğunu dile getirmiş, eskizlerde yer alan geniş merdivenli etkileyici giriş ile iki köşesinde kulelerin yer aldığı anıtsal cepheye sahip akademi binasını “kompleksin en önemli yapı taşı” olarak ifade etmiştir. (Resim 4)

3. Müzenin Düzenlenmesi: Unger ülkenin geçmişini yansıtan tarihî eserlerin müzede tarihî akış ve uyum içinde sergilenmesi gerektiğini ifade eder ve üç müzeyi yan yana kurmayı önerir. Hitit Heykel Müzesi (Hettitische Skulpturen Museum), Mısır hiyerogliflerinin, Sümer çivi yazılarının, Çince yazılmış tabletlerin yer aldığı Antik Yazı ve Kitap Müzesi (Schrift und Buch Museum)(12) ve çanak / çömlek, cilalı taş eserlerinin gelişimi, geçmişten günümüze yolculuğunun sergileneceği, Türk çinileriyle zenginleştirileceği düşünülen Seramik Müzesi (Keramik Museum). Ayrı bir öneri olarak, projede avlu üzerinde balkonlu bir geçidin yapılabileceği ve Türk tarihinin önemli “erkek” figürlerinin anıt ve madalyonlarının bu alanlara yerleştirilmesinin iyi bir fikir olabileceği düşünülmüştür.

4. Müze ve “Bit-Hilani”: Unger raporunda “Bit-Hilani” kelimesinin anlamını bina girişinin sağ ve solundaki yüksek ve ihtişamlı kule olarak ifade etmektedir. Kulelerin arasında yer alan ve üzerinde büyük hayvan heykellerinin bulunduğu dört sütundan oluşan bu revaklı girişin ihtişamlı bir görünüş sağlayacağını düşünmüştür. (Resim 5) Ancak “Bit-Hilani”nin müze cephesine uygulanması fikrinden, üç binanın cephe uyumu bozulacağı gerekçesiyle vazgeçilmiştir. Bu tasarımın akademinin dış cephelerinde kullanılmasıyla şehrin iki ana caddesinden ihtişamlı bir giriş elde edilebileceği, “Representation” binasında kullanılmasıyla tepede etkileyici bir siluet oluşturacağı ve avluda kullanıldığında Hitit eserleri ile uyum sağlayacağı düşünülmüştür.

5. Müzenin İç Düzeni: Unger raporunda müze alanındaki sergi salonlarına dair bilgiler vermekte, programda yer alan yardımcı mekânlara, bunların yanı sıra yangın, hırsızlık gibi konularda alınabilecek önemlere de değinmektedir.(13)

Cumhuriyet gazetesinin ve Son Posta gazetesinin haberlerinde Unger’in hazırladığı projenin kabul edildiği yazmaktadır. Son Posta gazetesi Egli tarafından hazırlanan “çok şümullü” inşaat projesinin Maarif Vekili Reşit Galip Bey’e sunulduğunu ve bazı ufak değişikliklerden sonra inşaata başlanabileceğini belirtir.(14) Cumhuriyet gazetesi de, kabul edilen projeyi “müstakil bir avlunun etrafında muhtelif teşkilattan mürekkep ve üç katlı” olarak ifade etmektedir. Geniş merdivenli girişi bulunacağını, merdiven sahanlığının üstünün örtülü olacağını, binanın bu kısmının “Hitit üslubunda iki büyük granit aslan heykeline istinat eden bir kemerle tutturulacağını” ve binanın cephesinin de hafriyatta çıkan büyük Hitit kabartmaları ile süsleneceğini ifade etmektedir.(15)

Cumhuriyet gazetesi, projenin kabulünden sonra mimar Egli’nin çağın gerektirdiği “modern bir üslupta” ve “en asri tesisata” sahip olacak bir yapı ortaya koyabilmesi için “müze ve kütüphane inşasının en son şekilleri hakkında mahallen tetkikatta”(16) bulunmak üzere üç haftalığına Avrupa’ya gönderileceğini belirtir.(17) Projenin kabul edilmesini takiben bir ay içinde Egli Avrupa’ya gönderilir.(18) Cumhuriyet gazetesi, Egli’nin seyahatten döndükten sonra kesin projeleri yapacağını belirtir ve bu gazete haberinden sekiz ay sonra, Egli’nin başında bulunduğu Maarif Vekâleti Mimari Bürosu tarafından ölçekli planlar hazırlanır.

ANKARA’DA İNŞA EDİLECEK MİLLİ KÜTÜPHANE, AKADEMİ VE MÜZE PROJESİ

Yapının 1/200 ölçekli planları, eskizlerdeki mekânsal planlama anlayışıyla örtüşmektedir. Sütunlu anıtsal girişi ve kütlelerin ortasında yer alan dikdörtgen avlu formu nihai projede de yer almakta; ancak kütleler birbirine geçtiğinden, yapıların işlevlere göre farklı tasarımı ön projede olduğu kadar net okunamamaktadır. (Resim 6) Ölçekli çizimlerde, her katta farklı büyüklüğe sahip akademi, kütüphane ve müze bölümleri L formuna benzer bir mekân planlaması doğrultusunda biraraya gelmiştir. İki yanında rampanın yer aldığı anıtsal merdivenlerden girilip iki kat yüksekliğindeki galeriden geçildiğinde büyük avluya ulaşılır. Avlunun Unger’in ön raporunda yazdığı gibi antik eserlerin sergilendiği ve müzenin sergi alanlarının bir devamı olduğu düşünülebilir. Geniş avludan geçildiğinde karşıya akademi binası çıkar. Müze alanı yapının batı tarafında konumlandırılmış, kütüphane bölümü ise diğer bölümlere göre daha küçük bir alana sahip biçimde yapının doğu tarafında yer almıştır. Her

üç kuruluşun da zemin kattan avluya geçişi ve diğer katlardan da avluyla görsel bağlantısı vardır. Vurgulanması gereken diğer değişiklikler ise, kuruluşların ön projede belirtilen konumlarda yapılmadığı, komplekse ana girişin akademi binasından olmadığı ve “Representation” binasının nihai projede tasarlanmadığıdır. (Resim 7-9)

Yapılar bodrum kat hariç üç kattan oluşmaktadır. Akademi bölümünün zemin katında sahne, gazino ve çeşitli servis alanları mevcuttur. Binaya arka cepheden, birkaç basamak çıkılarak ulaşılan geniş terastan da giriş vardır. Birinci katta “Türk Akademisi Fahri Reisliği” olarak adlandırılan idari birimler, toplantı salonları, kütüphane ve müze müdürlükleri; ikinci katta felsefe, edebiyat, fen, iktisat, içtimaiyat, riyaziye (matematik) ve tabiiye şubelerinin olduğu “akademi ilim katı” yer almaktadır. Üçüncü kat ise güzel sanatlar, Türk dili, Türk tarihi, yurt bilgisi, hukuk, tıp, beden terbiyesi, nüfus, ziraat ve ticaret, iktisat, ilim propaganda, asar-ı atika’yı koruma encümenliklerinin bulunduğu “akademi ilim ve umumi daireler katı” olarak adlandırılmıştır.(19) (Resim 10)

Yapının kütüphane bölümüne bodrum katından iki ayrı giriş vardır. Kitap depolarının yer aldığı alanlar dikey olarak tüm katlar boyunca devam etmektedir. Bu depolar asansörle diğer katlara, aynı katta bulunan matbaa ve kütüphane ilk muamele bürosuna bağlanmakta; ayrıca bu katta kütüphane personeline mahsus çeşitli alanlar yer almaktadır. Bu bölümün giriş katında iki kat yüksekliğinde büyük bir okuma salonu, kataloglar, gazete ve mecmua salonları, depolar ve servis alanları mevcuttur. Birinci katta depolar ve bürolar, ikinci katta “pansiyon odaları”, “ihtiyat odaları” (çifti olan malzemeler için bir alan), depolar ile akademi binasına bir geçiş; üçüncü katta ise depoların yanı sıra lokanta, mutfak, gazino bulunmaktadır. (Şekil 11)

Müze bölümünün bodrum katında depolar ile kalıp, sırlı cam, yağlı boya, tahta işi, alçı ve toprak işi atölyelerinin bulunduğu geniş dikdörtgen bir mekân vardır. Bunun yanında demir, bronz işleri ve benzeri atölyeler, uzmanlar için çalışma alanları, servis alanları, dışarıdan iki giriş ve avlunun altından diğer bölümlere bağlanan bir geçit yer almaktadır. Zemin katında müze ana girişi, sergi alanları, teşhir galerilerinin çevrelediği atölyeler ve “halk için istirahat havuzlu Türk bahçesi” olarak adlandırılan bir dinlenme alanı bulunmaktadır. Birinci katta balkonlu teşhir galerileri, sergi alanları, ikinci katta laboratuvar, atölyeler, depolar, kimyagerler için çeşitli alanlar ve aşağıdaki havuzlu alanı gören bir akademi geçişi, üçüncü katta ise yönetim bölümü, toplantı salonları, bürolar ve alt kattaki gibi bir akademi geçişi bulunmaktadır.

Ana girişten girilip galeriden sola dönüldüğünde müze bölümüne ulaşılır. İlk olarak danışma, bilet yeri, müze dükkânı ve vestiyer bölümleri ziyaretçileri karşılamaktadır. Ziyaretçiler birkaç basamakla yukarı çıktıklarında Hitit medeniyetinin eserleriyle karşılaşmaktadır. Dönemin Hitit uygarlığına verdiği önemi gösterecek şekilde, bu alan müzenin dolaşım şemasının hem başladığı hem de bittiği noktadır. Hitit eserlerinin sergilendiği alan “Yazılıkaya(20) Hitit Mabed Salonu” olarak adlandırılmıştır. Bu sergi alanından sonra ziyaretçiler sağa dönerek “İkinci Hitit Teşhir Salonu”na ulaşırlar. Bu salon oldukça uzun bir galeriye bağlanmaktadır. Galerilerde dolaşım, havuzlu avlu ile görsel bağlantı kurularak sağlanır. Galerileri ve devamındaki diğer teşhir alanlarını takip edip merdivenlerden çıkıldığında, ziyaretçiler birinci kata ulaşır ve belli bir mekânsal akışı olan sergi alanı ile balkonlu teşhir galerilerini gezerler. Ayrıca planda “121” numarayla ifade edilen eski eserlerin de yer almış olabileceği büyük avluyu da seyredebilirler.

Erken Cumhuriyet döneminin hayata geçirilemeyen ilk kültür kompleksi olan Milli Akademi, Kütüphane ve Müze projesi, Batılı ve yerel formları bütünleştirmek gayesiyle yapılmıştır. Egli'nin işlevsel ve rasyonalist yaklaşımı; kütleler ile kurduğu dengeli birliktelik, köprü-teras ve balkon gibi mimari elemanların kullanımı ile tasarımlarına yansır.(21) Kültür kompleksi Egli’nin Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi yapısı (1928-33) ile bazı benzerlikler göstermektedir. Değişik işlevlere sahip kütlelerin tasarımda farklılaştırılarak ifade edilmesi ve köprülerle bağlantı kurulması gibi özellikler, kültür kompleksi projesinin taslak çizimleriyle benzerlik gösterir. Kolonad ve çıkma gibi mimari elemanlarla anıtsal bir görünüm elde edilmesi ise nihai projelerle olan benzerliğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu yaklaşım, Egli'nin Ankara Irak Büyükelçiliği binasında (1936-1938) kullandığı iki kat boyunca uzanan sütunların yer aldığı revaklı giriş düzenlemesinde de görülür.

Öte yandan, Egli’nin diğer eğitim ve kültür yapılarıyla kıyaslandığında kültür kompleksi projesi, 1930’ların ortasından sonuna kadar mimarlık alanında etkili olan milliyetçilik ve klasisizm gibi akımların etkisiyle büyük, klasik ve anıtsaldır. Egli’nin milli müzenin olduğu bu projede “müzelerin büyük binalarda yer alması, onların inanırlığının ve otoritelerinin bir kanıtıdır”(22) düşüncesiyle; Leo von Klenze’nin Münih'teki Glyptotek ve Karl Friedrich Schinkel’in Berlin’deki Altes Müzesi (Resim 12) gibi neoklasik müze mimarisi çizgisini takip ettiği görülür. Yükseltilmiş bir platform üzerine konumlandırılan anıtsal sütunlu giriş, sütunlarla çevrili büyük avlu etrafında konumlanan ve Hitit kültürüne ait tarihî eserlerin sergilendiği mekânlar ve uzun koridorlar, batı Avrupa kentlerinde 19. yüzyılda yaygınlaşan müzelerle benzerlikler göstermektedir.(23) Bu çağrışım ve etkileşim, projenin mimarı Egli’nin etüt amaçlı Avrupa’ya gönderilmesiyle ilişkilendirilebilir.

Öte yandan yapı kompleksinin ağır kütleselliği; kütlelerin taşıyıcılar aracılığıyla yerden yükseltilmesi ve yapıların üstündeki açıklık ve boşluklar, kütle ve saçak hareketleri ve kot farklılıkları ile hafifletilmiştir. "Stil taraflısı" olmayan Egli,(24) “aslında kendini Kemalist projeye adar ve ülkeye, halkına, iklimine, doğal yapıya (landscape) ve kültürel mirasına uygun bir mimari anlayışı bulmayı öncelikli bir görev olarak benimser.”(25)

Bu bağlamda, yapının tasarımıyla ilgili bahsedilmesi gereken diğer bir nokta, müzenin ortasındaki havuzlu iç avlunun Osmanlı medrese planına benzerliği ve “Halk için İstirahat Havuzlu Türk Bahçesi”adıyla tanımlanmasıdır. Bu mekânsal özellik, Etnoğrafya Müzesi’nin sütunlu avlusunda yer alan havuzu çağrıştırmakla beraber, Osmanlı geçmişine bir referans olarak görülebilir.(26) (Resim 13) İnci Aslanoğlu’na göre, Egli “Türkiye için geliştirilecek bir mimarlıkta Anadolu’nun rolünün büyük olduğunu ve geleneksel değerlerin unutulmaması gerektiğini hatırlatmış, herhangi bir eşya gibi dışarıdan ithal edilmiş bir mimarlık yerine, çevresi ile yabancılaşmayacak, onunla bütünleşecek bir mimarlığın yaratılmasını savunmuştur.”(27) Bu yaklaşım, projenin taslak aşamasında “Türk büyükleri”ne ait büstlerin müze mekânlarını birbirine bağlayan alanlarda teşhir edilmesi ve benzer şekilde Türk çinilerinin eskiçağ seramiklerinin yanında sergilenme düşüncesiyle örtüşmektedir.

Vurgulanması gereken bir diğer nokta ise, “Bit-Hilani” olarak ifade edilen, Mezopotamya’da özellikle Asurlar tarafından, Güneydoğu Anadolu’da da Geç Hitit Krallıkları döneminde kullanıldığı bilinen mimari formun projenin tasarımında belirleyici olduğudur. Bit-Hilani formunda, “uzun bir salon ile, onun uzun kenarı önünde 1-3 ağaç sütunlu bir revak, revağın bir yanında bir merdiven evi, öte yanında bir küçük oda ve genellikle büyük odaya bitişik daha küçük hacimlerden oluşan bu yapının revağın iki yanında yükselen öğelerden oluşan simetrik bir cephe düzeni vardır.”(28) Diğer bir deyişle, “sütunlu bir ön hol ile yanda iki kuleden mürekkep” olarak tanımlanan bu yapının Hititlerde “abide mahiyetli binaların bir karakteristiği” olduğu düşünülmektedir.(29) Unger’in raporunda ve eskizlerde de görüldüğü gibi, iki köşesinde kulelerin yer aldığı anıtsal cephe, merdivenlerle ulaşılan ve platform üzerine yükseltilmiş olan revaklı giriş bu stilin mimari projeye yansımalarını göstermektedir. (Resim 14-16) Sözkonusu cephe düzeniyle bugün Suriye sınırları içinde bulunan Tel Halaf’ın batı alanındaki “Saray-Tapınak” olarak adlandırılan anıtsal elit yapısı arasında büyük benzerlikler görmek mümkündür.(30) (Resim 17) Ön projede görülen iki kule tasarımının haricinde diğer özelliklerin projenin son halinde devam ettiğini; sözkonusu Hitit mimari biçimlerinin Cumhuriyet dönemindeki modern mimariye, Batılı müze formlarının da Osmanlı medreselerinin avlulu planlarına uyarlanmasıyla bir melezleme olduğu söylenebilir.

Ne var ki Cumhuriyetin bu gösterişli projesi hayata geçmemiştir. Eldeki bilgilere göre, Milli Müze’nin de yer aldığı büyük yapı kompleksi inşasından büyük olasılıkla ekonomik sebeplerden dolayı vazgeçilmiştir. Sözkonusu müze projesi yerine, daha az ya da benzeri bir maliyetle Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’ın onarılması ve müzeye dönüştürülmesi düşünülmüş ve Eti / Hitit Müzesi (bugünkü adıyla Anadolu Medeniyetleri Müzesi) oluşturulmuştur.(31)

Sonuç olarak, bu yapı kompleksine gelen ziyaretçilerin Hitit eserlerini bilim merkezi içinde ziyaret etmeleri planlanmıştır. Milli müzenin “bu eserlerle büyük bir ehemmiyet” kazanacağı ve Ankara'nın “Hitit tarihi tetkikatı için dünyanın en mühim ilim merkezi” olacağı ifade edilmektedir.(32) Dönemin anlayışına uygun şekilde Hitit geçmişine odaklı, ancak diğer tarihî dönemlere de referanslar veren yapıda, merkezin ziyaret edildiği zaman ile Türk tarihinin uzak-yakın geçmişinin ilişkilendirilmesi ve aralarında köprü kurulabilmesi hedeflenmiştir.

Türkiye’de bulunduğu yıllarda Türk tarihinin çeşitli dönemlerini ve kültürlerini ayrıntılı bir şekilde inceleyen Egli’nin(33) tasarımlarının yamalı bohçayı (patchwork) andıran bir tarzda olduğunu söyleyen Bernd Nicolai'e göre, Egli bu tutumu ile “birbirinden oldukça farklı yönetim teorileri ve toplumsal bileşenleri yeni bir toplumun inşası için içselleştiren öncü Kemalist düşünürlere yakındır”.(34)

Egli, “Türk modern ulusal mimari arayışında”(35) olan bir mimar olarak bu kültür merkezini, kendi ifadesiyle “Atatürk devrinin bir anıtı olarak”(36) tasarlamıştır. Bu bağlamda bu merkez, Cumhuriyet’in “milli” ve “modern” olma misyonlarıyla örtüşmüş; ezici ölçekteki anıtsal yapısı ile de Türk milletinin uzun ve şanlı geçmişinin adeta simgesi olmak üzere tasarlanmıştır.

NOTLAR

1. Ernst A. Egli hakkında bilgi için, bknz. Alpagut, Leyla, 2012, Cumhuriyetin Mimarı: Ernst Arnold Egli, Boyut Yayınları, İstanbul. Egli, Ernst A., 2013, Genç Türkiye İnşa Edilirken, Atatürk'ün Mimarının Anıları, (çev.) Güven Göktan Uçer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul. Nicolai, Bernd, 2011, Modern ve Sürgün, (çev.) Yüksel Pöğün Zander, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.

2. Milli Kütüphane, akademi ve müze projesine dair rapor ve çizimleri doktora tezimde kullanma imkânı veren Prof. Dr. Edhem Eldem'e derin şükranlarımı sunarım.

3. Proje üzerine detaylı bilgi için, bknz. Gürol Öngören, Pelin, 2012, Displaying Cultural Heritage, Defining Collective Identity: Museums from the Late Ottoman Empire to the Early Turkish Republic, ODTÜ SBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara. Gürol Öngören, Pelin, 2012, “Erken Cumhuriyet Döneminin Hitit / Milli Müze Projesi”, Toplumsal Tarih, sayı:226, ss.22-33.

4. Alpagut, 2012, ss.8-9.

5. “Hititler M.Ö. 2000’de Anadolu’nun büyük bir kesiminde ve Kuzey Suriye’de hüküm sürmüşlerdir. Hititlerin konuştukları dil Hint-Avrupa grubuna dâhil olduğundan, onların Anadolu dışından geldiklerini biliyoruz. Hem nereden, hem de ne zaman geldikleri kesin değilse de, krallığın kuruluşundan birkaç yüzyıl önce Anadolu’ya küçük gruplar halinde geldikleri ve zamanla güç kazanarak Hitit devletini kurdukları düşünülmektedir. Hititler, Orta Anadolu’da, yani Hatti ülkesinde var olan köklü kültür birikimini benimseyerek, yeni bir sentez oluşturmuşlardır.” Baykal Seeher, Ayşe, 2001, “Hitit Dünyasına Kısa Bir Bakış”, Boğazköy’den Karatepe’ye: Hititbilim ve Hitit Dünyasının Keşfi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s.14.

6. Cumhuriyet gazetesinin “Ankara'da Üç Büyük İrfan Müessesesi” başlıklı ve 11 Şubat 1933 tarihli haberine göre “Milli Müze bir Anadolu müzesi olacaktır. Fakat ihtiva edeceği eserlerin büyük kısmı Hitit eserleridir.”

7. Eckhard Unger 1917-1919 yılları arasında İstanbul Asar-ı Atika Müzesi’nde çalışmış, başarılı çalışmaları nedeniyle 1932 yılında müzede çalışmak üzere tekrar davet edilmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri arşivinde konuyla ilgili bir evrakta “Eski Şark Eserleri Müzesinin tasnif ve tanzimini ikmal, ilmi kataloğunu yapmak ve refakatine verilen asistanı yetiştirmek vazifeleriyle mütehassıs olarak celp buyrulan Prof. Unger, mesaisine başladığından şimdiye kadar muntazam ve metin bir surette çalışmaktadır.” ifadesi yer almaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşivi. Dosya No: 16592. Karton No:41. 28.02.1933.

8. ETH Bibliothek’te (Zürih, İsviçre) bulunan, 1998 yılında Bernd Nicolai tarafından Moderne und Exil adıyla yayımlanan ve daha sonra Modern ve Sürgün olarak Türkçeye çevrilen kitabında maket fotoğrafı mevcuttur.

9. Dönemin Maarif Vekâleti Müzeler Dairesi Müdürü Hamit Zübeyr Koşay’a yazdığı üzerinde tarih olmayan mektupta Unger, Ankara’daki Hitit müzesi konusunda Egli ile yapmış olduğu görüşmeden bahsetmekte; Egli’nin tasarımından çok memnun kaldığını, projenin genel çerçevesi konusunda mutabık kaldıklarını ve sadece bazı ufak değişikliklerin gerektiğini dile getirmektedir. Edhem Eldem arşivinden.

10. Cumhuriyet gazetesinin aynı haberinde projenin konumu, Çankırı Caddesi olarak ifade edilmektedir. 1930’larda Ankara’da arkeolojik eserler, Hacıbayram Camii ve Agustus Tapınağı’nın yanındaki alanda ve de Çankırıkapı’daki Roma Hamamı’nın bulunduğu yerde sergilenmiştir.

11. E. Unger’in kişisel notlarında kütüphanenin, teoloji, biyoloji, arkeoloji, mimarlık, tarih, felsefe, fizik, filoloji, jeoloji, coğrafya, botanik, zooloji, kimya, matematik, müzik ve benzeri alanlarda kaynaklara sahip olması planlanmıştır. Tarih ve arkeoloji ile ilgili alanlarda referans kitaplarının yanı sıra, Asur, Babil, Sümer, Hitit, Mısır, Elam, Pers, Ermeni, Yunan, Miken, Ege, Roma ve Bizans üzerine kitap ve dergilerin olması öngörülmüştür.

12. Almanca “Schrift” kelimesinin, müzede yer alan koleksiyonlar dikkate alındığında kitabeleri ve yazıtları ifade ettiği düşünülebilir.

13. Raporda ayrıca, müzenin birinci katında veya akademi binasının yanında “Merkezi bir Antik Eser Bakım Merkezi” (Zentrale elle für Denkmalspflege) adında tüm ülkedeki anıtların kayıtlarını tutacak, tarihî eser ve kalıntıların çıkarılmasını yönetip organize edecek ve müze için eser alımını gerçekleştirecek bir çeşit araştırma enstitüsü oluşturulması ve müze ile işbirliği içinde çalışması gerektiği belirtilmiştir.

14. “Yakında Yeni İrfan Müesseseleri İnşa Edilecek”, Son Posta, 8 Şubat 1933.

15. Cumhuriyet, 11 Şubat 1933.

16. Cumhuriyet, 11 Şubat 1933.

17. Egli, 1933 yılının Ocak ve Mart ayları arasında kütüphane ve müze yapılarını araştırmak üzere Avusturya, Almanya ve İsviçre’yi içeren bir Avrupa gezisine gönderilmiştir. Egli bu gezide Viyana, Berlin, Köln, Frankfurt, Bern ve Cenevre kentlerini ziyaret etmiş ve bilim kurumları ile kütüphaneleri incelemiştir. Nicolai, 2011, s.60. Egli, 2013, s.52.

18. Cumhuriyet gazetesinin haberinde Egli’nin bu seyahatinde pek çok uluslararası yarışma kazanmış bir mimarla görüş alışverişi yapacağını yazmaktadır. Egli, bu kişinin Berlin’de tanıştığı Hans Poelzig olduğunu belirtir. Egli, 2013, s.87.

19. Akademik birimlerin bilgi üretim merkezi içinde konumlandırılmasını, o dönemin ideolojik yaklaşımı bağlamında değerlendirmek doğru olur. Farklı alanlara yoğunlaşan tüm akademik birimlerin bir çatı altında toplanmak istenmesi milli kimlik tanımının oluşturulmasında katkı sağlayacak olsa da, böyle bir kurum Cumhuriyet’in daha sonraki evrelerinde yapılmamıştır.

20. Hitit Medeniyeti’nin başkenti olan Boğazköy’de yer alan Yazılıkaya Tapınağı ilk defa Fransız gezgin Charles Texier tarafından 1834 yılında keşfedilmiştir.

21. 1932 yılında Edirne’deki yanık kışla binasının hapishaneye çevrilme işinin Egli’ye verilmesi hususunda yapılan yazışmada Egli için “ihtisası malum” ifadesi kullanılmıştır. TC Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi. 0.30.18. 01.02.32.76.4. 18 Aralık 1932. Benzer şekilde yine 1932 yılında Yüksek Ziraat ve Baytar Mektepleri için yapılacak bina projeleri Egli’ye verilmiş; Egli hakkında “bilgisi tanınmış ve denenmiş” ifadeleri kullanılmıştır. TC Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi. 0.30.18. 01.02.31.68.6. 26 Ekim 1932.

22. Atagök, Tomur, 2002, “Müzelerin Anlaşılır Kılınması, İç Mekan ve Sergi Tasarımları”, Mimarist, sayı:4, s.57.

23. Müzeciliğin doğuşu ile ilgili bilgi için, bknz. Bennett, Tony, 1995, The Birth of the Museum: History, Theory and Politics, Routledge, London and New York. Müze mimarisi hakkında genel bilgi için, bknz. Atagök, Tomur, 1992, “Müze Tipolojisinin Gelişimi”, Tasarım, sayı:30, ss.116-121.

24. Ünsal, Behçet, 1973, “Mimarlığımız 1923-50”, Mimarlık, sayı:112, s.38.

25. Atalay-Franck, Oya, 2010, “Bir Modernlik Arayışı: Ernst Egli ve Türkiye (1927-1940)”, 2000’den Kesitler II: Cumhuriyet’in Zamanları / Mekanları / İnsanları, Doktora Araştırmaları Sempozyumu, Bildiriler, (ed.) Elvan Altan Ergut, Bilge İmamoğlu, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve Dipnot Yayınları, Ankara, s.256.

26. Havuzlu dikdörtgen avlu etrafında yer alan kütle fikri Egli’nin Musiki Muallim Mektebi (1927-29) yapısında da görülmektedir.

27. Aslanoğlu, İnci, 1984, “Ernst A. Egli, Mimar, Eğitimci, Kent Plancısı”, Mimarlık, sayı:210, s.16.

28. Kuban, Doğan, 2012, Çağlar Boyunca Türkiye Sanatının Anahatları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, s.27. “Bit-Hilani” konusunda detaylı bilgi için, bknz. Naumann, Rudolf, 1985, Eski Anadolu Mimarlığı, (çev.) Beral Madra, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

29. Naumann, Rudolf, 1941/42, "Hitit Mimarisi", Arkitekt, sayı:11-12 (131-132), s. 271.

30. 1910’larda Tel Halaf’ta yapılan kazı çalışmalarından sonra Felix Langenegger’in 1922’de yaptığı rekonstrüksiyon için bknz, Von Oppenheim, Max Freiherr, 1950, Tell Halaf (Zweiter Band): Die Bauwerke, Walter de Gruyter, Berlin, s.23.

31. Bu projenin hayata geçirilememesinin nedenleri yazarın doktora tezinde detaylı biçimde tartışılmıştır. 

32. Cumhuriyet, 11 Şubat 1933.

33. Atalay Franck, 2010, s.257.

34. Nicolai, 2011, ss.49-50.

35. Atalay Franck, 2010, s.257.

36. Egli, 2013, s.51.

Bu icerik 1233 defa görüntülenmiştir.