MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Sermayenin Sosyo-Kültürel Dışavurum Aracı ve Reklam Panosu Olarak “AKM”

Tuğba Erdil Polat, Yrd. Doç. Dr., Haliç Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Bilindiği gibi oldukça uzun bir süredir, AKM binası, kent yaşamından giderek soyutlandığı tartışmalı süreçleriyle birlikte sanat ve mimarlık çevrelerinin gündeminde yer almakta. AKM’nin bir anlamda kentsel deneyimin dışına itildiği bu sürecin ilk olarak 2005 yılında dönemin Kültür Bakanlığı tarafından ömrünü tamamladığı gerekçesiyle yıkımının istenmesiyle başlamış olduğu söylenebilir. Bu dönemde AKM ile ilgili olarak başlayan “korunması gerekli kültür varlığı” tartışmaları, sanat ve mimarlık çevreleri ile sivil inisiyatiflerin de kararlı çalışmaları sonucu, 2007 yılında AKM’nin kültür varlığı olarak tescillenmesiyle sonuçlanmış ve AKM’nin yıkım tartışmaları böylelikle son bulmuştu. Ancak bu defa da 2008 yılında yenileme çalışmalarıyla gündeme gelen yapı, o günden bu güne, kapılarını sanatseverlere kapatmış durumda. Bu güne dek sözkonusu yenileme çalışmalarının, elbette yeniden çeşitli tartışmalara yol açan bürokratik süreçlerle birlikte tamamlanmaktan çok uzak olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu süreçte, zaten uzunca bir süredir, AKM’yi kapıları kapalı, ışıkları sönük, kentin en ikonik meydanlarından birini sessizce izleyen hayalî varlığıyla görmekteydik. AKM’nin kentsel bir dekora indirgenmiş bu hali, yaşadığı bu tecridin içerisindeyken bile, modernist cephesinden gelen ince mesajlarını, yansıttığı anlatılar bütünü ve tarihle birlikte hâlâ bünyesinde barındırdığını düşündürmekteydi. Ancak bu gün AKM’nin önünden geçtiğiniz zaman sizi karşılayan manzara ne modernizmin geometrisi, ne de korunmayı bekleyen tarihî bir kültür mirasının cephesinden yansıyan tarih değil, devasa bir reklam afişi olacaktır. (Resim 1) AKM’nin boydan boya reklam afişiyle kaplandığına ilişkin haberlerle, bu bağlamda mesleki çevrelerde zaten uzun süredir süregelen tartışmalara, bu defa yepyeni bir boyut eklemiş gibi görünüyor.

Esasen kültür varlıklarının kütlesel estetiğine yönelik bu uygulamanın bir ilk olmadığını belirtmek gerekir. Yapıların cephesine ve dolayısıyla kent mekânına yönelik benzer bir uygulama, daha önce de Narmanlı Han’ın cephesinin boydan boya reklam afişiyle kaplanmasıyla birlikte gündeme gelmişti. Ancak Narmanlı Han’da, gerek sanat ve mimarlık çevrelerinin, gerekse sivil inisiyatiflerin yoğun tepkisiyle başlayan çeşitli girişimler ve imza kampanyaları olumlu sonuç vermiş, reklam sahibi firma, restorasyon sürecindeki yapının cephesindeki reklamı geri çekme kararı almıştı. (Resim 2)

Kültür varlıklarının, örneğin AKM gibi 1. dereceden koruma altına alınmış bir yapının cephesinde gördüğümüz bu müdahale, bir anlamda postmodern sermayenin, her türlü kentsel alanı ticari bir temsil düzlemi olarak gördüğü çağın iletişim dinamiklerini açıklaması bakımından, araştırmacılara çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir. Bu örnek kapsamında AKM’nin, pasif bir kentsel dekordan reklam afişine dönüşen imgesi, temel motivasyonu tüketim olan sermaye çağının kültürel eğilimleri gereği, zamanı, mekânı, kültürü ve kültürün yapıtaşlarını oluşturan anlatıların tümünü hızla metalaşmaya zorlayan bir iletişim biçimini gözler önüne sermektedir. Tüketim kültürünün meşrulaştığı bir zemin olarak reklama dayalı iletişim biçimi, mesajını açık, net ve son derece yüksek tonlu bir sesle açıkça sergilemekteyken, AKM’nin cephesinden okunabilecek, modernizmin tüm estetik birikimi de, bu reklam afişinin yüksek sesi altında adeta boğulup gitmektedir. (Resim 3)

Öncelikle boğulup giden bu sese yeniden kulak verdiğimizde, AKM’nin mimari estetiğin yarattığı iletişim düzleminde, topluma yansıttığı mesajların, aslında onun ihtiva ettiği bir üst anlatılar bütününü okumak mümkündür. Bu anlatılar bütünü, Türk modernizminden motivasyon alarak, Mimar Hayati Tabanlıoğlu’nun elinden çıktığı ve günümüze ulaştığı haliyle, tam anlamıyla dönemin estetik yaklaşımıyla yoğurulmuş, modernist bir cephe estetiğini yansıtmaktadır. (Resim 4)

Bu noktada AKM’yi, bir “yapı” olmanın ötesinde aslında toplumsal düzlemde neyi ifade ettiği bağlamında okumak gerekmektedir. Bu okumada, Henri Lefebvre’in, mekânın toplumsal üretimine dayanan “The Production of Space” kavramsal çerçevede(1) kurduğu ilkeler bütünü, bizlere yol gösterir niteliktedir. Lefebvre mekân kavramını, üretim ilişkilerini ve iletişim biçimlerinin toplumsalın yansımalarını içeren sosyal bir kavram olarak ele almaktadır. Buna göre bir bina da, sadece mimarın elinden çıkan fiziksel verilere sahip bir “yapı” değil, aynı zamanda toplumsal bir üründür ve mekâna karşı yapılan her tülü müdahale, kendi mekân üretimine bağlı olarak kendi iletişim biçimini, kendi estetik kodlarıyla kitlelere yansıtmaktadır. Bu bağlamda görülebilir ki AKM, kentin bir yakasının en büyük ve tek opera binası olmanın yanı sıra, modernizmin toplumu dönüştürme idealinden gelen motivasyonun mekânsal ölçekte ifadelendirilmesi olarak okunmalıdır. Bu motivasyon, dönemin estetik kültürü altında yansıyan akılcı geometri, her türlü süslemeden ve tarihsel atıftan arındırılmış cephesiyle modernizmin kendine özgü, yalın ancak iddialı mesajlarını taşıyan bir estetik dildir aynı zamanda. Bu estetik dilde, topluma dair bir ideali, bir çeşit kentlilik kültürünü; yani düşünselleştirilmiş, derinlikli bir kültüre dahil edilmiş toplumsal ideali yansıtan bir anlamlar bütününü okumak mümkündür. Bütün bunlar, bir bakıma dönemin ihtiva ettiği modernizm anlatısının bir ürünüdür. Bu anlatı ise, postmodern eğilimlerle birlikte yerle bir olan bütün diğer üst anlatılar gibi, parçalanıp bölünmekte ve sermayenin elinin ulaşabildiği bütün değerlerde olduğu gibi, en kısa yoldan metalaştırılmaktadır.

Postmodern kültürün üst-anlatılara, daha basit anlamda şeylerin “anlamına” yönelik giriştiği bu yıkımı, en açık biçimiyle, postmodern kültürün gelişimine karşı çarpıcı eleştiriler geliştirmiş olan Jean François Lyotard’ın “üst anlatıların yıkımı” olarak adlandırdığı girişim bağlamında ele almak mümkündür.(2) Lyotard, Postmodern Durum adlı eserinde, bilimsel bilginin ve üst anlatıların sorgulanmaya başlandığı postmodern kültür içerisinde, kavramların içinin boşaltılarak hızla alınır-satılır düzeydeki metalaşma süreçlerini, “üst anlatıların yıkım çağı” olarak adlandırmaktadır. Kitlelere ortak bir ideal vererek onları birarada tutan üst anlatılara olan güvenin ve itibarın yitimiyle birlikte, kültürel kimliğin muğlaklaşması ve kültürün paradokslarla ve yanıtsız sorularla karşılaşması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda bilimin ve sanatın, rasyonalizmden gelen kendi örgütleyici gücü zayıflamaya başlayacaktır. Kavramların anlamına ve bilimsel bilgiye yönelik bu yıkım çağında, politik ya da ekonomik bir çeşit faydacılık tehlikesinin de, hızla derinliksizleşen kültürün beraberinde geldiği söylenebilir. Bu durumda amaç artık “hakikat” değil, “işlersellik” dir. Böylece artık araştırmaların ya da bilimsel sonucun doğru olup olmadığı değil “iş görüp görmediği”, ticari açıdan bakıldığında “talep görüp görmediği” dir.

Mimariyi bir dışavurum aracı olarak gören postmodern kültürün kurduğu, tüketime yönelik basit ve reklamcı iletişim dili ise, kendisi dışındaki adalet ya da otorite ilkelerinin hiçbirine başvurmamaktadır. Bu durum aynı zamanda kültürün ekonomik açıdan araçsallaştırılması olarak yorumlanabilir. Faydacılığa dayalı bu kültürel araçsallaşma da, kar vadeden her türlü mekânsal veya kentsel “imkânın” bir tüketim alanına dönüşmesinin yolunu açar. Yani sözkonusu olan şey, mimarinin veya kentsel müdahalelerin doğru olup olmadığı değil, para kazandırıp kazandırmadığıdır. Bu bağlamda sermaye de, gerek kültürel mirası, gerekse kent mekanını, satılır / alınır bir rant aracına dönüştürmüştür. Bu açıdan bakıldığında AKM, kütlesel estetiği tamamen yok edilen bir dikdörtgensel prizma halinde, vermek istediği hiçbir estetik mesajı ve geometrisinden gelen hazzı karşıya yansıtamayan bir “reklam panosu” olarak okunabilir hale gelmiştir. Bu okuma, postmodern kültürün, kendisini sosyal ve ekonomik açılardan dışavurduğu en çarpıcı iletişim biçimini, gözler önüne sermektedir.

NOTLAR

1. Lyotard, Jean François,1990, Postmodern Durum, (çev.) Ahmet Çiğdem, Arı Yayınları, İstanbul.

2. Lefebvre, Henri, 1991, The Production of Space, (çev.) Donald Nicholson-Smith, Wiley-Blackwell, Oxford.

 

Bu icerik 1026 defa görüntülenmiştir.