MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MESLEK ETİĞİ

Kentsel Tasarım Yarışmalarında Etik Sorunu

Sertaç Erten, Dr., Şehir Plancısı-Kentsel Tasarımcı
Özge Ejder, Yrd. Doç. Dr., MSGSÜ Felsefe Bölümü
Devrim Çimen, Dr., Mimar-Kentsel Tasarımcı

Mesleki etik tartışmalarının kentsel tasarım yarışmalarında görünür olduğu süreçleri ele alan yazarlar, “kamu yararı” kavramının “şehir hakkı”na evrildiğini belirtiyor ve “yarışmalarda günyüzüne çıkan pratiğe içkin sorunsallara ilişkin eleştirel bir tartışma zemini” sunuyorlar.

Kentsel mekânın yeniden ya da dönüşerek üretimi konusunda bir etkinlik alanı olan kentsel tasarım, insanların fiziki çevresine dair söylem ve eylemler üretilmesi noktasında kararlar almakta ve belirleyici olmaktadır. Bu etkinlik, tek yapı veya tek arsa ölçeğinde değil, daha geniş yapılı veya doğal çevreleri içine almakta ve daha çok toplumsal yaşamı ve onun fiziki mekândaki geleceğini ilgilendirmektedir. Kentsel tasarımı bir meslek yerine meslekler arası bilgiyle üretilen sosyo-mekânsal bir ilişkiler zemini olarak tarif ettiğimizde, toplumsal hayatın sürdüğü fiziki mekânın üretim süreçlerinin etik ile kurduğu ilişkinin bize önemli ve görece bakir bir tartışma alanı açtığı aşikârdır.

Kentsel tasarım söyleminin kurulmaya başlandığı 1950’li yıllardan itibaren temelde üç disiplin öngörülmüş ve ağırlıkları değişse de bu bakış neredeyse hiç sarsılmadan günümüze kadar gelmiştir. Mimarlık disiplini içinde yapılan mesleki etik tartışmalarında, etik zemin genellikle mimari tasarım ve performanstaki minimum standartların yerine getirilip getirilmediği sorusu etrafında şekillenmektedir.(1) Massimiliano Fuksas 2000 yılındaki 7. Venedik Bienali’nin temasını “Less Aesthetics, More Ethics” olarak belirlerken, yeni bin yılda fikirsel etkinliklerin, mimarlığın estetik kaygılarından ziyade kente çevrilmesi gerektiğini vurgular. Fuksas’a göre yoksulluk, kirlilik, göç gibi kentsel problemler, mimarın bir mekânsal çözüm üretirken yeni gerçekleri olmalıdır. Bu bağlamda Sulukule yıkılırken, Tarlabaşı el ve çehre değiştirirken, yerine geleni güzellik, işlevsellik ve sağlamlık üzerinden okumak artık anlamsızlaşmıştır.

Planlama mesleğinde ise etik değerler uzunca bir süre “kamu yararı” paydasında vücut bulduysa da artık bugün “şehir hakkı”ndan söz edilmektedir. Çünkü modernist kapsamlı planlamanın nötr ve genel-geçer değerler sistemi ve kamuyla özelin kesin ayrımı artık ortadan kalkmış veya bu ilişki girift bir hal almış, muğlaklaşmıştır. Artık farklı grupların ya da bireylerin kazandığı veya kaybettiği siyasi süreçler planlamaya hâkim olmuştur.(2) Şehir hakkı en temelinde şehrin barındırdığı kaynaklara bireysel veya kolektif erişim hakkından çok daha öte bir şeydir: Şehri kolektif bir güç olarak yeniden icat etme ve kentleşme süreçlerine dahil olmaktır.(3) Dolayısıyla planlama etiği, şehir hakkının Lefebvre’nin tanımıyla “hemşehri”lerin elinden kayıp gittiği süreçlerde, yani mekânın salt “kullanılabilir boşluk” olarak kavramsallaştırıldığı iktidar bakış açılarında vücut bulmaktadır.(4)

Peyzaj alanında da, yaklaşık yüzyıllık bir meslek geçmişinde, estetik bir dünya vaat eden “güzelleştirme” hareketinden işlevselci ve çevreci bir şehircilik çerçevesine evrilme gerçekleşmiştir. Özellikle 2000’lerin başında ortaya çıkan peyzaj şehirciliği paradigması, kentleri planlamanın en iyi yolunun binaları ve sokakları düzenlemek değil, kent peyzajlarını tasarlamak olduğunu ilan etmiştir.(5) Kısaca bugüne geldiğimizde, üç meslek de “şehir” üzerine daha çok söz, üretim yapmaya ve dolayısıyla etik alanının sorunsallaştırmalarının da daha fazla muhatabı olmaya başlamışlardır.

Öte yandan kentsel mekânın üretimi yaşadığımız coğrafyada şeffaflıktan yoksun ve katılımcılıktan uzak süregelmiştir ve böyle devam etmektedir. Özellikle son 20 yılda bu üretimin ekonomik büyümenin temel dinamosu haline gelmesiyle ölçeği devleşmiş, kentsel mekânın değişim hızından ve biçiminden olumsuz etkilenen nüfus artmıştır. Çoğu zaman değişmeye zorlanan alanlar köhnemiş, biçimsel olarak çirkinleşmiş ve eskimiş olarak değerlendirilirken, yerine gelen ise modern, güzel ve bakımlıdır. Şu açıktır ki konuyu özellikle tarihî kent merkezlerindeki dönüşümler açısından sadece biçimsel anlamda tartışmamız mümkün değildir. Ali Sami Yen Stadı’nın kamusal bir spor aktivitesi ve sonrasında deprem toplanma alanı işlevinden arındırılıp özel mülkiyete hizmet eden konut alanına dönüştürülmesi sadece yeni yapıların mimari formları / biçimleri üzerinden tartışılmamalıdır. Aynı şekilde Haliç’te yer alan tersanelerin kapalı kapılar ardında ve kentte yaşayanlarla paylaşılmadan turizm alanına dönüşümü projesi olan Haliçport’un, çoğu mimari ofis için bir “kentsel tasarım işi” olarak görülmesi de başlı başına bir etik sorundur.

Peki, pratikte kentsel mekân üretim süreçleri böyle seyrederken görece teorik bir düzlem olan kentsel tasarım yarışmalarında durum nedir?

Yarışma süreçleri fikir üretimi çoğunlukla kuramsal düzlemde sürdürülür ve genelde alana önemli katkılar sunma potansiyeli taşır ancak pratik alandakine benzer bir seyir gösterdiği iddia edilebilir. Yarışma süreçlerinde gerek kuramsal gerek pratik düzlemde karşımıza çıkan iki önemli başlık etik ve estetiktir. Süreçlere bütünüyle içkin olmakla birlikte dışsallaştırılmaları eğiliminden söz edilebilir. Kentsel tasarım ve ilgili alanlarda iş gören kavramların neler olduğunu, bu kavramlarla ilişkide kentsel üretime dair yargının nasıl kurulduğu üzerinden bu üretimin etik ve estetik değerlerle ilişkisi ya da mesafesini tartışmak gerektir. Kentsel tasarıma yönelik sorulabilecek ilk soru etik ve estetik değerlere zorunlu olarak temas etmez; Bu tasarım doğru bir tasarım mıdır? Bununla kabaca kastedilen, tasarımın mekânsal bir üretimi mümkün kılan ampirik bilgiler yoluyla üretilip üretilmediğidir. Tasarımın gerçekleşmesi durumunda kentsel bir kurgudan veya strüktürden beklenecek asgari şartları karşılayıp karşılamayacağı üzerinden bir tasarımın doğru ya da yanlış olduğu söylenebilir. Buradaki doğru ve yanlış pratik alanı değil teorik alanı ilgilendiren kavramlardır. Teorik alanda sarf edildiklerinde bir evrensellik ve nesnelliğe işaret ederler. Ancak belirli tekil bir nesneye bakıp o tekili tümel bir kavramın altına getirmek yoluyla kurduğumuz yargılarda doğru ve yanlış kadar sık telaffuz ettiğimiz diğer bir kavram ikiliği iyi ve kötüdür.

“Bu tasarım insan için iyi midir?” sorusuna cevaben işletilen iyi ya da kötü kavramları nesnenin pratik alanda sorgulanmasında düşünülür olur. Bir tasarıma iyi ya da kötü derken aslında onun hem akla yatkın hem de değişen fiziki, insani, tarihsel koşullara hipotetik uyumuna dair yargıda bulunuruz ki bunun için nesnemizi, insanın karşısında değil, onunla ilişkide konumlandırmamız gerekir. Bu türden yargılar nesnel olmamakla birlikte nesnelliklerinin koşulları sorgulanır, tartışılır, aranır olur. Doğası gereği iyiyi aradığı söylenegelmiş insan için bu arayışı umursamamak insani bir tercih olmaz. Bu şu demektir: Pratik alan daha çok öznel yargılar alanıdır, ancak insan olmanın bize yüklediği bir sorumlulukla onlara evrensellik kazandırmaya gayret ederiz ve böylece hem yargıda bulunan olarak özne hem de yargıda bulunulan nesne soyut bir teorik zeminde karşı karşıya gelmek yerine iç içelikte, ilişkisellikte anlaşılmış olur. Son olarak, “Bu tasarım güzel midir?” diye de sorarız ki bu sorunun cevabının ilk ikisinden daha öznel bir yargı içermesi muhtemeldir. Diğer bir deyişle bu üç soruya yönelik olarak ortaya koyduğumuz yargılar kesinlik, evrensellik ve nesnellik dereceleri bakımından karşımıza bir hiyerarşi çıkarır görünmektedirler. Her ne kadar bu hiyerarşi meşru temeller üzerine kuruluymuş gibi görünse de sıklıkla atlanan nokta bir tasarımın doğru, iyi ve güzel olması olanağıdır ki tasarım pratiğinin amacı bu yargılardan herhangi biri bakımından değil, hepsi bakımından nesnesine yaklaşmaktır. Kentsel tasarım açısından tasarım nesnesiyle karşılanan şey mimari tasarım nesnesi türünden içine kapalı bir entite olmayıp, mekâna, zamana, ilişkilere yayıldığından, özellikle ikinci ve üçüncü türden yargılarımızın mekânı mekânsallığa, zamanı zamansallığa, ilişkileri ilişkiselliğe yayarak düşünülür ve tartışılır olması gerekmektedir. Burada kasıt belirli bir zamanda, belirli bir mekânda, belirli birilerinin kullanımına yönelik gerçekleştirilmiş, belirli bir nesnenin tasarımı olmadıklarının altını çizmektir. Kentsel tasarım dediğimizde bütün bu kavramları kategorik değil açık uçlu ve varoluşsal düşünmemiz gerekir ki bu etik ve estetiği, kentsel tasarıma içkin her bir pratik için olduğundan daha sorunlu bir yere yerleştirir.

Kentsel tasarım ifadesiyle tariflenen etkinlik bu hızda anlam ve içerik değiştirirken, bu etkinliğe bir çerçeve, sınır, kriter getirmesini umduğumuz etik anlayışın da bu değişim ve dönüşümü kavrayabilir türden olması gerekmektedir. Etik ile kastedilen bir dizi ahlaki kural, yasa, norm vesaire değil, aksine tüm bunların sorgulanırlığıdır. Bu sebepledir ki bu türden bir eylemin, pratiğin kendisini bağlam ve koşullarından soyutlamadan, bağlamını ve koşullarını sorgulaması bir sorumluluk olmak bakımından etiği ilgilendirir.

Diğer bir deyişle tasarımcının sorumluluğu, hali hazırda bir belirsizlik arz eden kentsel tasarım sözkonusu olduğunda, belirlenmeye çalışıldığında aşağıda üzerinden geçilecek olan başlıklarda ortaya çıkan bir takım sorunlar, basit bir sorumsuzluğa indirgenemeyecektir. Tam da bu sebeple, meslek etiğinin neyin ne olduğunu buyuran ödev ahlakı yerine, aktif bir eleştirel sorgulamayı geçirmek kaçınılmazdır.

Bu, yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle çağdaş etik ve estetik kuramlarının öne çıkardığı öznelerarasılık, sorumluluk, insan sonluluğu, öteki, dil, egemenlik, fark türünden kavramları ister istemez kentsel tasarımcının kavramsal araç çantasına iliştirmektedir. 21. yüzyılda disiplinleri ve etkinlik alanlarını birbirinden ayırmanın gittikçe güçleştiği gözönüne alındığında kentsel tasarımın bu disiplinlerin sınırlarını ihlale açan yaklaşımının meşruluğu tartışmasızdır. Ancak bu meşruiyet kent kültürüne, kent ve çevre hakkı nosyonuna, yukarıda anılan kavramlar bakımından ve ilişkisel estetiğin, kaynağını sokakta, gündeliklikte gerçekleşen karşılaşmalar üzerinden ortaya çıkan duygulanımlarda bulan, hayatı, sokağı, bedensel etkileşim ya da karşılaşmaları olumlayan bir Spinozist tavır ortaklığında temellenebilir.(6) İlişkiselliği sanatsal pratiklerin referansına dönüştürmüş bir kuramcı olan Nicolas Bourriaud’ya göre, estetik üretim bir gündelikliği, kenti, zamanı ve mekânı paylaşan bedenlerin karşılaşmaları ve aralarındaki etkileşim yoluyla yüklenir, sanat eleştirel, bilişsel ve estetik olanı biraraya getiren bağlamlarda bir tavır alabilmesi bakımından kentsel tasarıma örnek teşkil edebilir.(7) Zira bu tavır etik sorumluluğu tam da estetik olan vasıtasıyla ifade eder.

Kentsel tasarım yarışması özelinde etik konusunu tartışırken, altı farklı aktör veya süreçten ve aralarındaki ilişkiselliklerden bahsedebiliriz: İdare, jüri, doküman, ürün, değerlendirme ve tartışma. İdarenin niyeti, jürinin genel çerçeveyi tanımlayan dokümanları üretmesi, yarışmacıların bu dokümanları referans alarak ürünler ortaya koyması, ürünlerin jüri tarafından değerlendirilmesi ve nihayetinde sürecin tüm tarafların katılımıyla tartışmaya açıldığı kolokyum, doğruluk / iyilik gibi kodlamaları yapmak için gri alanlar ortaya çıkarır. Yarışmada jüri, neyin doğru neyin yanlış veya neyin iyi neyin kötü olduğuna dair değerlendirilmelerde bulunur. Etik tartışmalarının kentsel tasarım yarışmalarında görünür olduğu alanlar ve süreçleri aşağıda sıraladığımız dokuz madde üzerinden okuyabiliriz.

1. ARAÇSALLAŞAN YARIŞMALAR

Kant, her bir insan edimi için pratik bir buyruk olarak “her defasında insanlığa, kendi kişinde olduğu kadar başka herkesin kişisinde de, sırf araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde eylemde bulun” demektedir.(8) En başta yarışmanın bir yöntem olarak kendine içkin etik avantajları ya da etik sorunlardan azade olup olamayacağının sorgulanması gerekebilir. Çünkü yarışma araçsallaştırmanın meşruiyet zeminini oluşturan bir yöntemsel düzeneğe sahiptir ve kimi zaman kentsel mekân üretim süreçlerine dair şeffaflık, katılım, anonimlik gibi değerleri örten bir yapısı vardır. Dolayısıyla, yarışmalar yoluyla bir meşruiyet zemini inşa etmek ve yarışma yöntemini bugüne değin oluşturduğu kültürel arkaplanı da arkasına alarak bu amaç için araçsallaştırmak etik bir sorundur. Bu duruma örnek olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı eğitim kampüsleri yarışması ve Çamlıca Camisi Yarışması’nı göstermek mümkündür. İlk örnekte, ülkedeki tüm yarışmacılar 10.000 öğrencilik dev yerleşkeler tasarlamak üzere seferber oldu.(9) İkinci örnekte ise, yarışma şartnamesine “Osmanlı-Türk mimari üslubunu yansıtacak” ibaresi eklenerek, etik ve estetik anlamda değerlendirilemeyecek önden bir beğeni ve estetik kabul inşa edildi.(10) Proje alanı yakın çevresinde neredeyse hiç nüfus barındırmayan bir noktada seçildi ve kentsel donatıların anlamını bozan bir kentsel müdahale gündeme geldi. Yarışmaya katılmak yönünde karar veren mimarlar da bu etik dışı duruma olumsuz bir pozisyondan müdahil oldular.

2. YASADIŞI DÜZLEMLER

Herhangi bir uygulama, talep ya da edim yasadışı ise onu ayrıca etik açıdan tartışmak çok anlamlı değildir, zira bir yasa tanımı gereği adildir. Bununla birlikte yasanın adil olma durumu değişen tarihsel, sosyal, toplumsal, kültürel koşullarda mutlak olarak korunamayabilir. Bu durumda yasaya sorgulamadan biat etmek değil, onu eleştirmek sorumluluğun gereğidir. Yasanın kendisini sorgulamanın yolu kentsel tasarım gibi birden fazla yasayla çevrelenmiş pratiğin biraraya geldiği durumda, onu yok saymak ya da çiğnemekten geçmez. Kamusal alan tam da tasarım alanına özel türden bilgi işletilerek ve gündeliklikte herkes için apaçık olmayabilecek olanaklar tasarım yoluyla görünür kılınarak şekillendirilir. Bu şu demektir: Yasal olan zorunlu olarak adil değildir, ancak bunun böyle olduğunu göstermenin yollarının da yasal olması tercih edilir. Bu yasal çerçevede kalarak da yasadan kaynaklanan sıkıntılar görünür kılınabilir. Bu bağlamda yönetmeliklere aykırı açılan, meslek odalarının onaylamadığı yarışmaya giren tasarımcı ekiplerin etik sorumluluğu kadar, yasal zemini olmadan birincilik ödülü vermemeye kendini yetkili gören jüri kompozisyonları da etik sorgulamaların muhataplarıdırlar. Aynı şekilde, yarışmalarda müellif seçme zorunluluğunu ortadan kaldırma amaçlı “eşdeğer ödül” uygulaması da ayrı bir etik soruna işaret etmektedir.

3. MÜTEVAZI OLANIN YERİNE FANTEZİ MEKÂN VE GÖSTERİŞ

Estetik alanı tartışmanın odağı dışına atsak da, kentsel tasarımda estetik kaygıların baskınlaştığı proje süreçleri bizi “estetiğin etiği” alanına sürükler. Proje estetiği, yaşam gerçekleri ve bilgisi üstüne çıktığı zaman gösteriş başlar. Mekân organizasyonunda içerikten ziyade görüntü, atmosfer, imaj ve cazibe önplana çıkıyorsa, etik sorgulamalar başlamalıdır. Fantezi mekân ve gösteriş, daha şartname aşamasında başlamaktadır. Kentsel tasarım projelerinden beklenenler arasında “kentin simgesi” olacak yapı gruplarından, “cazibe merkezi” olması beklenen açık alan düzenlemelerinden sıklıkla bahsedilmektedir. Bu anlamıyla mimari yarışma projelerinde de sıklıkla tartışılan içerik ve form ilişkiselliği görece daha rasyonel ve karmaşık ilişkilerin çözümünü arayan kentsel tasarımda da karşımıza çıkmakta ve değerlendirme süreçlerinde içerik biçimin ve formun gerisine düşmeye başlamaktadır. Bu anlamıyla jüriler kimi zaman projelerdeki ilişkisel karmaşaya çözüm önerileri yerine tüm taraflarca daha kolay satın alınabilir olan form ve biçimler üzerinden bir okumaya girişirler.

4. MEKÂNSAL DÜRÜSTLÜĞÜN ÇÖKÜŞÜ

Üstteki cümlenin bıraktığı yerden devam edecek olursak, biçim ve form lehine yalan söylemek kentsel tasarımı erdemsiz kılar. Tasarımcı, proje alanının fiziki gerçeklerini çarpıtır ve yarışma değerlendirmesini yanıltırsa etik problemlerden bahsedilebilir. Yarışmalarda en çok karşılaşılan mekânsal yalanlar, proje alanına ait topografik verilerle uyuşmayan mekânsal çözümler üretmek şeklinde gerçekleşir. Önemli olan, bütüne ait resimdir ve resmin estetiğini bozacak her şey ayrıntıdır ve görmezden gelinebilir. Örneğin, % 50 eğimli arazilere büyük göletler çizilebilir. Tasarım görselleştirmede teknolojik imkânlar arttıkça, yalan söylemek rahat hale gelmekte ve sıradanlaşmaktadır. Bir diğer etik tartışma konusu ise yarışmacının ürününü değerlendirmesi gereken jürinin gözlükleridir. Mekânsal yalanların tahlili, proje için güzellik ve doğruluk / iyilik saptamaları yapacak olan kişileri takdiriyle ilişkilidir.

5. GİZEMLİ KAVRAM BULUTLARI

Yukarıda tartıştığımız form ve biçimin kolay satın alınabilirliği bazı kavramlar için de geçerlidir. Yarışmalarda bu kavramlar kendilerini üreten zihinsel arkaplanda yaratılan kısa devreler sonucunda bağlamından koparılmakta, birer etikete indirgenmektedirler. Bu tür bir kısa devre çoklukla teorik düzlemde iş gören yarışmalar açısından kendi varoluşunun altını oyan bir yaklaşımın en net ifadesidir. Biyotop, kentsel bağ, bağ doku, izotop, ekoloji, sürdürülebilirlik gibi kavramlar yarışma projeleri paftalarında çok rastladığımız, çoğu zaman büyük puntolarla yazılmış gizemli tanımlamalardır ve genellikle kavramların soyut düzlemde taşıdıkları anlam bulutunun ganimetlerinden faydalanmak üzere orada bulundurulmaktadırlar.

6. MEKÂNSAL ADALETİN YOKLUĞU VE KATILIMSIZLIK

Kentsel tasarımda bilginin erdemi, farklı bilgiler arasında köprü kurmasında saklıdır.(11) Bu köprü, farklı tasarımcı kimlikli meslekler arası olduğu kadar, profesyonel olmayan insanlarla, yani tasarıma konu olan alanda yaşayanların deneyim ve beklentilerine dair bilgileri de içine alır. Yarışmanın proje üretim süreçleri arasında en adil ve en şeffaf olduğu varsayımı bu noktada zayıf kalmaktadır. Katılımın toplumsal katmanlar arasında belli zümreye açık olması, bu konuyu etik açısından tartışılabilir bir alana çekmektedir. Mimari yarışmalarda bu konu belki daha önemsiz bir konudur. Fakat toplumun gelecekteki yaşam mekânlarını ve yaşam biçimlerini sistem olarak etkileyen kentsel tasarımda, sadece teknokratik bir şeffaflık kentsel tasarım yarışmalarının kendini etkisizleştirmesinin de zeminini kurmaktadır.

7. BAĞLAM BAĞIMSIZLIK

Kentsel tasarımda mimari tasarımdan farklı olarak “bağlam” en önemli bileşendir. Üretilen projenin çevresiyle kurduğu hem mekânsal hem de sosyal ilişkiler, bağlamı güçlü kılar ve tasarımı “kentsel” yapar. Her kentin kendine has mekânsal organizasyonu, ölçeği, omurgası ve yaşamı vardır. Mekâna herhangi bir yer gibi davranmak, kentsel tasarımı soyut mekânda hareket eden, kenti bir tuval gibi kullanan bir araç konumuna düşürür. Küçük veya orta ölçekli bir Anadolu kentinde yaya ve yeşil sürekliliği kavramı ardına saklanarak yolları yer altına almak, Taksim “yayalaştırma projesi” bakış açısının sakatlıklarıyla aynı paralelliktedir. Örneğin, 2010 yılında düzenlenen Edirne Selimiye Camii ve Çevresi Kentsel Tasarım Yarışması kolokyumunda “yolun yer altına alınması” ekseninde önemli bir tartışma yaşanmıştır. Edirne ölçeğindeki bir kentte, anıt yapıları tamamen trafikten arındırılmış bir alanda tek bir yaya düzleminde buluşturmak amacıyla kent içi ana araç trafiğini arkeolojik kalıntıları da olan bir coğrafyada yer altına almak, tasarımcıyı araç ve yaya birlikteliğinin kurgulanabilirliği sorusundan kurtaran ve biçimsel olarak konforlu bir alana çeken tasarım kararıdır.

8. YEŞİLLEME (GREENWASHING)

Yeşil tasarım ve sürdürülebilirlik özellikle mimaride 21. yüzyılda iki önemli tasarım yaklaşımı olmuştur. Fakat bu alandaki ürün çeşitliliğinin ve sürdürülebilir yaşama olan talebin artmasıyla, “yeşilleme” bir pazarlama stratejisine de dönüşmüştür. Dolayısıyla daha sürdürülebilir bir yaşam için değil, daha yeşil görünen fakat öyle olmayan konut, ofis, kamu yapısı ve iş merkezi projeleri üretilmeye başlanmıştır. Aslında olmayan ve asla var olmayacak yemyeşil bir vadi kurgusundan, kütle büyüklükleri ve yoğunlukları yeşil çatı çözümleriyle gizlenmiş bir konut vaziyet planı kurgusuna kadar her türlü yeşil hareket, yeşile boyama olarak kaldıkları noktada doğru / yanlış tasarım yaklaşımları olarak sorgulanabilirler.

9. VE SON OLARAK: İNTİHAL

Kentsel tasarım projeleri sözkonusu olduğunda muğlak bir şekilde karşımıza çıkan bir diğer etik problem intihaldir. İntihal, özgün olmayan bir yaklaşım, tasarım, önerme ya da uygulamanın özgün kaynağına atıf yapılmadığında düşülen durumdur ve etik komitelerde kınanmadan telif haklarını ihlalden cezalandırılmaya giden bir spektrumda değerlendirilebilir. Kentsel tasarım açısından gerek tespitini, gerekse de ispatını zorlaştıran hatta imkânsız kılan durumlarda görmezden gelinmesi, hatta teşvik edilmesi dahi sözkonusu olabilmektedir ki bu projeleri özgün olmaktan çıkarmanın yanı sıra kentsel tasarımcıların da alanın koşul, şart ve dinamiklerini analiz ederek proje üretme kabiliyetlerini köreltmektedir. Benzer şekilde özgün tasarımlar açısından gerekli, maliyetli bir takım süreçlerin atlanması olanağını yaratabildiğinden alana dair yanlış kanıların yerleşmesine de sebep olabilmektedir. Bu durumda özgün olmamaktan dahi vahim sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmazdır.

Toparlayacak olursak, bu makale yoluyla kentsel yarışmalar özelinde kentsel tasarımı etik cepheden sorgulamanın amacı tasarım pratiğine bir dizi ahlaki kural ve yasa önermek değil, yarışmalarda günyüzüne çıkan, pratiğe içkin sorunsallara ilişkin eleştirel bir tartışma zemini yaratmaktır.

 

KAYNAKLAR

Bourriaud, Nicholas, 2005, İlişkisel Estetik, (çev.) Saadet Özen, Bağlam Yayınları, İstanbul, s.76.

Brandao, Pedro, 2008, “Virtues, Sins and the ‘Good Life’-10 Ethical Approaches to Urban Design”, on the w@terfront, cilt:11, Universitat de Barcelona, ss.7-10. www.ub.edu/escult/Water/water11/Water011.pdf [Erişim:01.12.2015]

Çimen, Devrim, 2014, “Bir Tür Seferberlik: MEB Eğitim Kampüsleri Ön Seçimli Yarışmaları”, Mimarlık, sayı:377.

Harvey, David, 2013, Asi Şehirler, (çev.) Ayşe Deniz Temiz, Metis Yayınları, İstanbul.

Kant, Immanuel, 2002, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, (çev.) İonna Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, s. 46.

Lefebvre, Henri, 2014, Kentsel Devrim, (çev.) Selim Sezer, Sel Yayıncılık, İstanbul.

Radford, Antony, 2010, “Urban Design, Ethics and Responsive Cohesion”, Building Research & Information, cilt:38, sayı:4, ss.379-389.

Silva, Carlos Nunes, 2005, “Urban Planning and Ethics”, Encyclopedia of Public Administration and Public Policy, (ed.) Evan M. Berman, Taylor&Francis, Boca Raton.

Spinoza, Benedictus, 2009, Etika, (çev.) Hilmi Ziya Ülken, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.

Waldheim, Charles, 2006, “Landscape as Urbanism”, The Landscape Urbanism Reader, Princeton Architectural Press, ss.35-53.

Wasserman, Barry; Sullivan, Patrick J.; Palermo, Gregory, 2000, Ethics and the Practice of Architecture, John Wiley&Sons, Canada.

Yılmaz, Ö., 2012, Çamlıca Yarışması, web: www.arkitera.com/gorus/318/camlica-yarismasi [Erişim:01.12.2015]

 

NOTLAR

1. Wasserman; Sullivan; Palermo, 2000.

2. Silva, 2005.

3. Harvey, 2013.

4. Lefebvre, 2014.

5. Waldheim, 2006.

6. Spinoza, 2009.

7. Bourriaud, 2005.

8. Kant, 2002.

9. Çimen, 2014.

10. Yılmaz, 2012.

11. Brandao, 2008.

 

Bu icerik 1007 defa görüntülenmiştir.