MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
BİENAL

Birlikte Düşünmek, Tartışmak ve Deneysellik Fırsatı

Tansel Korkmaz, Doç. Dr., İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi

2015 Antalya 3. Uluslararası Mimarlık Bienali’nin teması “Geleceği Düşünmek” olarak belirlenmişti. Hepimizin bildiği zorluklardan dolayı Mimarlar Odası Antalya Şubesi mimarlık bienalini sürdürüp sürdürmemek konusunda uzunca bir süre tereddütte kaldıktan sonra sürdürme kararını almıştı. Yaratıcılık isteyen işlerde işin gün yüzüne çıkması için gerekli olan zanaat her zaman parlak fikrin kendisi kadar hayatidir ve dolayısıyla işin olgunlaşması için yeterli zamanı ayırmak şarttır. Küratörlük bana teklif edildiğinde yeterli zamanımız yoktu. Diğer taraftan Oda’nın devam kararının kendisinin, üzerindeki baskı ve sindirme stratejilerine bir direnç olduğunu düşündüğüm için ve bunun ancak bütün meslektaşların kararlılığıyla mümkün olduğunu bildiğim için, bir yandan da kısıtlamanın yaratıcılığı açığa çıkaracağını umduğumdan ben de üzerime düşeni yapıp bütün risklerine rağmen küratörlük teklifini kabul ettim. Dirim Dinçer’in dirayetli koordinatörlüğü, Aslıhan Demirtaş ve Ali Cindoruk’un bütün işleri serginin teması çerçevesinde biraraya toplayıp kolektif “bir” işe dönüştüren yaratıcı tasarımları ve katılımcıların olağanüstü sezgileri, yaratıcılıkları, becerileri ve kolektif iş yapmaya gönüllülükleriyle tüm imkânsızlıklar ufuk açan bir sergiye dönüştü. Ve tabii unutulmaması gereken panel ve atölyeler: Merve Bedir’in mültecilerle ilgili atölye ve panel organizasyonu ve moderatörlüğü, geleceğin çok önemli bir endişe kaynağı konusunda birlikte düşünme ve çözüm üretme süreçlerinin başlangıç tohumlarını ekti. Yaşar Adanalı’nın moderatörlüğü ve organizasyonunu yaptığı Düzceli kiracı depremzedeler ve Bir Umut Derneği’nin dayanışmasını konu edinen panel, bizlere kriz sonrası geleceğin ipuçlarını sundu: Dayanışma ve müştereklerimiz üzerine kurulu yeni bir dünya...

Aşağıdaki yazı benim katılımcılara yolladığım bir tür davet metninin özetidir.

GELECEĞİ DÜŞÜNMEK

“İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar. Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine kâbus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olamamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, tam da böylesi devrimci kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.”

Karl Marx; Louis Bonaparte'ın On Sekiz Brumaire'i

GELECEĞİ GEÇMİŞLE EVCİLLEŞTİRİP, HAYALLERİMİZLE ÖZGÜRLEŞTİRMEK

İnsan mutlak yazgıya olan inancını kaybettiğinde varoluşu bir ikileme düştü: Belirlenmiş olandan, yazgıdan özgürleşmek heyecan verici olsa da gelecekle korunmasız baş başa kalmak endişe vericidir. Tam da bu nedenle, modern insanın iç dünyasına angst (kaygı) hükmeder, varoluşu bu kaygıyla baş etme yol yordamıyla şekillenir. Yüce bir anlamla kutsanmadığında hayatlarımız, kırık dökük an-ı-lar yığınıysa geçmişimiz, geleceğin tesadüflerden ibaret olmasını engelleyecek olan nedir? Modern bilinç, bu boşluğu geçmişi bir anlam kurgusuyla donatarak doldurur. Bu, anıların düzene sokulmasıyla, birbirleriyle bir anlam kuracak şekilde ilişkilendirilmesiyle ilgilidir. Ancak, bu ilişkilendirme, anlamla donatma, bir kerelik bir işlem değildir; bugünün soru(n)larıyla her geçmişe bakışımızda, anılar tekrar modifiye edilir, bugünün sorusuna göre tekrar tekrar ilişkilendirilir; hayatımızı anlamlandırmak için varoloşumuz mekik dokur geçmişle gelecek arasında: Bütünsel bir anlamla donatılmış geçmiş, bugünümüzü anlamlı kılmak içindir ve böylece geçmiş, geleceğimizin garantisi oluverir tedirgin iç dünyamızda; gelecek, belirsizliğin sislerinden sıyrılır, umutla dolar. Anlamla donatılmış geçmiş, gelecek endişesini de evcilleştirir, geleceği belirsizliğin içinden çekip bildiğimiz dünyaya davet eder.

Geçmişle gelecek arasındaki mekik dokuma, bu gerilimli birliktelik, istikrar dönemlerinde mümkündür. Peki, istikrar sekteye uğrarsa ne olur? Kriz... Bir eşiğe işaret eder kriz; bir tıkanma, geçmişin artık gelecek vaadini besleyemez oluvermesidir: Tocqueville bunu şöyle dillendirir: “Geçmiş geleceği aydınlatmaya son verdiği için insan aklı karanlıkta yolunu kaybediyor”. Kriz belirsizlik, dolayısıyla karanlık ima ettiği kadar bir yük olan geçmişten özgürleşme, tazeleyici ve yenileyici bir arınma da olabilir. Evet, kriz kayıpları, yokoluşları olduğu kadar yeni başlangıçları da tetikler. Peki, kriz mutlak bir ‘sıfır noktası’ mıdır? Başka bir deyişle, bu başlangıçlar piyangodan mı çıkar, tamamen tesadüf eseri midir zuhur edişleri? Yoksa aslında birbirleriyle ilişkili midir yokoluşlarla başlangıçlar? Geçmiş bir yanıyla tıkanıp, karanlığa gömülürken diğer yanıyla bu tıkanıklıklara alternatif arayışları içinden, cılız başlangıç tohumlarını da içermekte midir? Bir yandan bir tıkanmayı açığa çıkarırken, geleceğin tohumlarını da kendi içinde mi yeşertiyor; özetle Marx’ın ilham ettirdiği gibi söyleyeceksek, kriz, kendi anti-tezine mi gebedir aynı zamanda? O halde geleceği düşünmek, bugünü anlamakla, kırılganlıkları teşhis etmekle mi mümkündür? Tam da bu çatlakların olduğu yerden baş vereceği için yeni filizler…

Hangi cılız tohumlar güçlenecek, hangileri yok olacak? Bizler inşa edeceğiz geleceği şüphesiz; ya da bazılarımız diyelim, değişim gerekliliğini görebilenler ve bunun için mücadele dirayeti gösterebilecekler... Evet, bizler vurgusu kadar sürecin bizim zihnimizde değil verili koşullarla başladığını fark etmek de önemli; Marx’ın da işaret ettiği gibi istediğimiz, keyfimizce seçtiğimiz koşullarda değil bulduğumuz koşullarda… Bugünden ve bugünle başlayacak geleceğin inşası, bugünle mücadele ederek dünyayı değiştireceğiz ve o da sunduğu koşullarla bizi, isteklerimizi, hayallerimizi dönüştürecek… Geleceği düşündüğümüz kadar hayal de edeceğiz; salt bilimin alanı değil gelecek, şiirsellikle de bulacağız yol yordamımızı…

KRİZ

İklim değişikliği dünyayı bir felaketin eşiğine getirdi ve fosil yakıtlardan temiz, yenilenebilir enerjilere geçişi en acil gündem maddesi yaptı: Küresel bir krizden bahsediyoruz ve bu, bazı yokoluşları ima ettiği kadar taze başlangıçları da müjdeliyor. Enerji peyzajında baş gösteren bu radikal değişimin modern dünyanın güç dengelerini temelden değiştireceğini öngörebiliriz. Bu zorunlu dönüşüm, yeni teknolojilerle birlikte düşünüldüğünde (bütün akıllı araçları koordine edecek dijital ağ IoT [Internet of Things-Şeyler İnterneti], yeni üretim teknolojileri [üç boyutlu baskı teknolojileri ve açık kaynak], iş ve emek gücünün otomasyonu gibi üç başlık geliyor hemen akla) desantralize, açık ve özgürleştirici bir dünya düzenini mümkün kılabilir. Bu potansiyel, bugün dünyada üretilen refahın paylaşımındaki sınıfsal ve coğrafi eşitsizliklerin açığa çıkardığı değişim arzusu ve alternatif arayışlarıyla birleştiğinde geleceğin rekabet ve ayrışma yerine dayanışma içinde müştereklerimizi koruma ve geliştirme üzerine inşa edilmesi yönünde küresel bir kararlılık oluşmaya başladığını görebiliriz.

MİMARLIK

Mimarlık güncel olanla ebedi olan arasında mekik dokuyarak yeniyi, geleceği inşa ediyor. Her yapıt, kaotik yaşamın içinde bir dünya kurmak çabası; bir başka deyişle yeryüzüne fırlatılmışlığımızı barış içinde bir yer-leşmeye dönüştürme azmi: Mimarlık, bir yandan gündelik yaşamımızın akıcılığına ev sahipliği yapmaya, sıradanı içermeye; bir yandan da bu sıradanlığı, geçiciliği aşmaya, kalıcı izler bırakmaya çalışıyor. Gelecek gökten zembille inmiyor, sıfırdan başlamıyor; varolanın kırılganlığı, açmazları, sınırlarını aşma çabası yeniliği, yaratıcılığı açığa çıkarıyor.

Bugünkü kriz durumunda da bir yanıyla yeni teknolojileri, yeni yaşam pratiklerini içermeye çalışacak mimarlık, bir yanıyla da bugünü içererek aşan ebedi ifadesini bulmaya çabalayacak. Bazı yapıtlar vurgularını daha değişimden yana yapacak; bazıları daha kalıcı, zaman-dışı (timeless) olandan yana. Bazı yapıtlar daha deneysel olanla yeniyi icat etmeye; bazıları değişmeyeni, arketipi keşfetmeye çalışacak… Geleceğimizi kuracak yapıtlar İhsan Bilgin’in tabiriyle “ip cambazları” olanlar şüphesiz: yenilikle zaman-dışı olanı aynı gövdede, ikilemin tansiyonunu düşürmeden taşıyabilenler, zaman-dışı olanı yeni bir çehreyle gün ışığına çıkartacaklar. Herakleitos’un da dediği gibi “Aynı sulara gireriz ve giremeyiz; biziz ve değiliz.”

 

KÜNYE

Küratör: Tansel Korkmaz

Direktör: Abdi Güzer

Koordinasyon: Dirim Dinçer

Tasarım: Aslıhan Demirtaş, Ali Cindoruk, Sedat Arda, Dirim Dinçer

Katılımcılar: Yaşar Adnan Adanalı, Selin Yazıcı, Adalet Arayan Mahallelere Destek Grubu / AgCc / Fulya Özsel Akipek, Aslı Aydın, Tuğrul Yazar / Aslı Altay, Can Altay / Burak Arıkan / Tülay Atak / Merve Bedir / Mevce Çıracı, Eren Çıracı / Alişan Çırakoğlu / Aslıhan Demirtaş, Ali Cindoruk / Sinem Serap Duran, Ozan Özdilek, Gökhan Kodalak / Düzce Umut Atölyesi, Gizem Pilavcı / Ekmel Ertan / Herkes için Mimarlık / Şulan Kolatan, Hannibal Newsom / Yelta Köm / Burcu Kütükçüoğlu, Oğul Can Öztunç / Deniz Manisalı Leba, Kamil Kaptan, Salih Küçüktuna / Sinan Logie, Yoann Morvan / PIN Mimarlık / SALON architects / Işıl Baysan Serim / Alexis Şanal, Semra Horuz, Ulufer Çelik / YOĞUNLUK

Bu icerik 842 defa görüntülenmiştir.