MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK VE EĞİTİM KURULTAYI

Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikası / Konular – Öneriler

Bülend Tuna, Mimar

İki yılda bir gerçekleştirilen Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarının sekizincisi bu yıl MSGSÜ’nde düzenlendi. Kurultayın bu seneki sloganı “Mimarlık ve Eğitim: Nereye?” olarak belirlenmiş ve bu tema çerçevesinde iki gün boyunca farklı oturumlarda mimarlık meslek ortamının ve mimarlık eğitiminin sorunları farklı konuşmacılar tarafından dile getirilmiş, irdelenmiştir. Bu yazıda Kurultayın ikinci gününde “Türkiye Mimarlık Politikası İçin Öneriler” başlıklı oturumdaki sunuşumu özetleyerek aktarmaya çalışacağım. Neden bir mimarlık eğitimi politikasına ihtiyaç duyuyoruz, bunu nasıl ve kimlerle oluşturabiliriz konusundaki görüşlerimi ve bu yönde yürütülecek çalışmalara altlık olabileceğini düşündüğüm meslek ortamımız ve mimarlık eğitimiyle ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum.

Burada aktaracağım bilgileri başka ortamlarda da paylaşıyoruz, sonuçta bu bilgilerden hareketle Türkiye mimarlık eğitim politikasına neden ihtiyaç duyduğumuzu ve buna yönelik yaklaşımımızın nasıl olması gerektiği üzerinde odaklanmaya çalışacağım. Mimarlık ve eğitimi alanında birlikte irdelememiz gereken çok ortak sorunlarımız var, ben özellikle yedi konu üzerinde yoğunlaşarak bazı bilgiler ve örnekler vereceğim, bunlarla ilgili önerilerimi sizlerle paylaşacağım.

1. KONU: MİMAR SAYISI VE ÖĞRENCİ KONTENJANLARINDAKİ KONTROLSÜZ ARTIŞ

TMMOB Mimarlar Odası 1954’te kurulduğunda 735 üyesi varken, bugün kayıtlı üye sayısı 47.209 (2 Ekim 2015 tarihi itibarıyla). 2014 yılında Odaya 2.366 yeni üye kaydı yapılmış. Mimarlık okullarında yaklaşık 20.000 öğrenci olduğunu tahmin ediyoruz, her yıl mimarlık okullarına 5.000-6.000 civarında öğrencinin girdiğini ve bu sayının çok hızlı artığını belirtmeliyiz. (Tablo 1)

2014 yılındaki kadın-erkek oranına dikkat edilirse, kadınlar lehine bir artışın olduğu görülecektir. Fakat meslek ortamına girildiğinde kadınların aktif rol alma oranı azalıyor, bunu da bir tespit olarak paylaşıyorum. Bu ayrı ve önemli bir tartışma konumuz. Büro tescillerindeki kadın mimar oranı % 30, Tablo 2’de yaşlara göre durumu görüyorsunuz, genç yaşlarda da oran değişmiyor maalesef. Okuldan çıktıktan sonra yetki alma noktasına gelindiğinde kadın meslektaşlarımız ikinci plana itilmek durumunda kalıyorlar. Tablo 3’de değişik alanlardaki kadın-erkek oranlarını görüyorsunuz. Burada da çok bariz bir ayrımcılık sözkonusu, eşitsiz bir dağılım var.

Nüfusumuzun % 19’u İstanbul’da yaşıyor, mimarların ise % 38’i İstanbul’da çalışıyor ve bir tahminimize göre de proje hizmetlerinin % 60’ı İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Bu da tabii ciddi bir anomali getiriyor. Bu durumu da tartışılması gereken bir tespit olarak belirtmek isterim. (Tablo 4)

Üye artışımızı hep konuşuyoruz. Nüfusa göre Avrupa’da 10.000 kişiye 10 mimar düşüyor, Türkiye’de henüz 6 mimar düşüyor; Avrupa Mimarlar Konseyi’nin bu araştırmasına Mimarlar Odası’nın web sitesinden ulaşabilirsiniz. (Tablo 5) Bu karşılaştırmanın aldatıcı bir yanı olduğunu düşünüyorum, sadece nüfusa bağlı olarak bir ülkedeki mimar ihtiyacını belirlemek özellikle Türkiye için doğru bir yaklaşım değil.

Diploma=iş” denklemi şu anda yok, Türkiye’de ciddi bir diplomalı işsizlik sözkonusu. (Resim 1) Yapı üretim süreci bu artışı istihdam edemiyor, kamuda özellikle yerel yönetimlerde ciddi bir teknik eleman boşalması var. Yüzlerce belediyede mimar yok, teknik eleman yok. Bu çok ciddi bir sorun. Bir de özellikle kamuda mimar olarak sorumluluk almanın önemini vurgulamak isterim. Kamuda görev alan meslektaşlarımız sanki piyasada iş yapamadığı için kamuda görev alıyormuş gibi bir önyargı olsa da, kamuda çok ciddi bir sorumluluk üstleniyorlar. Bu konunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

2. KONU: MİMARLIK EĞİTİMİ VE MESLEK ORTAMINDA KÜRESELLEŞMENİN ETKİLERİ

Dünyadaki mimar sayılarını paylaşayım. Uluslararası Mimarlar Birliği’nin verilerine göre 124 ülkede 1.500.000 civarında mimar var. Avrupa Mimarlar Konseyi’nin bünyesinde AB ülkeleri, aday ülkeler ve üye olmayan Norveç ve İsviçre söz konusu. Bu ülkelerdeki mimarların sayısı 565.000. (Tablo 5)

Mimarların % 70’i gelişmiş ülkelerde bulunuyor, örneğin 1 milyar nüfuslu Afrika’daki mimar sayısı 50.000 civarında. Öte yandan mimarlık öğrencilerinin % 70’i gelişmekte olan ülkelerde, bu tartışmamız gereken bir konu. Avrupa’da mimarlık eğitimine olan ilginin azaldığı, mimarlık okulların kapandığı yönünde bilgiler geliyor. ABD’de de benzer şekilde Amerikalıların mimarlık eğitimine pek ilgi göstermediklerini gözlüyoruz. Bunun nedenleri ne olabilir? Öncelikle, Avrupa’da inşaat faaliyetlerinin azalması, eğitimin ve mimarlık mesleğinde yetki sürecinin uzaması, ya da Türkiye gibi ülkelerden gelen yoğun öğrenci baskısı sözkonusu edilebilir.

Oysa küresel bir mimarlık hizmet ticareti devam ediyor, bu ülkelerden diğer ülkelere doğru ciddi bir mimarlık hizmet ticareti sürüyor. Yurt dışı mimarlık hizmetlerinin toplam bedelinin (2008 yılı verilerine göre) 2,8 milyar euro olduğu UIA Başkanı tarafından açıklanmıştı. Mimarlık hizmetini ihraç eden ülkeler olarak ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya ve Japonya’nın öne çıktığını görüyoruz. Yurt dışı mimarlık hizmeti Asya, Ortadoğu, Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkeye yapılıyor. Küresel mimarlık hizmet ticareti kapsamında bir serbestlik arayışı da var. Yetkinin aranması kapsamında birtakım eşikler yükseltilirken, bir yandan da Türkiye’de çalışmak isteyen teknik elemanlara yönelik mevcut barajların indirilmesi sözkonusu. (Resim 2)

Dikkat etmemiz gereken ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Uluslararası ortaklıklar kurulmasını öneriyoruz, fakat bu süreçte eşit değerde bir ortaklık yapamıyoruz. Çünkü bir yandan yetki alabilmiş bir yabancı kuruluş oluyor ve siz onun yerel ortağı oluyorsunuz. Bu da bir ölçüde taşeronluk, büyük ihaleleri bölgede yabancı kuruluşlar alıyorlar ve size veriyorlar. İmzacılık anlamında bir ortaklık sözkonusu ediliyor. Tabii ki neticede kötü bir büro değilsiniz, kötü bir hizmet üretmiyorsunuz. Ama ancak bu çerçevede kalabilir, onunla yetinebilirseniz uluslararası ortaklık düzeyinde bir ilişki oluyor. Bu bizi yaralayan bir şey, bunu aşmamızın önemli yollarından birisi de eğitim. Hem üniversite eğitimi, hem üniversiteden sonraki meslek içi eğitim sözkonusu. Üstelik sadece büro sahibinin değil, bürodaki bütün teknik kadronun meslek içi eğitimi bu kapsamda değerlendirmeye alınıyor.

Küreselleşmiş dünyada eğitim ekonomisi konusunda bazı bilgileri de paylaşmak isterim. Dünyadaki yabancı öğrenci pazarı OECD’nin raporuna göre 4.300.000 kişi ve bunun parasal karşılığı da 100 milyar ABD doları. Bu tabii ciddi bir pazar ve her ülke bu pazardan pay almak istiyor. YÖK de bunu hedefliyor, Türkiye’deki yabancı öğrenci sayısının 6.000 olduğunu ve artırılması gerektiği yolunda bir strateji saptamış. Yabancı dilde eğitimin artırılmasını bu anlamda teşvik ediyorlar. Güzel bir şey tabii, Erasmus kapsamında ya da başka mekanizmalarla yurtdışına giden öğrencilerin kazanımlarını, dünyayı tanımalarını, ortak proje yürütmelerini önemsiyoruz. Sonuçta nasıl bir perspektif bekliyoruz, bunun tartışılması lazım. Eğitim politikasının konularından bir tanesi bu. Ülkemizde istihdam etmekte zorlandığımız kadar çok öğrenciyi alıyoruz, eğitiyoruz ve dünya pazarına salıyoruz. Buna mı talibiz? Yani dünya pazarına “az yetişmiş” öğrenci yetiştirmekle mi yetinmeliyiz? Bu önemli bir politika sorunumuz. Uluslararası standartlarda eğitim alamamış, ama bir Avrupa ülkesindekinden daha ucuz eğitim maliyeti olan bir kadro… Bu tabii ki kötü bir kadro değil; bilgisayar kullanabiliyor, mimari kavramlara hâkim, çalışabiliyor. Kendi ülkesinde de mimarlık yapabiliyor üstelik, bürolarda rahatlıkla istihdam edilebiliyor. Nitekim yine UIA’nın raporlarından öğreniyoruz, Birleşik Krallık'taki bürolarda çalışan mimarların üçte biri yabancı kökenli. Yine Hindistan’dan bir örneği bilgisayar alanından verelim. Hintli bilgisayar mühendisleri bütün dünyada görev alıyorlar ve hemen istihdam ediliyorlar. Böyle bir göreve mi talibiz, bunu tartışmamız lazım. İşte Türkiye mimarlık eğitimi politikası sorunlarından bir tanesi bu.

3. KONU: EĞİTİMDE KALİTE ARAYIŞLARI

Eğitimde kalite arayışları üçüncü konumuz. Önce, bir evvelki YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya’nın raporundaki (10 Ekim 2014, Hürriyet) bilgilere göz atalım. Bu tabii sadece mimarlık bölümlerini değil, bütün üniversiteleri kapsayan bir rapor. Üniversite öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 21 olduğunu belirtiyor, OECD ortalamasının 16 olduğunu ve buna erişmemiz gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda doktoralı öğretim üyeleri üzerinden hesaplanırsa bu oranın 48 olduğu, devlet üniversitelerinde ise 51’e kadar çıktığını belirtiyor. 20.000’i doktoralı olmak üzere 45.000 öğretim elemanına ihtiyacımız olduğunu ve yılda sadece 4.500 doktoranın tamamlandığını belirtiyor. Tabii ki eğitim alanında ciddi bir eşitsiz gelişme var: Öğrenci sayısı çok hızlı artıyor, öğretim üyeleri aynı hızla artamıyor. Doğal olarak öğretim üyesi kolay yetişmiyor. Sürekli ve gerekli özeni göstermeden okul açıyorsunuz ve ondan sonra bu rakamlarla karşı karşıya kalıyoruz. Üstelik Eğitim-Sen bu tablonun çok gerçekçi olmadığını, rakamların böyle olmadığını bildiriyor. (Tablo 6)

Eğitim-Sen eski Başkanı Alaaddin Dinçer’in raporu da bu. Bu raporda ön lisans özellikle ayrılmış. Çünkü ön lisanstaki öğretim üyesi / öğrenci oranı çok daha vahim bir sonuç gösteriyor. Ön lisansta bir profesöre 7.792 öğrenci düşüyor. “Türkiye genelindeki vakıf üniversitelerindeki hoca sayısı fazla, devlet üniversitelerinde az” gibi hükümler Eğitim-Sen’in raporunda farklı gözüküyor. Tablo 7’de kamu ve vakıf üniversiteleri karşılaştırmasında kamudaki öğretim üyesi / öğrenci karşılaştırması biraz farklı olabiliyor. Elbette çok farklı yapıda vakıf üniversiteleri var. Tabii bu tablo mimarlık okullarını göstermiyor. Bu tabloları mimarlık alanında da yapmak için MOBBİG kapsamında görevlendirmeler yapılabileceğini düşünüyorum.

MOBBİG 39 kapsamında hazırlanan bir raporun bilgisini tekrar paylaşmak istiyorum, bunu daha önce de (Mimarlık, sayı:381 / Ocak-Şubat 2015) sunmuştuk. Türkiye’de 166 üniversite var, bunların 104’ü devlet üniversitesi. Öğrenci kabul etmeyenlerle birlikte 131 mimarlık bölümü var (115’inin kayıt almaya başladığı bilgisi geldi). YÖK’ün listesinde yer alan merkezî sınavla öğrenci kabul eden KKTC ve Balkanlarda 9 bölüm var ve bunlar kontenjanın % 10’unu kapsıyor. Bölümlerin % 60’ı devlet, % 40’ı vakıf üniversitesinde, ancak ileride göreceğimiz gibi kontenjanların çoğunluğu vakıf üniversitelerinde. 2013-2014’de kontenjan 5.718 olarak ilan edilmiş. Ve 81 ilin 73’ünde mimarlık bölümü var.

Türkiye’deki üniversitelerin gruplaşmasını tekrar hatırlatayım:

  • Yerleşik devlet üniversiteleri
  • Yeni açılan devlet üniversiteleri
  • Vakıf üniversiteleri
  • KKTC’deki üniversiteler
  • Yurt dışı eğitim kurumları

Türkiye’de iki yeni tür üniversite daha geliyor…

  • Özel üniversiteler
  • Yabancı üniversiteler

Sorunumuz, çok yaygın olarak düşünüldüğü gibi, sadece yeni açılan vakıf üniversitelerinden kaynaklanmıyor. Elbette vakıf okullarının getirdiği sorunlar var, vakıf üniversitelerinin içinde de farklı yapılar, farklı vakıf üniversiteleri var. Eğitimin tümüne yönelik ortak ve çok yönlü bir sorunlar demetiyle karşı karşıyayız. Her üniversitenin kendine özgü sorunları olduğu gibi, ortak sorunları da olabiliyor. Vakıf üniversiteleri elbette bir başka sorunla da karşı karşıyalar. Vakıf üniversitelerinde 40 küsur saatlik ders alan, ne ders olsa yapmaya zorlanan öğretim üyeleri olduğunu biliyoruz. Bu sorunları da görmemiz gerekiyor. Vakıf üniversitelerinin içlerindeki kötü uygulamalara karşı bir set kurmaları ve bunu önleyecek mekanizmaları geliştirmeleri, bunu aramaları da gerekiyor. (Resim 3)

Mimarlık bölümü açılmasıyla ilgili belli kuralların getirilmesi gerekir. Bununla ilgili bir raporu hatırlatmak isterim. Daha önce Mimarlık dergisinde yayınlanmıştı (Mimarlık, sayı:374 / Kasım-Aralık 2013) “Mimarlık Bölümü Açılması ve Sürdürülmesinde Aranacak Asgari Koşullar Üzerine Bir Araştırma.” Mimarlık bölümü açılması yönünde yoğun bir talep var. Mimarlık bölümleri hemen doluyor ve dolayısıyla vakıf üniversiteleri mimarlık bölümü açma istekliliği içerisinde oluyor. Ama kadro yok, yeteri kadar mekân yok, laboratuar yok, kütüphane yok, ama açılıyor. Sonuçta da öğrenciden bir para alınıyor ve karşılığı verilmiyor. Burada tüketici hakları kapsamında da bir sorun var.

Fakülte Adları:

  •  Mimarlık Fakültesi
  •  Mühendislik-Mimarlık Fakültesi
  •  Mimarlık-Mühendislik Fakültesi
  •  Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi
  •  Güzel Sanatlar Fakültesi
  •  Sanat ve Tasarım Fakültesi
  •  Mimarlık ve Tasarım Fakültesi
  •  Doğa Bilimleri, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi
  •  Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi
  •  Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi
  •  Mühendislik ve Tasarım Fakültesi
  •  Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi
  •  Mühendislik Fakültesi
  •  Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi

Çok farklı fakülte yapılanmaları var. Bu kapsamda yeni öğrendiğim bir bilgiyi burada özellikle belirtmek istiyorum. Mimarlık eğitim ortamıyla YÖK arasındaki köprü kuracak önemli, kuvvetli bir yapı olması düşüncesiyle Mimarlık Dekanları Konseyi (MİDEKON) kurulmuştu, hatırlayacaksınız. MİDEKON mimarlık fakültesi dekanlarının yanı sıra, mühendislik ve mimarlık fakülteleri dekanlarının da katılımıyla genişlemişti. Oysa sorunun önemli ölçüde farklı fakülte yapılanmalarından kaynaklandığı düşüncesindeydik ve mimarlık okullarının mimarlık fakülteleri altında yapılanmalarını öneriyorduk. Özellikle mühendislik bölümlerinin arasında kalan bir mimarlık bölümüne kaynak ve kadro ayrılmaması gibi sorunlarımızı dile getireceğimiz bir ortamda birden bire mühendislik dekanlarıyla birlikte bu sorunu konuşmaya başladık.

Üniversiteye girişte başarı puan sıralaması uygulanması konusuna değinmek isterim. Son MOBBİG toplantısı 5-6 Kasım 2015 tarihlerinde İzmir Gediz Üniversitesi’nde yapıldı. Toplantıda Gülşen Şenol, A. Sonad Karaveli tarafından gerçekleştirilen sunuşta bazı rakamlar paylaşıldı. Sunuşlarında eğitimdeki başarının ÖSS’deki başarı sıralamasına bağlı olmadığını aktarmaya çalıştılar. Doğrudur elbette, yani daha alt sıralardan mimarlık eğitimine gelenlerin de isteklilikle ya da başka birtakım faktörlerle daha başarılı olabilmesi mümkün. Ama biz başarı sıralaması konulmasını istiyoruz. Tıp alanında 40.000, hukukta 150.000, mühendislik alanında da 240.000 sınırlaması getirildi. Yapılan tespite göre sıralamada devlet üniversiteleri 51.500, vakıf üniversiteleri 238.000’den öğrenci kaydı almışlar. Yani 240.000’in bir anlamı yok mimarlık için. Eğer başarı sıralaması 100.000 olursa, 2.857 kişi, 220.000 olursa 1.542 kişi dışarıda kalıyor. Bunların hepsi de vakıf üniversitelerinden düşmüş oluyor. 2014-2015 kontenjanı 6.305 kişi, bunun % 63’ü vakıf, % 37’si devlet. (Tablo 8)Aynı MOBBİG toplantısında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mimarlık Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yaşar Subaşı Direk de bir sunuş yaptı. Üç öğretim üyesiyle yıllardır eğitim yaptıklarını belirtti. 20 kişi olmasını talep ettikleri halde sürekli 65 kontenjan verildiğini, Suriyeli kontenjanı, yandan geçişlerle birlikte sürekli öğrenci sayısının arttığından yakındı. Yeterli öğretim üyesi yok, ama onlar pek çok devlet üniversitesi gibi bu barajdan etkilenmeyecekler, yine aynı oranda öğrenci alacaklar, kadro sıkıntıları sürecek. Her şeye rağmen mimarlık eğitiminde kalite arayışımızda başarı sıralaması getirilmesini önemsiyoruz. (Kurultay sürerken YÖK’ün kararıyla mimarlık kontenjanlarına 200.000 sınırı getirildi, ayrıca vakıf üniversiteleri dilerlerse kendileri ayrıca bunun üstünde bir sınırlama getirebiliyorlar.)

Tablo 9, 10 ve 11’de mezun olduğu okula göre 60 yılın ve 2014 yılının üye dağılımını görüyorsunuz. Gördüğünüz gibi okullar çeşitleniyor, vakıf üniversiteleri giderek daha öne geçiyor. Tablo 11 bunu daha net gösteriyor. Yurtdışı mimarlık okulları ayrı bir konu, yurtdışından gelen çok tartışmalı diplomalar var. Tabii ki çok değerli üniversitelerden gelen diplomalar da var, ama 3 yıllık meslek yüksek okulları çoğunlukta. Tablo 12’de 60 yıl içerisinde gelen yabancı okul mezunlarının listesini (listenin tamamını değil, en çok mezun verenleri) görüyorsunuz; ilk sırada Azerbaycan Üniversitesi yer alıyor, 177 kişiyle. Bu tablolarda görülen FHS’ler meslek yüksekokulu demek, bunların hiçbirisinin mezun oldukları ülkelerde meslek yapma yetkisi yoktur, ama bizde var. Tablo 13’de 2014 yılında katılanları görüyorsunuz, yine en başta Azerbaycan Üniversitesi. (YÖK bünyesinde oluşturulan yabancı ülkelerden gelen mimarlık diplomalarının denkliği ile ilgili çalışmaların, bu kapsamda yürütülen görüşmelerin de sürdüğünü belirtmek gerekiyor.)

“Mimarlığın ve Mimarların Kimyası Değişiyor.” Bu vurgulamayı daha önce de dile getirmiştim. Vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının artması, baraj başarı sıralamasındaki aşırı kopukluklar, gelen sınıfsal farklılıkların getirdiği, yarattığı sorunlar yığılıyor ve bu bizim yapımızı değiştiriyor. Bir yandan da mimarın yapı üretim sürecindeki rolünün hızla değişmesi sürecini yaşıyoruz, muhatabımızın artık alıştığımız şekilde bir işveren değil, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, emlak kuruluşları ve benzeri... Yapı üretimi sürecindeki mekanizmaların başkalaşması mimarın süreç içerisindeki konumunu değiştiriyor. Mesleğimiz, yapı üretim süreci içerisindeki konumumuzve mimarlar olarak sosyolojik yapımızdaki değişimlerin farkına varılması, sürecin daha ayrıntılı irdelenmesi, daha başka analizlerin, araştırmaların yapılması gerekiyor diye düşünüyorum.

4. KONU: TASARIM AĞIRLIKLI EĞİTİM

Tasarım ağırlıklı eğitim konusuna çok fazla girecek değilim, eğitimci değilim. Bir gözlemimi Mimarlar Odası 2014 kayıtlarından bir bilgi eşliğinde sizinle paylaşmak istiyorum. Büro tescili alanların Tablo 14’de % 20 olduğunu (8.801 kişi) görüyoruz, % 20 sadece 2014’de büro tescili yaptıranlar, tabii ki 2013’te veya 2012’de büro tescili olabilir, bu oran % 35’e kadar çıkabilir, ama hiçbir zaman % 50 değildir. Yapı denetim alanında % 4, kontrol elemanı yapı alanında proje alanında % 3, şantiye sorumlusu % 5. Akademisyenlerin sayısını tam bilmiyoruz, tahminimiz 2.000 civarında olduğu yönündedir. Kamu çalışanları da (Odaya üye olanların) 4.000 civarında olduğunu düşünüyoruz. Diğerleri yaklaşık % 50. Bu % 50’nin önemli bir kısmı ücretli çalışanlar, yapı sektörünün değişik alanlarında, malzeme üretiminde, malzeme pazarlamada, satın almada ve benzeri çalışan arkadaşlarımız. Bu tablonun daha geliştirilmesi için büro üye sicillerinin geliştirilmesinlazım. Bu tabloda vurgulamak istediğim husus şu: Mimarlık eğitimimiz büro tescili alanlar üzerine yoğunlaşmış durumda, büro sahibi olmayı hedefleyenleri odağına alan tasarım ağırlıklı bir eğitim sürdürülüyor. Diğerleri neredeyse hep küçümsenen çalışma alanları, mimarlık alanında tasarım yapamamış olanların ancak uğraşabileceği şeyler gibi, bu yanıltıcı bir durum, bunu özellikle belirtmek isterim. Okullarda öğrencilerle yaptığımız sunuşlarda farklı alanlarda mimarlık hizmeti üretilmesinin gerekli olduğunu, bir kısmınızın da bunları yapacağını söylediğim zaman hayal kırıklığına uğruyorlar. Çünkü hepsi star mimarlar gibi işler yapmayı düşünüyorlar. Bilgisayar canlandırmalarıyla yaptıkları gibi binaları tasarlayacaklarını zannediyorlar, böyle bir şey yapmayacaklar. Mimarlık eğitiminde maalesef böyle bir eğilimin pompalandığını düşünüyorum. Üniversitelerde tasarım eğitiminin böylesine ağırlık verilerek yapıldığını eleştiriyoruz, öbür tarafta da “meslek okulu mu oluyoruz” tartışmasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Elbette bunun dengesini tutturmak, eğitimle beraber meslek pratiği ve mesleğe kabul aşamalarında bunların gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

5. KONU: MESLEK YETKİSİNİN VERİLMESİ VE YETKİNİN YENİLENMESİ

  • Orta Öğretimin Durumu
  • Meslek seçiminin önemi
  • Üniversitesi seçme sınavlarının yarattığı sorunlar
  • Uluslararası Denkliği Gözeten Bir Mimarlık Eğitimi
  • Mimarlık Akreditasyon Kurulu (MİAK)
  • Yüksek lisans eğitimi, tezli ve proje temelli yüksek lisans
  • Meslek Pratiğinin Uygulanması
  • Staj ve Meslek Pratiği Eşgüdüm Kurulu (Yeni oluşum önerisi)
  • Meslek Yetkisinin Verilmesi
  • Mesleğe Kabul Kurulu (MİMEKK)
  • Uluslararası diplomaların irdelenmesi
  • Sürekli Mesleki Gelişim
  • Sürekli Mesleki Gelişim Merkezi (SMGM)
  • Mesleki yetkinin yenilenmesi, sertifikalı eğitimler

Bu sıralamaya bir göz atalım. Biz sadece ikinci başlığı konuşuyoruz, ama bunun öncesi de önemli, öncesine yönelik de talebimizin olması gerekiyor. Orta öğrenimden çıkan bir öğrencinin mimarlık eğitimine gelmeden önce aldığı bilgiler çok önemli ve biz eksik bilgilerle gelen öğrenciyi 4 yıl içerisinde mimar yapıyoruz. Bu önemli bir konu, bu bütünlük içerisinde görülmesi ve geliştirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu sıralama bir bütün, bu bütünlük içerisinde değerlendirebilirsek ancak kaliteyi yakalayabiliriz. Yoksa sadece 4 yıl içerisinde çok mükemmel bir eğitim vererek, Türkiye’deki eğitim ve mimarlıkla ilgili sorunları çözemeyiz diye düşünüyorum. Ülkemizde mimarlık meslek yetkisinin verilmesi ve bu yetkinin belirli şartlara bağlı olarak yenilenmesinin düzenlenmesi uzun zamandır görüştüğümüz, irdelediğimiz konular. Daha da tartışacağımız açık. Konumuz sadece yurtdışı diplomaların denkliğiyle sınırlanmamaktadır. Daha geniş bir bütünlük içerisinde ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Ancak bu alandaki en önemli sorun yasal eksikliklerdir.

6. KONU: DİĞER TASARIM DİSİPLİNLERİ, AYRIŞMANIN DERİNLEŞMESİ

Şu anda Şehir Plancıları Odası’na kayıtlı üye sayısı 5.553, bir kısım kamu çalışanınındakayıtlı olmadığını düşünebiliriz. Şehir planlama bölümlerinin sayısı da 26, kontenjanları öğrenemedim. Yani Türkiye’de artık mimarlık eğitimi almamış plancıların sayısı bu, bir de 60 yaş civarında olup da mimar kökenli plancı arkadaşlarımız var. Onların da “nesli tükenmekte”, bunu kötü bir gidiş olarak görüyorum. Mimarlıkta ortak eğitim arayışları başından beri var, belli bir eğitimi en azından beraber sürdürelim diye düşünüyoruz. Fakat buna karşı özellikle şehir plancılarında ve iç mimarlarda bir tepki oluşuyor; mimarların eğitimlerine karıştığı, onların eğitimine yön vermeye çalıştığı yönünde karşı eleştirileri, serzenişleri var. Bu konunun da çözülmesi gerekiyor. Bu ayrışma meslek ortamında da giderek derinleşiyor. Öte yandan meslektaşlarımızın da bunu pek umursamadıklarını gözlüyoruz. Elbette meslek odası olarak planlama konularını önemsiyoruz, üniversiteler de… Ama meslektaşlarımız günlük hayat içerisinde karşılarına çıkan parsel üzerinde performans göstermeyi yeterli buluyorlar, onunla yetiniyorlar. Bunun dışında bir çaba içerisinde olamıyorlar. Terminolojiler bile değişiyor, yabancılaşıyor diye düşünüyorum.

7. KONU: MESLEK ETİĞİ

Belirtmek istediğim son konu meslek etiği. Kurultayda ayrı bir oturumda bu konu işlendiği için kısaca değinmekle yetineceğim. Meslek etiği konusunun mimarlık eğitiminde ve meslek ortamında daha etkin bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Toplumda imar suçlarının hoşgörüyle karşılanması en büyük sorunumuz.Herhangi bir suça karşı gösterilemeyen hoşgörü, imar suçlarına karşı gösteriliyor. Toplumda kamusal bir alanın gasp edilmesi, fazladan imar hakkı alınması olumlu bir sicil olarak görülüyor. Ne yazık ki meslektaşlarımızın bir kısmı da bu işin teknisyenliğini yapıyorlar, acı bir şey.Kaliteli yapı arayışından bahsediyoruz. Bugün çevremizde gördüğümüz pek çok yapı çok kalitelidir belki de, yani hem kaliteli mimarlık hizmeti almıştır hem kaliteli inşaat hizmeti almıştır, ama ciddi bir imar suçu da işlemiş olabilir. “İmar suçu işleyen bir yapıya kaliteli hizmet vermek etik bir sorun mudur” diye bir sormamız gerekiyor.

Yoksullara yönelik çalışan grupları görüyoruz, mutlu oluyoruz, yarışmalar da açıldı bu konuda. Eğitim süreci içerisinde en az bir proje konusu bu kapsamda verilemez mi? Bunu duyarlılığın artması yönünde bir çağrı olarak da düşünebiliriz.

Meslek etiği konusunda neler yapılabileceğini tartıştığımız ortamlarda “meslek yemini” önerisi gündeme gelmişti. Mesleğe girerken mesleğin ilkelerine saygınlığını korumak üzere bir yemin edilmesi bütün bu devasa sorunları çözer mi? Sanmıyorum. Etik konuda en büyük cezanın ayıplanma olduğunu düşünüyorum. Toplumsal ayıplanma gibi meslek ortamında da ayıplanmadır. Bu duyguyu eğitimde ve meslek ortamında verebiliyorsak, bunun en büyük ceza olduğunu düşünüyorum.

Toplumun mimara olan güvenini korumamız gerekiyor. “Mimarlar iyi şeyler yaparlar, mimarlar kentleri korurlar, mimarlar güzel şeyler ararlar, bulurlar...” Genel kanı bu yönde, güzel bir duygu elbette, bizim bunu korumamız ve bütün meslektaşlarımızın da buna özen göstermesi gerektiğini düşünüyorum.

GÜNDEM: TÜRKİYE MİMARLIK EĞİTİMİ POLİTİKASI

Dile getirdiğimiz sorunlar gibi pek çok başka ortak sorunlarımız var, bunları nasıl çözebiliriz? Mimarlık eğitimi politikası böylesi bir arayışın sonucunda önerilmektedir. Burada bir platform öneriyorum, bir oluşum. Tüzüksel bağımlılıklar içeren bir yapılanma değil. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı süreçlerinde yapmaya çalıştığımız gibi sorunlarımızı beraber irdelemek, beraber üretmek ve fikir birliğine varmak hedeflenmeli. Her kurumun kendi içerisinde karar süreçleri vardır, tüzüğü vardır. O süreçlerden geçerek bir karar üretir, ama biz birbirimizi ikna ederek süreci geliştirebiliriz diye düşünüyorum. Konunun ortamdaki paydaşlarını sıralayalım: Mimarlar Odası, Mimarlık Vakfı / MİV, MİDEKON, MOBBİG, MiAK, MİMEKK, SMGM, Mim.Ar, “Staj ve Meslek Pratiği Eşgüdüm Kurulu” (Yeni Oluşum, henüz oluşmadı, dilerim o da kurulur.), MimED, Öğrenci Temsilciliği, ve benzeri. Kurumların beraber oluşturacağı bir platform kuralım. Sadece iki yılda bir Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarında tartışmayalım, daha başka ortamlarda da politika üretelim, temsil niteliği yüksek bir oluşum yaratalım. YÖK’e karşı ya da başka kurumlara karşı görüşlerimizi iletelim. Bu platform bunları hayata geçirebilir diye düşünüyorum. Yıllık ve dönemsel raporlar hazırlanmasını sağlayabilir; kamuoyuna yönelik yayın yapabilir; kurumsal sürekliliğin, bilgi birikiminin sağlanması doğrultusunda çalışmalar yapabilir; AB, ACE ve UIA nezdinde görüşmelerin izlenmesi ve duyurulmasını sağlayabilir; AB Genel Sekreterliği (Bakanlığı) bünyesinde yürütülen ve şimdi dondurulan “Mesleki Yeterliliklerin Belirlenmesi ve Karşılıklı Tanınması Hakkındaki Direktif” kapsamında görüşmelerin tekrar başlaması halinde tek ve güçlü bir ses verilmesi yönünde etkinlik gösterebilir.

TOPLUM VE MİMARLIK / “NASIL BİR GELECEK, NASIL BİR MİMARLIK”

Nasıl bir gelecek ve nasıl bir mimarlık sorusunu düşünmek zorundayız. Türkiye mimarlık eğitim politikasını ulusal mimarlık politikasının önemli bir parçası olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. (Resim 4) Ulusal mimarlık politikasının güncellenmesi ve toplumla birlikte tartışılması, yayın yoluyla paylaşılması gerekir diye düşünüyorum. Toplumda mimarlık kültürünün yerleşmesini, benimsenmesini, mimarlık değerlerinin sadece ilgili kişi ve kurumlar tarafından değil, herkes tarafından içselleştirilmesini önemsediğimizi özellikle belirtmek isterim.

Mesleğimize, kentlerimize yönelik ciddi bir tehlikeli yapılanma önerileri gündemdedir.

Sorunların büyüklüğü, daha etkin beraberlikleri gerekli kılmaktadır.

Bu icerik 1281 defa görüntülenmiştir.