MİMARLIK
387
OCAK-ŞUBAT 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Meslek Alanı: Nereye?

Eyüp Muhcu, Mimarlar Odası Genel Başkanı

“Türkiye’de İktidarın 13 yılı aşkın sürede uyguladığı ve giderek yükselen otoriterleşme, şiddet ve savaş politikalarına paralel olarak mimarlık, kent, çevre ve kültür değerleri katliamının yaygınlaştığını ve her bakımdan felaketin eşiğinde olduğumuz gerçeğini özellikle vurgulamak gerekmektedir. Bu anlayışla 12 Haziran 2011 tarihinde çıkarılan 35 KHK, TOKİ Yasası, 5366 sayılı Yenileme Yasası, 6306 sayılı Dönüşüm Yasası, Büyükşehir Yasası, 2B ile ilgili değişiklik gibi hukuka, demokrasiye ve şehircilik ilkelerine aykırı düzenlemeler yapılmıştır.” “Mimarlık okullarının hiçbir kurala bağlı olmaksızın açılmaya devam edilmesi ve eğitimde var olan yetersizliklerin tamamen göz ardı edilmesi; başka ülkelerdeki yeterli mimarlık eğitimi almayan mezunlara YÖK tarafından denklik verilmesi; üniversitelerin bilimsel eğitimden tamamen uzaklaşmaları ve iktidarın arka bahçeleri haline getirilmeleri; paralı eğitim, eğitimin yetersizliği ve koşulları, öğrenci haklarının yok edilmesi gibi sorunlar iktidarın eğitim politikasına bağlı olarak artarak devam etmektedir.”

Günümüzde yaşanan buhran nedeniyle dünyamız kapsamlı bir tehdit altında bulunmaktadır. Bu kez savaş II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi sadece Avrupa’yı değil bütün dünyayı içine almaktadır. Kapitalizmin dünyayı yönetemediği, insanlık değerlerinin içinin boşaltıldığı, geçmişte dünya savaşlarına yol açan koşullar ve politikalarla III. Dünya Savaşı’nın gündemde olduğu tarihsel bir eşikte; “Nereye?” sorusunu sormanın ve çözüm yolları aramanın tam zamanı olduğu kanısındayım. Yazı kapsamında, 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri sonrası bizi bekleyen sorunların gündeme taşınması ve sorumluluklarımızın altının çizilmesi amaçlanmış, bu çerçevede giderek yakıcı bir hal alan ve bütün insanlığı tehdit eden savaş ortamına ağırlıklı vurgu yapılarak Mimarlar Odası çalışma alanındaki belli başlı konulara değinilmiştir.

İnsanlık sömürgecilik, ırkçılık, dincilik, eşitsizlik, adaletsizlik ve benzeri politikaları nedeniyle tarihte pek çok acılar yaşamış ve günümüzde de yaşamaya devam etmektedir. Avrupa merkezli her iki dünya savaşında; yetmiş milyonu aşkın insan kaybı olmuş ve çok büyük ekonomik kayıplar yaşanmıştır. Daha sonra genel bir savaş olmamasına karşın her iki dünya savaşının yaklaşık beş katı insanın savaşlarda öldürüldüğü bilinmektedir. Bu savaşların sonunda siyasal değişimler ve politik devrimler gerçekleşmiş, dünyayı derin bir şekilde etkilemiş, yönlendirmiştir.

Örneğin, II. Dünya Savaşı nedeniyle yıkılan kentlerin ayağa kaldırılması, yeniden inşası ve benzeri süreçler mimarlık ve kentleşmenin çözmesi gereken bir sorun haline gelmiştir. Yaşanan sorunlara çevre kirliliğinin yol açtığı küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin dünyamızı felakete sürüklemesi de eklendiğinde, karşı karşıya bulunduğumuz buhranın boyutları daha iyi anlaşılabilmektedir. İnsanlığımızın geçmişte yaşanan savaşlardan ne kadar ders aldığı ise tartışmalıdır. Savaşlara karşı çıkan milyonlarca insanın yükselen sesi bu çılgınlığın ve barbarlığın durdurulmasına, barışın sağlanmasına yetmemektedir.

TÜRKİYE NEREYE?

Dünyanın gündeminde olan büyük kaos, iktidarın her alanda izlediği barış karşıtı politikaların katkısıyla komşularıyla savaşa itilen Türkiye’yi kapsamlı bir şekilde etkilemiş ve hatta savaşın merkezine almıştır. Demokrasinin olmazsa olmazı TBMM’nin etkisizleştirildiği ve yetkilerinin iktidarın tekeline alındığı diktatöryal koşullarda, ülke adım adım hem içeride hem de dışarıda savaşa sürüklemektedirler.

7 Haziran 2015 seçimlerinde muhalefetin elde ettiği başarı iktidara dönüşmeyince halkın rahatlaması çok kısa sürmüştür. Devletin tepesinde yürürlüğe koyduğu baskı ve şiddet politikalarıyla gidilen 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri sonrası iktidar TBMM’de elde ettiği çoğunluktan cesaret alarak, fiilen uygulamaya koyduğu “başkanlık sistemi” anayasal güvenceye kavuşturulmak ve diktatörlük kalıcı hale getirmek istemektedir. “Yağma ve diktatörlük” anlayışının gündeme getirdiği bir anayasa değişikliğinin “özgürlükçü, adaletli ve eşitlikçi” olamayacağı açıktır. Ülkemizde bu koşullarda var olan hakların korunması ve yeni kazanımlar için mücadele varlık yokluk meselesi haline gelmiştir.

MİMARLIK VE KENTLEŞME

Türkiye’de İktidarın 13 yılı aşkın sürede uyguladığı ve giderek yükselen otoriterleşme, şiddet ve savaş politikalarına paralel olarak mimarlık, kent, çevre ve kültür değerleri katliamının yaygınlaştığını ve her bakımdan felaketin eşiğinde olduğumuz gerçeğini özellikle vurgulamak gerekmektedir. Bu anlayışla 12 Haziran 2011 tarihinde çıkarılan 35 KHK, TOKİ Yasası, 5366 sayılı Yenileme Yasası, 6306 sayılı Dönüşüm Yasası, Büyükşehir Yasası, 2B ile ilgili değişiklik gibi hukuka, demokrasiye ve şehircilik ilkelerine aykırı düzenlemeler yapılmıştır. Bununla da yetinmeyen iktidar kendine yakın inşaat şirketlerinin talepleri doğrultusunda “emlak borsası” sistemini de içeren yeni hukuksuz yasa düzenlemelerini çıkarmak için fırsat kollamaktadır. Yapılacak olan düzenlemeyle bütün inşaat sektörünün ele geçirilmesi, alınacak imar kararlarıyla iktidara yakın şirketlerin isteklerinin yerine getirilmesi, yurttaşların mülkiyetlerine el konulması ve inşaat yapım süreçlerinin hızlandırılması hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Bu dönemde kendi özgün mimari anlayışını yaratamayan, Osmanlı’nın kötü kopyası, eklektik, kimi postmodern Batı’da uygulanmış proje örnekleri, estetikten yoksun bir yapılaşma buna karşın çok az sayıda nitelikli mimarlık yapılarının üretilebildiği koşullarda kentlerimiz kimliksiz ve yaşanmaz hale gelmektedir.

MİMARLIK VE EĞİTİM

Mimarlık ve eğitim, “kuralsızlık ve metalaşmanın” egemen olduğu tam da bu sorunların ortasında debelenmekte ve var olan eğitim düzeyinin gerisine savrulmaktadır. Mimarlık okullarının hiçbir kurala bağlı olmaksızın açılmaya devam edilmesi ve eğitimde var olan yetersizliklerin tamamen göz ardı edilmesi; başka ülkelerdeki yeterli mimarlık eğitimi almayan mezunlara YÖK tarafından denklik verilmesi; üniversitelerin bilimsel eğitimden tamamen uzaklaşmaları ve iktidarın arka bahçeleri haline getirilmeleri; paralı eğitim, eğitimin yetersizliği ve koşulları, öğrenci haklarının yok edilmesi gibi sorunlar iktidarın eğitim politikasına bağlı olarak artarak devam etmektedir. Bu bilim ve hukuk dışı uygulamaları dayatan YÖK, diploma alan mimarların mimarlık yapabilmeleri için sınava tabi tutulması, mimarlık okullarına kayıt için ÖSYM sonuçlarına göre ilk 200 bin içinde olması gibi eğitimin niteliğine bağlı olmayan koşulları yasalaştırmaya hazırlanmaktadır. YÖK üzerinden yapılan bu operasyonların durdurulması ve eğitim düzeninin yeniden yapılandırılması ihtiyacı ivedi bir konu haline gelmiştir.

MESLEK ÖRGÜTLENMELERİ VE MESLEKİ HAKLAR

İktidarın “demokrasi, hukuk, şehircilik ilkeleri ve bilim karşıtı” politikalarının önünde engel olarak gördüğü meslek örgütlerine karşı kayıtsız kalması düşünülemezdi. Bu amaçla “kamu ve toplum yararı” doğrultusunda çalışan; bilimi, insanlığın değerlerini ve ülkenin esenlikli geleceği için çaba gösteren meslek odalarına yönelik operasyonlar sürmektedir. Nitekim 644 ve 648 sayılı KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle, meslek odalarının anayasal güvenceye sahip pek çok yetkisi gasp edilmiştir. Bu kapsamda hukuksuz bir şekilde Odaların asli işlerine müdahale edilmiş, bakanlık birimlerinin “idari ve mali” denetim yapmalarının önü açılmıştır.

Meslek odaları olarak yukarıda bahsettiğimiz çerçevede iktidarın operasyonlarının devam edebileceğinin farkındayız. Bu anlamda yeni anayasanın demokratik örgütlenmeleri ve mesleki hakları yeniden hedef alacağı ve var olan güvencelerin dahi kaldırılması sözkonusu olabilecektir. Bu nedenlerle meslek örgütü olarak yasama ve anayasa süreçlerinde son derece dikkatli olunması ve oldubittileri önlenmek için seferber olunması gibi tarihî sorumluluklarla karşı karşıyayız.

Yeni dönemde “Nereye?” sorusunu yaşamın her alanında sormak ve birlikte çözüm aramak mesleki ve toplumsal mücadelenin eksenini oluşturmalıdır. Bunu yaparken, “en temel insan haklarından olan sağlıklı ve güvenli bir çevrede barış içinde yaşama hakkının sağlanmasının” mimarlığın ve mimarların sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır. Bütün dünyanın sürüklendiği büyük bunalım ortamında ve ülkemizde yaşanan diktatörlük koşullarında bizler “nereye” sorusuna birlikte yanıt ararken; biliyoruz ki bu topraklarda en azından bir süre daha acı çekmeye devam edeceğiz. Ancak umudumuzu ve mücadele azmimizi asla yitirmeyeceğiz.

Bu icerik 774 defa görüntülenmiştir.
8. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı “Mimarlık ve Eğitim: Nereye?” başlığıyla toplandı.