MİMARLIK
392
KASIM-ARALIK 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
BİENAL

Bienalin Değerli Artıkları

Yelta Köm, Yüksek Mimar

0.

Bu yazı, Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Sergisi’nin değil (hatta serginin ele aldığı konudan, objesinden bilinçli olarak bahsetmemeye çalışır, bunun sebepleri yazının geri kalanında anlaşılabilir); onun etrafında büyüyen ve çeşitlenen tartışma ortamını ele alır. Bu yazı, Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’nda yer alan serginin analizini değil, onun etrafında büyüyen ve çeşitlenen tartışma ortamını ele alır. Bölümlerin hepsi bağımsız, birbirleriyle karmaşık şekilde bağlam içerikleri olan, ama tek başlarına da anlam taşıyabilen düşünceler dizisidir. Peşinen şunu söylemem gerek, benden bir yazı istendiğinde, sergiyi görmediğimi belirttim. Büyük olasılıkla siz bu yazıyı okurken ben halen sergiyi görmemiş olacağım, ama çoğunluğun görmediği bir serginin yarattığı tartışma ortamı bahsedilmeye değer.

1.

Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Sergisi, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın girişimiyle 2014’ten beri düzenleniyor. İlk seneki küratoryel yaklaşımını kendi içine kapalı, cam kutu olarak tanımladığım(1) serginin ikinci edisyonu için bir açık çağrı düzenlendi. Özellikle mimarlık alanındaki sergi üretimi pratiğini düşününce İKSV’nin aldığı bu cesur kararı kutlamak gerekiyor. Mimarlık alanındaki sergi pratiğinin çoğunlukla mimari portfolyo sunumuna sıkıştığını düşünürsek, fikir üreten, bir fikrin etrafında kurulan denemelerin sayısı oldukça az. Tekil örneklerin çoğalması ve düşüncelerin birikmesi adına açık çağrıyı iyi bir fırsat olarak görüyorum.

15. Venedik Mimarlık Bienali’nin küratörü Alejandro Aravena olarak duyurulduğunda benim de dâhil olduğum birçok kişi heyecanlandı. H. Cenk Dereli ve Yağmur Dereli ile Açık Mimarlık programında bu sene adını çok andığımız Şilili mimar, Pritzker ödülü ile birlikte görünürlüğünü artırdı. Bugünün yeni “süper star”ı, daha doğrusu serseri rock starı diyebileceğimiz Aravena, ana akım mimarlığın içinde farklı denemeler yapıp bunları, sosyal mimarlık pratiğinin en popüler örnekleri yapıyor. Kendisi hakkında düşülebilecek hatalardan biri, Aravena’yı bahşedilmiş bir kurtarıcı gibi görmek olur. Justin McGuirk, 2009 yılında Icon dergisine yazdığı Aravena hakkındaki makalesine şöyle başlar: “Alejandra Aravena hakkında bilmeniz gereken iki şey var. Birincisi, Şili’deki durumu iyi olmayan inşalar için binlerce konut ürettiği ve daha binlercesinin de yolda olduğu, ikincisi ise kendi mimarlık pratiğinin yönetim kurulunda Şilili Petrol Firması COPEC’ın CEO’sunun bulunması. Bu garip durum, bu iki gerçeğin herhangi birinin diğerinden daha etkili yapmıyor. Aravena’nın mimarlık pratiği, Elemental, dünyada en alışıldık olmayan pratiklerinden biri: mimar, petrol şirketi ve üniversite arasındaki eşit ortaklık”(2)

Aravena’nın bienal teması ”Cepheden Bildirmek”, günümüz koşulları içinde birçok meseleye ayrı ayrı referans veriyordu. Temanın tanıtıldığı basın toplantısında Aravena, açıktan ve cepheden salt özel sermayeye üretim yapan mimarların, topluma katkı yapacak işler yapması gerektiğini belirtti. Dünya genelinde son yıllarda yaşananlar, bulunduğumuz coğrafyaya yakın ve uzak mücadeleler ve mesleğin içindeki cepheler gibi, çok katmanlı birçok meseleyi çağıran başlık, önünde sonunda mimarlık bu durumlara nasıl reaksiyon gösterir sorusunu sordurtuyordu. Mimarlığın tek başına bir şey yapmaya muktedir olmadığı artık herkes tarafından bilinen bir durum. Aravena’nın da mimarlığa kutsal bir görev atfettiğini düşünmüyorum. Bunun yanı sıra Aravena’nın niyetlendiği yol, “her şey mimarlıkla olur”un dışında, hem sözü olan hem de iyi bir fiziksel çevreye ulaşan mimarlık yapılabilir düşüncesinin de göstergesi belki de.

İKSV’nin yaptığı açık çağrıya otuz altı başvuru oldu, bunların arasından bir tanesinin içinde benim de olduğum dokuz ekip seçildi (3) ve bu gruplar ikinci aşama için çalışmalarını geliştirip jüriye sundu. Seçilen ekipler ve başlık önerileri şu şekildeydi:

IN TRANSIT - Arman Akdoğan, Ömer Selçuk Baz, Felix Madrazo, Giovanni Belotti, Alessandra Covini, Tomas Dirrix, Onur Can Tepe, Mirta Naomi Demare ve Deniz Ünsal

Pandora'nın Kutusunu Mühürlemek - Celal Abdi Güzer

Manifacto - Dicle Uzunyayla, Nurgül Yardım ve Suranda Nanayakkara

Mimari Mülteci - Esra Akcan

Darzanà - Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar, Feride Çiçekoğlu, Hüner Aldemir, Hande Ciğerli, Gökçen Erkılıç, Nazlı Tümerdem ve Yiğit Yalgın

After Gezi - Merve Bedir ve Brendan Cormier

Yeni Hayat - Sevince Bayrak Göktaş, Oral Göktaş, Cem Kozar ve Işıl Ünal Kozar

“Her Yer İnşaat, Her Yer Umut!” - Sinan Logie ve Yaşar Adanalı

Eşikte İkamet / Inhabiting the Threshold - Yelta Köm, Elif Çiğdem Artan, Eray Çaylı ve Hayrettin Günç

Türkiye coğrafyası şüphesiz konu bulma konusunda sıkıntı yaratmayan yerlerden biri, otuz altı önerinin gelmesi o yüzden beni çok şaşırtmadı. Yalnız ikinci aşamaya, başvuran grupların dörtte birinin davet edilmesinin, hem jüri hem de katılımcılar açısından emek problemi olduğunu düşünüyorum. Çünkü ikinci tura kalan ekiplerden istenen, planlaması tamamlanmış bir sergi projesi sunumuydu. Bütçesinden, mekânsal tasarımına kadar bütün kalemlerin sıralandığı, etkinlikler varsa onların da yazıldığı, kitabın çatısının işlendiği, detaylı başvuru dosyaları... Gayri-maddi emeğin emekten sayıldığı durumların az olduğu, hatta yeni gelişen pratikler içinde hiç düşünülmediğini farz edersek, bundan bahsetmem abeste bile kaçabilir. Ama masanın diğer yanından bakınca da, dokuz grubun sunumunu izlemek, onları değerlendirmek de bir o kadar yorucu geliyor kulağa.

Bu durumun pozitif tarafı şu oldu, sonuçlar açıklandıktan sonra, Darzanà projesinin seçilmesi ile birlikte, projeye dair meraklar arttı, herkes projenin ne içerdiğini sorguluyordu. Özellikle, böyle açık çağrı ile seçimi yapılmış bir sürecin sonucunda beklenen durum da açıkçası buydu. Sonuçlar açıklandıktan bir süre sonra Ömer Yılmaz’ın girişimi ile Arkitera mimarlık portalında, ikinci tura geçen başvuru dosyaları paylaşıldı. “Yeni Hayat” başlıklı proje dışındaki tüm öneriler sitede yayınlandı. Bu başvuru dosyalarının çoğu açık bir şekilde, jüriye sunulduğu şekliyle içeriğini gösteriyordu.(4) Ama seçilen projenin kendini göstermesi biraz zaman aldı. Darzanà projesinin müelliflerinden Ertuğ Uçar, projelerin yayınladığı tarihte Twitter üzerinden “Evet, olacak, 2016'da... İKSV'nin organize edeceği bir basın toplantısında içerik detaylandırılacak." şeklinde durumu açıkladı. Oysa gerçekleşmeyecek yedi projenin başvuru dosyalarında fikirleri gayet detaylı olarak yazıyordu. Başvuruların çoğu aciliyet gerektiren durumları, sosyal mücadele ve toplumsal hareketler çerçevesinde mimarlığın yerlerini ele alıyordu. Bu yorumları yaparken, başvuru dosyaları üzerinden genel değerlendirmeler yapmayı önemli buluyorum, yoksa diğer şekli ile kendimin de içinde bulunduğu bir grup projenin güzellemesini yapacak değilim. Konu çeşitliliği mülteci kamplarından, umut mimarlıklarına, sosyal hareketlerden, güvencesiz çalışma mekânlarına, Gezi Direnişi’nden sığınmacılara uzanıyordu.

Gerçekleşmeyen bu sergi fikirleri, Türkiye mimarlık ortamının gerçekten kaynayan, hatta şu şekilde ifade etmek daha iyi olabilir, fokurdayan, haşlanmaya başlamış meselelerinin röntgenini çekiyordu bir anlamda. Bununla beraber şu yaklaşımı da oldukça destekliyordu: “İşte bu bienalin ana konusu ile örtüşüyor.” Şunu konuşmanın da faydası var, Venedik Mimarlık Bienali’nin ana küratörü ana serginin konusunu belirliyor, ülke pavyonlarının ise bu konuyu takip etmesi gerekmiyor. Rem Koolhaas’ın ülke pavyonlarını yönlendirmeye çalışma denemesi bile her ülke pavyonunda karşılığını bulamamıştı. O yüzden bunun bir zorunluluğu yok, hatta bazı ülkeler küratör ve sergi seçimlerini ana küratör bile belli olmadan yapmaya başlıyor. Kısacası bunun bir yazılı kuralı yok. Ama ben durumu biraz şöyle görüyorum; bir sohbet ortamına giriyorsunuz, herkes “A” konusunu konuşuyor, siz de “B” konusunu konuşuyorsunuz ve o akşam o kadar çok insan “A” konusuna hakkında muhabbet ediyor ki, sizin muhabbete dâhil olmanız için “B” konunuzun gerçekten spekteküler bir hali olması gerekiyor. Tabii, muhabbete dâhil olmak istiyor musunuz, yoksa istemiyor musunuz, bu da sizin tercihiniz.

Bu konuyu biraz hızlı geçiyorum, çünkü Darzana sergisi hakkında konuşmak, yorum yapmak, eleştiride bulunmak zor. Bir de sergiyi görmediğim için bunun “bana düşmediğini”, okuduğum röportajlardan sonra iyice düşünmeye başladım. Emine Merdim Yılmaz’ın Arkitera için yaptığı röportajda(5) Ertuğ Uçar şöyle diyordu: “Bir yandan da ortada obje yok. Bu tür bienallere katılan çalışmaların eleştirilmeden önce son hallerinin görülmesi gerekir. Gördükten sonra eleştiren kişiler mesajı alır ya da almaz. Katılır, katılmaz. Ondan sonra tartışmaya varız, ama ortada bir şey yokken tartışmayı anlamlı bulmuyorum.”

2.

Venedik Mimarlık Bienali’nin “değerli artıkları” diyebileceğimiz başvuru dosyaları, bir sonraki açık çağrılar ve sergiler için bir referans ve katalog görevi görmekte. “Nasıl sergi yapılır?”ın, “Nasıl sergi dosyası hazırlanır?”ın bir cevabı yok, ama ham örnekleri görünür kılmak, sonuç ürünü görmekten daha yararlı olabilir. Sergileme ve araştırma pratiklerine dair iyi bir kesit sunan bu çoğulluk sadece başvuru düzeyinde de kalmadı.

Bu süreçte yayınlanan onlarca yazı, görüş ve haber mimarlık alanındaki tartışma ortamını hareketlendirdi. Bunun iyi bir dalga olduğunu kabullenmek gerekir; Sinan Logie, Ömer Yılmaz, Hülya Ertaş, Burak Altınışık, Eray Çaylı, Uğur Tanyeli, Korhan Gümüş, Nevzat Sayın, Haydar Karabey, Ahmet Turan Köksal, Hasan Çalışlar, Gül Köksal, Vasıf Kortun, Ömer Kanıpak, Yaşar Adanalı, Yağmur Yıldırım gibi isimler hem sosyal medya üzerinden hem çeşitli yayınlarda fikirlerini dile getirdiler. Bu metinler farklı perspektiflerden meseleyi ele alıyor, konuyu çeşitlendiriyordu. Uzun zaman sonra bu kadar heyecan yaratan bu dalganın önemli olduğu aşikâr. Burak Altınışık ve Saitali Köknar ile bir gün bir sosyal medya mesajlaşması sırasında, bu yazıların arşivlenmesi gerektiğini konuştuk ve açık kaynak bir deneme ile bir dosyayı iletişime soktuk. Daha sonrasında herkesin katkısını eklemek adına erişime açtığımız Venedik Mimarlık Bienali Haber-Yorum Zaman Çizelgesi, takibini kaçırdığımız birçok kişinin katkısıyla oluştu. Zaman çizelgesine halen ulaşmak mümkün.(6) Bununla beraber, Heval Zeliha Yüksel, Dilek Öztürk, Aslı Kırbaş, Çelenk Bafra ve Emine Merdim Yılmaz yaptıkları röportajlar ve radyo programları ile konuyu farklı açılardan tekrar tekrar gündeme taşıdılar. Bu içeriklere de aynı çizelgeden ulaşmak mümkün.

Ama sergi projesinin müelliflerinin bu eleştiri ortamından pek hoşlanmadığı da ortada. Örneğin, T24 internet sitesinde çıkan röportajlarında(7) Mehmet Kütükçüoğlu şöyle diyor, “Bütün eleştirileri, bütün yazılanları okuyorum. ‘Acaba buradan bize bir şey çıkar mı’ diye ısrarla okuyorum, ama çıkmıyor. Bu durum da insanda şu hissi yaratıyor: ‘Burada açık bir tartışma yürütülemeyecek mimarlık adına’. Milli sınırların dışına çıkıldığında hikâyenin ve tasarımın gayet de anlaşılabilmesi indikatif geliyor bana. Siyasetle paralel olarak gittikçe daralan, içine göçmek üzere olan mesleki bir camiaya doğru ilerliyoruz. Uyarmak istiyorum.” Ertuğ Uçar aynı yerden devam ediyor, “Çok hızlı reaksiyon veriliyor burada. Herkes kızgın. Mesela biz oradayken ‘Röportaj yapalım’ dediler, tamam, konuştuk. Daha sonra sosyal medyadaki eleştirileri okuyorum, saatlerine bakıyorum cevap o kadar hızlı yazılmış ki, o kadar sürede yazıyı hakkıyla okumuş olamaz. Biz sekiz aydır burada kafa patlatıyoruz konuya. Ve insanlar kitabı eline almadan, sizinle konuşmadan, o mekânda o işi görmeden okuyor, istediği şekilde okuyor. Zaten şu da bir sorun. Bir proje önermişsiniz, bir nesne tasarlamışsınız, yayınını da koymuşsunuz kenara. Artık herkes istediği gibi okur. Bunun savunması olmaz. Biz de bu yüzden cevap vermeyi doğru da bulmuyoruz pek. Bizce birçok hattan Aravena’nın temasına bağlı, tarihsel bağlamı güçlü, birçok alternatif okumaya açık, incelikleri olan bir şey bu. Fakat insanların, ne sabırları ne vakitleri var.” Mehmet Kütükçüoğlu onu tamamlıyor: “Ertuğ’un söylediğine ekleyeyim. Sosyal medya, günümüzün iletişim şekli. Aslında ne kadar açıklığa imkân sağlıyorsa, o derece kapanmaya, kapatmaya da yatkın.” (8)

Bu sözler içinde herkesin katıldığı katılmadığı noktalar olacaktır, hız ve sindirme meselesi de bunun birer parçası. Benim tek katıldığım cümle “Sosyal medya, günümüzün iletişim şekli.” Herkes farkındaysa, takvimlerimiz 2016 yılını gösteriyor. Merak edilen kişinin arama motorundan önce adının yazıldığı sosyal medya siteleri onuncu yıllarını doldurdular neredeyse. Sosyal medyadan sürekli haber almaktan, hepimiz haber bağımlısına döndük. “Son dakika”, “flaş flaş flaş” başlıkları her yerde dönerken bu hıza alışmak gerekiyor. Hızlı eleştiri ile yavaş eleştiri arasında düşünce anlamında bir fark olduğunu söylemek de doğru olmaz. 2000’li yılların başında klavye delikanlısından, ağzı olan konuşuyora dek uzanan sanal eleştiri ortamı, bugün artık üzerine düşünülen, kavramlar yaratılan bir mecra. Eleştiri de tabii bunun etrafında gelişerek değişiyor. Artık 140 karakterlik eleştiri laf atıp kaçmak değil, eleştirinin yeni yerini gösteriyor. Bu konuyu daha bir kaç kez dile getirmiştim, mecranın kendisi eleştirinin içeriğini değiştirmiyor. İnternette yazılan bir yorum da, sayfalarca yazılan bir metin de aynı niteliğe sahip olabilir. Bugün artık bunu tartışmak anlamsız geliyor. Kütükçüoğlu’nun “kapatmaktan” kastının gerçekliği, tartışma alanını kapatmak olduğunu düşünüyorum, bu kapanmaya yatkınlığının dışında, internetin kimi zaman gelip “en aktüel” olana tanık olma imkânı yarattığını, tartışmaları hiç umulmadık yerlere açtığını unutmamak gerekiyor.

Aynı röportajda, Feride Çiçekoğlu’nun şu sözlerine katıldığımı belirtmeliyim. Feride Çiçekoğlu: “Bienallerde sorunlar çözülür diyen mimar varsa o artık benim tahayyüllümün ötesine geçer. Bienaller esas olarak sorunları ortaya döker, ana metni yorumlar. Kendi yorumunu bu dünya anlayışı içinde özgün bakış açısıyla farklı katmanlarda ortaya çıkarmaya çalışır.” Yazının başında da belirttiğim gibi ne mimarlık tek başına yeter sorunların çözülmesine, ne de bienaller… Ancak seçilen konunun ne kadar açılıp, ne açıklıkla sergilendiği ve soru sordurttuğu en önemli mesele. Eleştirelliğinin o tartışmaya, o katmanlara ne kadar katkısı olduğu önemli. Eğer o ortaya dökülen sorunlar ve konuşulacak meseleler dışardan gelen her tepkiye yukardan reaksiyonlar gösteriyorsa, ne yazık ki ortaya dökülen yorumların da bir faydası olmuyor.

Bütün bu metinlerin yanında, “değerli artık”lardan bir başkası da, Eray Çaylı, Gül Köksal ve Sinan Logie’nin düzenlediği “Bir Pavyon İki Etkinlik: 2016 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’ndan Hareketle Mimarlığın Toplumsallığı Üzerine Çeşitlemeler” isimli iki güne yayılan etkinlikti. Düzenleyen ekibin kaleminden etkinlik açıklaması şu şekildeydi: “Haliç Port projesi müellifi Teğet Mimarlık’ın aynı zamanda Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil etmek üzere İKSV tarafından düzenlenen bir açık çağrı sonucu seçilen ‘Darzanà: İki Tersane Bir Vasıta’ başlıklı proje grubunun da liderliğini üstlenmiş olması üzerine başlayan tartışmalar, mimarlığın toplum ve etikle olan ilişkisine dair çok boyutlu ve şeffaf bir tartışmanın gerekliliğini gündeme getirdi. Bu tartışmanın ete kemiğe bürünebilmesi amacıyla birbiriyle bağlantılı olarak ve birkaç gün arayla gerçekleştirilecek halka açık bir panel / forum ve çalıştay düzenliyoruz. 23 Mayıs saat 18:30’da başlayacak panel / forum Bienal etrafında gerçekleşmeye devam eden tartışmalara odaklanarak bugüne kadar mesele üzerine görüşlerini kamuoyuyla yazılı olarak paylaşmış kişileri bir araya getirecek. 28 Mayıs’ta gerçekleşecek ve tüm günü kapsayacak çalıştay ise, tartışmanın kapsamını genişleterek ‘mimarlığın kent hakkıyla olan ilişkisi’, ‘mimarın sosyal sorumluluğu’, ‘mimarlıkta etik’ ve ‘mimarlıkta katılımcılık’ gibi konuları somut uygulamalar üzerinden tartışacak araştırmacı, aktivist ve mimarlık kolektiflerinden temsilcileri bir araya getirecek.”(9)

Türkiye coğrafyasında, cephede, sınırda üretim yapan, mimarlığın yapılma biçimini tartışan isimlerin sunumlarının ve konuşmalarının ses kayıtları çevrimiçi olarak bulunabiliniyor.(10) Daha sonra Eray Çaylı’nın, XXI dergisinde, kaleme aldığı “‘Kamu’ ‘Yararına’ ‘Mimarlık’”(11) metni etkinliğin iyi bir çıktısı olarak, tartışılan konuları değerlendiriyor.

Bu toplantının yapılma sebebi ve tartıştığı konular, muhafazakârlıkla, dar tartışma alanıyla itham edilen bir görüşün ne kadar farklı olasılıklara açık olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki sosyal mimarlık ve tasarım pratiği, toplumcu yaklaşımlar ana akım mimarlığın konvansiyonel duruşuna karşın değişime, eleştiriye, dönüşmeye daha fazla olanak veriyor.

İki tersane, bir vasıta olarak yola çıkan sergi, aslında Türkiye mimarlık ortamı için farkında olmadığımız çeşitliliği artırdı. Yakalanan bu ortam, yakınılması, kaçınılması gereken değil, aksine içine dalıp, üzerinde dolaşıp, kimi zaman bütün olarak bakılması kimi zaman parçalarına ayırıp tekrar tekrar düşünülmesi gereken bir süreç olarak yerini hep koruyacak. Sinan Logie’nin de yazdığı gibi, “İKSV’ye mesleğimizin karşı karşıya olduğu soruları nihayetinde masaya yatırma fırsatı verdiği için teşekkür ederiz.” Bu açık çağrının bir geleneğe dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum. İKSV’nin bunu kararlılıkla sürdürmesi, Türkiye mimarlık ortamı için iyi bir fırsata dönüşecek, süreç içinde de açık çağrı formatı deneyimle gelişecektir. Bienal kapsamında gerçekleşemeyen sergi projeleri, başka koşullarda kendilerine yer bulacaktır.

3.

Açık Mimarlık’ta birkaç kez dile getirdiğim “Star mimarlar öldü” argümanım, kendi pozisyonlarını sabitleyen, tartışmaya girmeyen, konuşmayan hallerde son nefesini veriyor. Zaten mesele sistemin yeni starlar oluşturmaması meselesi ile beraber, star reflekslerinin halen tepeden görme ve konuşmaya girmeme biçiminde gelişmesinden kaynaklanıyor. Star mimarlar günümüzde, kırmızı halı üzerinde beraber fotoğraf çektirilen ve sosyal medyada gururla paylaşılan imajlara dönüşüyorlar. Yeni star mimarların oluştuğu da bir gerçek, gelenin gideni aratma ihtimali ve günümüzün yanılsamaları, başka bir yazının konusu olsun.

Bu yazıyı son İstanbul Art News dergisinin Haziran ayında yer alan ve Heval Zeliha Yüksel tarafından hazırlanan Venedik Bienali Özel sayısında müelliflerin sergi açılmadan verdiği ve sergi hakkında görülmeden eleştirilmesine istinaden yaptığı değerlendirmeler ile bitirmek istiyorum. “Mehmet Kütükçüoğlu: O yazılanlar eleştiri niteliğinde olmadığı gibi ortamı da eleştiri ortamı değil. Eleştiri ortamı olsa ben de kendi fikrimi rahat rahat söyleyebilirim. Ama böyle bir durum söz konusu olunca kesinlikle cevap vermek bile istemiyoruz. Söylenecek şey yok diye değil, ortam uygun değil. Ortam açık düşünme, fikir yürütme, bir zincir kurma ortamı değil; suçlama ortamı.

Ertuğ Uçar: Kategorize etme ortamı.”(13)

 

* “Venedik Mimarlık Bienali Zaman Çizelgesi”ndeki(14) verilere göre konu hakkında yüz civarında haber-görüş-radyo programı yayınlanmıştır.

NOTLAR

1. Köm, Yelta, 2014, “Cam Kutularda Mimarlıkları Büyütmek”, Arredemento.

2. URL1. McGuirk, Justin, 2009, “Alejandro Aravena”, Icon, justinmcguirk.com/alejandro-aravena [Erişim: 10.10.2016]

3. URL2. “Venedik Mimarlık Bienali için İkinci Aşamaya Kalan 9 Proje Belli Oldu”, www.arkitera.com/haber/25761/venedik-mimarlik-bienali-icin-ikinci-asamaya-kalan-9-proje-belli-oldu [Erişim: 10.10.2016]

4. URL3. “Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu Sergisi İçin Öneriler”, www.arkitera.com/haber/25926/venedik-mimarlik-bienali-turkiye-pavyonu-sergisi-icin-oneriler [Erişim: 10.10.2016]

5. URL4. “Bienaller Meselelerin Çözülebileceği Değil Tartışılabildiği Yerler”,

www.arkitera.com/haber/27005/bienaller-meselelerin-cozulebilecegi-yerler-degil-meselelerin-tartisilabildigi-yerler [Erişim: 10.10.2016]

6. URL5. “Zaman Çizelgesi Üzerinden Venedik Mimarlık Bienali Üzerine Yazılanlar”, www.xxi.com.tr/haberler/zaman-cizelgesi-uzerinden-venedik-mimarlik-bienali-uzerine-yazilanlar [Erişim: 10.10.2016]

7. URL6. “Küratörler anlatıyor: Darzana ve Haliç Tersanesi projeleri aynı yerle uğraşan birer iş…” t24.com.tr/haber/kuratorler-anlatiyor-darzananin-halic-tersaneleriyle-ilgisi-yok-gezi-parkindaki-gelismelere-biz-de-kizdik,345034 [Erişim: 10.10.2016]

8. URL4.

9. URL7. “Bir Pavyon İki Etkinlik: 2016 Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’ndan Hareketle Mimarlığın Toplumsallığı Üzerine Çeşitlemeler”, www.facebook.com/events/363263973798050/ [Erişim: 10.10.2016]

10. URL8. “Bir Pavyon İki Etkinlik Kayıtları Yayınlandı”, xxi.com.tr/haberler/bir-pavyon-iki-etkinlik-kayitlari-yayinlandi [Erişim: 10.10.2016]

11. URL9. “‘Kamu’ ‘Yararına’ ‘Mimarlık’”, www.xxi.com.tr/yazilar/kamu-yararina-mimarlik [Erişim: 10.10.2016]

12. URL10. “Rastgele Düşünceler 2 veya Mimarlığın Eleştiriyle İmtihanı”, xxi.com.tr/yazilar/rastgele-dusunceler-2-veya-mimarligin-elestiriyle-imtihani [Erişim: 10.10.2016]

13. “Suya sınır çekilemez, sözcükler arasına tel örgü gerilemez”, sayı: 32 Haziran 2016, İstanbul Art News, Venedik Bienali Eki.

14.  URL5.

Bu icerik 1309 defa görüntülenmiştir.