MİMARLIK
380
KASIM-ARALIK 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA-YAŞATMA

Koruma Kuramının Mimari Rekonstrüksiyona Bakışı

Deniz Mazlum, Doç. Dr., İTÜ, Mimarlık Bölümü

“Neyi, niçin, nasıl korumalı?” sorunsalı, tek bir cevabı olmayan çok boyutlu bir tartışmanın başlangıç noktası. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde güncelliğini koruyan bu tartışmaların vardığı nokta, uygulamada farklı sonuçların doğmasına neden oluyor. Önemli kuramcıların yaklaşımlarının yanı sıra tüzük, sözleşme ve metinlerdeki açılımları kronolojik bir sırayla ele alan yazar, yapılan tartışmaların daha iyi anlaşılabilmesi için kapsamlı bir derleme sunuyor.

Son yıllarda Türkiye’nin mimarlık gündeminde önemli bir yer tutan hassas konulardan biri de tarihî rekonstrüksiyon proje ve uygulamalarıdır. Özellikle, 1940 yılında yıkılarak yerine Gezi Parkı düzenlemesi yapılan Taksim Topçu Kışlası’nın yeniden yapımı gündeme geldiğinde bu konudaki tartışmalar mimarlık alanıyla sınırlı kalmayarak, kamuoyunun çok geniş bir kesimine taşınmıştır.(1) Büyük tepki ve itirazla karşılanan bu rekonstrüksiyon kararı, duyarlı bir toplumsal muhalefetin örgütlenmesini sağlayarak, Türkiye demokrasi tarihinde de kayda geçmiştir.

Çeşitli nedenlerle ortadan kalkan ya da strüktürel zayıflıkları gerekçe gösterilerek yıkılan tarihî yapıların yeniden inşası konusundaki tartışmalar, mimari koruma ölçütleri arasında önemli bir yeri olan özgünlük kavramını da gündeme getirmektedir. Yalnız Türkiye’de değil, başka ülkelerde de daha sık uygulanmaya başlamasıyla, mimari rekonstrüksiyonun, çağdaş koruma kuramının öncelikli tartışma konuları arasına girdiği söylenebilir. Bu müdahale biçiminin bir “koruma” eylemi sayılıp sayılmayacağı üzerinde ise henüz net bir uzlaşma sağlanmış değildir. Bu yazıda, mimari rekonstrüksiyonların 19. yüzyıldan günümüze nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Kronolojik bir sıra izlenerek, önemli kuramcıların yanı sıra uluslararası tüzük, sözleşme ve metinlerin bu konuya getirdikleri yaklaşım ve açılımlar irdelenmekte, temel ilkeler özetlenmektedir.

19. YÜZYIL AVRUPASI’NDA REKONSTRÜKSİYONA BAKIŞ

19. yüzyıl Fransasında, restorasyon kuram ve uygulamalarıyla öne çıkan ve “üslup birliği” ya da “stilistik rekompozisyon” diye adlandırılan yaklaşımıyla mimari korumanın ana eksenlerinden birini çizen Eugène Emmanuel Viollet-le-Duc’tür. Gerçekte Viollet-le-Duc’ün yaptığı “rekompozisyon”, çoğu durumda “rekonstrüksiyon”dan başka bir şey değildir. 1846’dan başlayarak, Fransa’nın güneyindeki Roma dönemi müstahkem kenti Carcassonne’un restorasyonuyla görevlendirilir. Fransız Devrimi’nden sonra askeri işlevini kaybeden ve taşları devşirme malzeme olarak kullanılan harap durumdaki surları 13. yüzyıl sonundaki durumlarına getirme iddiasıyla çok geniş çaplı rekonstrüksiyonlar yapar.(2) Viollet-le-Duc’ün benzer bir başka uygulamasına, 1858-1870 yılları arasında Paris’in kuzeyindeki Pierrefonds Şatosu maruz kalmıştır. İmparator III. Napoléon büyük ölçüde yıkılmış bu yapıyı yazlık rezidansı olarak yeniden yaptırmak isteyince, başlangıçta gönülsüz olsa da iş Viollet-le-Duc’e verilmiş ve mimar, yalnız yıkık dökük yapıları değil, tüm heykel, bezeme ve mobilyaları da yeniden inşa etmiştir.(3)

19. yüzyılda, rekonstrüksiyonlara en sert çıkış İngiltere’den gelmiştir. John Ruskin ile William Morris’in başını çektikleri “anti-restorasyon” ya da “konservasyon” akımı bütünleme şeklinde kısmi bir müdahale olarak bile yeniden yapıma şiddetle karşıdır. Dönemin restorasyonlarında sıklıkla başvurulan bu yöntem, Ruskin’in sözleriyle şöyle değerlendirilmiştir: “ Restorasyon sözcüğünün gerçek anlamını ne halk anlamıştır, ne de kamu yapılarının bakımından sorumlu olanlar… Restorasyon bir yapının uğrayabileceği en büyük yıkımdır. Öyle bir yıkım ki, geriye bir şey kalmaz. Bu yıkıma da, ortadan kaldırılmış olan şeyin sahte bir betimlemesi eşlik eder. O zaman restorasyondan hiç söz etmeyelim. Bu baştan sona bir yalandır. Bir cesedin de, bir yapının da modeli yapılabilir. Modelde, yapının eski duvarları kabuk gibi korunmuş ya da cesedin iskeleti saklanmış, neye yarar? Eski yapı bir kere tahrip edilmiş, sanki acımasızca bir toz yığınının içine batmış, bir çamur kümesi içinde kaybolmuştur. Restorasyon saçmadır, imkansızdır. Tıpkı bir ölüye yeniden can vermek gibi...” (4)

J. Ruskin ile W. Morris’in restorasyon karşıtı görüşleri, 1877’de kurulan ve hâlen etkinliğini sürdüren Eski Yapıları Koruma Derneği’nin (Society for the Protection of Ancient Buildings) kuruluş manifestosunda da ifadesini bulmuştur: “Son elli yılda eski anıtlara olan ilgide kayda değer bir artış görülüyor. Bu anıtların ilginç araştırmalara, din, tarih ya da sanat adına bir coşkuya konu olması kuşkusuz zamanımızın kazançlarından biridir. Ama inanıyoruz ki, eğer anıtlara böyle davranılmaya devam edilirse, çocuklarımız ve torunlarımız bunları incelemeye değer bulmayacak, bunlar karşısında coşku duymayacaklardır. Bu son elli yılda edinilen bilgi ve anıtlara gösterilen ilginin, önceki yüzyıllarda ihtilal, şiddet ve ihmalin yarattığı yıkımdan çok daha fazlasını meydana getirdiğine inanıyoruz…”(5)

19. YÜZYIL SONUNDAN VENEDİK TÜZÜĞÜ’NE

Rekonstrüksiyon konusunda görüş ve uygulamaları olan bir başka uzman da, İtalyan mimar ve sanat tarihçisi Luca Beltrami’dir. Her türlü restorasyonu belgelere dayandırmanın önemi üzerinde duran, bu nedenle yaklaşımına “tarihî restorasyon” denilen Beltrami, Milano’daki Sforza Şatosu’nun, yaklaşık 40 yıl ayakta durduktan sonra 1521’de yıkılan Filarete Kulesi’ni arşiv belgelerine (çizim, maket, tablo) dayanarak yeniden inşa etmiştir (1893-1905). Bir Rönesans kulesinin rekonstrüksiyonu olan bu uygulamada Beltrami, belli bir esnekliğin kabul edilebilir olduğu görüşündedir. Ona göre, asıl etki bütünün tasarımında ve kütlelerin genel hareketinde kendini gösterecektir.(6) Beltrami’nin meslek yaşantısında, ikinci bir rekonstrüksiyon deneyimi, 14 Temmuz 1902’de Venedik’teki San Marco çan kulesinin aniden çökmesi üzerine ortaya çıkar. Beltrami, kurulan inceleme komisyonunda görevlendirilenler arasındadır. Kulenin rekonstrüksiyonu konusu, İtalya’da iki kampın ortaya çıkmasına yol açmış, tarihî bir yapının aynen yeniden inşasına muhalefet edenler olmuştur. Ancak, sonuçta kulenin kent siluetindeki yeri ve San Marco Kilisesi’ni tamamlayıcı rolü dikkate alınarak yeniden yapılması uygun bulunmuştur. Milano Güzel Sanatlar Akademisi’nin çağdaş çözümlere ulaşma düşüncesiyle düzenlediği yarışmaya ilginç öneriler sunulmuş, ancak kulenin “bulunduğu yerde ve aynen eskiden olduğu gibi (dov’era e com’era)” inşasına karar verilmiştir.(7) İlk projenin hazırlanmasıyla görevlendirilen Beltrami’nin 1903’te bu görevden istifa etmesi, rekonstrüksiyon uygulaması konusunda, birbiriyle uzlaşamayan farklı yaklaşımların bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Mimari rekonstrüksiyonun II. Dünya Savaşı öncesinde ender olarak başvurulan bir teknik olduğu söylenebilir. 1931 yılında Atina’da toplanan I. Uluslararası Koruma Mimar ve Teknisyenleri Kongresi’nin Atina Kartası diye anılan sonuç bildirgesinde rekonstrüksiyon terimi hiç yer almamakta, “in toto” yani toptancı restorasyonlardan kaçınılması tavsiye edilmektedir.(8)

Mimari restorasyon ilkelerinin yoğun bir biçimde tartışıldığı dönem, çok ağır kayıplara yol açan II. Dünya Savaşı’nı izleyen dönemdir. On binlerce tarihî yapının büyük hasar gördüğü bir dünyada, restorasyonun yalnız belgesel ve tarihî anlam üzerinde durmasının kabul edilemeyeceği, estetik, yaratıcı ve soyut değerlerin de hesaba katılması gerektiği dile getirilmektedir. Başka bir deyişle, yerleşik koruma ilkeleri artık tartışma konusudur. Nitekim Aralık 1944’te, Varşova’nın yerle bir olmuş tarihî merkezinin, güvenilir rölöve, belge ve resimlere dayanılarak rekonstrüksiyonuna başlanmış ve çok geçmeden Varşova yeniden başkent ilan edilmiştir. (Resim 3) Polonya halkına ulusal ve tarihî kimliğini yeniden kazandıran bu çaba, bir yandan da korkunç bir savaşa karşı alınan bir tavır, bir meydan okuma gibidir.(9)

Savaş ertesinde, restorasyon kuramına değerli katkılar getirmiş İtalyan Cesare Brandi’nin mimari rekonstrüksiyon konusundaki görüşleri de anılmaya değer. Brandi’ye göre, “Bir malzeme bir yapıda bir kez kullanıldı mı, insan emeğinin bir sonucu olarak tarihselleşir. Aynı taş ocağından aynı mermeri iki kez almak (önce yapı yapılırken, sonra da restore edilirken) kimyasal açıdan aynı malzeme demek olsa da, bu iki mermerin hem tarihî açıdan anlamı farklıdır, hem de işlenme ve görünüm açısından. Bu nedenle de, bir rekonstrüksiyonun özgün olanla aynı anlama geldiğini öne sürmek mümkün değildir. Tam tersine, hem tarihî olarak, hem de estetik açıdan her rekonstrüksiyon sahtedir”.(10)

Brandi’nin restorasyon konusundaki görüşleri, koruma alanında çok yaygın ve uzun bir etkisi olan metinlerin başında gelen Venedik Tüzüğü için de bir referans sayılmıştır. Onaltı maddesiyle tüzük 1964’te ikinci bir uluslararası koruma kongresinin ardından yayımlandığında, tüm geçmiş kuramsal tartışmaların vardığı uzlaşmayı özetleyen bir belgeye dönüşmüştür. Rekonstrüksiyon terimi tüzüğün yalnız 15. maddesinde geçmekte, “arkeolojik alanlarda her türlü rekonstrüksiyondan peşinen vazgeçilmesi” öğütlenerek, “yalnız mevcut fakat birbirinden ayrılmış parçaların biraraya getirilmesine izin verilebilir” diye eklenmektedir. Tüzüğün 9. maddesinde “onarımın amacı anıtın estetik ve tarihî değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır.” denilerek, genel bir yaklaşım olarak da rekonstrüksiyon tavsiye edilmemektedir.(11)

UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ, ÖZGÜNLÜK VE REKONSTRÜKSİYON

Koruma alanındaki kuramsal tartışmaların ifade bulduğu önemli bir başka uluslararası metin, 1972’de UNESCO tarafından hazırlanarak üye devletlerin imzasına sunulan Dünya Kültür ve Doğa Mirasının Korunması Sözleşmesi’dir. Sözleşme metninde “özgünlük” sözcüğü yer almamakta, bu kavram ilk olarak, beş yıl sonra düzenlenen uygulama rehberinin 86. maddesinde ortaya çıkmaktadır:(12)

86. Otantiklik / özgünlük hakkında: Arkeolojik kalıntıların ya da tarihî yapı veya bölgelerin rekonstrüksiyonu, ancak istisnai durumlarda savunulabilir. Rekonstrüksiyon, ancak eksiksiz ve ayrıntılı bir belgelemeye dayanırsa ve asla varsayıma yer vermezse kabul edilebilir.

Özgünlük, Dünya Mirası Listesi’ne kabulde en temel ölçütlerden biri sayılmıştır. Bu ölçüt; tasarım, malzeme, işçilik ve konum / ortam gibi bileşenlerden oluşmaktadır, ancak sanat ya da tarih değeri taşıyan dönem eklerini ya da zaman içinde ortaya çıkmış nitelikli değişiklikleri de içerdiği belirtilmektedir.

Sözleşmenin ilanından altı yıl sonra, 1978’de 12 kültür ve doğa varlığıyla oluşturulan ilk Dünya Mirası Listesi, bugün 1007 kültür ve doğa varlığına ulaşmıştır.(13) Ancak, rekonstrüksiyon ürünü oldukları halde üstün evrensel değer taşıdıkları için Dünya Mirası statüsüne yükseltilmiş anıt ve sitlerin de listede yer alması, özgünlük kriterinin Dünya Mirası Komitesi’nce yeniden ve farklı bir biçimde yorumlandığını ortaya koymaktadır.(14)

1978’de Polonya’nın Varşova tarihî merkezini Dünya Mirası Adayı olarak önermesi özgünlük tartışmalarını alevlendiren bir gelişme olur. Dünya Mirası Komitesi, yaklaşık % 85’i yeniden inşa edilmiş olan Varşova tarihî merkezinin “özgünlük” kriterini karşılayıp karşılamadığının uzmanlarca irdelenmesi gerektiğini öne sürerek, adaylık konusundaki kararı ileri bir tarihe erteler.(15) Ertesi yıl, Mayıs 1979’da, Dünya Mirası Komitesi’nin ilgili organları yeniden biraraya geldiğinde, ICOMOS açıkça olumlu bir tavır alır. “Belgeleme mükemmeldir ve Varşova’nın merkezi istisnai bir rekonstrüksiyon örneği olarak Polonya halkının yurtseverlik duygularıyla bir simge haline gelmiştir.” ICOMOS bu olumlu görüşünü 1980 yılında biraraya gelen büro toplantısında da sürdürür ve büro “büyük tarihî anlamı olan olaylarla bağlantılı bir kültür varlığının, son derece başarılı ve aslına sadık rekonstrüksiyonunun bir simgesi olarak” Varşova’nın Dünya Miras Listesi’ne kaydedilmesi yönünde tavsiyede bulunur. Ancak büro raporunda, “Gelecekte, rekonstrüksiyon ürünü olan başka kültür varlıklarının listeye alınması sözkonusu olamaz” cümlesi de yer almıştır.(16) Başka bir deyişle, Varşova’ya istisnai bir yaklaşım gösterilmektedir. Dünya Mirası Komitesi, büronun tavsiyesine uyarak 1980’de Varşova’ya Dünya Mirası statüsünü verir.

Ancak Dünya Kültür ve Doğa Mirasının Korunması Sözleşmesi’nin Uygulama Rehberi’nde yapılan değişikliklerle, rekonstrüksiyon ürünü olan başka kültür varlıklarının da listeye alınması “sözkonusu” olmuştur. Örneğin, Fransa’da, Viollet-le-Duc’ün 19. yüzyıl ortasında yaptığı rekonstrüksiyonlar nedeniyle, döneminde ve sonrasında çok eleştirilen Carcassonne kenti ve surları, 1997’de Dünya Mirası statüsüne kavuşmuş, daha da ilginci Viollet-le-Duc’ün müdahaleleri tarihî bir artı değer olarak övülmüştür. Bir başka örnek olarak Mostar Köprüsü de 2005 yılında, çevresiyle birlikte Dünya Miras Alanı olarak onurlandırılmış, köprünün ve eski Mostar kentinin yeniden inşa edilmesi, bir uzlaşmayı, uluslararası işbirliğini ve farklı kültürel, etnik ve dinsel toplulukların bir aradalığını simgeleyen bir eylem sayılmıştır. (Resim 4, 5) Gürcistan’daki Ortaçağ mimarlığının bir örneği olarak 1994’te Gelati Manastırı ile birlikte Dünya Mirası Listesi’ne alınan Bagrati Katedrali’nin, uygulanan geniş çaplı rekonstrüksiyonlar nedeniyle, üstün evrensel değerini ve özgünlüğünü kaybettiği gerekçesiyle 2010’da Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne alınması, UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin bir anlamda “ipin ucunu kaçırmaktan” korktuğunu göstermektedir. (Resim 6)

TÜZÜK VE BİLDİRİLERDE REKONSTRÜKSİYONA BAKIŞ

Yeniden UNESCO sözleşmesinin ilan edildiği 1970’li yıllara dönersek, 1975’te Avrupa Konseyi’nce hazırlanan Avrupa Mimarlık Mirası Tüzüğü’nü de anmak gerekir. Bu tüzükte, mimarlık mirası tanımlanıp değeri belirtildikten sonra, özetle şöyle denilmektedir: “Bu miras gelecek kuşaklara insanlık hafızasının temel bir bileşeni olarak, özgün durumuyla ve tüm çeşitliliğiyle aktarılmalıdır. Yoksa insanlar kendi sürekliliklerini fark etme konusunda güçlük yaşarlar.” (17)

UNESCO’nun 1976’da Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlenen Genel Konferansı sırasında onaylanan tavsiye kararı, Tarihî Alanların Korunması ve Çağdaş Rolleri hakkındadır. Kararın giriş bölümünde “bütün dünyada büyüme ve modernleşme adı altında, neyi yok ettiğini bilmeden yıkmanın, irrasyonel ve uygun olmayan rekonstrüksiyonların tarihî mirasa ciddi zararlar verdiği” belirtilmiştir.(18) Karar metninde genel ilkeler sıralanırken, özgünlüğün korunması üzerinde de durulmuştur.

ICOMOS Avustralya Milli Komitesi tarafından 1979’da kaleme alınan, daha sonra, izleyen 20 yıl içinde birkaç kez gözden geçirilen Burra Tüzüğü’nün “Rekonstrüksiyon” başlıklı 20. maddesinde de “bir yer ancak bozulma ya da değişim nedeniyle bütünlüğünü kaybetmişse ve dokunun eski durumunu yeniden üretmek için yeterli veri varsa rekonstrüksiyon uygun olur” denilmektedir. Bir yerin kültürel anlamını kaybetmemesi için de bu müdahalenin “ender olarak” kabul edilebileceği, ancak her durumda, yakından incelendiğinde yapının özgün değil, yeniden yapılmış olduğunun ayırt edilebilir olması gerektiği belirtilmiştir.(19)

Tümüyle yeniden yapımlara ayrılmış ilk deklarasyon, 1982’de ICOMOS Alman Demokratik Cumhuriyeti Milli Komitesi’nin çağrısıyla Dresden’da onbir ülkenin katılımıyla düzenlenen sempozyumun ardından kaleme alınmıştır. Savaşın Harap Ettiği Anıtların Rekonstrüksiyonu Hakkında Dresden Deklarasyonubaşlığını taşıyan bu metinde, savaşın insanlar ve kültür varlıkları için ne denli büyük acı ve kayıplara yol açtığı belirtilerek tartışma sonuçları 12 madde halinde özetlenmiştir.(20) Deklarasyonda, bir savaş ertesinde anıt ve yerleşmelerin rekonstrüksiyonuna girişmenin, hem entelektüel, hem de siyasi olarak soyut değerlerin de tanınması isteğinden doğduğu belirtilmekte, bir anıtı anlamı ve etkisi nedeniyle geri kazanmanın kabul edilebilirliği üzerinde durulmaktadır. Son derece titiz, bilimsel bir metodolojinin yanı sıra, teknoloji, sanat ve ustalık anlamında becerilerin de arttığına değinilerek, rekonstrüksiyonun yüksek bir profesyonel düzeye ulaştığı ve yeni bir kültürel boyut kazandığı belirtilmiştir. Dresden Deklarasyonu bir anlamda, savaşta yıkılmış ya da ağır hasar görmüş tarihî yapıların ve yerleşmelerin yeniden inşasına bir meşruiyet kazandırma misyonunu üstlenmiştir.(21)

Venedik Tüzüğü’nün 15. maddesinde arkeolojik alanlar için peşinen ve tartışmasız reddedilen rekonstrüksiyonlar, 1990 yılında ICOMOS tarafından ilan edilen Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü’nde belli ilkelere bağlanmıştır. Tüzüğün 7. maddesine göre “[...] yeniden yapımlar deneysel araştırma ve yorum gibi iki önemli işleve hizmet ederler. Mevcut arkeolojik verilere zarar vermemeleri için çok özenle yapılmalı; özgün nitelikleri yakalayabilmek için bütün kaynaklarda mevcut bilgilerden yararlanılmalıdır. Mümkün ve uygun olduğunda, yeniden yapımlar doğrudan arkeolojik kalıntılar üstünde yapılmamalı; yeniden yapım oldukları anlaşılabilmelidir.”(22)

Özgünlük konusundaki en kapsamlı metin, UNESCO, ICCROM ve ICOMOS’un işbirliğiyle 1994’te Japonya’nın Nara kentinde düzenlenen konferans sonrasında kaleme alınan Nara Özgünlük Belgesi’dir.(23) Toplantının Japonya’da düzenlenmesi bir rastlantı değildir. Doğu Asya’ya özgü koruma modelleri Batı’da formüle edilen ilkelere göre değerlendirildiğinde, özgünlüğün çok da hesaba katılmadığı yönünde bir görüş vardır. Japonya’da yüzyıllardır süregelen bir uygulama olarak ahşap tapınakların belirli zaman aralıklarıyla tümüyle sökülmesi ve hasarlı mimari elemanların yenileriyle değiştirilmesinden sonra yeniden kurulması, Batılı gözüyle özgünlüğe saygı göstermeyen bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar bir koruma eylemi değil, dinsel bir ritüel olarak gerçekleştirilse de, Ise Tapınaklarının 7. yüzyıldan beri, her 20 yılda bir, tüm detayları aynen tekrarlanarak yapılan rekonstrüksiyonu da, yeniden yapımı Japon kültüründe kabul gören bir uygulama haline getirmiştir. Yaşatılan, yapıların maddi varlığı değil, bu yapıları meydana getirme teknik, yöntem ve becerileridir. Nara Özgünlük Belgesi’nde tüm ülkelerin kültürel ve toplumsal değerlerine saygılı bir özgünlük kavramından söz edilmekte, değer yargılarını ve bunlara bağlı özgünlük değerlendirmelerini tek ve değişmez ölçütlere dayandırmak yerine, her yapının, ait olduğu kültürel bağlamı belirleyen ölçütlere göre dikkate alınması ve değerlendirilmesi istenmektedir.

2000’de bu kez Riga’da biraraya gelen Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus ve Ukrayna delegasyonları, “Kültür Mirasının Özgünlüğü ve Tarihî Rekonstrüksiyonu Hakkında Riga Tüzüğü”nü ilan etmiştir.(24) Bu tüzükte, ICOMOS ile UNESCO’nun önceki yıllardaki ilgili metinlerinde istisnai koşullar dışında kültür mirasının rekonstrüksiyonuna karşı durulduğu belirtilmekte ve bir felaket nedeniyle kaybedilmiş bir anıt, bölge tarihi ve kültürleri için üstün sanatsal, simgesel ya da çevresel bir anlam taşıyorsa ve eksiksiz rölöveleri ve tarihî belgeleri varsa, rekonstrüksiyonun bir müdahale biçimi olarak kabul edilebileceği savunulmaktadır.

Riga Tüzüğü’nü hazırlayan uzmanların siyasal rejimi değişen eski SSCB ülkelerinden olmaları da bir rastlantı değildir. Sovyet devriminden sonra yıkılan bazı çarlık dönemi yapılarının SSCB’nin dağılmasından sonra yeniden inşası yönünde güçlü bir eğilim sözkonusudur. Sonunda bir furyaya dönüşen bu eğilim, Kasım 2010’da düzenlenen bir sempozyumun başlığına da yansımıştır: “Taklit Kimlik”.(25)

BİTİRİRKEN

Türkçede yeniden canlandırma, diriltme anlamına gelen “ihya” sözcüğüyle de karşılanan “Rekonstrüksiyon” eylemi, 5 Kasım 1999’da TC Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen 660 no.lu İlke Kararı’nda Müdahale Biçimleri genel başlığı altında tanımlanmıştır.(26) Buna göre, kültür varlığı niteliği taşıyan ya da kültürel çevreye tarihî katkıları bulunan bir yapı herhangi bir nedenle yitirilmiş ise, mevcut belgelerden yararlanılarak, “daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulaması” yapılabilir. Ancak, son yıllarda Türkiye’de rekonstrüksiyon adı altında gerçekleştirilen uygulama ve projeler incelendiğinde, bu ilke kararına hiç uymayan örneklerin yaygın olduğu görülmektedir.(27)

Bir savaş ya da doğal bir afet nedeniyle ortadan kalkmış yapıları çeşitli gerekçelerle yeniden inşa etmek belki bir ölçüde, ruhtan yoksun bir diriltme eylemi sayılabilir. Tıpkı balmumu heykel müzelerindeki başarılı ama ruhsuz taklitler gibi. (Resim 7) Ancak, mevcut bir yapıyı rekonstrüksiyonunu yapmak üzere yıkmak, ya da daha kârlısını, daha iyi ve konforlusunu yapma bahanesiyle tescilli bir yapıyı ortadan kaldırmak, öyle görünüyor ki henüz hiçbir kuramsal onay almış değil. Bu uygulama bir anlamda, “taklitler asıllarını yaşatır” deyişini de ters yüz ederek, taklidini yapmak üzere aslını öldürmek / yok etmek anlamına geliyor.

Çağdaş teknolojilerin “başarılı” rekonstrüksiyonlara olanak sağlayacağı kuşkusuzdur ama John Ruskin’in “bir taklit, aslına benzemede ne kadar başarılıysa, o kadar kötü sayılmalıdır(28) derken bir gerçeği dile getirip getirmediği de tartışılmaya değer bir konudur.

* 29.12.2013 günü Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından düzenlenen "Rekonstrüksiyon: Tarihin Yeniden Kurgulanması" konulu panelde yapılan konuşmadan geliştirilmiştir.

 

KAYNAKLAR

2001, International Charters for Conservation and Restoration, ICOMOS.

2013, Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü Projeleri 2004-2013, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü, İstanbul.

Ahunbay, Zeynep, 2009, Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM, 5. Baskı, İstanbul.

Cameron, Christina, 2008, “From Warsaw to Mostar: The World Heritage Committee and Authenticity”, APT Bulletin: Journal of Preservation Technology, cilt:39, sayı:2-3, ss.19-24.

Cameron, Christina, 2009, “The Evolution of the Concept of Outstanding Universal Value”, Conserving the Authentic: Essays in Honor of Jukka Jokilehto, (ed.)Nicholas Stanley-Price ve Joseph King, ICCROM Conservation Studies 10, Roma, ss. 127-136.

Choay, Françoise, 1996, L’Allégorie du Patrimoine, Editions du Seuil, Paris.

Dushkina, Natalia, 2009, “Historic Reconstruction: Prospects for Heritage Preservation or Metamorphoses of Theory?”, Conserving the Authentic. Essays in Honor of Jukka Jokilehto, (ed.)Nicholas Stanley-Price ve Joseph King, ICCROM Conservation Studies 10, Roma, ss. 83-94.

Jokilehto, Jukka, 2002, A History of Architectural Conservation, Butterworth-Heinemann, Oxford.

Ruskin, John, 1989, The Seven Lamps of Architecture, Dover Publications, New York.

Stanley-Price, Nicholas, 2005, “The Thread of Continuity: Cultural Heritage in Post-War Recovery”, Cultural Heritage in Postwar Recovery, (ed.) N. Stanley-Price, ss.1-16.

Stanley-Price, Nicholas, 2009, “The Reconstruction of Ruins: Principles and Practice”, Conservation: Principles, Dilemmas and Uncomfortable Truths, (ed.) Alison Richmond ve Alison Bracker, Elsevier, Oxfrord, ss.32-46.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararları, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara 2006.

URL1. http://www.spab.org.uk/what-is-spab-/the-manifesto/ [Erişim: 12.02.2014]

URL2. http://www.icomos.org/en/charters-and-texts/179-articles-en-francais/ressources/charters-and-standards/170-european-charter-of-the-architectural-heritage [Erişim: 12.02.2014]

URL3. http://www.icomos.org/en/charters-and-texts/179-articles-en-francais/ressources/charters-and-standards/184-the-declaration-of-dresden [Erişim: 12.02.2014]

 

NOTLAR

1. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü tarafından 2004-2013 yılları arasında, anıtsal yapılar için Taksim Topçu Kışlası’yla birlikte 14 rekonstrüksiyon projesi hazırlanmış, Bahariye Mevlevihanesi, Altıpoğaça Mescidi (Resim 1, 2), Elifi Efendi Tekkesi gibi yapıların rekonstrüksiyon uygulamaları tamamlanmıştır. Süleymaniye ve Zeyrek’te kentsel dokuda gerçekleştirilen rekonstrüksiyonlar da hesaba katıldığında, yeniden yapım işinin ilgili müdürlüğün önemli bir uğraş alanı olduğu görülmektedir (Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü Projeleri 2004-2013).

2. Jokilehto, 2002, ss.147-149.

3. V.-le-Duc’ün 1857’de hazırlamaya giriştiği projelere göre başlatılan rekonstrüksiyon, kendisinin 1879’daki ölümünden sonra da sürmüştür. (Jokilehto, 2002, s.154) Bu uygulama, Fransız şehircilik ve mimarlık kuramları tarihçisi Françoise Choay tarafından “Disneylandler’in ilk örneği” olarak değerlendirilmektedir. (Choay, 1996, s. 117)

4. Jokilehto, 2002, s.175.

5. Manifesto metni için bkz. URL 1.

6. Jokilehto, 2002, s. 206.

7. Jokilehto, 2002, s. 206.

8. Atina Kartası’nın tam metni için bkz. 2001, ss. 7-8.

9. Yıkıcı bir savaşın yaralarını sarmada kültür varlıklarının rolü konusunda bkz. Stanley-Price, 2009.

10. Jokilehto, 2002, s. 230.

11. Tüzüğün tam metni için bkz. Ahunbay, 2009, ss.150-151.

12. Cameron, 2008 , s.19. Uygulama Rehberi (Operational Guidelines for the Implementation of the World Heritage Convention) UNESCO Dünya Mirası Komitesi’nin kararlarını yansıtmak üzere periyodik olarak gözden geçirilmektedir.

13. Dünya Mirası Listesi’yle ilgili tüm ayrıntılar, UNESCO’nun web sitesinde (whc.unesco.org) yer almaktadır.

14. “Üstün evrensel değer” kavramının nasıl geliştiği konusunda bkz. Cameron, 2009.

15. Cameron, 2008, ss.19-21.

16. Cameron, 2008, s.21.

17. Tüzüğün tam metni için bkz. URL 2.

18. Ahunbay, 2009, s. 157.

19. Burra Tüzüğü’nün tam metni için bkz. 2001, ss.38-45.

20. Deklarasyon metni için bkz. URL 3.

21. Dresden’daki 18. yüzyıl yapısı Frauenkirche, 1945’te bombardımanlar sonucu büyük ölçüde yıkılmış, enkazı bir savaş anısı / anıtı olarak uzun yıllar korunmuştur. Kilisenin 2005’te tamamlanan rekonstrüksiyonu nedeniyle de, Dresden adı koruma literatüründe rekonstrüksiyonla birlikte anılmaktadır.

22. Ahunbay, Z., 2009, s.167. Arkeolojik alanlarda harabelerin rekonstrüksiyonu hakkında bkz. Stanley-Price, 2009.

23. Belgenin tam metni için, Ahunbay, 2009, ss.168-170.

24. Dushkina, “Tarihî Rekonstrüksiyon: Mirası Korumak İçin Yeni Bir Açılım mı Yoksa Kuramın Başkalaştırılması mı?” başlıklı makalesinde, birbiriyle çelişen “özgünlük” ve “rekonstrüksiyon” terimlerini biraraya getiren bu tüzüğü, 1980-1990’larda biçimlenen, titiz restorasyon ilkelerinden uzaklaşarak daha esnek kriterlere yönelme isteğinin bir ifadesi olarak değerlendirmiştir (Dushkina, 2009, s. 91).

25. 6-7 Kasım 2010’da Londra’da düzenlenen uluslararası konferansın başlığı “Küresel İstekler ve Taklit Kimlik: Rusya’da Mimari Koruma”dır.

26. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararları, s. 22.

27. İstanbul Tarihi Yarımadası 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nâzım İmar Planı’nda öngörülen kayıp eski eser ihyalarının yürütülmesinin durdurulması ve iptali için dava açan Mimarlar Odası, 660 sayılı İlke Kararı’na aykırılığı da önemli bir gerekçe olarak sunmuştur. (TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 42. Dönem Çalışma Raporu, Bölüm 9.5.)

28. Ruskin, 1989, The Lamp of Truth, s.48.

 

Bu icerik 10811 defa görüntülenmiştir.