MİMARLIK
380
KASIM-ARALIK 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
UIA KONGRESİ

Dünya Mimarlık Kongresi’nden İzlenimler

Ruşen Keleş, Prof. Dr., AÜ, Siyasal Bilgiler Fakültesi, 25. Dünya Mimarlık Kongresi Onur Kurulu Üyesi

Mimarların ve kent plancılarının en önemli uluslararası buluşma platformlarından biri olan Dünya Mimarlık Kongresi, bu yıl Güney Afrika’nın Durban kentinde toplandı. Kongrenin Onur Kurulu üyelerinden Ruşen Keleş, “Başka Yerde Mimarlık” (Architecture Otherwhere) teması ile “mimarların mimarlığı, mimarlığın dışında” aramaya başlamasının önemine vurgu yapıyor. Kongreye dair bir başka değerlendirme ise Dünya Mimarlık Eleştirmenleri Komitesi (CICA) üyesi Şengül Öymen Gür tarafından yapılıyor. Değerlendirmede oturum temalarının kamu yararını önplana çıkarmasının, mimarlığın insan merkezli gelişmesi gerekliliğinin anlaşılmasının sonucu olduğunu belirtiyor. Her yıl büyük katılımla gerçekleştirilen UIA Kongreleri’nin yeni buluşması 2017 yılında “Kentin Ruhu” temasıyla Kore’nin Seul kentinde yapılacak.

25. Dünya Mimarlık Kongresi, 3-7 Ağustos 2014 tarihleri arasında, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Durban kentinde toplandı. Üç yılda bir, düzenli aralıklarla, dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan UIA Kongrelerinin 2005 yılında İstanbul’da yapılan 22. sine de katılma fırsatım olmuştu. İstanbul’dan sonra, Torino (2008) ve Tokyo’da (2011) gerçekleştirilen bu kongrelerin, on binlerce kişiyi turistik amaçlarla biraraya getiren sıradan birer toplantı olmadığını yakından biliyordum. Durban toplantısı boyunca, bu izlenimimin dayanaksız olmadığını bir kez daha gördüm. 100’den fazla ülkeden gelen, aralarında birkaç yüz öğrencinin de yer aldığı, 5000’den çok mimarın katıldığı Durban toplantısının ana konusu “Başka Yerde Mimarlık” (Architecture Otherwhere) olarak belirlenmiş bulunuyordu. Böyle bir başlığın belirlenmiş olmasında bile, dünya mimarlarının, yalnızca kendi uğraş alanlarına özgü sorunlarının çözümü ve bireysel gereksinmelerinin karşılanmasıyla ilgilenmekle yetinmedikleri açıkça görülmekteydi. İlgi alanlarının kapsamı çok daha genişti. Abartılı bir anlatımla, sanki mimarlığı mimarlığın dışında arıyorlardı. Küresel Bioetik kurallarının da bize öğrettiği gibi, teknik yönden olanaklı olan her şeyin, etik açıdan doğru olmayabileceğini, gereğinden çok teknolojinin insanlığı mutluluğa taşımakta yetersiz kalabileceğini gösteren sayısız örneklerle karşı karşıya değil miyiz?

“Başka Yerde Mimarlık” genel teması çerçevesinde, dünya mimarları “esneklik ve uyum”, “çevresel değerlerin korunması (çevrebilim, ekoloji)” ve “değerler” alt başlıklarını taşıyan ana tartışma konularında yoğun bir etkileşim sağladılar. Küreselleşen dünyada, başka bilim ve uygulama alanlarında olduğu gibi, mimarlığın da dar sınırlar içine sıkıştırılamayacak ölçüde ve çok geniş bir yelpaze içinde, teknik, ekonomik, toplumsal, siyasal ve çevresel boyutlara sahip olduğu dikkate alınırsa, uğraş alanının sınırlarını genişletmenin yerindeliği daha iyi anlaşılabilir. Kuşkusuz böyle bir yaklaşım, atılacak her adımda “bütünsellik” kuralının gözönünde bulundurulmasını da zorunlu kılar. Gerçekten, günümüzde, bütüncül yaklaşım (holism), çağdaş tasarım etkinliklerinin hareket noktalarından birini oluşturmaktadır. Üniversitelerde bile, temel bilimler alanında insan gönencinin artırılmasına yönelik çabaların ne denli parçalanmış durumda olduğu hesaba katılırsa, bütünsellik ilkesine bağlı kalmanın önemi daha iyi anlaşılır.

Bu nedenledir ki, 1992 yılında, Rio Dünya Çevre ve Kalkınma Doruğu’nda benimsenen bildirinin hazırlanmasında da, barışın, kalkınmanın ve çevrenin birbirinden ayrılmazlığı ilkesinden yola çıkılmıştır. Çünkü gerçekten, canlı yaşamının sağlık, beslenme, kültür, eğitim, barınma ve yapılaşma gibi türlü boyutlarını birbirlerinden soyutlayarak ele almanın yanlış olduğu ve çevre-dizgenin (ekosistemin) ancak bir bütünsellik içinde kavrandığı takdirde anlamlı sonuçlara varılabileceği genellikle kabul görmektedir. Bu bütüncül yaklaşım, “kelebeği”, yani “tasarımı”, yalnız başına ele almayı değil, kelebeğin de içinde yer aldığı yaşam ortamının (habitat) tüm özelliklerini birlikte değerlendirmeyi zorunlu kılar. Durban oturumlarında, esneklik ve uyumun sağlanabilmesi için “birimin” değil, “sistemin” tasarlanması savı sık sık gündeme geldi. Varsayım, hızlı kentleşmenin, kaynak kullanımındaki us dışı davranışların ve bilinçsiz kapitalist sanayileşmenin sistemin dengesini bozmakta olduğu gözlemidir. Küresel iklim değişmelerinin, deniz ve toprak ekosisteminin, beslenme, su ve enerji sistemleri için alarm zillerinin çalmasının ardındaki başlıca etmenlerin de az önce değinilen nedenler olduğu kabul edilmektedir.

Yalnız Rio’da değil, 1996’da İstanbul’da yapılan Birleşmiş Milletler Habitat II Konferansı sonucunda dünya kamuoyuna açıklanan İstanbul Bildirgesi’nde de, aynı görüşlere, benzer anlatımlar çerçevesinde yer verilmişti. Şöyle ki: “İnsan yerleşimlerinin sorunları çok yönlü bir nitelik taşır. Örneğin, herkesin konut sahibi yapılması sorunu, ülkelerin daha genel anlamdaki toplumsal ve ekonomik sorunlarından soyutlanarak çözüme kavuşturulamaz. Yoksulluğu azaltmaksızın ya da tümüyle ortadan kaldırmaksızın, barınma sorununu çözmek hayaldir. Toplumsal ve ekonomik gelişmenin yanı sıra, çevrenin korunması için de elverişli ulusal ve uluslararası koşulların varlığına gereksinme vardır.”

UIA Durban toplantısı boyunca ele alınan ve esneklik ve uyum, ekoloji ve değerler başlıklı ana temalar çerçevesinde yapılan bütün sunumlarda ve tartışmalarda, bu genel ilkeye bağlı kalındığı dikkat çekiyordu. Bunun gibi, her türlü yapılaşma ve yerleşme kararlarının alınması süreçlerine, ilgili bütün tarafların katılımının sağlanması, bir yandan uyum ve esneklik kurallarıyla, öte yandan da, ekoloji ve değerlerle ilgili tüm oturumlarda gündem konularından biriydi. Varılmak istenen hedef, karar süreçlerinde, yoksulun, korunmaya muhtaç kümelerin, yaşlılar, kadınlar ve engelliler gibi özel topluluk üyelerinin adaletli temsilinin sağlanmasıydı. Tıpkı, İstanbul Sulukule’de, kentsel dönüşüm uygulamalarının önünde engel olarak görülen ailelerin temel barınma haklarından, haksız biçimde, yoksun kılınmalarında olduğu gibi, Durban’da da, bir sokağın, o yörede oturanların ve sokağı kullananların görüşlerine başvurulmaksızın geçişe kapatılması, çağdaş katılımcı anlayışlara ters bulunarak ağır eleştirilere konu yapıldı.(1)

Başında katılım hakkının yer aldığı bu ve benzeri konulara, Rio Dünya Çevre ve Kalkınma Bildirgesi’nde de (1992) dikkat çekilmiş olduğu biliniyordu. Kadınlar, gençler, yerliler, yoksullar gibi kümelerin durumuna Avrupa Kentsel Şartı’nın metninde de yer verilmişti. Aynı konuya, değişik tarihlerde yenilenen Avrupa Birliği kurucu antlaşmalarında da (Maastricht, 1993, Amsterdam,1997, Lizbon, 2009) rastlanabiliyor. 1985 tarihli Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda da, kamu hizmetleriyle ilgili sorumlulukların halka en yakın olan yönetim basmaklarınca yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin bir kural vardır. Türlü halk katmanlarının katılımını özendiren bu tür kuralların, Durban toplantısının tüm paralel oturumlarında ve ortaklarca gerçekleştirilen oturumlarda önemle ele alındığını gördüm.

Ekoloji başlıklı tartışmalar içinde, havanın ve suyun kirletilmesinin önlenmesi, verimli tarım topraklarının korunması gibi konuların yanı sıra, tasarım süreçlerinde görsellikteki monotonluktan kaçınılması, doyum yetersizliği, uygun ölçek ve kültürel değerlerin (özellikle tarihsel kalıtın) güvence altına alınması tartışmaların odak noktalarından biriydi. Değerlerle ilgili tartışmalardaysa, kentsel topraklar gibi, çoğaltılamayan (yeniden üretilmesi olanaksız) kıt doğal kaynaklardan ussal olarak yararlanmanın, ancak bu değerleri, değişim değeri yerine, kullanım değeri esas alınarak kullanmakla sağlanabileceği savı ağırlık kazandı. Bu bağlamda, 2005 İstanbul Kongresi’nin başlığında yer alan “Mimarlıkların Pazaryeri” adını, “Pazaryeri” terimini uygun bulmayarak, eleştiri konusu yaptığım günden bu yana(2), Dünya Mimarlarının, meslek pratiklerinin dayandığı ilkeleri, vahşi kapitalizmin etkilerinden kurtarmakta ve geliştirmekteki başarılarını görmekten mutluluk duydum.

Uluslararası hukuk belgelerine de yansımış bulunan “gelecek kuşakların hakları”, kavramının mimarların da sahip çıktıkları bir değer olduğunu, Güney Afrika’daki toplantı vesilesiyle, yakından gördük. Sürdürülebilir kalkınmanın temel hedeflerinden biri olan bu ilkenin benimsenmesi ve ona saygı gösterilmesi çok sayıda bildirinin ana temasını oluşturuyordu. Bilindiği gibi, 1992 tarihli Rio Bildirgesi’nden önce, 1987 tarihli Brundtland yazanağı da, bu alanda, devletlere önemli bir görev yüklüyordu. Orada, “Devletler, koruma konularını, kalkınma etkinliklerini hem planlarken, hem de uygularken atacakları adımların ayrılmaz bir parçası durumuna getirecekler ve başka devletlere ve özellikle gelişmekte olan ülkelere, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması konusunda yardım edeceklerdir.” deniliyordu. Kuşkusuz, bireysel aktörler olarak ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri olarak mimarlara da bu alanda düşen çok önemli sorumluluklar o tarihte de vardı, bugün de vardır.

Toplantının genel amaçlarının gerçekleşmesine yardımcı olacak paneller, paralel oturumlar, sergiler, yarışmalar ve çağrılı konuşmacıların da katkılarıyla, Dünya Mimarlık Kongresi, bilimle uygulamanın etkileşimine dayanan tam bir şölen havası içinde geçti. Uluslararası Mimarlar Birliği’nin eski ve yeni genel başkanları ve yönetim kurulu üyeleriyle tanışma fırsatını bulduğum bu önemli toplantıda, Mimarlar Odası’nın çok değerli temsilcilerinin uluslararası bir platformdaki saygınlık ve ağırlıklarını da yakından görmek şansına sahip oldum. Bunun yanı sıra, ülkemizin değişik yörelerinden ve yüksek öğretim kurumlarından kongreye bildiri sunmak üzere gelmiş olan mimarlarımızın değişik konulardaki sunumlarını ilgi ve takdirle dinledim.

En az bunlar kadar önemli saydığım bir etkinlik, 2013 yılında Taksim’de Gezi Parkı’nın yok edilmesi girişimiyle başlayan “sivil itaatsizlik” eyleminin düşünsel arkaplanını içine alan Mimarlar Odası Sergisi’nin dünya kamuoyuna nesnel ve anlaşılır bir biçimde sunulmasındaki başarıydı. Mimarlar Odamızı bu başarısından dolayı kutlamak isterim.

Meslek değerlerinin yeniden gözden geçirilmesine fırsat hazırlayan ve bu amaçla mimarlık ve tasarım alanlarındaki etkinlikler için yeni yöntemlerin ve etik kural arayışlarının gündemden hiç düşürülmediği 25. Dünya Mimarlık Kongresi’nin tüm etkinliklerinin, yayınlarının ve bildiri

metinlerinin, yarışmalarda derece alanlarca hazırlanmış projelerle birlikte, genç arkadaşlarımızca dikkatle incelenmesinde ve okunmasında yarar görmekteyim.(3)

NOTLAR

1. Bourdon, William, 2014, Petit Manuel de Désobéissance Citoyenne, Jean-Claude Lattes, Paris.

2. Keleş, Ruşen, 2005, “Sınırları Olmayan Kentleşme Hakkında Notlar: Toprağın Sahibi Kimdir? Kentin Sahibi Kimdir?”, Mimarlık, sayı:326, ss.26-28.

3. 2014, Abstracts and Academic Paper Session Programme, UIA 2014 Durban, Architecture Otherwhere: Resilience-Ecology-Values, UIA 2014 Durban. Şahin, Özge, 2014, “Dünya Mimarlık Kongresi, ‘Başka Yerde Mimarlık’ Teması ile Durban’da Gereçekleşti”, Mimarlık, sayı:379, ss.14-16.

 

Bu icerik 1857 defa görüntülenmiştir.