380
KASIM-ARALIK 2014
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
BİENAL

Önce Esaslar, Gerisi Ardından Gelir: 2014 Venedik Mimarlık Bienali’den Yansımalar

Elke Krasny, Öğr. Gör., Viyana Güzel Sanatlar Akademisi, 13. Venedik Mimarlık Bienali “Hands-On Urbanism 1850-2012” Sergisi Küratörü

14. Venedik Mimarlık Bienali, ulusal pavyonlar için belirlediği tema ile bir yenilik getirirken, Türkiye için de ayrı bir anlam ifade ediyor. Diğer bienallerden farklı olarak birbirinden bağımsız temalardaki ülke sergileri ve bireysel çalışmalar, bu yıl Rem Koolhaas tarafından “Modernliği Özümsemek 1914-2014” başlığıyla tek temada toplandı. Bienalin Türkiye için önemi ise, belli olduğu ilk günden bu yana üzerinde çokça konuşulan, ilk kez bienalde ulusal ölçekte yer almamızı sağlayacak kalıcı sergi mekânı oldu. Bienalin bitmesine sayılı günler kala, farklı çerçevelerde üç yazıya yer veriyoruz. Bir önceki bienale davetli küratörlerden Elke Krasny, bienal temasını ve Koolhaas’ın tavrını değerlendirerek, “ ‘Esaslar’ temasının, bildiğimiz anlamda mimarlık tarihinin bitiş zilini çalmayı” hedeflediğini belirtiyor. Ela Kaçel ise, ulusal sergiler için belirlenen ortak temayı incelerken, Türkiye Pavyonu’nun bu temanın yüz yıllık aralığına değil, sergi küratörü Murat Tabanlıoğlu’nun kişisel ve mimari dönemlerine odaklanıyor olmasını değerlendiriyor. Bienale ilişkin son incelemede Esin Kömez Dağlıoğlu, Koolhaas’ın katılımcı olduğu 1980’deki ilk bienal ile küratörü olduğu bu yılki bienal arasındaki tematik ilişkiyi değerlendirerek, mimarlığın temel paradigmasındaki değişimi ortaya koyuyor.

Bu yıl “Esaslar” (Fundamentals) başlığı ile düzenlenen 14. Venedik Mimarlık Bienali ziyaretçileri, geçiciliğin ve mimarlığın nasıl anlaşılabildiği üzerine kökten değiştirilmiş bakış açılarını keşfetmeye davet ediyor. Mimarlık dünyasının ana küresel düşünürlerinden ve tartışmayı seven en önemli isimlerden biri olan Rem Koolhaas’ın küratörlüğü altında, bienal önemli ölçüde genişletildi. Son asrı kapsayan bir yüzyıl kutlaması rolü üstlenen etkinlik, mimarlığın temel ilkeleri, özündeki ögeler gerçekten nedir sorusunu ortaya attı.

Bienali ziyaret edenlerin, serginin doğasına dönük bu çok belirgin küratörlük değişikliklerini görmemeleri mümkün değil. Venedik Mimarlık Bienali’nin son yıllarda düzenlenenleri, hepsi olmasa da pek çoğu yıldız mimar kategorisine sokulan çağdaş mimarlara odaklanmışken, bu kez altı çizilen, mimarlığın kendisi ve onun geçmiş öyküleriydi. 12. Venedik Mimarlık Bienali’nin küratörlüğünü üstlenen Kazuyo Sejima ve 13. Venedik Mimarlık Bienali küratörü David Chipperfield, diğer mimarları bu etkinliklerin temaları olan “Mimarlıkta Buluşmak” ve “Ortak Zemin” başlıkları altında katkı yapmaya çağırmıştı ve onlara, bienal formatını mimarlığı sergilemenin ne, neden ve nasıllarını irdeleyebilecekleri bir test alanı olarak kullanma olanağı sağlanmıştı. Mimarlardan, gömülü enstelasyonlardan mimari projelerin yaradılışına uzanan bir yelpazede, küratör olarak atanan mimarlar tarafından geliştirilen küratörlük düsturlarının yorumlanmasında öncü olmaları istenmişti. Bu kez, Rem Koolhaas kendi eserlerini gerçekleştirmek üzere hiçbir mimarı davet etmedi. Bunun yerine, kapsayıcı bir kavram altında, bienalin temel ögelerinden stratejik olarak yararlanıldı: Ulusal pavyonlar, Merkez Pavyon ve Arsenale’ye birbiri ile iç içe geçen küratoryal görevler verildi.

Koolhaas’ın kendi ifadesiyle, “Esaslar, iç içe geçen ve mesleğimizin geçmişine, bugününe ve geleceğine ışık tutan üç sergiden oluşmaktadır: 'Moderniteyi Özümsemek 1914-2014', 'Mimarinin Ögeleri' ve 'Monditalia'. Çağdaş olanı kutlamaya ayrılan çeşitli mimarlık bienalerinden sonra 'Esaslar' geçmiş öykülere bakacak, mimarlığın bugünkü haline nasıl geldiğini yeniden kurgulamaya çalışacak ve geleceğine ilişkin kestirimler yapacak.” Birlikte görüldüğünde, bu üç bölüm ortak işlemektedir; bir meta-küratörlük vizyonunun elemanları olarak ele alınmışlardır. Ulusal pavyonların küratör ve düzenleyicilerinin her birinden "Moderniteyi Özümsemek 1924-2014" temasına ilişkin kendi cevaplarını vermeleri istenmiştir. Hepsi birarada görüldüğünde bunlar, gerek mimari gerekse ulusal bakış açısından son yüzyıldaki tarihlerinin bir tarihçesini ortaya koyuyor. Merkez Pavyon'un farklı odaları, araştırmaya dayalı bir sergi olan "Mimarinin Ögeleri"ne, tam söylemek gerekirse esaslarına ayrılmış. Binaların kapılar ya da pencereler gibi fiziksel elemanları, mimarlığı oluşturan ögeler olarak sunuluyor. Arsenale’nin Corderie kısmı "Monditalia" bölümüne verilmiş. Bu sergi ağırlıklı olarak görsel malzeme ve filmlerden oluşan zengin bir alan ve ziyaretçilere kültür ürünlerinin merceğinden yorumlanan tarihsel bir İtalya yorumu sunuyor. "Monditalia" sergisi, tüm bienallerin zengin geçmişinden yararlanıyor ve dans, müzik, tiyatro, sinema ve mimari İtalya tarihini oluşturan ögeler olarak görülebiliyor. Sergi tek tek her ögenin tarihinden daha büyük bir tarih oluşturmak üzere biraraya getirilmiş veya yeniden toparlanmış bir elemanlar bütününü çağrıştırıyor. Burada aslolan bu biraraya getiriliştir ve elemanların diğerleri ile olan karşılıklı bağımlılığını sağlayan da bu oluyor. Bu elemanların hiçbiri kendi başına var olan bir öge değil. Bu gerçek, bienalde biraraya getirilen herşey için geçerli olduğu kadar Merkez Pavyon’da görülen fiziksel ögeler için de geçerli.

"Mimarinin Ögeleri", binaların nelerden oluştuğunun öyküsünü anlatmak üzere yola çıkıyor. Sergiye şekil veren, bu ögelerin maddi kanıtları. Mimarinin ögeleri zemin, duvar, tavan, çatı, kapı, pencere, cephe ve benzerleridir. Bu ögeler gerçekte sanki esaslar gibi görünse de, o zaman hangisi önce geliyor sorusunu sormamız gerekiyor. Önce esaslar, sonra mimari, sonra mimarlar mı? Yoksa önce mimarlar, sonra mimari, sonra esaslar mı? Ya da önce mimarlar, sonra esaslar, sonra mimari mi? Belki de en iyisi mimarların, mimarinin ve temel ögelerin karşılıklı etkileşimini bir zaman dizinine sokan bu ilişkiyi yeniden düşünmek olacak.

"Mimarinin Ögeleri"nin ortaya attığı bir diğer sorun da, ister kapı olsun ister cephe, bu ögelerin herbirinin kendi belirgin ve karmaşık bir tarihinin olmasıdır. Bu tarih teknolojik yenilikçilikleri, standartlaşmayı, yerel yapı kültürlerini, üretim ve dağıtımın küresel kültürlerini, emek koşullarını, malzeme kullanımını ve maliyet, estetik ve ekoloji bağlamındaki değişen beklentileri içerir. Bu durumda, Fundamentals, bir küratörlük programı olarak mimarinin farklı geleceğine dair soruları ortaya koymaktadır. Tarihsel materyalist bir proje aynı anda hem mimarinin ögelerinin hem mimarlığın kendisinin hem de mimarların dile getirdiği sorunları karşılıklı olarak ilişkilendirebilir.

İşler aslında daha da karmaşık. Mimari ve onun ögeleri sadece teknolojideki değişimler ya da emek ve üretimdeki dönüşümlerden değil, ulus devletin, kentlerin ya da daha genel anlamda mimarinin bir parçası haline geldiği yerel mekândan da etkilenmektedir. "Moderniteyi Özümlemek 1924-2014" mimari, modernite ve ulus devlet arasındaki değişen ilişkiyi inceliyor. “1914’de bir ‘Çin’ mimarisinden, bir ‘İsviçre’ mimarisinden, bir ‘Hindistan’ mimarisinden söz etmenin bir anlamı vardı. Yüzyıl sonra, savaşların, farklı siyasal rejimlerin, farklı gelişmişlik düzeylerinin, ulusal ve uluslararası mimari hareketlerin, kişisel yeteneklerin, dostlukların, rastlantısal kişisel sapmaların ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle bir zamanlar belirgin ve yerine özgü olan mimarlıklar artık birbirinin yerine konabilir ve küresel olmuştur. Görünen odur ki ulusal kimlik, moderniteye feda edilmiştir.” "Moderniteyi Özümlemek 1924-2014" teması, Koolhaas tarafından ulusal pavyonlara verilen küratörlük göreviydi. Bu gündeme dönemselleştirme sorununu ve bugünkü koşullarımızı geçmişinkilerle nasıl ilişkilendiririz konusunu getirmektedir.

1914 yılında, Bosnalı bir milliyetçi Avusturya-Macaristan velihat prensini katletti ve bu, sonunda I. Dünya Savaşı’na ulaşan bir dizi olaya neden oldu. Bu felaket dünyayı paramparça etti, zamanın süper güçleri olan üç büyük imparatorluğun sonunu getirdi ve sömürgecilik karşıtlı ayaklanmaları başlattı. Sözkonusu savaş, hâlâ dünyanın en ölümcül çatışmaları arasında yerini almaktadır. Bugün, 2014 yılında savaşa, ekonomik çalkantılara, sosyal ve siyasal huzursuzluklara ve terörün küreselleşmesine tanık oluyoruz. Her savaş ardında fiziksel bir yıkım bırakır ve gene her savaş yeni sanayilerin gelişmesine yardım eder ve sonunda inşaat ve mimarlık alanında değişimlere yol açar. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesini modernite için bir kopuş anı ve dünyanın o zamana kadar bilinen dünya olmaktan çıkması olarak anlıyorsak, içinde bulunduğumuz 2014 yılının yüz yıl sonra 2114’de, bildiğimiz küreselliğin sonunun geldiği ve adı henüz konmamış yeni bir dönemin başladığı yıl olarak anılıp anılmayacağını sorgulamamız gerektiği anlamı ortaya çıkmaktadır.

"Esaslar" bizi, amacının bildiğimiz mimarlık tarihinin bitiş zilini çalmak olduğu sonucuna götürmektedir. O zaman Fundamentals, Barry Bergdoll’un yakınlardaki bir konferansta kışkırtıcı bir biçimde sorduğu gibi, yeni bir tarihe mi, yoksa sadece bir tarih yanılsamasına mı ulaşacak? 2014 Mimarlık Bienali’nin kritik işlevi büyük ölçüde bu tür paradoksları ortaya koymak. Genel olarak çağdaşlılık olarak adlandırılan dönemimiz, büyük ölçüde, giderek artan paradokslarla tanımlanmakta. Bir soru, bir cevap gerektirir. Bir sorun, bir çözüm ister. Geçmişte mimarlar ister cevap olsun ister çözüm, her ikisini de kendilerinin sağladığı inancını yarattılar. Ancak, bir paradoksa verilecek cevap da, sunulacak çözüm de yoktur.

İngilizceden Çeviren: Aydan Erim

Bu icerik 3015 defa görüntülenmiştir.