349
EYLÜL-EKİM 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ÇEVRE DUYARLI MİMARLIK

Ofis Yapılarında Çevreye Duyarlı Yaklaşım için Başarılı Bir Örnek: Prag’da “Yeşil Çatılı Banka Binası”

Tuğçe Selin Tağmat

Mimar

Çevre duyarlı uygulamalar arasından sıyrılarak öne çıkan Prag’daki banka yapısı, gerek içinde yer aldığı bölgeye olumsuz etki getirmeyen bir yapı elde edilmesi, gerekse hem kamuya açık mekânlar kurgulanması hem de çalışanlar için nitelikli bir çalışma ortamı yaratılması açısından nitelikli bir örnek.

Çek Cumhuriyeti’nin önde gelen finans gruplarından biri olan CSOB, kurumsal dönüşümünü yeni bir merkez binasıyla bütünleştirmek isteğinden hareketle, geleneksel ofis mekânlarının dışına çıkan, çevreye duyarlı ve kullanıcıya odaklı bir yapının oluşturulmasına katkıda bulundu. Nisan 2009’da AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti’nin evsahipliğinde Prag’da düzenlenen Avrupa Mimarlık Politikaları Forumu (EFAP)  (1) konferansı sonrasında katılımcılar, düzenlenen özel bir etkinlik sayesinde bu yapıyı gezme fırsatı buldular. Etkinlikte yapının mimarı Josef Pleskot proje süreci hakkında bilgiler verirken, bankanın CEO düzeyinde bir yetkilisi, yapının tasarımı ve kullanımı süresince yaşadıkları deneyimlerden bahsetti. Kent çevrelerimizde çeşitli kuruluşların simgeleri olarak inşa edilen, kent dokularına uyumsuz biçimde yükselen, çevreyi ve imar koşullarını hiçe sayan, ne kullanıcılar ne de çevrede yaşayan halk için yeni ve olumlu yaşam çevreleri önermeyen pek çok yapıyla karşı karşıya kaldığımız böyle bir dönemde, duyarlı projeler umut veriyor.

İki yıllık bir inşaat süreci sonunda 2007’de kullanıma açılan CSOB Genel Merkezi yapısı, Prag’ın kent merkezi yoğunluğunun dışında kalan Radlice bölgesinde yer alıyor. (Resim 1) Bu yapı, genel merkez olması nedeniyle günlük banka işlevlerini barındırmıyor, fakat bankanın kurumsal kimliğinin yansıtılmasında büyük önem taşıyor. Yapının pek çok açıdan başarılı bir örnek olmasının ardında, bankanın kurumsal dönüşümünü yeni bir mimari yaklaşım getiren bir yapıyla tamamlama isteği ve bu isteğin sonucunda mimarla, verimli ve üretken bir işbirliği içine girmesi yatıyor.

Radlice, 1945 yılına kadar zengin çiftlik arazilerinden oluşan, 1945 yılında savaş sırasında çevresindeki üretim tesislerine havadan atılan bombaların etkisiyle neredeyse yokolan ve savaş sonrasında bir daha kendini toparlayamayan bir bölge. Bölgedeki en önemli yapılaşma, son yıllarda yapılan bir spor sahası ile geçici tamir atölyelerinden oluşuyor. Bölgenin kuzeyinde eğimli araziye yayılan göz alıcı doğal örtü ile müstakil evlerin oluşturduğu keyifli bir peyzaj bulunuyor. Böyle bir arazi içinde bulunan yapı, yalnızca kendi içinde çevreye duyarlı ve kullanıcı dostu bir planlamayla sınırlı kalmamayı, aynı zamanda bulunduğu bölge için de bir yenileme ve dönüşüm getirmeyi tercih ediyor.

Çevreye Duyarlı, Kullanıcı Odaklı Planlama

Yapının mimari tasarımı üç temel etki alanına odaklanıyor:

  • Çevreye duyarlı olan ve içinde bulunduğu bölgeye olumsuz etki getirmeyen bir yapı elde edilmesi: Bu çaba, çevreye uyumlu malzemelerin yoğun olarak kullanımı, bina yüksekliğinin 25 metrenin altında tutulması, binanın içinde ve dışındaki yeşil alan arasında fiziksel ve psikolojik bir bağlantı kurulmasında görülüyor. Yapının, atıl bir alana inşa edilmesi sayesinde, doğanın tahribatından veya çevre açısından değerli bir alan üzerinde inşaat yapılmasından kaçınılmış. Bina, mevcut bir metro istasyonunun hemen üzerine inşa edilmiş, fakat inşaat süresince metro hattına hiçbir ek yük getirilmemiş ve metro işlemeye devam etmiş. Buna ek olarak, binanın kullanımında mümkün olduğunca doğal ve yenilenebilir kaynaklardan yararlanılması ve kısıtlı kaynakların kullanımının en aza indirgenmesi, binayı Çek Cumhuriyeti’nin en çevre dostu yapısı ve Avrupa’nın en büyük ölçekli ekolojik binası yapmış. Yapının bu niteliği, 2007 yılında aldığı “Altın” LEED Sertifikası (2) ve “Çek Cumhuriyeti’nde Yılın Yapısı Ödülü” ile onaylanıyor.

  • Radlice halkına odaklı bir yaklaşım: Yapının konumu alanın özgün karakterini bozmayacak biçimde yerleştirilmiş. Ayrıca yapı, Radlice köyünün geçmişte yıkılmış olan ana meydanını yeniden oluşturmuş ve proje arazisinin hemen yanında bulunan ve Radlice’nin simgesi olan tarihî şapelin yenilenmesini üstlenmiş. Yapının içi halk tarafından kullanılamasa da, çevresindeki alan çevrede yaşayanların kullanımına açık bir kamusal alan oluşturuyor.

  • Banka çalışanları için nitelikli bir çalışma ortamı: Mimari tasarım, kullanıcıların isteklerine uyumlu ve keyifli bir çalışma ortamı oluşturmayı amaçlıyor ve çalışanların çalışmalarına ara vererek rahatlamaları için pek çok mekân öneriyor. Tasarım “açıklık” ve “saydamlık” fikrine odaklanmış, fakat belirli alanlarda bitkiler ve mobilyalarla bilinçli olarak bu açıklık kesintiye uğratılmış. Ofis düzenin içinde pek çok yerde kısa iş sohbetleri veya çalışanların kendi başlarına oturup düşünmeleri için mekânlar bulunuyor.

Ofis Yapısının Dönüşümü, Modüler Planlama, Mekân ve Işık

CSOB yapısının mimari tasarımı, kuruluşun yapısındaki dönüşümü vurgulamaya yönelik esas hedefe paralel olarak, ofis yapıları için alışılmış mimari türün dışına çıkıyor. Bu yeni ofis yapısında, sayısı 2.400’e ulaşan banka çalışanlarının açık ofis düzeni içinde çalıştığı ve boyutları 60 metre x 200 metreye ulaşan büyük bir hacimden bahsediyoruz. Bu büyük hacmi içeren yapı kütlesi, birbirine atriyumlar ve köprülerle bağlanan 6 ana modülden oluşuyor. Bu modüller, yapının betonarme iskeletinin kolon ve kiriş düzenini, ofis mekânlarının boyutlarını, atriyumların ve iç avluların ölçülerini belirliyor. (Resim 2-3)

Yapının bütünü aslında kendi içinde işleyen bir kentsel alan yaratıyor. Zemin katta tüm bina boyunca uzanan “cadde” içinde kafe, restoran, postane, park, göl, fotoğraf galerisi ve yeşile bakan pek çok oturma mekânı yer alıyor. Üst kattaki ofis mekânları hem birbirlerine, hem de atriyumlar ve avlulara, arada cam veya başka bir malzeme olmaksızın, tamamen açık bir biçimde bağlanıyor. Yalnızca sessizlik ve yalıtıma ihtiyaç duyulan konferans ve toplantı salonları diğer mekânlardan duvarlarla ayrılmış. Aslında yapının tüm mekânları çalışma alanı biçiminde kullanılabiliyor: Göl kenarında, bambu ağaçlarının altında ve hatta çatı bahçesinde toplantı düzenlemek veya iş sohbetleri yapmak mümkün. (Resim 4)

Açık ofis düzeni, çalışanların ekip çalışmasını daha iyi hissedebilecekleri ve motivasyonu artıran bir ortam sağlıyor. Bu açık düzen içinde, çalışanların esnek biçimde kendilerini birbirlerinden izole edebilecekleri kayar paneller de bulunuyor. Tüm çalışanlar, ofislerinden yeşil alana bakan bir manzaradan yararlanıyor, ayrıca atriyumlardan, çatı pencerelerinden veya cephedeki yarıklardan gelen doğal ışıktan faydalanıyor. Çalışanlar, belirli ölçüler içinde kendi bulundukları alanın yapay aydınlatma dengesini kendi bilgisayarlarından düzenleyebiliyorlar.

Bununla birlikte bu büyük hacim içinde ofis düzenlerinin açık olarak planlanması nedeniyle akustik ve yangın sistemleri konuları, normal bir yapıda olduğundan daha ciddi bir önem kazanıyor. Aynı anda çok sayıda kişinin ofis içinde konuşması ve hareket etmesinden kaynaklanan ve ayrıca ofisin açıldığı atriyum ve avlulardaki ortak kullanım mekânlarından gelen seslerin iyi bir akustik düzenlemeyle çözülmesi, projenin önemli aşamalarından biri olmuş. Açık ofis düzeni etkisine zarar vereceği düşünüldüğü için, tavanda ağırlık yaratacak akustik malzeme kullanımından kaçınılmış. Bunun yerine akustik düzen temel olarak halılar ve mobilyaların malzeme ve konumlarıyla sağlanmış. Ayrıca atriyumların çevresindeki kaplamalarda ses yutan malzemeler tercih edilmiş. Zemin kattaki kafenin üzerine yerleştirilmiş olan ve sesin dağılmasını önleyen paneller, aynı zamanda estetik olarak da dikkat çekiyor. (Resim 5) Yapı, bu kadar büyük bir kütle içinde ses yutucu malzemelerin aşırı kullanımından kaçınılarak başarılı bir akustik sistem kurması açısından önde gelen örnekler arasında sayılıyor.

Yangından korunma konusunda, yine açıklık ve saydamlığa ters düşeceği düşüncesiyle, geleneksel olarak büyük yapılarda kullanılan, yapıyı yangın bölgelerine ayırma yaklaşımı yerine, mekanik ve dijital sistemlerle desteklenmiş etkin bir uyarı, yangın söndürme ve tahliye sistemi tercih edilmiş.

Ekolojik Yaklaşım ve Çatı Bahçesi

CSOB yapısının dışarıdan en çok göze çarpan doğal özelliğini, çatısı ve teraslarındaki bahçe oluşturuyor. (Resim 6) Çatıda akçaağaç, meşe ve huş gibi olgun ağaçların yetiştirilebildiği 1,2 metre kalınlığında bir toprak tabakası bulunuyor. Bahçedeki bitkiler ve ağaçlar yapının çevresindeki yeşil örtüyü sürdürecek biçimde seçilmiş. Mekanik sistemlerin yer aldığı odaların üzerine ise metal örtüler ve bunları saracak türden bitkiler yerleştirilmiş. Bahçenin bir bölümü çimen örtüsünden, bir bölümü çiçeklerden, bir bölümü ağaçlardan oluşuyor. Bahçe tüm çalışma saatleri boyunca çalışanların kullanımına açık ve yalnızca dinlenme amacıyla değil, aynı zamanda yaz aylarında toplantılar için de kullanılabiliyor. (Resim 7)

Aslında çatı bahçesi, yapının ekolojik yaklaşımının çok küçük bir parçasını oluşturuyor. Esas ekolojik düzenlemeler, yapının inşaat ve kullanım aşamalarında yer alıyor. Binanın yapı sisteminde ahşap, çelik, cam ve beton gibi doğal kaynaklardan üretilen veya doğal malzemelerin kullanımı ilk adımı oluşturmuş. Yapının altından geçen metro sisteminin, yapının inşasından sonra artık ihtiyaç duyulmayacak olan beton zemin malzemesi çıkartılarak ıslah edilmiş ve yapının temelinde kullanılmış.

Yapının kullanım aşamasında güç ihtiyacının en aza indirgenmesi için önlemler alınmış. Kullanıcılar tarafından veya otomatik olarak kontrol edilebilen sabit veya hareketli gölgeleme sistemleri sayesinde soğutma ihtiyacı azaltılıyor. Yapı kütlesinin içindeki atriyumlar, yarıklar ve avlular cephelerin aşırı ısınmasını engelliyor, bina içinde bir mikroklima yaratıyor ve pencereler açıkken bile içeride mahremiyet ve sakinlik sağlıyor. Yağmur suyu bir tankta toplanarak, çatı bahçesinin sulanmasında kullanılıyor. Restoran bölümünde yemeklerin hazırlanmasında kullanılan ısının artan kısmı suyun ısıtılmasında kullanılıyor. Piller de dahil olmak üzere, geri dönüşümlü tüm atıklar, ofislerde ayrılarak biriktiriliyor. Yapının içindeki yeşil doku oksijen üretiyor, gölge oluşturuyor, yalıtım sağlıyor ve bütün yapıyı sararak her geçen gün Radlice vadisinin yeşiliyle daha çok bütünleşiyor. (Resim 8-9)

CSOB yapısı tüm bu detaylarıyla çağdaş ofis yapıları arasında, çevresel yaklaşımı, kullanıcı odaklı düzenlemeleri, bulunduğu bölgeyi dönüştürme gücü ve üretken bir işveren-mimar ortaklığı açısından ilgi çekici bir örnek oluşturuyor.

NOTLAR

1. Avrupa’da mimarlık ve yapılı çevre kalitesinin yükseltilmesiyle ilgili konuları tartışmak ve sorunlara çözüm önerileri geliştirmek amacıyla Avrupa ülkeleri arasında ortak bir platform oluşturan Avrupa Mimarlık Politikaları Forumu (EFAP), yılda iki kere AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten ülkelerin evsahipliğinde toplanıyor. Bilgi için: www.efap-fepa.eu

2. LEED Sertifikası, ABD Yeşil Yapılar Konseyi (USGBC) tarafından yürütülen ve çevresel olarak sürdürülebilir yapılar için standartlar getiren bir Yeşil Yapı Derecelendirme Sistemi’dir. 1998 yılında kuruluşundan bu yana, ABD ve dışındaki 30 ülkeden 14 bin projeyi değerlendirmiştir. Değerlendirme sonucunda yapılara gümüş, altın ve platin sertifikalar verilmektedir. Yapı performanslarının değerlendirilmesinde kullanılan kriterler arasında, inşaat sahalarının sürdürülebilirliği, su kullanımında verimlilik, enerji ve atmosfer, malzemeler ve kaynaklar ve iç mekânda hava kalitesi bulunmaktadır. Bilgi için: www.usgbc.org

Bu icerik 2974 defa görüntülenmiştir.