349
EYLÜL-EKİM 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Sırça Fanus’tan Özgür Ortamlara...

Ayşen Ciravoğlu

Yrd.Doç.Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü

Alışveriş merkezlerinin, günümüzde süpermarketler, havaalanları, oteller gibi “yok-yer”ler olduğu eleştirisi günümüzde sıkça tekrarlanıyor. İstanbul-Ümraniye’de, bunu kırma çabasında olan ve sözde-çevreci söylemden uzak tasarımsal ve yapısal bir kurguyu sunan bir alışveriş merkezi yapıldı: Meydan AVM. Yazar, merkezin adının vaadettiklerinden “yok-yer” sorgulamasına, enerji kullanımından çevreye duyarlı uygulamalarına uzanan bir eleştiriyi kaleme alıyor.

Sırça Fanus (1), Sylvia Plath’ın 1950’lerin Amerikasında kadının toplum içerisindeki yerini anlatan yarı-otobiyografik romanının adı. Kitapta Plath, o dönemde kadınlar için biçilmiş rolün iyi bir eş ve evhanımlığı olduğunu aktarıyor; “sırça fanus”u ise seçeneksizleştirilen, köşeye sıkıştırılan kadının, sonunda kendi havasından bunaldığı bir ortamın metaforu olarak kullanıyor. Plath’a göre, sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düş.

Kuşkusuz üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş olmasına karşın bugün farklı insanlık durumlarını da içine alarak genişleyen bu toplumsal aksaklık, başka bir yazının konusu. Ancak burada, Plath’ın metaforunun zihnimizde uyandırdığı ortamı mekânsallaştırırsak, tıpkı kadının seçeneksizleştirilerek tutsaklığa itilmesi gibi, bugün yapılı çevrede deneyimlediğimiz fanusların hepimizi kuşattığından sözedebiliriz.

Peki nereden çıktı bu fanuslar? Bilindiği gibi sanayi devrimine değin geleneksel yöntemlerle üretilen yapılarda coğrafi koşullar belirleyici rol oynuyordu. 19. yüzyılın teknolojik gelişmeleri ise mekân organizasyonuna getirdiği serbestliğin yanısıra yapıların bulunduğu “yer”lerden bağımsızlaşmasına olanak tanıdı. Bu, kuşkusuz pek çok değişimi beraberinde getirdi. Örneğin sadece yapay iklimlendirme sistemlerinin yapılarda yaygın kullanımı bile binaların çok katlı yapımını, tiyatro, sinema gibi toplu kullanılan mekânların her mevsim değerlendirilebilmesini sağladı. Ancak bu olanak, doğayla kurulan doğrudan ilişkiyi de yavaş yavaş kesintiye uğratıyordu. Doğal verileri tasarıma dahil etme gereksinimini ortadan kaldıran yeni teknolojiler, dışla iç arasındaki akışkanlığı salt görsel ilişki üzerinden kuruyordu. Bu kapsamda doğa artık deneyimlenen değil, seyredilendi; manzaraydı… Aradan yüzyıl geçmiş olmasına karşın dışarısının gözler önünde olduğu ama her yerin içerisi olduğu bu mekân anlayışı tıpkı Plath gibi bizleri de giderek ele geçirmeye başladı. Üstelik böylesi bir yaşamı olanaklı kılan enerji çoktandır alarmdaydı…

Bu bağlamda ilginç bir örnek yakın zamanda inşa edildi. Foreign Office Architects (FOA) (2) tarafından tasarlanan Meydan Alışveriş Merkezi (Resim 1), İstanbul-Ümraniye’de, sadece “izole kutuların” değil aynı zamanda “yok-yerin” (3) yeni bir yorumu olarak karşımıza çıktı. Bilindiği gibi Auge’ye göre, süpermodernite çağında otel odası, otoyol, havaalanı ve süpermarket gibi yerler, “yer olmayan”lardır. Özellikle tüketim eyleminin kutsallaştırıldığı alışveriş merkezlerinde anı biriktirilmez. Yine de, bütünüyle yapay koşulların geçerli olduğu ortamlar olarak ve salt tüketimin planlamasını gözeterek kurgulanması yatırımcılar tarafından tercih edilen alışveriş merkezlerini dönüştürmeye çalışan az miktarda ürün ülkemizde de bulunuyordu. Ancak giderek açık alanlara taşan bu alışveriş merkezleri arasında Meydan, kanımca, gelişmekte olan bir yerleşimin çeperinde, yer olmayan bir yer oluşturma beklentisine karşın, yeni bir bağlam, yeni bir “yer” ve özgür ortamlar yaratmayı başarabilen önemli bir örnek. Üstelik kullandığı yenilenebilir enerjilerle de öncü bir proje…

Meydan’ın Meydan Niteliği Meydan Alışveriş Merkezi, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Şile Yolu ve Boğaziçi Köprüsü bağlantılarının kesiştiği yollar ve kavşaklarla sarmalanmış bir alanda, IKEA Mağazasının ve henüz inşa halinde olan Buyaka Ofis-Konut-AVM’nin yanında konumlanıyor. Otoyollarla çevrelenmiş AVM’ler bütününü ise orman alanlarından çalınmış çok katlı kapalı site yerleşimleri ve Ümraniye’nin yoğunluklu kentsel dokusu çevrelemiş. Meydan’ın araçla ulaşım açısından, Anadolu yakasında oldukça merkezî bir noktada olduğunu söyleyebiliriz.

Meydan Alışveriş Merkezi adından da anlaşılabileceği gibi yeni bir kent merkezi, kent için yeni bir toplanma alanı iddiasını taşıyan bir proje. Su, yeşil ve pişmiş toprağın ustalıklı yan yana gelişi ve bu mekânların toplanma eyleminin yanında kültür ve spor etkinliklerinin gerçekleşmesine olanak vermesiyle Meydan, kamusal alanları salt içinden geçilen mekânlar olarak kullanan İstanbullular için bir duraklama noktası yaratabilmiş gibi gözüküyor. Bu bağlamda FOA, bu örnekte meydan hedefini bir ölçüde karşılamış izlenimi vermekle birlikte şimdilik Meydan, yerleşmenin meydanı değil, AVM’nin meydanı olarak işliyor.

Meydan Alışveriş Merkezi’nin meydan niteliği, bir başka deyişle öne sürüldüğü gibi etrafındaki kent dokusu için bir odak noktası oluşturma hedefi iki nedenden ötürü yakın gelecekte olası gözükmüyor. Birincisi yapının konumuyla ilgili: Meydan, bilindiği gibi, Ümraniye’nin çeperinde, İstanbul’un kuzeyindeki orman alanları ve su havzalarına komşu bir konumda yer alıyor. (Resim 2) Bu varoluşuyla Meydan’ın gelişmekte olan çevresi için yeni bir merkez olmasını dilersek, farkında olmadan orman alanlarının yapılaşmasını önermiş oluyoruz. Eğer yerleşmeler sistematiği açısından merkezî bir noktada konumlanması olası değilse, ikinci aşamada Meydan’ın ulaşım ilişkilerine ve mevcut doku içindeki varoluşuna gözatmak gerekiyor: Merkezin araçla ulaşım açısından Anadolu yakasında çok avantajlı bir konumda olduğundan daha önce sözetmiştik. Ancak yaya bağlantıları açısından aynı şeyi söylemek mümkün gözükmüyor. AVM’ler bütününde araçla ulaşımı kolaylaştıran yollar ve bunların kademeleri olası bir yaya bağlantısına engel oluşturuyor. Buna karşın merkezin güneybatı ucundan kurulmaya çalışılan yaya aksı, arkasındaki dokunun içeriği ve planlanan/yapılan toplu taşıma hatlarının henüz etkin olmaması nedeniyle işler gözükmüyor.

Alışveriş merkezlerinin teşvik ettiği kitlesel tüketim biçimlerinin otomobille kurdukları yaşamsal ilişkiden kaçınmak mümkün olmasa da araç-otopark-AVM sürekliliğine Meydan’ın müdahalesi, otopark kotundan meydana doğrudan erişim ve kompleksin güneybatı ucundaki yaya bağlantısından öteye gitmiyor. Otoyollarla çevrelenmiş bir düzenlemenin içindeki gezinti alanlarının (doğal olarak) parsel sınırında bitmesi, bir yere bağlanmaması yapı grubunun içinde bulunduğu yerleşme deseniyle salt biçimsel değil ilişkisel olarak da yabancı kalmasına neden oluyor. Bu noktada konut alanlarını da içeren, planlanan, ancak henüz inşaatına başlanmamış etapların tamamlanmasının ardından resmin bütününe yeniden bakmanın anlamlı olabileceği de kaydedilmeli.

Meydan’ın Çevreci Niteliği Metro Grup’un yapımcılığını üstlendiği Meydan Alışveriş Merkezi, 128 bin metrekarelik bir alanın içinde 70 bin metrekarelik alanda kuruluyor. (Resim 3-5) Yapı grubunun en önemli özelliği bütünüyle yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjiyle ısıtılıp soğutulması. Bu bağlamda tasarımın anahtar noktaları, doğal havalandırma, doğal aydınlatma, güneş kontrolü, yeşil çatılar ve jeotermal enerji kullanımı. Meydan’ın çevreci niteliği şimdiden iki ödülle tescillenmiş durumda: “Ana Mülkiyet Ödülü 2008” (Prime Property Award) ve Kentsel Arazi Enstitüsü (Urban Land Institute) Avrupa tarafından verilen “Mükemmeliyet Ödülü” (Award for Excellence) ekolojik kalite ve çevre dostu olması açısından yapıya layık görülen ödüllerden bazıları. Yapı grubunun Avrupa’daki en büyük jeotermal enerjinin kullanıldığı tesislerden biri olduğunu düşünürsek ödüllerin abartılı olmadığını söyleyebiliriz.

Jeotermal enerjiyi ısı pompası aracılığıyla bu ölçeklerde kullanmak ülkemiz için kuşkusuz literatüre geçecek denli önemli bir katkı. Ancak konunun detaylarına ilişkin mimarların açıklamaları çok sınırlı. Bu da ister istemez bu tür teknolojilerin tasarımlara “eklendiği” izlenimini doğuruyor. Doğa dostu teknolojilerin yatırımcıların heyecanı olmadan gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Ancak yatırımcı ve mühendislerin yanısıra mimarların bu konuda nasıl öneriler geliştirdiği ya da konunun detaylarına ne kadar eğildikleri sorusu bu örnekte olduğu gibi akıllarda asılı kalıyor. Kışın yer yer binalardaki jeotermal sistemin iç mekânlarda kurulan sobalarla desteklendiği gerçeği ise daha çok deney yapmamız gerektiğini söylüyor.

Meydan AVM’nin çevreci niteliği açısından yazılı ve görsel iletişim ortamında öne çıkan konusunun enerji kullanımından çok yeşil çatıları olduğunu söyleyebiliriz. (Resim 6-10) Ancak yeşil çatılar yaratmanın doğaya katkısının abartıldığı bir gerçek. Kuşkusuz bu uygulamanın gerek yapıların gerekse yapının içinde bulunduğu ortamın ısıtılıp, soğutulması, kente yeşil alanlar kazandırması açısından olumlu yönleri bulunuyor. Ancak sorun yeşil çatıların bugün yapılanları meşrulaştırma girişiminin bir parçası haline gelmesi. Bir tür dokunulmazlık kazanma yarışına dönüşebilecek bu uygulama, kanımca gelecekte bugüne bakıldığında bina yapmanın asla ekolojik bir etkinlik olamayacağı düşüncesinden hareketle yapıları gizleme eyleminin bir parçası olarak değerlendirilecektir. Dahası yeşilin bu proje özelinde çoğunlukla kullanılmayan/üzerine çıkılamayan bir öğe olması, çimlerin önemli bakım maliyetleri gerektirmesi, sürekliliğinin doğal kaynak tüketimine bağımlı olması, projenin nedenselliğini zayıflatıyor. Ayrıca bu bağlamda FOA’nın Meydanı’nın Yokohama Uluslararası Liman yapısıyla olan dil birliği de üzerinde düşünülecek yeni bir konu yaratıyor…

Enerji kullanımı ve yeşil çatıları bir kenara bırakırsak günümüzde, doğal havalandırma, doğal aydınlatma, güneş kontrolü gibi çevreye/doğaya duyarlı uygulamaların konut, büro işlevindeki yapıların yaşamsal birer parçası olmaya başladığından sözedebiliriz. Ancak burada umut verici olan alışveriş işlevine konu olan mekânlarda da böylesi uygulamaları görmek.  Bilindiği gibi alışveriş, gün boyu çoğunlukla bir bilgisayar ekranı karşısında geçirdiğimiz zamanı mallarla dönüştürdüğümüz sıradan bir eylem. Bugün ise bu örnek üzerinden, mallar ve satışa odaklanmanın, tüketimin özendirilmesi beklenen bir ortamda bile doğayla ilişki kurmanın öncelikli hale geldiğini söylememiz mümkün. Bu bağlamda Meydan Alışveriş Merkezi, kanımca çoğumuzun gün sonunda elimizdeki torbalar dolusu mallarla, yoğun bir pişmanlık duygusuyla terketmek için can attığımız, kimimizin ise gidilecek daha iyi bir yer olmadığı için tercih ettiği sabit iklim koşulları ve sabit aydınlatmaya maruz kalınan kapalı kutuları tersyüz ediyor. (Resim 11-13) Kuşkusuz bu seçim bizleri, “hasta bina sendromu” dediğimiz, kimi psikolojik ve fizyolojik sorunlardan uzaklaştırıyor.

Sonlanırken… Bu yazı Meydan Alışveriş Merkezi’nin literatürde öne çıkan, kentte yaşayan yeni bir meydan oluşturma çabasını ve kullandığı yeni teknolojiler aracılığıyla çevreci nitelikler kazanmasını sorguladı. Tüm olanak/olanaksızlıklarına karşın yatırımcı firmayı, mimari ekibi ve yapımcıları bizlere üzerine tartışma açmaktan keyif alacağımız bir yapı kazandırdığı için kutlamalı. Ancak Meydan’ın başarısı kanımca yukarıdaki başlıklarda sözü edilen niteliklerde değil, doğayı salt bir manzaraya indirgeme girişimlerine karşı çıkışında ve “yer”den yeni bir “yer”, değer, bağlam yaratma çabasındadır. Dahası, sırça fanusları parçalayarak önerdiği demokratik mekân örgütlenmesi (her ne kadar üretim-tüketim döngüsünün bir parçası olsa da) insanı özgürleştirmektedir. Ancak ülkemizde ve dünyadaki güvenlik saplantısının böylesi bir mekânı bile terörize ettiğinin altını çizmeliyiz.

Özetle Meydan AVM, meydan olduğu kadar meydan değildir; yerin ruhunu yorumladığı kadar ondan bağımsızdır; hem çevrecidir, hem de değildir; ne bir sırça fanus önerir, ne de insanı bütünüyle özgürleştirir… Kısaca Meydan, arada bir yerde, pek çok olasılığa açık bir konumdadır. Oysa yakın geçmişte pek çok alanda öncü konumda olmuş kamu yapıları henüz bu yazıda sözü edilen konulara eğilmiş bile gözükmemektedir. Bilindiği gibi sırça fanus Sylvia Plath’ın 31 yaşında intiharına neden oldu. Kentlerde kurduğumuz sırça fanuslar ise milyonların… Dünyayı kötü bir düşten uyandırmak, demokratik, katılımcı, eşitlikçi, adil, doğaya saygılı, sürdürülebilir, özgürlükçü ortamlar kurgulamak için daha kaç ölüm gerekiyor?

Mimari Proje  : Foreign Office Architects (FOA - Farshid Moussavi, Alejandro Zaera-Polo)

Yerel Mimarlar: Turgut Alton Mimarlık, İstanbul // Etüd, İstanbul

İşveren           : Metro Asset Management, Almanya Proje Kontrol : IMS, İstanbul

Fotoğraflar     : Friedrich Ludewig Çizimler         : FOA

 

NOTLAR

1. Plath, S. 2008, Sırça Fanus, Can Yayınları, İstanbul. Kitap ilk kez The Bell Jar adıyla 1963 yılında yayımlanmış.

2. Projenin Londra merkezli Foreign Office Architects (FOA) tarafından yapıldığını söylemiştik. FOA’nın resmî web sitesine göre projenin künyesi şöyle: Farshid Moussavi ve Alejandro Zaera Polo, yarışmada Friedrich Ludewig, Kenichi Matzusawa, Chris Yoo ile şema ve detay aşamasında ise Friedrich Ludewig, Christian Wittmeir, Samina Azhar, Andrei Gheorghe, Emory Smith, Ebru Şimşek, Eduarda Lima ile birlikte çalışmışlar (http://www.f-o-a.net/#/projects/616) (Temmuz 2009). Ancak bilindiği gibi yabancı mimarların ülkemizde projelerini uygulayabilmeleri kurdukları yerel ortaklıklar yoluyla gerçekleşiyor. Bu durum ülkeler arası-kültürler arası ortamlar yarattığı için olumlu gözükmekle birlikte, projelerin iki büro arasında nasıl geliştirildiği ve ele alındığı konusunda ayrıntılı bilgiye ne yazık ki erişemiyoruz. Bu bağlamda Yapı Endüstri Merkezi tarafından yayımlanan Yapı dergisinde (2008 yılı tarihli 316. sayısı s.75) yayımlanan Meydan AVM’nin künyesinde yerel mimar olarak gözüken Turgut Alton Mimarlık ile proje bağlamında nasıl bir ortaklık kurulduğu konusu bizler için muğlâk kalıyor. Örneğin mekânın bütününe egemen olan pişmiş toprak malzemenin bile Almanya’dan gelmesi bu bağlamda düşündürücü oluyor.

3. Auge, M. 1997, Yer-olmayanlar Üstmodernliğin Antropolojisine Giriş, Kesit Yayıncılık, İstanbul. Kitap ilk kez Non-lieux Introduction a une Anthropologie de la Surmodernite adıyla 1992 yılında yayımlanmış.

Bu icerik 2772 defa görüntülenmiştir.