349
EYLÜL-EKİM 2009
 
MİMARLIK'TAN

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
2010’da Avrupa Kültür Başkenti Olmak: İSTANBUL, RUHR, PEÇ

2010 Kenti Yenileyebilir mi?

Korhan Gümüş

Y.Mimar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, Kentsel Uygulamalar Yöneticisi

Bugünün küresel kentleşme dinamiklerini alışageldiğimiz disipliner iş bölümleri içinden kavramak ve yönlendirmek giderek imkânsızlaşıyor. Günümüzde profesyonellik mekanizmaları giderek daha fazla çoğulcu, öznellikleri açığa çıkaran “arayüz”ler oluşturmaya dayanıyor. Çünkü 20. yüzyılda olduğu gibi, kamunun kente müdahalesinin teknokratik biçimde gerçekleşmesi sorunlar yaratıyor. Disipliner ayrımların ürettiği bilginin öznelliklere kapalı olması, uygulama aracı olarak işlev görmesi, politik müdahaleleri de en başından krizlere ve iktidarsızlığa mahkûm ediyor. Kenti inşa etmesi beklenen disiplinlere uygulama odaklı yaklaşıldığı takdirde mimarlık inşa faaliyeti ve planlama, kentin fiziksel mekânını düzenleme işiyle özdeşleşiyor. Böylece entelektüel bir uğraş teknokratik bir işleve indirgeniyor. Disiplinlerin araçsallaştırılması ile kent, piyasa mekanizmalarına bağımlı hale geliyor ya da kent merkezîleşmiş politikanın ikinci sınıf bir nesnesi olarak yeniden üretiliyor. Bu ikisi zaten türdeş. Böylece kamusal alanı anlamlandıran politik pratikler arka plana çekiliyor. Kent sanki tamamen ekonomi denen bir tanrısal güç tarafından yönetilmeye başlanıyor.

İstanbul’da sanat özel alana, daha çok “filantropik” alana, sponsorluklar altına kaymış durumda. İstanbul 2010 Ajansı’nın, entelektüel üretimi kamu sahasına çekme imkânı bulunuyor ve bu imkânın kullanılması gerekli. Avrupa Kültür Başkenti (AKB) programına başvuru hazırlanırken, İstanbul’da kentle ilgili bütünsel bir yaklaşımı, kültürel bir yerel-küresel stratejiyi hayata geçirmesi, kamusal alanda kültürün rolünü öne çıkarması amaçlandı. İstanbul 2010’un, uluslararası ilişki kurma kapasitesi bulunan, deneyim kazanmış bağımsız kuruluşları da harekete geçirmesi gerekiyor.

Aynı şekilde kentin işlevini yitirmiş endüstriyel alanlarında, özellikle yoksul insanların saçaklandığı küçük üretim bölgelerinde, 2010 programı dışlayıcı olmayan yeni bir gelişme stratejisinin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Küçük üretimin yerinden edilmesi, soylulaştırma gibi her kentin günümüzde karşılaştığı sorunlu konular için İstanbul 2010 çok önemli bir deneyim fırsatı yaratabilir.

İstanbul’un liste dışı kalma riskinin bulunduğu UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi konusunda ve özellikle alan yönetim planı hazırlığında İstanbul 2010’un çok önemli bir katkısı olabileceği söylenebilir. Özellikle 2010’un çok aktörlü yapısı, alan yönetimi deneyimini desteklemek için önemli bir uygulama alanı sunuyor.

İstanbul 2010 ile Türkiye’nin imzalamış olduğu UNESCO Konvansiyonu yükümlülükleri arasındaki iletişimi kurmak, çözüme dönük adımların atılmasını sağlayabilirdi. Buna karşılık komitenin ve konvansiyonun daha çok sonuçları değerlendirmeye, fakat 2010’un süreç yönetimine ilişkin olması dikkate alınması gereken bir özellik. Bu nedenlerle 2010’un hem yerel halka yönelik taahhütleri, hem de uluslararası standartları nedeniyle, başarıları kadar başarısızlıklarının da önemli bir deneyim oluşturabileceği varsayılabilir.

İSTANBUL 2010’U ALGILAMA TİPOLOJİLERİ

Tanıtım metinlerinde İstanbul 2010’un amaçları hiç şüphesiz çok farklı biçimlerde algılanıyor ve dile getiriliyor. Kimileri için “Bizim görkemli geçmişimizi Avrupalılara tanıtmak için bir fırsat…” Kimileri için kültür profesyonellerine daha çok iş çıkarmak için bir finans kaynağı. Kimileri için de “Kentin ihtiyaç duyduğu stratejik bakışın bütün aktörler tarafından paylaşılarak geliştirilmesi”, yani halk için bir fırsat.

Bu bakış açılarının hepsinin arkasında mutlaka kurumsal pratikler, gayretler, çabalar var. Ancak sonuncu bakışın genelde AKB projesi tarafından daha çok benimsendiği söylenebilir. Bu sonuncu yaklaşımın nasıl bir deneyime, nasıl bir anlamlandırma pratiğine işaret ettiğini tartışmak kadar gerçekleştirmek de önem taşıyor. Bu açıdan İstanbul 2010 kent projelerinin birkaçına yakından bakmakta yarar var.

PROJELER

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Mimari Geliştirme Projesi

Cumhuriyet döneminin en simgesel kültür yapısının günümüzün ihtiyaçları dikkate alınarak, çok taraflı bir proje yönetimi ile yenilenmesi projesi. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile işbirliği yapılarak, yapının mimari ve teknik performansının güncellenmesi amaçlanmakta. Bugün yıkılma ve yıktırmama tartışmaları sonrasında AKM’nin yenilenmesinin 2010 projeleri açısından sembolik bir önemi var. Yenileme çalışması ile AKM’nin mimari açıdan daha iyi hizmet verebilir hale getirilmesi hedefleniyor. Çok kötü bir izolasyona sahip binanın enerji etkin hale getirilmesi amaçlanıyor. Bir de elbette günümüzde ihtiyaç duyulan elektromekanik sistemlerin yenilenmesi… Proje her aşamada çalışma komitesi toplantılarında tartışıldı; nihai kullanıcılar, kültür yöneticileri ile birlikte ihtiyaçlar saptandı. Süreç, AKM yönetimi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve STK’lar ile birlikte yürütüldü. Burada İstanbul 2010 kapasite geliştirici aktör olarak çalıştı, yani kullanıcılar, sözsahibi kuruluşların ihtiyaçlarının daha kolay karşılanmasını sağladı. Mevcut kurumsal yapı, 2010’un açık yapılı işlevleri ile destekleniyor. Ancak bir kamu kuruluşu olarak 2010’un farkı şurada: 2010’un ayrı bir kurum olarak çalışması sözkonusu değil. Ajans kamusal bir işlevin sürdürülebilir şekilde yönetimini sağlıyor. Bu model birçok kamu yapısı, işlevi için örnek oluşturabilir. Bu yeni işbirliği modeli bir örnek olarak kentteki bütün kamu kuruluşlarını, müzeleri, kültür merkezlerini güçlendirebilir.

(Resim 1)

Hasanpaşa Gazhanesi Projesi

Proje, Hasanpaşa’daki tarihî gazhanenin 2010 etkinlikleri mekânı olarak 2009 ve 2010 yılında kullanılması, endüstri mirasının korunarak aşamalı olarak bölgesel gelişmeyi sağlayan bir kültür merkezine dönüştürülmesini öngörmekte. Onlarca yıldır işlevsiz kalmış olan gazhane, kentin Anadolu yakasındaki en önemli kültür tesisine dönüşecek. Önemli bir endüstri arkeolojisi örneği olan gaz fabrikasının restore edilerek yeniden kente enerji vermesi hedefleniyor. Bu nasıl olacak? Bu dönüşümü basit bir restorasyon konusu olarak ele almakla değil, aynı zamanda kentin ihtiyaç duyduğu kültürel programların geliştirilmesine yönelik bir merkez olarak işlevlendirmekle mümkün. Bugün bu tesis Marmaray sonrası Söğütlüçeşme ana transfer noktası ve projesi başlatılmış olan Anadolu yakası ana metro istasyonu yakınındaki en büyük kamusal alanı oluşturuyor. Gerçekleştirilecek çok aktörlü dönüşüm modeli İstanbul’da benzer kamu alanları için de bir örnek olacak.

Yenikapı Thedosius Limanı - Marmaray Ana Transfer Merkezi Projesi

Marmaray gibi farklı öncelikleri olan, kentin yerleşim yapısını köklü biçimde etkileyecek projenin yeni bir yönetim deneyimi olarak ele alınması gerekli. İstanbul 2010 bu açıdan yalnızca koordinasyonu sağlayacak bir kuruluş değil, aynı zamanda projeyi entegre bir yönetim modeline taşıma imkânına da sahip. Marmaray’ın ulaşım sistemi kentin yerleşim yapısını köklü biçimde etkileyecek. Bu projenin ayrı ayrı kuruluşların optiği ile değil, çoklu bir yönetim modeli içinde geliştirilmesi gerekiyor. Bu proje her bir açıdan, ulaşım, kültürel miras, kentsel yenileme gibi alanları iletişime sokan yeni bir deneyim içinde yönetilmek zorunda. Farklı bileşenleri olan ve bunların birbiriyle ilişki içinde geliştirilmesi gereken bir projenin bir mühendislik projesi gibi gerçekleştirilmesi imkânsız... Kamusal süreçleri entegre eden, ayrışmış işlevleri ilişkisel bir zeminde yaratıcı düşünceye açan bir yöntem uygulanacak. Böylece arkeoloji ile mimarlık birbirine rakip konular olarak değil, aynı yaratıcı programın içinde ilişkilenebilirler. Büyük çabalar sonucunda İstanbul 2010 Ajansı’na devredilen Yenikapı Transfer Noktası Projesi’nin çok önemli bir çalışma alanı olduğu söylenebilir. İstanbul 2010 yalnızca koordinasyonu değil, aynı zamanda projeyi entegre bir yönetim modeline taşımayı amaçlıyor.

Ayrıca Lykos deresi tarafından doldurulan bu liman bölgesinde kurtarma kazıları sonucunda çamur içinde korunan önemli organik malzemeler çıktı. Bugüne kadar bulunan en büyük Roma limanı olan Thedosius Limanı kentin geçmişine ışık tutuyor. Limanın altına ise kazılar ilerlediğinde, günümüzden 8.500 yıl öncesine uzanan geç neolitik yerleşim alanı ortaya çıktı. Buradaki tatlısu canlıları kalıntıları, yerleşim ve mezar alanlarının denizin 9 metre kadar altında olması, Karadeniz ve Marmara’nın göl olduğu, Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nın henüz oluşmamış olduğu tarihlere işaret ediyor. Nihayet bu kendiliğinden korunmuş organik malzemeler, kentin Bizans geçmişini ortaya çıkarıyor. Dünya ticaret tarihi hakkında, kentin Akdeniz limanları ile olan ilişkileri, gemicilik teknolojisi, gündelik kullanım eşyaları ve beslenme adetleri konusunda eşsiz bilgiler veriyor. Merkezî politikalar ile bastırılmış olan kültürel mirasın küresel ilgiye açılması arasındaki çelişkiyi ve kent açısından yaratacağı yeni fırsatları ortaya koyuyor. (Resim 2)

Çok Kültürlü Miras Projeleri

Günümüzde çeşitli nedenlerle kullanılamayan ve bakımı yapılamayan, azınlıklara ait kültür mirası yapılarının “çok kültürlü miras” kapsamında ele alınarak, sürdürülebilir bir modelle restorasyonu, yapılarla ilişkili sosyal faaliyetlerin desteklenmesi, eğitim, proje geliştirme ve yönetim desteği programı. Ermeni cemaati, Rum Ortodoks cemaati, Yahudi cemaati kolaylaştırıcı komitelerini oluşturmuş durumda. Bu komiteler projeleri kendileri derlemekte.

Örnek projeler şöyle:

Kamondo Anıt Mezarı Restorasyon ve Çevre Rehabilitasyonu ve Belge Merkezi

Proje, İstanbul’da ilk kent yönetiminin kurulmasına öncülük etmiş sivil toplum önderi Abraham Salomon De Kamondo’nun Hasköy’de bulunan anıt mezarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği içinde restore edilmesi ve korunmasını öngörmekte.(Resim 3)

Vortvots Vorodman Kilisesi Kültür Merkezi Dönüşüm Projesi

Proje, saray mimarı Kirkor Balyan eseri Vorvots Vorodman Kilisesi’nin ve arkasındaki konutların restore edilerek bölgesel gelişmeyi ve İstanbul’da çokkültürlülüğü destekleyecek bir kültür merkezine dönüştürülmesini öngörmekte.

Geçici Kentler: Avrupa Kültür Başkentleri Arasında Farklı Yerel Projeler ile Diyalog

Proje, farklı özelliklere sahip 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan her üç kentteki (Essen, Peç ve İstanbul) kamusal açık alanların geleceğine ilişkin geçici aktivite ve etkinlikleri araştıran çalışmaları içeriyor. Bu kapsamda seçilecek problematik alanlarda üniversitelerarası ve uluslararası atölyeler ile öğrenci yarışmaları düzenlenecek ve uluslararası bir jüri tarafından seçilecek en iyi öneriler kentsel mekânda “geçici müdahaleler” olarak gerçekleştirilecek.

UNESCO Yönetim Planı’nı Destekleme Çalışmaları 

İstanbul Karasurları için Uluslararası Çalışma

İstanbul Karasurları için çok paydaşlı bir bilgi platformu oluşturulması için hazırlanan proje, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Komitesi ile birlikte gerçekleştirmekte olduğu yönetim işlevlerinin -ve katılımcı proje çalışmalarının- desteklenmesini amaçlıyor. Proje süresi sonunda uzman kuruluşlara açık olarak yapılacak araştırmalar ve projeler için alanların belirlenmesi ve tekliflerin alınması hedeflenmekte. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan İstanbul’un en önemli kültür varlıklarından biri de surları. Dünyada kentsel topografya içinde sur varlığını korumuş çok az kent var. Uzunluk açısından İstanbul başta geliyor.

Buna karşılık bugüne kadar niteliksiz restorasyon çalışmaları ile bu eşsiz kültür varlığının bir bölümü tahrip edildi. Surların restore edilen bölümleri geçmişten bugüne taşıdıkları önemli belgesel özelliklerini yitirdiler. Restore edilmeyen bölümleri de doğanın etkileri ve daha çok çevrelerine yapılan otoyollar, tren yolları, inşaatlar ile iyice yıprandılar. İstanbul 2010 kapsamında gerçekleştirilecek proje ile surların bir yönetim planına kavuşması ve bilgi yönelimli bir koruma uygulamasına açılması hedefleniyor. Böylece İstanbul’da ilk defa bütün kuruluşları iletişime sokan ve konu temelli bir yönetim organı oluşturmak için bir deneyim yaşanacak.

(Resim 4)

Sirkeci Hocapaşa Yayalaştırma ve Bölge İyileştirme Projesi

Yıldız Teknik Üniversitesi ve Siegen Üniversitesi ortaklığında Sirkeci-Hocapaşa mahallesinin yaşam çevresinin sağlıklaştırılması, alan içinde yer alan çok işlevli yaya alanlarının ve kamusal alanların iyileştirilmesi, kültürel mirasın ortaya çıkarılması ve korunması ve bu alanlara dair avan projelerin ve tasarım rehberlerinin hazırlanmasını içermekte.

SONUÇ

Bu süreçte 2010’un bütünsel bir yaklaşımı, kültürel bir yerel-küresel stratejiyi hayata geçirmesi amaçlanmalıdır. 2010 deneyiminin uluslararası ilişki kurma kapasitesi bulunan, deneyim kazanmış bağımsız kuruluşları da harekete geçirmesi gerekiyor. Sulukule gibi, 2010 açısından çok ilgili bir projede olduğu gibi, gündemimizde mahalle iyileştirme çalışmaları, başka mimari projeler ve restorasyon çalışmaları olabilir. (Resim 5) Başta da belirttiğim gibi, bu işlere 2010’da daha çok kaynak aktarmak değil, bunları yenilikçi kentsel deneyimler haline getirmek önemli. Avrupa Kültür Başkenti Projesi herşeyden önce basmakalıp işleri, yapma biçimlerini bu başlığın altında bir kere daha tekrarlamak değil, kentte yaratıcılığı halkın lehine olacak biçimde geliştirmek demek. İstanbul daha önce benzerine rastlanmayan karmaşıklıkta bir problemle baş etmek durumunda. Buradan alınacak ilhamla bütün kentin geleceğini şekillendirecek taze bakış ve müdahaleler tasavvur edilebilir.

Bu icerik 2571 defa görüntülenmiştir.
Resim 1. Atatürk Kültür Merkezi<br>Resim 2. Yeni Kapı kazıları<br>Resim 3. Kamondo Anıt Mezarı
Resim 4. İstanbul Surları-Zeytinburnu<br>Resim 5. Sulukule