419
MAYIS-HAZİRAN 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Salgın, Mekân, Nekroiktidar
    Pelin Tan, Prof. Dr., Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Kıdemli Araştırmacı, Center for Arts, Design and Social Research Enstitüsü, Boston

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA / YAŞATMA

Kentin Köklü Tanıklarına Hayat Vermek: Geçmişten Günümüze Veliefendi Çeşmesi

Drahşan Uğuryol, Dr. Öğr. Üyesi, YTÜ Mimarlık Bölümü

Osmanlı döneminde İstanbulluların sevdiği mesire alanlarından Veliefendi Çayırı bünyesinde bulunan Veliefendi Çeşmesi, tarihsel süreç içerisinde alanın yapılaşmaya açılmasıyla birlikte fonksiyonunu kaybetmiş. Son döneminde toprak altında kalan çeşmenin geçirdiği restorasyon sürecini odağına alan yazar, döneminin tanığı olan bu yapıların “teknolojik olanaklarını, gereksinimlerini ve çözümlerini gösteren” detaylarını günümüze taşıyabilmenin önemine dikkat çekiyor.

 

TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE VELİEFENDİ ÇEŞMESİ

Veliefendi Çeşmesi Zeytinburnu ilçesi, Veliefendi Mahallesi, Turan Güneş Bulvarı üzerinde yer almaktadır. Şeyhülislam Veliyüddin Efendi tarafından yaptırılan çeşmenin üzerinde bir kitabe bulunmadığından yapım yılı bilinmemektedir.[1] 1684 yılında doğan Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi Halep, Kahire ve Medine'de kadılık yapmış, Anadolu ve Rumeli kazaskerliğinde bulunmuştur. Ayrıca döneminin en önemli hattatlarından birisidir. Rumeli kazaskeri iken aleyhinde ithamlar sebebiyle Sultan III. Mustafa tarafından 1758 yılında görevinden azledilerek Manisa'ya sürgüne gönderilmiştir. Veliyüddin Efendi’nin suçsuz olduğunun anlaşılması üzerine, III. Mustafa Şeyhülislama iade-i itibar ettikten sonra Çırpıcı Çayırı'nın sahile yakın kısmını vermiştir. Veliyüddin Efendi de döneminin en değerli bölgesindeki bu arsayı mesire alanı olarak vakfetmiştir.[2] (Resim 1)

İstanbul manzara, yeşil bitki örtüsü, su kaynakları gibi doğal bileşenlere sahip mesirelerin oluşturulması için birçok elverişli alana sahiptir. Bu tür alanlarda oluşturulan mesireler, Osmanlı tarihi boyunca değişken kullanım yoğunluğuna ve değişken arazi boyutlarına sahip olmuştur.[3] İstanbullular mesirelerdeki oturmaya mahsus alanlarda dinlenerek, piknik yaparak, gezinti kısımlarında yürüyüş yaparak ya da araba ile dolaşarak vakit geçirmişlerdir. Bu faaliyetlere ek olarak içerisinden dere geçen mesirelerde ise sandalla gezinti gibi etkinlikler de yapılmıştır. Bu eylemlerin dışında mesirelerin çayırlık düz alanları çeşitli eğlenceler ile cirit atma, top ve at oyunları gibi sporlara mahsus kısımlara ayrılmıştır.[4] Geniş doğa parçası şeklinde doğal güzellikleri ve kaynakları ile değerlendirilen mesirelerde kapsamlı düzenlemelere genellikle gidilmemiştir. Zaten bu alanlar doğal güzellikleri nedeniyle gidilen, vakit geçirilen mekânlar olmuşlardır. Sadece gelen ziyaretçinin ihtiyacına yönelik mimari düzenlemeler uygulanmıştır. Mesire alanlarında kullanıcı ihtiyacına yönelik yer verilen temel öğeler olarak sofalar ve setleri, havuzlar, kanallar ve çeşmeler gibi su elemanlarını, kitabe, mihrap sütunu, nişan taşı gibi tekil elemanları ve bitkisel elemanları sıralamak mümkündür.[5]

Uzun yıllar mesire olarak İstanbul halkının rağbetine uğrayan Veliefendi Çayırı’nda İstanbul’daki diğer mesire yerleri gibi kapsamlı düzenlemelere gidilmemiştir. Geniş çim alanları ve asırlık çınarları olan mesire yerinde, Şeyhülislam Veliyüddin Efendi tarafından kendisine ait bir çiftlik, mescit ve çeşme gibi yapılar yaptırıldığı bilinmektedir.[6] Söz konusu bu yapılardan çeşme, kesme taştan yapılmış, dikdörtgen cepheli, oldukça sade bir çeşmedir. Çeşmenin ön cephesinde sivri kemerli çeşme nişi bulunmaktadır. Sivri kemerin kilit taşında, kabartma bir rozet yer alır ve nişteki ayna taşı bezemesizdir. Çeşmenin arkasında ise namazgâh alanı vardır. (Resim 2, 3) Namazgâh, açık havada yapılan ibadetler için kare veya dikdörtgen şeklinde, sokaktan bir-iki basamakla yükseltilmiş bir platformdur.[7] Mesire alanlarında yer alan namazgâhlar, kullanacak kişilerin önceden abdest alabilmesi, kendilerinin ve binek hayvanlarının su ihtiyacını karşılaması amacıyla genellikle çeşmelerle beraber inşa edilmiştir.[8]

Veliefendi Çayırı zamanla İstanbul halkı tarafından manilere konu teşkil edecek derecede sevilen bir mesire haline gelmiştir.[9] Ancak 1911 de kurulan "Islah-ı Nesl-i Feres” (At Neslini Geliştirme) Cemiyeti" tarafından İstanbul'da ilk at yarışları düzenlemek için Veliefendi Çayırı’nın bir bölümü bu işe tahsis edilmiştir.[10] (Resim 4) Islah-ı Nesl-i Feres Cemiyeti tarafından, çayırda ahşap tribünler yapılmış ve Ağustos 1911'de burada İstanbul'un ilk at yarışları düzenlenmiştir.[11] Veliefendi Çayırı’nın deniz tarafının hipodrom haline getirilmesiyle çayır ikiye bölünmüş, ortada kalan Veliefendi Çayırı ilerisindeki Çırpıcı Çayırı ile birleşmiştir.

İstanbul’da özellikle 1950 yılından sonra hızlanan imar uygulamaları sürecinde tarihî mesire ve parklar tahrip edici niteliklere sahip bir değişim süreci yaşamış, eski güzelliğini ve karakterini kaybetmişlerdir. Bazı mesire alanları ve parklar imara açılarak ortadan kaybolmuş, özgün çevreleri değişmiş ya da alansal daralma yaşamışlardır.[12] Bu durum Veliefendi Çayırı ölçeğinde değerlendirildiğinde öncelikli olarak zamanla at yarışlarına olan ilginin artması hipodromun hızlı bir gelişme göstermesine neden olmuştur. Türkiye Jokey Kulübü’nün kurulmasından sonra hipodromda önce kum daha sonra çim pist yapılmıştır. 1968 yılında 500 kişilik bir tribün, 1987 yılında ise yeni bir tribün daha eklenmiştir. Alan olarak daha da genişleyen hipodroma padok, jokey odaları, ahırlar, at eyerleme yerleri, büfeler, lokantalar ve otopark gibi tesisler eklenmiştir.[13] Veliefendi Çayırı’nın kalan kısımları ve Çırpıcı Çayırı’nda sanayi tesislerinin kurulması ile çayırlar doğal güzellikleri kaybetmiş ve alan kaybına uğrayarak tahrip olmuşlardır. Veliefendi Çeşmesi ve yakın çevresinin sınırları içinde bulunduğu Zeytinburnu semti ise 1940’larda gecekondu yerleşimi haline gelmiştir. Zaman içinde Zeytinburnu İstanbul’un gecekondu yerleşimlerinin arasında, en fazla nüfusa ve en yaygın yüzölçümüne sahip olan yer olmuştur. Zeytinburnu, aynı zamanda gecekondu sahiplerinin örgütlendiği ilk gecekondu yerleşimidir ve bu örgütlenmenin sonucu olarak 1951 yılında bölgeye ilk yerleşenler tapularını almışlardır. Ancak bu durum 1954 ve 1957 seçimleri sırasında da bölgede gecekonduların iki büyük büyüme dalgasıyla yayılmalarına neden olmuştur. 1980’lerin başında ise bölge, birçok tapulu gecekondunun küçük yüklenici elinde yap-sat yoluyla üstlendiği apartmanlaşma döneme girerek dönüşmeye başlamıştır.[14]

Bu süreçte Veliefendi Çeşmesi de çevresiyle olan ilişkisini kaybetmeye başlamıştır. 1963 yılında, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, Veliefendi Çayırı ve Çeşmesi’ne bir gezi yaparak izlenimlerini kaleme almıştır.[15] Süheyl Ünver’in bu çalışmasında çeşmenin o günkü durumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Süheyl Ünver’in aktardıklarına göre çeşmenin çevresinde on dördü büyük, yirmi kadar asırlık çınar ağaçları bulunmaktadır. (Resim 5) Çeşme ve çevresi oldukça bakımsız kalmış, çeşmeyi kullanan kadın ve kızların çeşmeden su doldururken rahatsız edilmemeleri için çeşme etrafına en kötü cinsinden briketlerle bir dirsekli duvar yapılmıştır.[16]

Yol seviyesine göre biraz aşağıda olan çeşmenin yalağı önünde Roma kaldırım taşlarından oluşan bir alana iki üç basamak merdivenle inilmektedir ve çeşme kenarlarına kesme taşlarla iki metre kadar duvar yapılmıştır. Ancak duvarın alt kısmı kalitesiz taşlarla örülmüştür. (Resim 6, 7) Çeşmenin suyunun içilebildiği ve dolayısıyla Veliyüddin Efendi tarafından uzak bir yerden getirtilmiş olabileceği ihtimalinin altını çizen Süheyl Ünver, çeşmenin sokak kotundan aşağıda olmasını da bu ihtimale bağlamaktadır. Namazgâhla ilgili ayrıntılara da yer veren Süheyl Ünver, namazgâhın etrafının kesme taş olduğunu, dış duvarlarının ortadan kalktığını, bunun da civar halkının taşları sökmesinden kaynaklandığı düşündüğünü iletmektedir.[17] (Resim 8)

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Süheyl Ünver ziyareti yaptığı tarihte çeşmenin bulunduğu alanı çevreleyen yamaçları gecekondular sardığını halde, çeşmenin etrafında ve Veliefendi Çayırı’nın diğer kısımlarında gecekondu olmadığını bu durumunda muhtemelen kışın bu alanlarda su biriktiğinden dolayı olduğunu iletmiştir. Bununla birlikte Veliefendi Çayırı’nın da oldukça bakımsız bir halde olduğunu eklemektedir.[18]

1982 yılını gösteren hava fotoğrafında, Süheyl Ünver’in 1963 yılında çeşmeye yaptığı ziyaret sırasında, çeşmenin etrafında olduğunu söylediği ve 1966 yılına tarihlenen hava fotoğrafında da görülen çınar ağaçların kesildiği, etrafının ise gecekondularla sarıldığı görülmektedir. (Resim 9) Eski mahalle sakinleriyle yapılan sözlü görüşmelerde ise 1980’li yıllarda çeşmenin işlevini kaybettiği, üzengi seviyesine kadar toprak altında kaldığı, bakımsız kalan çeşmenin içinde bir ağacın yetiştiği ve çeşme namazgâhının üstüne bir gecekondunun inşa edildiği öğrenilmiştir.

İleriki yıllarda çeşmenin namazgâhı üzerinde ve etrafında bulunan gecekondular yıkılarak kaldırılmıştır. Ancak bu seferde çeşmenin hemen yan tarafına, yaklaşık 800 m2 alanı kaplayan 5 katlı büyük bir iş hanı inşa edilmiştir. 2010 yılına gelindiğinde ise büyük çoğunluğu toprak altında kalan, etrafı çöplük haline gelen ve oldukça bakımsız hâlde olan çeşme için mahalle sakinleri ve yerel basın tarafından kamuoyu oluşturularak çeşmenin durumuna dikkat çekilmiştir. Bunun üzerine Zeytinburnu Belediyesi tarafından bir çalışma başlatılarak çeşmenin etrafındaki toprak dolgu kazılarak kaldırılmıştır. Kazı çalışmalarının sonunda, çeşmenin önündeki su tekneleri, testi setleri, temiz su tesisatı, çeşmeye ait duvar kalıntıları ve çeşmenin arkasındaki namazgâh alanının duvarları ortaya çıkarılmıştır. (Resim 10) Çeşme ve namazgâh için KUDEB ve Zeytinburnu Belediyesi ortak çalışma yürütmeye başlatarak çeşme üzerindeki eksik olan ve belediyece korunan taşlar tespit edilerek montajı yapılmıştır.[19]

Ardından çeşmenin namazgâh alanıyla birlikte projeleri hazırlanarak restorasyon süreci başlatılmıştır. Projesi kurul tarafından onaylanan çeşmenin 2019 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Yapılan restorasyon çalışmaları sırasında çeşmenin etraftan görünmesi için çeşmenin bulunduğu çukur alan sokak seviyesine kadar doldurularak çeşme aynı noktada olacak şekilde üst seviyeye taşınmış, çeşme taşlarındaki malzeme sorunları giderilmiş, namazgaha ait set ve duvarlar yeniden yapılmıştır. Çeşmenin etrafı ise düzenlenerek park haline getirilmiştir. (Resim 11, 12)

DEĞERLENDİRME

İstanbul, eski su yapıları açısından oldukça zengin bir kültür mirasına sahiptir. Bu yapılardan İstanbul’un kültürel ve tarihî yapısı içinde çok özel yerleri bulunan çeşmeler zamanla kentle bütünleşmiş, suyun sosyal hayattaki yerini gösteren, kentin kültürel mirasının önemli bir kısmını oluşturan kültür varlıkları olmuşlardır. Fakat su teminindeki teknolojik gelişmelere bağlı olarak birçok tarihî su yapısı gibi çeşmeler de önemini kaybetmiş, şehir yoğunluğu içinde sıkışmış kalmış ve algılanmaları güçleşmiştir. 18. yüzyılın sonlarına doğru bir mesire çeşmesi olarak inşa edilen Veliefendi Çeşmesi 1960’lı yıllarda geniş bir çayır alanda tekil bir eleman olma özelliğini kaybetmiştir. Artan imar faaliyetleri sonucu çevresiyle ilişkisi değişmiş, namazgâh alanı toprak altında kalmıştır. 1980’li yıllarda ise işlevini tamamen kaybeden çeşme yapılar arasında sıkışmış, büyük bir kısmı toprak altında kalarak gözden kaybolmuştur. 2000’li yıllarda başlayan farkındalık süreci ile ilk olarak çeşme ortaya çıkarılmış, dağılan bileşenleri korunmuş, sonrasında ise restorasyon çalışması gerçekleştirilerek bulunduğu alana yeniden kazandırılmıştır. Ayrıca çeşmenin restorasyonu sırasında çevre düzenlemesi de yapılarak etrafı yeşil alan ve park haline getirilmiştir.

Aslında çeşmenin bulunduğu ada, geniş bir arazi parçası olan Veliefendi Çayırı’ndan günümüze ulaşan bir alan olması bakımından önemlidir. Muhtemelen bu sebepten adanın imar durumuna bakıldığında tamamının park olarak işlevlendirildiği görülmektedir.[20] Ancak 1990’lı yıllarda çeşmenin hemen yanına inşa edilen 5 katlı iş hanı çeşmenin bulunduğu adada büyük bir alan kaplayarak çeşmenin görselliğine olumsuz etkide bulunmaktadır.

Yapılan incelemeler ve araştırmalar çeşmenin özgün halinde su bağlantısının sağlanması amacıyla çevresinden yaklaşık 1 metre zemin kotu altında olacak şekilde inşa edildiği, çukurda kalan çeşmeye geçmişte merdivenlerle bağlantı sağlandığı anlaşılmaktadır. Zaman içinde çeşmenin bulunduğu çevrede gerçekleşen imar faaliyetleri sonucu kot farkı daha da yükselerek çeşme yol ve arazi seviyesinden yaklaşık 2,5 metre kadar aşağıda kalarak gözden kaybolmuştur. Yapılan restorasyon çalışması sırasında çeşmenin üst seviyeye taşınmasıyla günümüzde çeşme sokak kotundan rahatlıkla fark edilebilir hale gelmiştir. Ancak yapılan bu çalışma ile hem çeşmenin çukur bir çeşme olma özelliği hem de semtin bu alanda ne kadar yükseldiğini gösteren belge özelliği kaybolmuş, ayrıca çeşmeye ait duvar kalıntıları ile namazgâhın duvarları dolgu toprağı içinde kalmıştır.

Yapılan araştırmalar çeşmenin 1966 yılında faaliyette olduğunu, 1980’li yıllara gelindiğinde çeşmenin suyunun kesildiğini ve fonksiyonunu tamamen kaybettiğini göstermektedir. İstanbul’da birçok tarihî su yapısına ait tesisatlar bakımsızlık, doğal nedenler ve İstanbul’daki altyapı çalışmaları sonucunda tahrip olmaları ya da yeni yapıların altında kalmalarından dolayı takip edilmeleri neredeyse imkansız hale gelmiştir. 2011 yılında Zeytinburnu Belediyesi tarafından Veliefendi Çeşmesi’nin etrafındaki toprak dolgu kaldırıldığında, çeşmeye ait temiz su tesisatının da kalıntısına ulaşılmıştır. Alanda yapılan incelemelerde oldukça korunmuş durumdaki tesisatın künklerden oluşan bir su borusunun etrafının su sızdırmazlığını sağlamak amacıyla iri taş, tuğla parçalarından oluşan bir harçla kaplandığı tespit edilmiştir. Ancak dönemin su teknolojisini yansıtan bir örnek olan ve su teminatı ile ilgili bilgi vermesi nedeniyle korunması önemli olan bu özgün su tesisatı çeşmenin sokak kotuna taşınması ile toprak dolgu altında kalmıştır.

Çeşmenin taşınma işlemi ve restorasyonu değerlendirildiğinde ise uzun yıllar bakımsız kalan, olumsuz çevre koşullarına maruz kalarak dayanımını kaybeden çeşme taşlarının taşıma işlemi sırasında ufak da olsa zarar gördükleri anlaşılmaktadır. Taşıma işlemi sonrasında sökülen ya da oynayan taşların tekrar birleştirilmesi için çeşmenin özgün haline göre daha kalın bir derz oluşturulduğu, bu işlemler sırasında çeşme taşlarından kopan parçaların tamir harçlarıyla tamamlandığı anlaşılmaktadır. Kullanılan tamir harçlarının renk ve dokusu ise çeşme taşları ile uyumludur.

Sonuç olarak Veliefendi Çeşmesi, İstanbul’da bulunan birçok tarihî çeşme gibi döneminin sosyal hayatını ve mühendislik seviyesini yansıtan bu nedenle korunması oldukça önemli olan bir kültür varlığıdır. Tarihî eserlerin korunmasında temel amaç, yapının özgün niteliklerini, yapısal bütünlüğünü bozmadan, belge değerinin koruyarak geleceğe güvenle aktarılmasının sağlanmasıdır. Bu nedenle yapılan koruma ve onarım çalışmaları sırasında yapıların teknolojik olanaklarını, gereksinimlerini ve çözümlerini gösteren detayları korumak oldukça önemlidir. Bu noktada Veliefendi Çeşmesi’nin, Veliefendi Çayırından günümüze ulaşan bir bileşen olarak bulunduğu çevreye kazandırılması oldukça önem taşımaktadır. Ancak tarihsel süreç içinde çeşme ve çevresinin bakımsız kalması, imar faaliyetlerinin olumsuz etkileri ve son olarak çeşmenin görünürlüğünü artırmak amacıyla alınan restorasyon kararlarının uygulanması ile çeşmeye ait bazı önemli detaylarının günümüze ulaşamadığı görülmektedir.

NOTLAR

[1] Çeşmenin Şeyhülislam Veliyüddin Efendiye hediye edilen mesireliğin içinde olması ve aynı adla anılması sebebiyle Veliyüddin Efendi tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir.

[2] Alparslan, Ali, 1993, “Veliyüddin Efendi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt:7, ss.378.

Özcan, Tahsin, 2013, “Veliyüddin Efendi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ankara, cilt:43, ss.40-42.

[3] Gürbüz, Elif, 2009, “Tarih İçerisinde İstanbul’daki Mesire Olgusu ve Mesire Alanlarının Geçirdikleri Değişimin Kâğıthane Mesiresi Örneği Üzerinden İrdelenmesi”, İTÜ FBE, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul, s.27.

[4] Eldem, Sedat Hakkı, 1976, Türk Bahçeleri, Kültür Bakanlığı ve Milli Eğitim Basımevi, İstanbul. s.5.

[5] Gürbüz, 2009, s.18.

[6] Özcan, 2013, ss.40-42.

[7] Cerasi, Maurice M., 2001, Osmanlı Kenti: Osmanlı İmparatorluğu’nda 18. ve 19. Yüzyıllarda Kent Uygarlığı ve Mimarisi, (çev.) Aslı Ataöv, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

[8] Tiryaki, Yavuz, 2006, “Namazgâh”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, Ankara, cilt:32, ss.359-360.

[9] Candemir, Murat, 2014, Çırpıcı ve Veliefendi Çayırları - İstanbul'da Mesire Kültürü, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul, s.76.

[10] Candemir, 2014.

[11] Atabeyoğlu, Cem, 1993, “Veliefendi Hipodromu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt:7, ss.377-378.

[12] Uğuryol, Drahşan, 2018, “İstanbul’un Tarihi Bahçeleri ve Mimari Elemanlarının Koruma Sorunları”, YTÜ FBE, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, s.302.

[13] Atabeyoğlu, 1993, s.377.

[14] Gülhan Sinan Tankut, 2017, “Ezilmiş ve Aşağılanmışlar: 1960’lar Türkiye’sinde Gecekondu Meselesi”, Mülkiye Dergisi, cilt:41, sayı:1, ss.195-229.

[15] Geziye dair bilgiler Süleymaniye Kütüphanesi’nde 322 numara ile kayıtlı Süheyl Ünver Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi Dosyasında yer almaktadır. Osmanlıca yazılan bu eser Murat Candemir tarafından Çırpıcı ve Veliefendi Çayırları - İstanbul'da Mesire Kültürü adlı kitabın içinde “Süheyl Ünver’in Veliefendi Çayırı ve Çeşmesi’ne Yaptığı Gezi” başlıklı bölümde Türkçeye çevrilerek aktarılmıştır.

[16] Candemir, 2014, ss.69-60.

[17] Candemir, 2014, ss.51-63.

[18] Candemir, 2014, ss.51-63.

[19] Arslan, Sümeyye Meryem, 2014, “İstanbul’da Suyun Serüveni ve KUDEB Çeşme Restorasyonu Örnekleri”, Restorasyon ve Konservasyon Çalışmaları Dergisi, sayı:13, ss.39-60.

[20] https://sehirrehberi.zeytinburnu.bel.tr/#map=18/3216693.97/5011784.12/0 [Erişim: 19.07.2020]

Bu icerik 253 defa görüntülenmiştir.