402
TEMMUZ-AĞUSTOS 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL PLANLAMA

Türkiye’de Kentsel Planlama ve Dönüşüm Sürecinde Eksik Bir Halka: Yarı Kamusal Mekânlar

Serkan Sınmaz, Doç. Dr., Şehir Plancısı, YTÜ Şehir ve Planlama Bölümü

Konut avlusundan kent meydanına uzanan hiyerarşik açık mekân zinciri yerini kamusal ve özel mekânların keskin bir şekilde ayrıldığı bir düzene bırakıyor. Bu iki uç arasında olması gereken yarı özel ve yarı kamusal olarak nitelendirilebilecek hibrit mekânların eksikliği, toplumun özel mekâna yönelimini güçlendiriyor. Yazar, planlama sisteminde yapılacak değişikliklerle, yürütülmekte olan kentsel yenileme / dönüşüm süreçlerinin daha nitelikli sonuçlar doğurabileceğini varsayımsal bir örnek eşliğinde kanıtlamaya çalışıyor.

 

Geleneksel kentlerin insan odaklı gelişiminde kentsel mekâna duyulan aidiyet hissi mahalle ve sokak kültürünü açığa çıkarmıştır. Bu tarz kentlerde kamusal mekânlar genellikle boyut ve formlarda hiyerarşik bir düzende gelişmiştir. Ancak ulaşım sistemlerinin kent formu üzerindeki radikal etkileri sonrasında yaşam alanları bölünmüş ve toplumsal etkileşim yüzeyi sokaklardan kaldırımlara taşınmış, gelişen teknoloji ile birlikte ise konut konforu çevresinden daha fazla değer arzeder duruma gelmiştir. Kentsel tasarım ilkeleri insan ölçeğinde kamusal açık mekân kurgusunu desteklerken, 20. yüzyılın son çeyreğinde yükselen kentleşme dalgası ile özel mekânlar kolajı şeklinde büyüyen kentlerde kamusal mekânlar bu kolajın boşluklarını temsil eder hale gelmiştir.

Bu noktada 21. yüzyılın öncü konularından biri olan kentlerin yenilenme ve dönüşüm süreci, toplumsal mekânların yeniden kazanımı için önemli bir fırsatı açığa çıkarmaktadır. Ancak Türkiye imar planlama sistemi ve pratiği toplumsal mekânların öne çıkarıldığı kentler için yetersiz bir altlık sunmaktadır. Mevcut imar planı sistemi ile tek yapılı parsel bazında ya da dışa kapalı toplu konut modeli şeklinde geliştirilen projeler, özel ve kamusal alanların keskin bir şekilde ayrıştığı kentsel dokular üretmektedir.

Ancak kentsel planlama bilimi kamusal ve özel mekân örüntüsünün belirli bir mekânsal kademelenme eşliğinde gelişimini önermektedir. Bu yaklaşım kentsel mekânı hizmet ettikleri insan yoğunluğuna göre temelde “özel - yarı özel - yarı kamusal - kamusal” olmak üzere dört kategoriye  ayırmaktadır.(1) (Şekil 1) Bu çerçevede kamusal ve özel mekânların birleştirici ögesi olan “yarı kamusal mekânlar” Türkiye imar planlama sistemi çerçevesinde gelişen kentlerin mekânsal kurgusunda eksik halka olarak nitelendirilmektedir. Böylece etkileşime açık, insan ölçeğinde yaşanabilir mahallelerin yeniden üretimi için sözkonusu kavramın kentsel dönüşüm sürecine yasal olarak eklemlenmesi görüşü gündeme taşınmaktadır.

KAMUSAL MEKÂN HİYERARŞİSİ VE YARI KAMUSAL MEKÂNLARIN KENTSEL ALANDAKİ YERİ

Değer arz eden bir kentsel mekân yaşayanlar için anlamlı ve okunabilir olmalıdır.(2) Biçimsel okunabilirlik konusunun teorik temeli “organize olma” üzerinden “düzen” kavramına, oradan “hiyerarşi” kavramına dayanmaktadır. Çünkü okunabilir çevrenin yeterli derecede farklılaşma içermesi ve ayırt edici ögelere (salient elements) sahip olması beklenmektedir.(3) Buna paralel olarak kamusal mekânların sosyal alan olarak performansı ise insanların hareketini yönlendiren programına bağlıdır. Hiyerarşik bir düzen içinde akslar ve odakların birbiriyle ilişkisi kamusal mekân tasarımında öncelikli değerlendirme konularıdır.(4)

İdeal durumda “kamusal mekânlar” ve kullanıcıların mülkiyeti ve kontrolü altında bulunan “özel mekânlar” birbirlerinden keskin hatlarla ayrılmazlar, yarı özel mekân ve yarı kamusal mekân kullanımlarını içeren geçiş bölgeleri ile bağlanırlar.(5) Bu arayüzlerin mekânsal niteliği kentsel tasarımda vurgulandığı oranda kentsel mekân hiyerarşisi etkin bir şekilde hissedilmekte ve kent daha güçlü bir şekilde okunabilmektedir.

Özel mekânlar, konut içlerini ve bahçeleri; kamusal alanlar, yolları, parkları, meydanları; yarı özel mekânlar, sadece belirli kişilerin girebileceği avluları ve apartman içlerini; yarı kamusal mekânlar ise toplumun belirli bir kesiminin belirli zamanlarda kullanılacağı konut önündeki açık alanları, kaldırımları, çıkmaz sokakları, açık bir avluyu ve benzeri toplumsal mekânları

kapsamaktadır. Yarı kamusal mekânlar, özel mekân sınırından çıkıldığında toplumun her kesimince kullanılabilen, ancak daha çok etki alanındaki kullanıcılar tarafından kontrol edilen kentsel mekânlardır.(6) Bu noktada ideal olan bireylerin özel mekânlarına yarı kamusal mekânlardan bağlanabilir olmasıdır.

Şekil 2’deki şematik örnekte 3 farklı yapı adası formu üzerinde yaşayanların bulundukları çevre üzerinde kontrol kabiliyeti değerlendirilmektedir. Buna göre:

  • Düşük yoğunluklu sıra nizam bahçeli yapılardan oluşan bir yapı adasında özel mekânlar daha baskın olmakla birlikte yarı kamusal mekânın kısıtlı yüzeyi kamusal mekân ile doğrudan ilişki kurulmasını sağlamaktadır: B
  • Çok aile bahçeli blok nizam yapı adasında, yarı özel mekânlar daha fazla öne çıkmakta, daha tanımlı ve kontrol edilebilir ortak kullanım mekânları oluşmaktadır: C
  • Yüksek katlı blok nizam bir yapı adasında ise, özel ve yarı özel mekânlar yapı içine gömülü bir şekilde olmakla birlikte, kamusal mekânlardan keskin bir şekilde ayrışmaktadır: D

Örnekte ifade edilen keskin ayrımlar büyük ölçüde kamusal-özel mekânlar arasındaki ulaşım dokusuna göre biçimlenmektedir. Bu noktada ızgara sistem kent dokularında “eğer kentsel tasarım önlemleri alınmamış” ise kamusal-özel mekân arasındaki arayüz mekânlar kısıtlı kalmaktadır. Buna karşın hiyerarşik bir ulaşım düzeninde yarı kamusal mekânlar daha belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır. Özellikle çıkmaz sokaklar, konut parseline yakın duraksama mekânları ve avlular yarı kamusal mekânların etkin bir şekilde kullanıldığı yerlerdir.

Kentsel mekân hiyerarşisi organik formda tasarlanmış konut altbölgelerinde, tarihî kent merkezleri ve konut bölgelerinde dikkat çekmektedir. Buna ek olarak sözkonusu arayüz mekânlar, gecekondu bölgelerinde dikkat çekmektedir. Özellikle konutuna yakın olması gereken ve sosyal yaşam alanı erkek bireylere göre daha kısıtlı olan kadınlar bu tarz bölgelerde kendi yarı kamusal mekânlarını oluşturmaktadır.(7) Avrupa’nın tarihî kentsel mekânları, Ortadoğu kentleri ve erken Amerikan konut dokularında hiyerarşik yerleşme düzeni ve yarı kamusal mekân kullanımları sıkça görülmektedir.(8)

YARI KAMUSAL MEKÂN KAVRAMININ ÖNEMİ

Kamusal alan literatürü sokak yaşamını, mekân ile sembolik etkileşimi, yüzyüze ilişkileri, plansız karşılaşmaları desteklemektedir.(9) Birbirine bağlı kamusal mekânlar, kolay izlenen sokaklar, yaya mekânları ile bütünleşen yapı tasarımları, güvenli kamusal alan sosyal izolasyonu azaltmakta, insanların çevrelerine bağlanmasını sağlamaktadır.(10) Birçok araştırmacının saha çalışmalarına göre araç ve trafik yoğunluğunun fazla olduğu yerlerde hareket kısıtlılığından dolayı çevre daha dar algılanmakta, çevresel farkındalık ve aidiyet hissi azalmaktadır.(11) Bu zihinsel süreçte özellikle yarı kamusal alanların mekânsal deneyim süresini uzattığı ve dolaylı olarak “yer ve aidiyet hissini” artırdığı savunulmaktadır.

Yer ve aidiyet hissinin gelişimine olanak veren kamusal mekân kurgusu kentsel mekân tasarımında önemli bir başarı ölçütüdür. Aidiyet, bireyin kendisini kültürel ve doğal çevrenin önemli bir parçası olarak hissetmesidir.(12) Bu durum bireyin diğerleri tarafından tanınmasını, sosyal etkileşim içinde olmasını, ortak tarihi bağlar, ortak değerler ve mekânların paylaşılmasını sağlayarak topluluk bilincini açığa çıkarmaktadır.(13) Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde 3. kategoride bulunan “aidiyet”, teoriye göre temel evrensel bir insan ihtiyacı olarak değerlendirilmektedir.(14) Yarı kamusal mekânlar günlük yaşamdaki plansız karşılaşmalar, yüzyüze iletişim, komşuluk ilişkilerinin gelişimi için uygun ortam sağlamaktadır.(15) Buna karşıt olarak yarı kamusal mekânların kısıtlılığı özel mekâna yönelimi güçlendirmektedir. Bu doğrultuda planlama ve kentsel tasarım sürecinde yapı adası formu belirlenirken yarı kamusal mekânların bir tasarım unsuru olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.

Ancak bu noktada tasarım, kurgu ve uygulama biçimi önemli bir başarı kriteri olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, çıkmaz sokaklı yapı adaları oldukça belirgin bir yarı kamusal mekân geliştirme yaklaşımıdır. Bu tarz sokaklarda kimlik duygusu ve topluluk bilincinin yüksek olduğu savunulmaktadır.(16) Çıkmaz sokaklar özellikle Avrupa ve Orta doğuda tarihî kentlerin hiyerarşik karakterini destekleyen, yaya ölçeğinde kademeli etkileşim mekânları ile organik bir örüntü ortaya koymuştur. Ancak araç odaklı ABD örneklerinde sokak ölçeği ve düşük yoğunluklu yaygın gelişme temel eleştiri konusu olmuştur.(17) Dolayısıyla mimarlık ve şehircilik alanında hiyerarşik mekân yaklaşımının düzeyi ve içeriği önemli bir değerlendirme konusudur.

TÜRKİYE PLANLAMA SİSTEMİNDE YARI KAMUSAL MEKÂN OLGUSU

Yarı kamusal mekânların mevcut kent dokusu içine entegrasyonu için en temel kural “konut girişlerinin” kamusal nitelikteki bir araç yolundan değil, ona bağlı alt kademe “yaya ölçeğinde” bir sokak, bir çıkmaz sokak veya avludan sağlanmasıdır. (Şekil 3) Sözkonusu yaya mekânının tasarımı ise sosyal etkileşim düzeyini belirlemektedir. Bu tarz mekânların otopark olarak kullanım oranı yükseldikçe yarı kamusal nitelik sadece teoride kalmaktadır.

2014 yılı Mekânsal Planlar Yönetmeliği’ne kadar imar kanunu her sokağın “kesintisiz” araç erişimine açılmasını, tamamen araçlara uygun boyutları zorunlu kılmaktaydı. Bu durum 1980 sonrası kentleşme dalgası ile özel mekânların baskın olduğu kentsel dokuların gelişimine neden olmuştur. Bu süreçte parsel bazında tek yapılı konut üretim biçimi “özel mekân” karakterini güçlendirirken, ada bazında site yapılanmaları ise “yarı özel” mekân karakterinin

geliştirmiştir. Bu sebeple yarı kamusal nitelikteki mekânlara, Türkiye imar planlama sistemine göre gelişmiş kentsel alanlarda rastlamak güçken; avlu ve çıkmaz sokak ögelerinin yaygın olduğu geleneksel kent dokularında bu tarz yaya mekânları ile karşılaşmak olasıdır.

Ancak kısıtlı düzeyde de olsa imar planı doğrultusunda tasarlanmış örneklere de rastlanmaktadır. Şekil 4’teki örnekte, İstanbul Beykoz ilçesinde araç yolu ile çevrilmiş bir yapı adasının kamuya açık beş konut avlusu oluşturulacak şekilde tasarlanmış olduğu, avluların şaşırtmalı dar yollarla (3-5 metre) üst kademe yola bağlandığı görülmektedir. Örnekteki avlular herkese açık olduğu halde çoğunlukla o mahalle sakinleri için bir geçiş alanı ya da konutlar “avlulardan giriş aldığı için” sakinleri tarafından bir etkileşim alanı olarak kullanılmaktadır.(18)

Bir başka örnek olan Şekil 5’te, İstanbul Halkalı’da yarı kamusal mekânların varlığı ve toplu konut biçiminde gelişmiş, henüz korunaklı siteye dönüştürülmemiş yapı adaları görülmektedir.

Benzer şekilde 1950’li yıllarda inşa edilen Ataköy toplu konut bölgesi avlularının bir çoğunun korunaklı sitelere dönüşmeden önce yarı kamusal niteliğe sahip olduğu yorumu yapılabilir. (Şekil 6) Bunların dışında teorik olarak yarı kamusal nitelikte olan, ancak bu amaçla tasarlanmamış yaya ölçeğinin dışında ağırlıklı olarak araç otoparkı şeklinde kullanılan mekânlarla da karşılaşmak mümkündür. (Şekil 7)

Türkiye’de özel güvenliği bulunmayan toplu konut alanları ve özel tasarlanmış yapı adaları dışında çok fazla örnekle karşılaşılmamasının temel nedeni imar mevzuatının çeşitlilik arzeden mekân üretimi hususundaki yetersizliğidir. Bunlara karşın 2014 yılı Mekânsal Planlar Yönetmeliği’nde getirilen en az 3 metre yaya yolu önerisi olanağı ve çıkmaz sokak yapılabilmesinin önünü açan yaklaşım(19) ile yarı kamusal mekân üretimi desteklenebilir. Bu sebeple çalışma, özellikle klasik imar anlaşıyışı ile gelişmiş ve dönüşüm sürecine girmiş / girecek kent dokularını ele almaktadır. Kentsel dönüşüm gündemi yoğun olan Türkiye kentlerinin yeniden yapılanma sürecinde yarı kamusal mekânların kentsel tasarıma ve yasalara aktarılabilmesi çoğu kent parçasında yitirilen mekânsal süreklilik algısını, sokak yaşamını, mahalle kültürünü geri çağırabilir. Bu kapsamdaki somut bir değerlendirme yarı kamusal mekân üretimine odaklı varsayımsal bir örnek ile sunulmuştur.

VARSAYIMSAL ÖRNEK

Bu çalışma savunulan konuyu örneklemek için belirli bir yerden bağımsız olarak, ortalama bir yapı adası boyutu, formu ve yoğunluğu baz alınarak üretilmiştir. Kuşkusuz çalışma farklı koşullara göre ele alındığında farklı değerlendirme sonuçları elde edilebilecektir.

Türkiye kentlerinde konut alanı yenileme / dönüşümü yapısal olarak genellikle üç şekilde gerçekleşmektedir. Bunlar şu şekilde tariflenmektedir:

  • Bir yapı adası içinde yer alan tek bir parsel üzerindeki bir binanın yıkılıp tekrar yapılması
  • Bir yapı adasının bütününde gerçekleşen yenileme
  • Niteliksiz, işlevini kaybetmiş alanların yeniden yapılanması

Şekil 8’deki örnekte, tek yapı bazında gerçekleşen dönüşüm sonucunda özel mekânın, kamusal mekânla doğrudan ilişkisi değişmezken; geçişin sağlandığı bir yarı özel kullanım alanı bulunmamaktadır.

Şekil 9’da yer alan örnekteki dönüşüm biçimi, bir yapı adasının bütününde gerçekleşen kentsel yenileme türüdür. Yenileme öncesi özel mekân, kamusal mekânla doğrudan ilişki kurar durumda iken, kapalı site mantığında gelişen alanda özel-kamusal mekân arasına “yarı özel” mekân eklemlenmektedir.

Şekil 10’da yer alan örnekteki dönüşüm biçimi ise niteliksiz ya da işlevini kaybetmiş alanların kapalı site tarzında geliştirilmesi ile özel ve yarı özel mekânlar bütünü olarak gelişmiştir.

Mevcut kentsel dönüşüm / yenileme modelleri özel mekân odaklı bir tasarım anlayışı ortaya koyduğu için, bu durum kentler üzerinde “tektipleşen bir fiziksel yapı ile otomobil odaklı ulaşım dokusunu açığa çıkarmaktadır. Bu kurguda kamusal mekân ile özel mekânlar net bir şekilde ayrılmakta ve kentler, ağırlıklı olarak ulaşım ağları ile beslenen “özel mekânlar kolajı” biçiminde gelişmektedir. (Şekil 11)

Hiyerarşik kamusal mekânlar ağını yerleşme sakinlerinin etkin bir şekilde deneyimlemesi kenti daha anlamlı bir yer haline getirebilir, anlam yüklenen yerlere karşı insanlar belli düzeyde mekân ve aidiyet hissi geliştirebilir. Desteklenen çözümün temeli, yarı kamusal mekân kullanımını teşvik edecek bir mekanizmanın, kentsel dönüşüm pratiği ve kentsel planlama sistemine yerleştirilmesine dayanmaktadır.

Bu kapsamda ele alınan örnek çalışmada öncelikle yenilemenin ada bazında bir tasarım altlığına göre örgütlenmesi gerekmektedir. Akabinde sözkonusu entegrasyonun sağlanabilmesi için kentsel planlama ve tasarım çerçevesinde atılabilecek temel adımlar sırasıyla şu şekilde belirtilebilir:

  • Yapı adasında yarı kamusal mekân hattı tayin edilmesi;
  • Özel ve yarı özel mekânlara (parsel, konut, apartman bahçesi, site vb.) sadece yarı kamusal mekânlardan erişim ve giriş sağlanması;
  • Her yarı kamusal alanın en az iki yapı adası ile ilişkili olarak düzenlenmesi (böylece yarı kamusal mekânların sürekliliğinin sağlanması);
  • Yarı kamusal mekân için terk edilen yüzey alanının yapılaşma hakkı olarak geri verilmesi.

Belirtilen çerçevede aşağıdaki hipotetik çalışma, örnek bir yapı adasının dönüşüm sürecini belirli varsayımsal kabullerle ele almaktadır.

1. Örnek yapı adasında farklı taban alanlarına göre 10 parsel bulunmakta, ada bütününde toplam yapı taban alanı % 65, açık alan ise % 35 oranındadır. (Şekil 12)

2. Yapı adasının yenilenmesi neticesinde mevcut imar hakları korunarak, % 40 taban alanı oturumu % 60 açık alan olacak şekilde parsel bazında ya da ada bazında yapısal gelişme önerilebilir. (Şekil 13, 14)

3. Bu dönüşüm sürecinde kent planlarına yarı kamusal mekân üretimi bağlayıcı bir unsur olarak eklemlenirse mevcut açık alandan kamuya % 15 devredildiğinde, yapı alanı % 40, özel açık alan % 45, yarı kamusal alan % 15 şeklinde düzenleme yapılabilir. Özel alandan çıkarılan (% 15 lik payı oluşturan) alan, aynı emsal değeri ile çarpılarak inşaat alanı olarak hak sahiplerine aktarılabilir. (Şekil 15) Bu yaklaşımın uygulanabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin (plan notu, tasarım rehberi vb. yaklaşımlar) yapılmasına ihtiyaç vardır.

Diğer yandan yarı kamusal nitelikte bir arayüz mekânının yapı adası tasarımına eklemlenmesi kentsel dokunun gelişiminde çeşitlilik unsuru olabilecektir. Örneğin, Şekil 16’daki varsayımsal olarak eşit büyüklüklerde standart bir yapı adasından kentsel doku şemasında dahi meydana gelebilecek mekânsal çeşitliliği ve yarı kamusal mekânlar doğrultusunda oluşturulabilecek alternatif yaya akslarına dikkat çekilmektedir. Kuşkusuz geliştirilebilecek örneklerin sayısı artırılabilecek, örnek modüllerin tekrar adedi kentsel dönüşüm alanın büyüklüğüne ve tasarımcının yorumuna göre değişebilecektir. Dikkat çekilmek istenen husus Türkiye’de arsa düzenlemesi ve imar planı yaklaşımı ile gelişen kent dokularının dönüşüm sürecinde etkin bir kamusal mekân ağının da oluşumunu destekleme fikridir.

SONUÇ

Özel mekânların yükseldiği günümüz kentlerinde yaya erişim seçeneklerinin artırılması, insan ölçeğinde mekân örüntüsünün sağlanması ve kamusal mekân kalitesinin geliştirilmesi elzem bir husustur. Kamusal mekânların kalitesi ve bir kurguya bağlı olarak süreklilik arz etmesi, kentsel mekânsal okunabilirliği artırmakta, iletişim ve etkileşim fırsatları sunmakta, sokak ve mahalle kültürünü açığa çıkarabilmektedir. Bu sebeple hiyerarşik kentsel açık mekân kurgusu mimarlık ve şehircilik alanında önemli bir araç olarak değerlendirilmelidir.

İlk defa Newman (1972) tarafından kategorilere ayrılan açık mekân kurgusu içeriğinde en önemli bağlayıcı öge olarak “yarı kamusal mekân” niteliğindeki alanlar kentsel tasarım ve planlama pratiği için anahtar bir değerlendirme konusudur. Toplumun her kesimine açık, ancak daha çok etki alanındaki kullanıcılara hitap eden mekânlar, kamusal-özel alan arasındaki etkileşim arayüzü olarak toplumsal iletişimde dikkat konusudur. Kamusal mekânlarda geçirilen süre uzadıkça; yükselecek sosyal etkileşiminin yanı sıra, mekânsal sahiplilik hissi artabilir, çevreye karşı estetik kaygılar ve toplumsal duyarlılık gelişebilir, hatta özel mekânlarda kullanılan enerji yükü azalabilir. Bu noktada teknoloji ile özelleşen yaşam sistemleri kamusal mekândan doğrudan ayrışırken, yarı kamusal mekânlar bu ilişkinin yeniden canlanması için önemli bir fırsat olarak görülmektedir.

Bu nedenlerle özellikle yoğunlaşan kentsel dönüşüm gündemi, açık kamusal mekânların yeniden kurgulanması için değerli bir potansiyel olarak görülmektedir. Türkiye kentlerinin özellikle son 30 yıllık gelişiminde eksik halka olarak nitelendirilebilecek yarı kamusal mekânlar kentsel dönüşüm gündemi ile yeniden üretilebilir. Bu süreçte başta yerel yönetimler, kentsel dönüşüm ve yenileme kapsamında kent planlarını gözden geçirerek kamusal mekân gelişimini yönlendirecek kentsel tasarım ilkeleri doğrultusunda plan notları veya tasarım rehberlerinin üretimi gerçekleştirebilir.

NOTLAR

1. Newman, O.,1972, Defensible Space, Macmillan, New York.

2. Lynch, K., 1998, Good City Form, MIT Press, Cambridge, s.366.

3. Köseoğlu, E., 2012, Kurgusal Olarak Farklılaşan Örüntülerde Mekânsal Okunabilirliğin Biçimsel, Dizimsel ve Öznel Boyutları, YTÜ FBE, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul, s.79.

4. Koehler, M., 2008, Exploring The Public City, University od Alicante, Alicante, s.6.

5. Newman, O., 1996, Creating Defensible Space, U.S. Department of Housing and Urban Development Office of Policy Development and Research, U.S.A., ss.15-17.

6. Walljasper, J., 2007, The Great Neighborhood Book, New Society Publishers, Kanada, ss.48-50. Woolley, H., 2003, Urban Open Spaces, Spon Press, Londra, s.4. Gehl, J., 2001, Life Between Buildings, Danish Architectural Press, Kopenhag, s.61.

7. Hernbäck, J., 2012, Influence of Urban Form on Co-Presence in Public Space: A Space Syntax Analysis Of Informal Settlements In Pune, India, Kth Architecture And The Built Environment, Stockholm, ss.4-10.

8. Southworth, M.; Ben-Joseph, E., 2004, “Reconsidering the Cul-De-Sac”, Access, sayı:24, s.31.

9. Jacobs, J., 1961, The Death And Life Of Great American Cities, Random House, New York. Gehl, 2001, s.59. Hampton, K. N.; Gupta N., 2008, “Community and Social Interaction in the Wireless City: Wi-Fi Use in Public and Semi-Public Spaces”, New Media & Society, cilt:10, sayı:6, ss.834-835.

10. Smith, K. M., 2011, “The Relationship Between Residential Satisfaction, Sense of Community, Sense of Belonging and Sense of Place in a Western Australian Urban Planned Community”, Edith Cowan University, yayımlanmamış doktora tezi, Perth, ss.56-57. Shay, E.; Spoon S.C.; Khattak A.J., 2003, “Walkable Environments and Walking Activity”, University Of Tennessee, Tennessee, s.11.

11. Pinet, C., 1988, “A ‘Sense of Belonging’ in the Neighborhood: The Effect of Traffic on Space Appropriation”, EDRA: Environmental Design Research Association, sayı:19, s.173. Appleyard, D.; Lintell, M.,1972, “The Environmental Quality Of City Streets: The Residents' Viewpoint”, Journal of the American Institute of Planners, cilt:38, sayı:2, ss.90-101. Brown, B. B.; Werner, C.M., 1985, “Social Cohesiveness, Territoriality, and Holiday Decorations: The Influence of Cul-De-Sacs”, Environment and Behavior, cilt:17, sayı:5, ss.539-565.

12. Hagerty, B.; Lynch-Sauer, J.; Patusky, K.; Bouwsema, M.; Collier, P., 1992, “Sense of Belonging: A Vital Mental Health Concept”, Archives of Psychiatric Nursing, cilt:6, sayı:3 ss.172-177.

13. Community Culture and the Environment: A Guide to Understanding a Sense of Place, 2002, U.S. EPA (EPA 842-B-01-003), Office of Water, Washington, DC, ss.10-11.

14. Maslow, A.H., 1943, “A Theory of Human Motivation”, Psychological Review, sayı:50, ss.370-396.

15. Hampton; Gupta, 2008, ss.834-835. Walljasper, 2007, ss.48-50. Abbasalipour, S.; Judd, B. H.,  2011, “Blurring The Boundaries: The Interface of Shopping Centers and Surrounding Urban Public Space”, 5th State of Australian Cities National Conference (29.11.2011-02.12.2011), Melbourne, ss.1-2.

16. Brown ve Werner, 1985, ss.539-565. Pinet, 1988, s.174.

17. Beavon, D. J. K.; Brantingham, P.L., Brantingham, P.J., 1994, “The Influence of Street Networks on the Patterning of Property Offenses”, Crime Prevention Studies, cilt:2, ss.115-148. Southworth; Joseph, 2004, ss.29-31.

18. Bu bölge Beykoz Kundura Fabrikası’nın işçi konutları olarak tasarlanmış daha sonra imar planına işlenmiştir.

19. Resmî Gazete, 2014.

 

 

Bu icerik 88 defa görüntülenmiştir.