402
TEMMUZ-AĞUSTOS 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Devlet ile Sermayenin Büyük İttifakı: Devlet Kimle Helalleşiyor?

Asuman Türkün, Prof. Dr., YTÜ Şehir Bölge Planlama Bölümü

“‘İmar barışı’ olarak adlandırılarak masumlaştırılmaya çalışılan bu yasa ‘devletle helalleşme’ olarak tanımlanıyor ama hem bu helalleşmenin kimlerle yapıldığı hem de bu ülkenin kentinde ve kırında yarattığı tahribatlar gözden kaçırılarak bir kez daha hepimizin adalet ve eşitlik duygusunu sarsıyor.” “Özellikle son 10 yılda kentlerde ciddi yoğunluk artışlarına, altyapı ve donatı yetersizliklerine ve kamusal alanların yok olmasına veya özelleşmesine yol açan; dolayısıyla bedeli tüm topluma ödetilen kaçak yapıların 3194 sayılı İmar Kanunu çerçevesinde kesinleşmiş yıkım kararları ve idari para cezaları iptal ediliyor.” “Ekonomik darboğazların yaşandığı, işsizlik ve yoksulluğun arttığı bu dönemde ve yine önemli bir seçim öncesinde devlet vatandaşla suç ortaklığı yaparak, vatandaşlar arasındaki eşitsizliği arttıran yeni bir sözleşmeye imza atmaktadır.”

 

Meslek odalarının, kent ve çevre konusunda duyarlı çevrelerin bütün itiraz ve uyarılara rağmen, “imar barışı” olarak anılan, 7143 sayılı “Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” 18 Mayıs 2018 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 6 Haziran’da ise “Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar” Resmî Gazete’de yayımlandı ve 9 Haziran’da af başvuruları başladı. 1983-87 yılları arasında sürekli kapsamı genişletilerek çıkarılan bir dizi af yasasından sonra ikinci kez kapsamı çok daha geniş bir yasayla kente ve doğaya karşı işlenen bütün suçlar affedilecek. “İmar barışı” olarak adlandırılarak masumlaştırılmaya çalışılan bu yasa “devletle helalleşme” olarak tanımlanıyor ama hem bu helalleşmenin kimlerle yapıldığı hem de bu ülkenin kentinde ve kırında yarattığı tahribatlar gözden kaçırılarak bir kez daha hepimizin adalet ve eşitlik duygusunu sarsıyor.

Bu düzenlemeler ile, İstanbul tarihî yarımadasının bir bölümü, Boğaziçi Kanunu ile tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesinin bir bölümü ve Çanakkale Gelibolu tarihî alanı dışında; ülkenin bütün kıyı alanları, Özel Çevre Koruma Bölgeleri, milli parklar, verimli tarım arazileri, meralar, yaylalar, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihî, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilen kaçak bina ve tesisler yasallaştırılıyor.(1) Neredeyse hiçbir sınırlama ve istisna içermeyen bu düzenleme, bütün bu alanlarda planlara ve imar mevzuatına aykırı sanayi yapılarını, yüksek katlı lüks rezidansları, villaları, alışveriş komplekslerini, turistik tesisleri, okulları ve hastaneleri kapsıyor. 13 milyon civarında olduğu tahmin edilen kaçak yapının arsa ve yapı maliyetinin % 3’ü oranında alınan bir bedelle aftan yararlanabileceği ve toplam 50-70 milyar lira gelir elde edileceği hesaplanıyor. Özellikle son 10 yılda kentlerde ciddi yoğunluk artışlarına, altyapı ve donatı yetersizliklerine ve kamusal alanların yok olmasına veya özelleşmesine yol açan; dolayısıyla bedeli tüm topluma ödetilen kaçak yapıların 3194 sayılı İmar Kanunu çerçevesinde kesinleşmiş yıkım kararları ve idari para cezaları iptal ediliyor. Sonuç olarak, açılan davalar sonucu planları ve ruhsatları iptal edilen, verilen ayrıcalıklı imar haklarıyla “kent ve çevre suçu” işleyen girişimler aftan yararlanacak ve “yapı kayıt belgesi” alarak ekonomik ömürlerini tamamlayana kadar şehirlerimizi işgal etmeye devam edecek. Bu afla birlikte hazine ve belediye mülkiyetinde bulunan ve kamu yararına kullanılması beklenen arsa ve arazilerin satışının önü açılarak gelecek nesillerin hakları da gaspediliyor. Diğer bir deyişle, bugüne kadar göz yumulan bütün hukuksuzluklar affediliyor, talan ve kuralsızlık normalleştiriliyor.

“Yurttaşların mağduriyeti” gerekçesiyle gündeme getirilen “imar affı” hangi yurttaşlara en büyük yararı sağlamakta, kimleri bu suça ortak etmekte ve “kent ve çevre hakkı” bağlamında kimleri mağdur etmektedir?

Özellikle 1980’ler sonrasında çıkarılan imar aflarını sermayenin değişen birikim rejimleri ve buna yönelik düzenlemeler ile birlikte değerlendirmek gerekir. Bu dönemde sermaye birikimini özellikle gayrimenkul ve inşaat sektörleri üzerinden sağlayan; dolayısıyla ülkenin tüm doğal, kültürel ve tarihî varlıklarını “değişim değerine” indirgeyerek metalaştıran ekonomi politikaları, elbette kent toprağının her karışını piyasaya dahil ederek rant değerini en çoğa çıkaracak yöntemler bulacaktı. 1980 sonrasında iç talebin kısılmasına yönelik ekonomi politikaları, bölüşüm politikalarında emek aleyhine yapılan düzenlemelerle birlikte yürütülmüştür. Bu bağlamda 1983-1987 döneminde çıkarılan imar afları “tapu tahsis belgesi” gibi uygulamalarla kentsel rantları geniş kesimler arasında paylaştırarak çalışan sınıfların hoşnutsuzluklarını azaltma işlevi görmüştür.(2) Bu dönemde BM ve Dünya Bankası’nın gelişmekte olan ülkelerdeki enformel yerleşmeler için önerdiği politikalarla uyumlu bir biçimde, gecekondulara ve kaçak yapılara af getirerek sisteme dahil etmek ve çözümü piyasaya bırakmak en önemli konut politikası olarak öne çıktı. 1980’lerde neoliberal politikalar çerçevesinde gündeme getirilen bu öneri, enformel yerleşmelerde mülkiyetin yasallaşmasının ve tapu verilmesinin, kent yoksullarının formel piyasalara entegre olmasının yolunu açacağını ve böylece yoksulluğa çare olacağını müjdelemekteydi.(3) Ancak bu politikanın esas olarak, sisteme dahil olmadığı için atıl kaynak olarak değerlendirilen kent toprağını metalaştırıp emlak piyasalarını canlandırmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Günlük dilde “gecekondu affı” olarak anılan düzenlemeler giderek gecekondu dışındaki tüm kaçak yapıları içerecek şekilde genişletilmiş, bugün olduğu gibi rantların paylaşımında “aslan payını” alan toplum kesimlerini muğlaklaştırmış ve gözlerden gizlemiştir. Sahil bölgelerinde ve kentlerin merkezî bölgelerinde planlara ve imar mevzuatına aykırı turizm tesisleri, kent içine yayılmış sanayi tesisleri, üst sınıflara ait kaçak toplu yerleşmeler bu aflardan yararlanmıştır.

Bugün de benzer iddialarla yola çıkılmaktadır; ancak rant paylaşımı artık çok daha sınırlı sayıda büyük sermaye sahibi arasında gerçekleşmektedir. Kaçak yapılara ruhsat verilmesiyle, vatandaşların mülklerini finans ve emlak piyasası içinde değerlendirmesinin mümkün olacağı ve devletten kaçırılan verginin azalacağı iddia edilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki, “Vatandaş kendi elindeki bu mülkünü ekonomik bir değer olarak gösteremiyor. Bankalardan kredi çekeceği zaman bir sanayici teminat olarak kendi fabrikasını gösterip kredi alamıyor. Vatandaş kat mülkiyetine geçemediği için eviyle ilgili herhangi bir şekilde işlemde bulanamıyor.” demektedir. Bu söylenenler de göstermektedir ki, ekonomik darboğazların yaşandığı, işsizlik ve yoksulluğun arttığı bu dönemde ve yine önemli bir seçim öncesinde devlet vatandaşla suç ortaklığı yaparak, vatandaşlar arasındaki eşitsizliği arttıran yeni bir sözleşmeye imza atmaktadır. Burada daha önceki imar aflarında da gözden kaçırılan benzer bir gerçekliğe vurgu yapmak gerekiyor. Ülke çapında imar affının anlatıldığı toplantılarda son yıllarda yapılan yüksek katlı bloklarda genelde sorun olmadığı ve bu affın en fazla dar gelirli kesimlerin konut alanlarında yaşayan vatandaşları “rahatlatacağı” ifade ediliyor. Ancak bu rahatlatma sözü çok inandırıcı değil, zira bu yasayla, imar mevzuatına uygun olmayan yapılar mal sahibinin beyanına göre ciddi bir bedelle kayıt altına alınacak, emlak vergileri artacak ve yıkım kararları “yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar” ertelenmiş olacak. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere zaten kentsel dönüşüm baskısı yaşayan yıpranmış konut alanlarında ve eski gecekondu mahallelerinde bu yasa geleceğe dair bir koruma garantisi vermeyecek ve hukuki statülerindeki ikircikli durum korunarak seçim dönemlerinde “havuç” ve “sopa” olarak işlevini yerine getirecektir. Burada gizlenen gerçeklik son yıllarda yapılan rezidans, lüks site, AVM, otel gibi büyük kentsel projelerin pek çoğunun ruhsatsız, ruhsata veya imar mevzuatına aykırı olduğu için iskan izni alamamasıdır. Bu affın esas hedefinin, bu yeni yapılara ekonomik ömrünü tamamlayana kadar hukuki statü sağlamak, rant değerlerini ciddi oranda arttırmak, ulusal ve küresel finans ve emlak piyasalarında işlem görebilir hale getirmek olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

NOTLAR

1. Atak, Eser, 17.05.2018, “Kentlere yeni bir ihanet daha: İmar affı”, Yeşil Gazete.

2. Boratav, Korkut, 2003, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2002, İmge Yayınevi, Ankara.

3. De Soto, Hernando, 1989, The Other Path: The invisible revolution in the Third World, I. B. Taurus, Londra. De Soto, Hernando, 2000, The Mystery of Capital: Why Capitalism Triumphs in the West and Fails Everywhere Else, Basic Books, New York.

Bu icerik 208 defa görüntülenmiştir.
<p>“İmar barışı”  kimin için?</p>
<p>“İmar barışı”  kimin için?</p>