MİMARLIK
398
KASIM-ARALIK
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Komşum Bienal
    Sevince Bayrak, Yrd. Doç. Dr., MEF Üniversitesi Mimarlık Bölümü, SO? Mimarlık ve Fikriyat

  • Kent Belleğinin Canlandırılması: Samsun Kent Müzesi
    Fatih Us, Yrd. Doç. Dr, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Hayal Meriç, Yrd. Doç. Dr, İstanbul Arel Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü
    Giorgi Tsanatskenishvili, Doç.Dr.,Gürcistan Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA / YAŞATMA

Dijital Teknolojilere Adapte Olan Bir Antik Kent: Bergama

Nağme Ebru Karabağ, Yrd. Doç. Dr., Yaşar Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü

Arkeolojik alanların ziyaretçilere sunumuna ilişkin yürütülen projelerde günümüz teknolojilerinin kullanılması, alana olan ilgiyi artırmanın yanı sıra korumanın gerekliliğine dair bir bilinç oluşmasına da katkıda bulunuyor. Bergama antik kentinde yürütülen “iVisit Anatolia: Tarih 3 boyutlu canlanıyor” projesini ele alan yazar, yapıların antik dönemdeki hallerini gösteren sanal gerçeklik simülasyonunun gerçek hayatta etkilerini tartışıyor.

ANTİK KENTLERDE KALINTILARIN KORUNARAK ZİYARETÇİLERE SUNULMASI

Kültür mirası yapı ve çevreler çeşitli sebeplerle zarar görmekte, yaşamlarını sürdürebilmeleri için farklı yöntemlerle onarılmaktadır. Bilimsel restorasyonda olabildiğince az müdahale ile anıtın tarihî belge ve estetik değerinin korunması amaçlandığından, en uygun müdahale şekli sağlamlaştırmadır. Fakat anıttaki hasar derecesi artıkça gerekli müdahalenin kapsamı da genişlemekte, sağlamlaştırmadan yeniden yapmaya doğru değişen yöntemler devreye girmektedir. Yeniden yapım, tarihî yapının kütle ve mekânlarını ancak biçimsel olarak canlandırdığı ve tarihî değer taşımadığı için ancak özel durumlarda kabul edilen bir yaklaşımdır. Günümüzden binlerce yıl önce yapılmış ve ilk işlevini kaybetmiş arkeolojik yapıların ise yeniden kullanım amacıyla bütünlenmesi veya yeniden yapılması sözkonusu değildir. Yeniden inşa edilmiş bir antik yapının öğreticiliği tartışılmazdır. Ancak böyle bir kopyanın gerçek tarihî verilerin sergilendiği bir arkeolojik alanda bulunmaya hakkı yoktur. Diğer taraftan bu tür bir kopya, orjinal yapının temel, döşeme ve duvarlarına ilişkin bilimsel izleri yok edeceğinden sakıncalıdır. Bu sebeple arkeolojik sitlerde mevcut parçaların sağlamlaştırılarak koruma altına alınmasıyla yetinilmelidir. Bu tür alanlarda yapıların kullanım değeri, salt görmek eylemiyle sınırlandırılmalıdır.(1) Fakat bu alanlarda arkeolog ve diğer uzmanların bilimsel kazı çalışmalarının yanı sıra, kalıntıların ziyaretçilerin kolaylıkla anlayabileceği bir sunuşa kavuşturulması istenmektedir.

Arkeolojik alanlarda mevcut durumun sürekli olarak korunması için gerekli önlemler alındıktan sonra, kültür varlığının anlaşılmasını kolaylaştıracak ve anlamını hiç bozmadan açığa çıkartacak her çareye başvurulmalıdır.(2) Bütün yeniden inşa işlemlerinden vazgeçilmeli, yalnız anastylosis(3) yapılmasına izin verilmeli, birleştirmede kullanılan malzemeler az ve ayırt edilebilecek nitelikte olmalıdır. Ören yerlerinde tarihî boyut estetik boyuttan daha önemli olduğundan anastylosis yapılması, yapıların bilgi verme şansını daha fazla kaybetmelerini önleyecektir.(4) Yapının eksik kısımları için ise izleyiciye fikir verecek, anıtın sürekliliğini ve biçimini sürdürmesine yardımcı olacak çareler aranmalıdır. Bu aşamada en sık başvurulan yaklaşım bilimsel çalışmalarla elde edilmiş restitüsyon çizim, maket ve perspektifleriyle kalıntıları anlaşılmasını kolaylaştırmaktır. Restitüsyon çalışmaları, anıtın özgün tasarımını açıklamak, tarihi gelişimini irdelemek, kalıntıların daha iyi kavranabilmesini sağlamak için yapılan bilimsel bir çalışmadır. Parçaların tekrar birleştirilmesi her zaman sözkonusu değildir.(5)

Arkeolojik sitlerin kendini açıklayan anlatımı güçlü sunuşlara kavuşturulması önemli bir araştırma ve tartışma konusudur. Bu alanların etkili bir sunuşa kavuşturulması hem ekonomik açıdan korumaya katkıda bulunmakta hem de ziyaretçileri eğitmektedir. Sözkonusu yapıları üreten ve kullanan nesillerin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşantıları, estetik anlayışları, sanata ve bilime bakış açıları hakkında fikir vermektedir. Bu sebeple, koruma, kullanma ve çevreyle uyumu sağlamaya ilişkin alınan kararlar; kalıntıların görülebilir, anlaşılır ve etkileyici duruma getirilmesini sağlayan çalışmalarla birlikte bütünleşik olarak sürdürülmelidir. Bir başka deyişle, arkeolojik alanlarda ziyaretçilere bilimsel, eğitici ve estetik bir nitelik sunulurken, optimum koruma ve gelişme garanti altına alınmalıdır.

ANTİK KENTLERDE TURİZM

Kültür ve doğa varlıkları tüm insanların ortak mirası olarak kabul edildiğinden, bu alanların korunarak gelecek nesillere aktarılması ve tüm insanların bu yerlere ulaşılabilirliğinin sağlanması önemlidir. Bu sebeple kültürel ve doğal mirasın korunması ile turizm kavramları arasında birbirini besleyen ve destekleyen çok yönlü ilişkiler mevcuttur. (Resim 1)

Turizm katılanların amaçları doğrultusunda çok farklı nitelikte sınıflandırmalara tabi tutulmaktadır. Bir bölgeye yönelik turist akımına sebep olan çekiciliklerin başında ise o bölgenin kültürel ve tarihsel değerleri yer almaktadır. Kültür turizmi “Avrupa Tarihi Şehirler ve Bölgeler Birliği” (2009) tarafından doğal alanları, anıtsal ya da sivil mimari yapıları, sanat ürünlerini, koleksiyonları, kültürel kimlikleri, gelenekleri ve dilleri kapsayan, somut ve somut olmayan kültür mirasının tüm ürünlerini paylaşmayı ve tanımayı amaçlayan bir gezi türü olarak tanımlanmaktadır. Dünya turizm örgütü verilerine göre kültürel turizm, uluslararası turizmin % 37’sini kapsamaktadır ve bu oran giderek artmaktadır. Araştırmalar bu amaçla seyahat edenlerin oldukça iyi eğitimli ve yüksek harcama kapasitesine sahip bir kesim olduğunu, ekonomik kriz ve durgunluktan etkilenmediğini göstermektedir.(6) Arkeolojik alanlara yapılan ziyaretleri kapsayan arkeolojik turizm ise, tarih öncesi ve tarihi devirlerden 12. yüzyıla kadar olan geniş bir zaman diliminde üretilen yapı ve alanları kapsamakta ve bu alanlarda koruma bilincini geliştirerek farkındalık sağlamaktadır. Fakat dünyada arkeolojik turizm kavramı henüz yeteri kadar gelişmediğinden, bu turizm türü kültür turizmi başlığı altında incelenmektedir.(7) Gittikleri coğrafyaların özgün tarih ve kültürlerini merak eden insanların ortaya çıkardığı bu turizm çeşidi, yerel kültürlerin ve tarihî mirasın korunmasında itici bir güç oluşturmakta, yeni yatırım ve iş olanaklarını artırarak ekonomik kalkınmayı da beraberinde getirmektedir.

Turizm yöreye ziyaretçi çekerek korumaya katkı sağlarken, “korumanın tek yolu” olarak bakıldığında zarar da verebilmektedir. Bu yüzden, koruma konusunda turizm amaç değil, araç olmalıdır. Aksi halde turizmden gelir elde etmek için yapılan her şey, doğal, tarihî ve kültürel değerlere zarar vermektedir.(8) Kültür turizmi bölgeye ekonomik ve sosyo-kültürel gelişme, koruma için gerekli finansal desteğin oluşması, kültürel mirasın yeniden işlevlendirilmesi ve tarihsel dokunun çöküntü alanı haline gelmekten korunması, farklı kültürlerin aynı zamanda bir iletişim aracı olarak kullanılması ve benzeri faydalar sağladığından, kültürel mirasın korunmasında bir araç niteliği taşımaktadır. Ancak kültürel mirasın kırılgan yapısı, turizmin kontrollü bir biçimde gelişmesini gerektirmektedir.(9) Bu kaynakların zarar görmesi turizmi de olumsuz yönde etkilemektedir.

“Koruma Alanlarında Sürdürülebilir Turizm İçin Avrupa Beyannamesi”ne (1991) göre doğal ve kültürel miras değeri taşıyan alanların çekiciliğini artıracak projeler tanımlanması ve turizm ürünlerinin geliştirilmesi, ziyaretçilerin daha çok anlamalarını tesvik etmek ve özendirmek amacıyla turizme yönelik üretim ve hizmetlerin sağlanması, pazarlama ve tanıtım eylemeleriyle ziyaretçilerin bölgesel gelenek ve görenekleri öğrenmelerinin sağlanması ve benzeri çalışmalar yapılmalıdır.(10) Uygulamada ise evrensel değere sahip kalıntılar proje eksikliğinden dolayı anlaşılamamakta, çoğu zaman ziyaretçileri hayal kırıklığına uğratmaktadır. Bu sebeple arkeolojik alanlarda turistik etkinliklerin geliştirilmesi, bu alanların ulaşılabilir, anlaşılır ve etkileyici bir duruma getirilerek çağdaş yaşamla bütünleştirilmesi gereklidir.

BERGAMA’DA ARKEOLOJİK KALINTILARIN DİJİTAL TEKNOLOJİ KULLANILARAK CANLANDIRILMASI

Bergama tarih öncesi devirlerden beri yerleşme merkezi olmuş, en parlak dönemini Helenistik dönemde yaşamıştır. MÖ 241-133 yılları arasında kendi adıyla anılan Pergamon krallığına başkentlik yapan kent, dünyanın en önemli kültür ve sanat merkezlerinden birisi olmuş Zeus Sunağı, Athena Tapınağı, Kütüphane, Büyük Saray, Tiyatro, Kent Duvarı ve benzeri yapılar bu dönemde inşa edilmiştir. Roma ile iyi ilişkiler içinde olan Pergamon, MÖ 129'da Roma İmparatorluğu egemenliği altına girmiş ve Asya eyaletinin merkezi olmuştur.(11) Bu dönemlerde yapılan yapılar günümüzde kısmen veya tamamen hasar görmüş durumdadır. Arkeolojik kalıntıların tür ve nitelikleri bakımından ayrıcalıklı olan Bergama’da büyük bir arkeolojik turizm potansiyeli olmasına ragmen, kentin bu açıdan hakkettiği yerde olduğunu söylemek zordur. Bu sebeple arkeolojik turizm araçlarının geliştirilmesi, kalıntıların ziyaretçilerin anlayabileceği bir bütünlüğe kavuşturulması gerekmektedir. Bu açıdan Bergama’da gerçekleştirilen “iVisit Anatolia: Tarih 3 boyutlu canlanıyor” projesi, örnek bir uygulama olarak dikkat çekmektedir. (Şekil 1)

Arkeolojik alanların ziyaretçilere sunulmasında dijital teknolojinin kullanılması çok yeni bir çalışma alanıdır. Bu kapsamda 2013 yılında kamu, özel sektör, üniversite işbirliğiyle bir sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirilmiştir.(12) Bu projede Bergama antik kenti, Türkiye'de ve dünyada ilk kez 3 boyutlu modelleme yazılımları ve mobil teknolojilerin kullanımıyla, sanal geziye açılmıştır.3 boyutlu mimari tasarım ve görselleştirme programlarını tablet ve akıllı telefonlarda görüntülemeye yarayan iVisit 3D programı adapte edilerek yaratılan “iVisit Anatolia” kullanılarak, 3 boyutlu gezi uygulaması hayata geçirilmiştir.

Proje kapsamında Bergama’da yer alan arkeolojik ören yerlerinden özgünlük, çekicilik ve döküman arşivi açısından zengin alanlar belirlenmiş; Zeus Sunağı, Athena Tapınağı ve Kutsal Alanı, Asklepion ve Kızıl Avlu ile ilgili toplanan veriler çalışma gruplarına dağıtılmıştır. Bu alanların 2 boyutlu çizimleri ArchiCAD programı üzerine aktarılarak, 3 boyutlu hale getirilmiştir. Daha sonra toplanan veriler doğrultusunda belirlenen kaplama malzemeleri ile modellenmiş olan yapılar giydirilmiş, çevresinde bulunan gökyüzü, gün ışığı, doğal faktörler ve benzeri etmenler Abvent’in Artlantis Studio programı ile dijital ortamda hazırlanan modelleme dosyasına yüklenmiştir. Ardından gerçek ortamda “bakı noktaları” belirlenerek numaralandırılmış ve isimlendirilirmiş, bu değişken sayıdaki noktalar bir kılavuz yardımıyla sanal ortamdaki vaziyet planında da işlenmiştir. Her biri ayrı bakış açısı ve uzaklığına sahip olan bu referans noktaları bilgisayar ortamında Artlantis Studio programı ile dijital canlandırma (render) işleminden geçerek sanal ortamda 360 derece bakış açısı sağlayan “yarım küre” şeklinde bir fotoğraf elde edilmiştir. Bilgisayar ortamında bu yarım küre şeklindeki fotoğrafın her noktasını görebilmek için uygulamaya ve bilgisayar bileşenlerine ihtiyaç duyulmuş, günümüz akıllı telefonları ve tabletlerinde bulunan jiroskop sensörleri ile bu ihtiyaç giderilmiştir. Sensörlerin algıladığı hareketlerin yarım küre fotoğraf üzerinde yönlendirme yaparak kaydırılmasını sağlayan bir uygulama ise, hem gerçekleştirdiği fonksiyonlar hem de kullanıcıya anlaşılır bir arayüz sunması sebebiyle, sistemin basit ve etkileyici bir biçimde çalışmasını sağlamaktadır. Uygulama internet ortamındaki servis sağlayıcılardan ücretsiz olarak kolayca akıllı cihazlara indirilebilmekte ve istenen bakı noktaları program içeriğine kaydedilebilmektedir.

Modellemelerin temel aldığı veriler, uzun yıllardır süren bilimsel arkeolojik kazılardan elde edilen ve sürekli olarak yayınlanan kaynaklardan sağlanmıştır. Proje süresince mimari ve arkeoloji konusunda uzman danışmanlar hazır bulunmuştur.(13) Heykel, süsleme gibi bilinemeyen detayların modellenmesinden teknik yetersizlik, arkeolojide farklı kazı dönemlerinde üretilen bilgilerin çeşitliliği gibi sebeplerle mümkün olduğu kadar kaçınılmış, daha önce kazı çalışmalarında elde edilen verilere göre üretilen modeller kullanılmış, dönemin insan kıyafetleri kullanılarak hazırlanan modellere de, mekânların algılanmasını kolaylaştırması için yer verilmiş ve yapılan modellemeler LOD (Level of Detail) 100 seviyesini geçmeden aktarılmıştır. Bu çalışmada jiroskop teknolojisi ile kullanıcının bulunduğu referans noktasından her açıdan gördüğü sanal ortamdaki özgün yapılar ile arkeolojik alanda gördüğü mevcut kalıntıların birebir örtüşmesi, mekânsal çıkarım açısından önemli bir interaktif deneyim sunmaktadır. Bu açıdan yapılan modellemeler görünüm vermenin ötesinde kullanıcının kendini mekânda hissetmesine ve algılamasına yeni bir boyut getirmektedir. “iVisit Anatolia Projesi”, farklı alanlarda hizmet veren sektörleri biraraya getirmesi, proje çıktılarını herkesin ulaşabildiği günümüz teknolojisiyle geniş kitlelere sunması ve farklı sektörler için geliştirilen, kolay ulaşılabilir, ücretsiz bir teknolojinin arkeolojik alanlarda kullanma imkanı sunması bakımından önemlidir. Bu proje, kentin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne adaylık sürecini destekleyen çalışmalardan birisi olmuş ve Bergama 2014 yılında listeye girmeyi başarmıştır.(14) Bu sebeple Bergama’nın diğer arkeolojik alanlarında ve ülkemizdeki diğer antik yerleşmelerde de bu ve benzeri teknolojilerin yaygınlaştırılarak geliştirilmesi gereklidir.

Bergama Akropolü yapıldığı dönemin dünya görüşüne uygun sosyal ve kültürel hareketlerin geliştirildiği bir yer olmuştur. Burada antik dünyanın en önemli yapıtlarından birisi olan Zeus Sunağı’nın temel kalıntılarını görmek mümkündür.(15) MÖ 2. yüzyılda yapılan, 35,64 x 33,40 metre ebatlarında at nalı biçimdeki yapının mermer kaplamaları üzerinde, Helen dünyasının Tanrıları ile Gigantların savaşını gösteren 2,30 metre yüksekliğinde ve 113 metre boyunda yaklaşık 30 resimden oluşan bir friz bulunmaktadır.(16) 1870’li yıllarda Alman mühendisi Carl Humann tarafından Almanya’ya götürülen yapı, günümüzde Berlin’de bulunan Pergamon (Bergama) Müzesi’nde sergilenmektedir ve mermer kaplama üzerindeki freskler sanat tarihinin en önemli yapıtları arasında sayılmaktadır. (Şekil 2, Resim 2-4)

MÖ 330-335 yılları arasında yaptırıldığı tahmin edilen Athena Tapınağı ve Kutsal Alanı, Bergama’nın ayakta kalan en eski kutsal yeridir. Athena, sanat ve bilim koruyucusu olduğu gibi, kentin de kollayıcısı ve zafer müjdeleyicisi olmuştur. Merkezini tapınağın oluşturduğu kutsal alanın etrafı iki katlı galerilerle çevrilmiştir. Buradaki Athena kültünün güçlü bir şekilde Atina’dakine göre düzenlendiği düşünülmektedir.(17) Günümüzde tapınak ve kutsal alana ait bazı temel parçaları kalmıştır. (Şekil 3, Resim 5-7)

Günümüzde yapılan kazılardan dünyanın ilk ve en önemli sağlık merkezlerinden birisi olan Asklepion’un MÖ 4. yüzyılda kurulduğu, en parlak dönemini MS 2. yüzyılda yaşadığı saptanmıştır. Asklepios Kutsal Alanı galerili avlusu, 3.500 kişilik tiyatro yapısı, İmparator Hadrianus’a ait kült salonu, kütüphanesi, yuvarlak planlı Asklepios Tapınağı ile Roma döneminde oldukça önemli bir sağlık merkezi olmuştur. 120 x 90 metre ebatlarındaki kutsal alanın doğu tarafında tapınak, kütüphane ve propylon yer almış, diğer üç tarafı galerilerle çevrilmiştir. Asklepios Soter’e adanan tapınak, her açıdan Roma’daki Panteon’u örnek almıştır. MS 125-128’de açılışı yapılan tapınağın yuvarlak mekânı, kubbedeki daire biçimindeki bir tavan penceresi ile aydınlatılmıştır. Tapınağın gösterişli girişinde, dört korint sütun ve alınlıklı çatısıyla bir ön yapı yükselmekte, buradan daha geniş ve yüksek yine üçgen alınlıklı esas galeriye, oradan da tapınağın dairesel biçimli mekânına geçiş sağlanmaktaydı.(18) (Şekil 4, Resim 8-10)

Antik kentin en büyük yapısı olan Kızıl Avlu, 60 x 26 metre boyutlarındaki ana bina, iki yanında yer alan yuvarlak yapılar ile onların önlerinde yer alan avlularla birlikte yaklaşık 200 x 100 metre ebatlarında bir ön avlunun arkasında enine duran bir yapı kütlesiydi. Yapı kırmızı tuğla ile inşa edildiği için “Kızıl Avlu” olarak adlandırılmıştır. Tapınağın MS 2. yüzyılın ilk yarısında İmparator Hadrian tarafından yaptırıldığı, Serapis ya da İsis’e adandığı düşünülmektedir. Aşağı kentin tam ortasında inşa edilen Kızıl Avlu Mısır’ı çağrıştıran hatları, tamamen tuğladan yapılması ve benzeri sebeplerle Anadolu’daki İmparatorluk dönemi mimarisi bakımından sıradışı olmuştur.(19) (Şekil 5, Resim 11-13)

SONUÇ

“iVisit Anatolia” isimli 3 boyutlu panorama uygulaması, henüz inşa edilmemiş çizim aşamasındaki tasarımları izletmek amacıyla kullanılmaktadır. Ancak bu projede sözkonusu teknoloji, Bergama’da günümüzden binlerce yıl önce inşa edilmiş ve zamanımıza kadar olan süreçte hasar görmüş veya başka yere taşınmış yapıları özgün yerlerinde canlandırmak için kullanılmıştır. Böylece ziyaretçilere akıllı telefon ve tablet cihazlarına ücretsiz yüklenen uygulamalar ile mevcut kalıntıları görüp, yapıldığı dönemdeki durumunu dijital olarak deneyimleme olanağı sunulmuştur.

Antik kalıntıların bulunduğu alanlarda bir taraftan yapılan çalışmaların bilimselliğinin garanti altına alınması için yeniden yapma işleminden kaçınılması, diğer taraftan da kalıntıların ziyaretçilerin anlayabileceği bir bütünlüğe kavuşturulması istenmektedir. Bu projede dijital ortamda canlandırılan antik yapılar, kalıntıları yeni malzemelerle bütünlemeden ziyaretçilerin anlayabileceği bir bütünlüğe kavuşturması bakımından başarılıdır. Bu çalışma ile günümüze ulaşamayan, başka bir yere taşınan ve hakkında çok az bilgi olan yapılar ve yaşam alanlarının özgün durumlarının anlaşılması, düş gücüyle canlandırılması ve deneyimlenmesi sağlanmıştır.

Restorasyonda uluslarararası kurallardan birisi de yapılan müdahalenin geriye dönülebilir olmasıdır. Böylece kalıntılar gelecekte yapıyı yeniden yorumlayacak olan araştırmacılar için saklanmakta, yeni araştırmalar / değerlendirmeler yapılması ve yapıya daha gelişmiş yöntemlerle müdahale edilmesi mümkün olmaktadır.(20) Özellikle tarihî ve estetik değeri yüksek arkeolojik yapıların bu ilkeye göre restore edilmesi gereklidir. Bu sebeple arkeolojik alanlarda mevcut durumun sağlamlaştırılarak korunmasının ardından eksik kısımların dijital medya araçlarıyla canlandırılması, kalıntıların tarihî belge niteliğinin korunarak ziyaretçilerin memnun olmasını sağlamaktadır. Bu tür dijital teknolojiler, çeşitli sebeplerle başka yerlere taşınan arkeolojik varlıkların özgün yerlerinde canlandırılması bakımından da firsat sunmaktadır.

Araştırmalar kültür gezginlerinin yeni şeyler öğrenme ve hayatlarını zenginleştirecek deneyimler yaşama umudu ile yola çıktıklarını, tarihî yapıların fiziksel varlığından çok, o tarihî mekânlarda yaşanan deneyimlerden etkilendiklerini göstermektedir.(21) Bu bakımdan dijital medya araçlarının geliştirilerek turizm pratiklerinde kullanılmasıyla zenginleştirilen ziyaretçi deneyimleri, arkeoloji turizmini geliştirerek sosyo-kültürel ve ekonomik gelişmeyi de beraberinde getirecektir. Ülkemizde turizm politikalarında arkeoloji turizmine önem verilmesi, kalıntıların gereği gibi korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını ve toplumda bir farkındalık oluşturularak bu alanların tüm paydaşlar tarafından özenle korunmasını sağlayacaktır.

NOTLAR

1. Ahunbay, Zeynep, 2007, Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM Yayınları, İstanbul, ss.106-109.

2. Bu ilkeden 1964 tarihli Venedik Tüzüğü’nün 15. maddesinde söz edilmektedir.

3. Anastylosis, bir yapının kazı sonucu ortaya çıkarılan mevcut parçalarının, hiçbir yeni öge eklenmeksizin eski biçiminde biraraya getirilmesiyle yeniden yapılması için kullanılan bir arkeolojik restorasyon terimidir. (Saltuk, Secda, 1997, Arkeoloji Sözlüğü, Inkilap Yayınları, İstanbul, s.24) Doğru bir anastylosis uygulaması için anıta ait çok sayıda parçanın korunmuş olması ve parçaların yapı içindeki yerlerinin saptanabilmesi gereklidir. (Ahunbay, 2007, s.106)

4. Kuban, Doğan, 2000, Tarihi Çevre Korumanın Mimarlık Boyutu: Kuram ve Uygulama, YEM Yayınları, İstanbul, ss.108-110.

5. Sonradan değişikliğe uğramış, kısmen yıkılmış ya da yok olmuş ögelerin, yapıların ve yerleşmelerin, ilk tasarımlarındaki ya da belirli bir tarihteki durumlarının, yapı üzerindeki izlerden ve yapıya ait belgelerden yararlanılarak ölçekli çizim, maket ya da perspektiflerle anlatılmasına restitüsyon denmektedir. (Ahunbay, 2007, s.85)

6. Öter, Zafer; Özdoğan, Osman N., 2005, “Kültür Amaçlı Seyahat Eden Turistlerde Destinasyon İmajı: Selçuk-Efes Örneği”, Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, cilt:16, sayı:2, ss.127-138. www.tram-research.com/atlas/destination_image_Ephesus_Oter_Ozdogan.pdf [Erişim: 01.08.2017]

7. Doğaner, Suna, 2013, Türkiye Kültür Turizmi, Sosyologca Kitapları Dizisi-31, Doğu Kitabevi, İstanbul, s.69, s.76.

8. Sey, Y., 2003, Sürdürülebilir Kalkınma / “Tarihi Kültürel Mirasın Korunması”, Vizyon 2023 Öngörü Panelleri, www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/vizyon2023/csk/EK-13.pdf [Erişim: 01.06.2017]

9. Özkan, Nadide Ebru, 2005, Koruma ve Kültür Turizmi Bağlamında İstanbul Tarihi Yarımada’da Bizans Dönemi Mimari Mirasının Değerlendirilmesi, YTÜ FBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s.36-37.

10. Gürer, Nilüfer, 2003, Kırsal Geleneksel Konut Dokusunun Turizm Bağlamında Değerlendirilmesi, Cumalıkızık Örneği, Gazi Üniversitesi FBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, s.38-40.

11. Emekli, Gözde, 2009, “Evrensel ve Yerel Kültürün Buluşma Noktası: Bergama”, İzmir Kültür ve Turizm Dergisi, sayı:2, ss.26.

12. Yaşar Üniversitesi (Yağmur Yetim, Müge Yenisu), Dokuz Eylül Üniversitesi (Serkan Borazan) ve Gediz Üniversitesi’nden (Nur Gayretli, Pelin Aykutlar, İpek Atalay, Kardelen Türkoğlu, Sinan Sezgin, Hayrullah Oktay, Mustafa Burak Türkyılmaz, Kıvanç Demirel) toplam 12 mimarlık öğrencisi, Bilkom'un Dijital Yaşam Koçu Mimar Ender Aydın’ın önderliğinde, Bergama Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü UNESCO Dünya Mirası ve Alan Yönetimi Birimikoordinasyonuyla çalışmıştır. Zeus Sunağı Yaşar Üniversitesi, Zeus Asklepion Tapınağı Dokuz Eylül Üniversitesi, Athena Tapınağı ve Kızıl Avlu Gediz Üniversitesi öğrencileri tarafından modellenmiştir.

13. Bu projede kazı çalışmalarının belgelendiği, “Altertümer von Pergamon” serisi (Bilgilerin bir kısmı http://digi.ub.uni-heidelberg.de/diglit/pergamonga linkinde yer almaktadır) ve Wolfgang Radt’ın (Eski kazı başkanı) Pergamon kitabı başlıca iki referans olmuştur. Bunun yanısıra diğer arkeoloji ve mimari kitaplardanantik dönem yapıları ve detayları ile sosyal, kültürel yaşama ilişkin bilgiler sağlanmıştır. Mimar Fatih Kurunaz ve arkeolog Bülent Türkmen çalışma süresince danışman olarak projede yer almıştır.

14. Projenin teknik tanımlaması ile ilgili bilgiler, Bergama Belediyesi İmar işlerinde görevli Mimar Fatih Kurunaz ile 02.09.2015 tarihinde yapılan görüşmeden elde edilmiştir.

15. Emekli, 1999, ss.26-39.

16. Radt, Wolfgang, 2002, Pergamon: Antik Bir Kentin Tarihi ve Yapıları, YKY Yayınları, İstanbul,ss.167-177.

17. Radt, 2002, ss.157-167.

18. Radt, 2002, ss.220-240.

19. Radt, 2002, ss.198-207.

20. Kuban, 2000, s.119.

21. Sürdürülebilir Kültür Turizmi için Kamu-Yerel-Sivil-Özel İşbirliği, 2012, Kılavuz Kitapçıklar Dizisi 1, ÇEKÜL Vakfı-Tarihi Kentler Birliği Yayınları, Istanbul, s.2, www.cekulvakfi.org.tr/files/dosyalar-haber/_surdurulebilir_kultur_turizmi_kilavuzu.pdf [Erişim: 01.06.2017]

Bu icerik 121 defa görüntülenmiştir.