MİMARLIK
398
KASIM-ARALIK
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Komşum Bienal
    Sevince Bayrak, Yrd. Doç. Dr., MEF Üniversitesi Mimarlık Bölümü, SO? Mimarlık ve Fikriyat

  • Kent Belleğinin Canlandırılması: Samsun Kent Müzesi
    Fatih Us, Yrd. Doç. Dr, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Hayal Meriç, Yrd. Doç. Dr, İstanbul Arel Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü
    Giorgi Tsanatskenishvili, Doç.Dr.,Gürcistan Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Evin Topografyası: Çinici Mimarlık’ın Mikroloft Projeleri

Berin F. Gür, Prof. Dr., TEDÜ Mimarlık Bölümü

2016 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde Yapı Dalı Ödül Adayı olan Mikroloft Bulut ile yine aynı ofis tarafından tasarlanan benzer bir diğer proje Mikroloft Yarasa üzerinden loft kavramına bakan yazar, evi bir meta ve dekorasyon unsuru olmaktan çıkarıp ikamet etme meselesine yakınsamanın önemli olduğuna dikkat çekiyor.

“İÇ” MESELE OLARAK EV

İnsanların ihtiraslarını, arzularını ve beğenilerini yansıtan ev, tüketim kültürünün en gözde hedeflerinden biri. Gündelik yaşamı estetize etmekle uğraşan bu kültürün pompaladığı imajların baskın olduğu günümüzde, evlerimizi, iç mekânlarımızı, beğenilerimizi ve algılarımızı mimarlardan daha çok, küresel mağaza zincirleri (örneğin, IKEA) şekillendirmekte. Aşırı israfa özendiren tüketim toplumunda, insanların sürekli eşya alarak biriktirdikleriyle yaşadığını; evin, eşyaların biriktirildiği ve saklandığı depolara dönüştüğünü söyleyen Can Çinici’ye göre, ev öncelikle bir “düzenleme ve sınıflandırma düzeneği” olarak çalışmalı; eşyaları gerektiğinde erişilebilecek şekilde iyi “hazmetmeli”. Bu nedenle, gayrimenkul piyasasının öncelik verdiği, evin dış görünüşünü ve dekorasyonunu çekici kılma talebini “yapay” bulan Çinici, evi bir “iç” mesele olarak ele alıyor.(1) Bu, iç ve dış ayrımı yapan değil, aksine mimarlığın ontolojik meselesine dönüşü işaret eden bir yönelim: Dışarıdan içeriye doğru şekillenen mimarlığı eleştiren Frank Lloyd Wright’ın “eşyaları yerleştirin sonra çevresine duvar örün” sözünü hatırlatırcasına, ev içerden dışarıya doğru büyüyen ve dışı üreten bir iç mekândır. Bu iç mekânın tasarımı ise asla bir “dekorasyon” veya “bezeme” işi değildir.

Çinici Mimarlık tarafından, bitişik nizam dar parsellerde (4mx13m ve 4.4mx11m) tasarlanan iki apartman, Mikroloft Bulut ve Mikroloft Yarasa, gayrimenkul piyasasının satış odaklı alan hesaplarının, klişeleşmiş şablonlarının ve imar durumdan gelen sayısal kriterlerin esiri

olmayan; israfa karşı ekonomiyi bir düşünme biçimi olarak benimseyen; evi, mekânda verimliliği amaçlayan ev mühendisliğinin bir işi olarak ele alan tasarım anlayışının denemeleri.(2) Mikroloftların konumlandığı İstanbul’un Cihangir bölgesi, kent içi dönüşümün yoğun bir şekilde yaşandığı; dar ve çıkmaz sokaklardan, farklı büyüklük ve geometrilerdeki dar ve uzun parsellerden oluşan kaotik ve girift bir kent dokusuna sahip; mevcut yapı stoku ve kent yaşamı anlamında çokluk ve karmaşayı barındıran bir yer. Yapıların ve gündelik yaşam pratiklerinin hızla dönüştüğü, yıkılanların yerine gelen yeni yapılarda zorlama ve sahte bir cepheciliğin oynandığı Cihangir’de, gerek kentsel yaşam gerekse de yapıların biçimi ve işlevi / içeriği anlamında geleceğe dair belirsizlikler var. Aslında genel olarak belirsizlikler, mimarı kent / metropol yaşamının acımasızlığı, karmaşıklığı ve değişkenliğiyle yüzleştirerek pratik içerisinde yeni bir alan açıyor; böyle bir ortamda da, öngörülemeyenleri ve olasılıkları hazmedebilen, performansa ve verimliliğe dayalı mimarlık önem kazanıyor. Mikroloftların, belirsizliklerin hakim olduğu, yapı yığınlarından ve aralarına sıkışmış gizli arka / iç bahçelerden oluşan kaotik bağlamlarıyla kurduğu ilişki, zorlama / yapmacık veya onu yok sayan / dikkate almayan türden değil. Aksine, eve öncelikle bir “iç mesele” olarak yaklaşan mimara içerde özgürlük alanı açarken aynı zamanda da içi dışarıya doğru büyüten ev mühendisliğinin kurguladığı; bağlamın belirsizliklerine rağmen yapıya mimari özgünlük kazandıran hesaplanmış bir ilişki. Bu anlamda, giriş ve çatı katlarında çeşitlenen, ara katlarda tekrar eden plan kurgusunda, merdivenlerin kente bakan cephelerde çözülmesi, küçük bir alanı işgal eden tek hacimli evin her bir santimetresini işlevler arasında rasyonel bir şekilde paylaştırmak; merdivenin sağladığı boşluk sayesinde, cepheyi doldurmak yerine boşaltarak gereksiz eklemelerden arındırmak için düşünülmüş. (Resim 1, 2)

Bu yazıya esin kaynağı olan Xavier de Maistre’nin Odamda Seyahat (1794) adlı hikâyesi, orduda görev yaparken kırk iki gün süren bir ev hapsine mahkum tutulan yazarın, Torino’da yaşadığı gösterişsiz küçük odasında çıktığı “seyahati” anlatır.(3) Yataktan koltuğa, pencereye, kütüphaneye, masaya ve duvardaki tablolara yaptığı bu seyahatte yazar, odanın topografyasını oluşturan her bir eşyayı yeniden keşfederek ayrıntılı şekilde aktarır. Bu seyahat bize, çevresi sadece otuz altı adımdan ibaret odanın aslında “kocaman” olduğunu gösterir. Odaların Tarihi kitabında Michelle Perrot, bir bakışta her şeyin görülebildiği, farklı deneyimlerin sıkıştırılmış bir şekilde yaşandığı bu tür odaları, “dünyanın küçülmüş modelleri” olarak yorumlar.(4)

Çinici Mimarlık’ın Mikroloftları, benzer şekilde, domestik yaşamın dar bir alanda (yaklaşık net 30m2) yoğunlaştırılmış şekilde tasarlandığı tek-oda apartman daireleridir. Bu apartmanlar, domestik iç mekânların klişeleşmiş işlev ve imgelerini sorgulayan ve işlevler arasında alternatif yakınlıklar kurgulayan anlayışlarıyla, iç mimarlık ve mimarlık alanlarının sınırları konusundaki çekişmeyi bulanıklaştıran(5); iç mekânın tasarımının topografik bir pratiğe dönüştüğü denemelerdir. Bu yazıda topografik pratik ile kast edilen, alternatif yakınlıklar ve ilişkiler kurgulayarak evi, farklı mekân, zaman ve deneyim katmanlarının üst üste örtüştüğü yoğunlaştırılmış bir yaşam birimi olarak üreten tasarım pratiğidir. Evin topografyasını kuran, tek-oda içine sıkıştırılmış farklı kullanımların birlikteliğinde oluşan ve farklı deneyimlere zemin hazırlayan mekânsal-ve-zamansal çok katmanlılıktır. (Resim 3,4) Bir kol boyu mesafede her şeye ulaşabilmenin mümkün olduğu bu tek-oda evler, aile için ev üretmekle ilgilenen gayrimenkul piyasasının kolaycılığının ve pazarlama stratejilerinin bir sonucu olarak gelişen, oda sayısı üzerinden evin büyüklüğünü tanımlayan 1+1, 2+1 şablonuna; bu şablonun sunduğu ve toplumsal normlarla (aile evi gibi) belirlenen yaşam biçimine bir alternatiftir. Mikroloftları bu standartlaşmanın dışında tutan, mekânın tasarımını topografik bir pratiğe dönüştürerek, neyin mimarlığın neyin iç mimarlığın alanına ait olduğu konusundaki yapay sınırları ve kalıplaşmış algıları sorgulayan; evi ve mobilyayı tanıdık kılmak üzere alışılagelmiş şekillere sokan kolaycılığa karşı duran yaklaşımıdır. Evi öncelikle bir iç mesele olarak gören anlayışın yansıması olan bu pratik, eve bir büyüklük konusu olarak değil aksine, toplumdaki davranışsal değişimleri yansıtan kavramsal bir olgu olarak yaklaşır.

Boyutları, ele alınışı ve biçimlenişi dönemlere, toplumlara ve kültürlere göre farklılık gösteren iç mekânın kavranması ve inşa / yapılma biçimi, spesifik bir mekân-ve-zaman anlayışının ve mimarlık pratiğinin göstergesidir. Bu anlamda oda, bu anlayışın izini sürmek ve pratikteki yansımalarını okumak için önemli bir mimari öge ve mekânsal veridir. Domestik yaşamın temel mekânı olan oda, Louis Kahn ve Wright gibi birçok mimar için mimarlığın bütününü temsil eder. Kahn odaya bireyin, duvar, döşeme, kapı, pencere, boyut ve strüktür gibi mimarlığın temel elemanlarıyla ve özellikleriyle yüzleştiği mekân olarak yaklaşırken; Wright, mimarlık anlayışını oda ölçeğinden yola çıkarak kurar, organik mimarlığın çerçevesini ve ilkelerini belirler. Perrot’a göre odaların tarihi, “dönemlere göre farklılık gösteren özel hayatın;

konutun ve ‘kentte bir oda’ bulmak konusunda kararlı işçilerin [...]; ‘kendine ait bir oda’ arayışındaki kadınla, hücre üzerine yoğunlaşan hapishanenin; biriktirilen eşyalarla, resimlerle ve dekorasyon değişimleriyle, içlerinde barındırdıkları zamanın geçişini gösteren renklerin ve zevklerin, güzellik anlayışının” tarihidir.(6) Kalın duvarların çevrelediği merkezî düzene sahip klasik dönemin iç mekânı / odası, modernizmle birlikte onu sınırlayan köşelerinden kurtularak özgürleşir, kullanım alanlarının birbirine akmasıyla merkez çözülür, mekân geçirgenleşir ve şeffaflaşır; bilgi teknolojilerinin hakim olduğu günümüzde ise, farklı deneyimlerin eş zamanlı yaşandığı bütünleşik bir kurgudur. Bu anlamda, evin / odanın tarihsel (gelişim) süreci, mekân-ve-zaman algısının ve kurgusunun; ikamet etme ve davranış biçimlerinin ve cinsiyet rollerinin değişiminin tarihidir.

EVDE “İKAMET ETME”NİN EKONOMİSİ

Mikroloftlar “nasıl ikamet ediyoruz” sorusuna alternatif fikir ve yaklaşımların arandığı çalışmalardır. De Maistre’nin odasındaki çeşitli eşyalara yaptığı seyahate benzer şekilde, Çinici’nin Mikroloftlarında evin kullanıcıları, rotasını, zamanını ve süresini kendilerinin belirlediği ve her seferinde, evin topografyasını yeniden oluşturduğu bir deneyim yaşarlar. Gündelik yaşamın sıradanlıklarına karşı sunduğu alternatif yakınlıklar ve örtüşmelerle, evde ikamet etmek üzerine yeni farkındalıklar ve kavrayışların gelişmesi için zemin hazırlayan bu yoğunlaştırılmış yaşam birimleri, “bir bakışta her şeyi görebildiğimiz” ve tek bir anın içine farklı deneyimleri sığdırabildiğimiz, yeni mekânsallıklar, zamansallıklar, ilişkiler ve kullanıcı rolleri üretir.

İkamet etmenin minimumu ve ekonomisi kapsamında, asgari mekânın azami yaşamı barındırması, iki savaş arası dönemde ve özellikle Almanya’da başlayan “existenzminimum” (minimum barınma) tartışmalarıyla birlikte, minimum konut tasarımının formülü olarak karşımıza çıkar. 1929’da Frankfurt’ta yapılan ve kentteki iddialı toplu konut programına odaklanan CIAM toplantısı, “minimum yaşanabilir konut” çalışmalarını içeren bir sergiyle birlikte gerçekleşir. (Resim 5) Existenzminimum, evi en temel ihtiyaçları barındıran asgari bir boyuta küçültmekten çok, “daha çok insana küçük ama sağlıklı konut” sağlama önceliğiyle ortaya çıkar. Modernizmin “hijyen” söylemi, dışarıya erişimi olan, maksimum gün ışığı alan, havadar ve içindeki eşyalarla birlikte sağlıklı malzemelerden ekonomik boyutlarda tasarlanmış yaşam alanları arayışıyla existenzminimum çalışmalarına yansır. Aile evine odaklanan bu çalışmalar, minimum barınma meselesinin çözümünü tek-odalı yaşam biriminde aramamıştır. Buna karşılık, en küçük yaşam birimi olarak odayı gören Hannes Meyer, bir sergi kapsamında göçebe kentli-işçi için, iki katlanır sandalye, bir yatak, masa

üzerinde gramofon ve duvar rafından oluşan bir tek-oda, Co-op Zimmer (1924), tasarlar. (Resim 6) Minimum barınma idealini “gerektiği kadar” üzerinden tanımlayan bu öneriye göre, “az ucu ucuna yeterlidir.”(7) Minimum barınma çalışmalarının(8) yoğun olduğu bu dönemde Albrecht Heubner, mekân cimriliğine varan arayışların yarattığı soruna dikkat çeker. “Minimum konut” (1928) projesinde, kapısı ve penceresi olan oldukça dar bir kutuya, ancak kıvrılarak sığabilmiş insan vücudu üzerinden yaşanabilir bir iç mekânın oranlarını espriyle sorgular. (Resim 7)

Yakın tarihte ise, 15. Venedik Uluslararası Mimarlık Bienali’nde Britanya Pavyonu (2016) “ev ekonomisi” (home economics) tartışmasını gündeme getirir. Buradaki ekonomi, existenzminimum ile eş zamanlı tartışılan, inşa etmenin rasyonalizasyonu kapsamında, tekrar etmenin ve standartlaşmanın sağladığı ekonomi anlayışından ya da Le Corbusier’in Maison Citrohan örneğinde olduğu gibi, minimum konut idealini, ekonomik yatırım değeri üzerinden yorumlayan anlayıştan farklı bir şekilde ele alınır. Genel olarak, evin idaresi ve gündelik yaşamın tasarımı olarak değerlendirebileceğimiz ev ekonomisi, çağdaş gündelik yaşamın krizlerini anlamak üzere başvurulan ergonomi, ekonomi ve ekonometri konularını kapsayan bir çerçevedir. Britanya’nın konut kriziyle boğuştuğuna dikkat çeken serginin küratörleri, krizin kaynağı olarak, mevcut konut stokunun değişen yaşam biçimlerine uyum sağlayamamasını gösterirler. Yeni yaşam biçimlerinin ve davranış modellerinin sonucu olarak çeşitlilik göstermeye başlayan evde ikamet etme sürelerini esas alan bir yaklaşımı gündeme getirerek saatler, günler, aylar, yıllar ve on yıllar olarak tanımlanmış ikamet sürelerine göre alternatif konut fikirleri geliştirirler.(9) Burada esas mesele, asgari mekânın azami yaşamı barındırmasından, ikamet etme sürelerine göre verimli ve ekonomik mekâna kayar. Başka bir deyişle, existenzminimum mekândan ve zamandan tasarruf ve sağlıklı konut amacıyla mekâna vurgu yaparak; home economics ise mobilya ve ev kullanımlarındaki davranışsal değişimlere yanıt vermek amacıyla (mekâna karşı) zamana vurgu yaparak domestik yaşamın iç mekânlarını sorgular.Ekonomik yatırım değeri baz alınarak belirlenen minimumlar doğrultusunda harcamaları kısma derdindeki gayrimenkul piyasası, “azla çoğu elde etme”(10) eğilimindedir. Çok farklı bir etik kaygının izlendiği Mikroloftlarda ise, günümüzün değişen yaşam koşullarına cevap veren ikamet mekânının arayışı, domestik yaşamın bildik ve hakim kalıplarına teslim olmadan, piyasanın talepleri ve dayatmaları sorgulanarak yapılır. Evde ikamet etme probleminin küçük bir alanda çözüldüğü bu apartmanlarda, “minimum” ve “ekonomi” sayısal / nicel veya konforu belirleyen bir ölçek olarak değil, aksine, bir düşünme biçimi olarak uygulanır. Mekânın verimliliği için eksilterek, kullanımlar arasında alternatif yakınlıklar kurarak ve üst üste örtüştürerek; mobilyayı bir zanaat ve arzu nesnesi yerine, çeşitli aktivitelerin paylaşacağı şekilde rasyonel sistemin bir parçası olarak ele alarak, evi oluşturan tüm ögeler arasında organik bir birlik ve bütünlük kurulur. Eksiltme acizlikten ziyade çoğaltmayı dizginleyen ve böylece domestik yaşamı ve mekânını rafine eden bir etik zorunluluk; örtüştürme, yakınlaştırma ve paylaştırma ise alternatif etkileşimlere zemin hazırlayarak mekânsal-zamansal çok katmanlı ilişkileri kuran, kullanımlar ve kullanıcı rolleri arasındaki klişeleşmiş sınırları bulanıklaştıran eylemsel araçlardır. Sonuç olarak Mikroloftlarda, asgari mekânda azami olanak, yaşamın kendine odaklanmış bir mimarlığın asıl meselesi olurken, “azla çoğu elde etme” eğilimindeki temsile odaklanmış piyasanın dayattığına alternatif bir yaşam tarzı kurgulanır.

TOPOGRAFİK PRATİK

Mikroloftları biçimlendiren topografik pratik, asgari mekânda azami olanağı sağlamanın, değişen davranış ve ikamet etme biçimleriyle baş etmenin yoludur. Hareketliliğin / mobilizenin ve ekonomik özgürlüğün artmasıyla birlikte çekirdek aileden tek kişilik aileye geçişte artışın gözlemlendiği(11); sanal ortamda iletişim kuran, sosyalleşen ve işlerini takip eden insanların sürekli bir geçicilik hali içinde olduğu günümüzde, göçebelik gündelik yaşamın kaçınılmaz bir durumu haline gelmiş olup, göçer davranışı evdeki yaşama yansımaktadır. Ekran (bilgisayar, telefon, tablet ve televizyon) karşısında geçen sürenin artması, ekranın elde taşınabilir olması ve dolayısıyla kolayca yer değiştirebilmesi (yatakta, koltukta kullanılabilmesi); mobilya kullanımında davranışsal değişimler, örneğin yatağın veya koltuğun uyuma, dinlenme, izleme, yemek yeme ve sohbet için kullanılabilmesi, işleve göre

ayrıştırılarak özelleşmiş odalarda süren statik ve yere bağlı geleneksel ikamet etme biçimlerinde ve dolayısıyla “domestikliğin”(12) tanımında değişim olduğunu gösterir.

Mikroloftlarda, yemek yeme ve çalışma, uyuma ve oturma, ütü yapmayla pişirme, çalışma veya uyuma arasında kurulan yakınlıklar; uyuma ve oturmanın, çalışmayla yemek yemenin üst üste örtüşmesi, günümüzde göçer davranışının ve mobilya kullanımındaki davranışsal değişimlerin evin iç işlerine yansımasıdır. Tüm donanımlarıyla ve işlevleriyle ev, göçer davranışına göre biçimlenirken, eşyaya veya eve bağlılık, aidiyet ve sahiplenme farklı bir içerik kazanmakta; kullanımlar arasında kurulan yakınlıklar ve örtüşmeler, genel ve özel alanlar, hizmet veren ve alan alanlar arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta; “ev kadının mekânıdır” gibi klişeleşmiş cinsiyet rollerini sorgulatmaktadır. Örneğin kiracıysanız, sahiplendikleriniz, kolayca taşınabilir olan bir-iki özel eşya ve bavulunuzdur. Sahip olunan eşyalarda eksiltme, yerini başka bir şeyle doldurmak için değil, evi bir yığın haline dönüştüren gereksiz yüklerden arındırarak, mekânı ve yaşamı rafine etmek ve verimliliği artırmak içindir.

Asgari mekânda azami olanak arayışı verimliliğe dayalı esnekliği garantileyecek topyekun tasarımı gerektirir. Mekânın boyutları düşünüldüğünde duvar, işlevlerin ve donanımların yuvalanacağı temel mimari eleman; yatak ev içindeki konumlanma bakımından önceliği olandır. (Resim 1, 2) Ağa bağlı elektronik teknolojilerin mekânsal sınırlamaları kaldırdığı günümüzde, davranışsal değişimlerin en yoğun yansıdığı kullanım olan yatağın “evrenin merkezi” haline geldiğini söyler Beatriz Colomina: “Yatak artık bir eylem alanıdır”; uzanırken çalışmak, yazmak, mesajlaşmak, izlemek, dinlemek, yemek, konuşmak, sevişmek için kullanılır.(13) 1930’larda, existenzminimum ile başlayan yeni domestik kültüre geçişte değişimin başladığı yer olan mutfağın(14) yerini alan yatak, Mikroloftlarda diğer kullanım alanlarının konumlanmasında belirleyicidir. Her santimetreyi verimli kullanabilmek üzere banyo, cepheye yerleştirilen genel merdivenle bir arada tasarlanırken, eve doğal ışık, sokağa veya arka iç bahçelere bakan tek cepheden alınır. Farklı işlevlerin adımlık mesafelerde sıkıştırılmış olarak düzenlendiği evde, eşyaların ve donanımların işlevsel kapasitelerinin sınırları ötelenir. Masa, hem yemek yeme ve hazırlama hem de çalışmak içindir; gerektiğinde katlanarak açılır, büyür, küçülür veya yer kazanmak için saklanır. İstenen konforu sağlarken, görsel ve fiziksel olarak çok yer kaplaması istenmeyen eşyaların, gerektiğinde ulaşabilecek şekilde

depolanması ve saklanması kaçınılmaz olduğundan ev bir mekanizma gibi işler. (Resim 8) Bu mekanizmanın teknik tasarımı için Çinici’nin, tekne iç yerleşimiyle uğraşan bir endüstri ürünleri tasarımcısıyla(15) çalışması tesadüfi değildir. Ergonomi ve işlevsellik dikkate alınarak yapılan, duvar boyunca sistematik bir şekilde yerleştirilen donanımlarıyla bu evler, domestik yaşamı düzenleyen; mekânsal, zamansal ve sosyal anlamda örgütleyen bir aygıttır. Bu aygıt, birbirleriyle uyumlu veya uyumsuz fragmanlar halinde deneyimlenen gündelik yaşam pratikleri arasındaki ilişki silsilelerini tanımlar. Ev için en mahrem kabul edilen yatağın en genel olan koltukla birlikte çözülmesi durumunda olduğu gibi, yerleşik algıda uyumsuz görülseler de, bu fragmanları üst üste örtüştürür, biraraya getirir ve ilişkilendirir.

Mikroloftlarda iç mekânın tasarımını dekorasyon olmaktan uzaklaştıran topografik pratik, farklı kullanımları birbirine kaynaştırarak bu kullanımlar ve eşyalar arasında organik bir birlik ve bütünlük kurar. Eşyalar bağımsız birer obje olmaktan öte, duvarla ve döşemeyle bütünleşerek evin topografyasını oluşturan mekânsal-ve-zamansal katmanlar haline gelirler. Günün farklı zamanlarında farklı kullanımlara hizmet ederler; bazen dolapların içine gizlenirler, bazen kullanılmak üzere açığa çıkarlar. Duvar, kullanımların / eşyaların içerisinde yuvalanmasına, gizlenmesine ve depolanmasına olanak verecek şekilde açık ve kapalı bölmeleri ve çekmeceleri olan; evin iç cephelerini oluşturan bir dolaba dönüşür. Gerek dar alanda kullanıcının dolaşımını kolaylaştırmak gerekse de aralarındaki organik bağ sebebiyle eşyaların evin içinde serbest dolaşımı kısıtlanmıştır.(Resim 8)

Benzer bir duvar, dolap ve eşya ilişkisini Anadolu’daki geleneksel evlerin temel kurucu ögesi olan odada görürüz. Batıdaki örneklerinden çok farklı bir şekilde ele alınan oda, davranışsal ve kurgusal anlamda ev içinde kendi başına bir evdir; tek bir işleve özelleşmek yerine günün farklı zamanlarında pişirmeden uyumaya, misafir ağırlamaya ve yıkanmaya kadar farklı işlevleri barındıracak şekilde düzenlenmiştir.(16) (Resim 9) Batılılaşma döneminde mobilyanın girişiyle bu temel karakterini kaybeden odaların kurgusunda dolap önemli bir ögedir. Açık ve kapalı kullanım alanlarıyla kendi başına bir düzeni olan bu dolapların ana işlevleri, günlük araç ve gereçlerin korunmasıdır.(17) Evin içinde bağımsız bir ev gibi çalışan bu odalara diğer bir örnek, 17. yüzyılın sonlarında mühendis ve mucit Cornelis Meijer’in tasarladığı tek-oda evdir. Her biri farklı bir işleve göre özelleşmiş çok sayıda odadan oluşan sarayları eleştiren

Meijer, gündelik yaşam için gerekli eşyaları el altında kolayca ulaşabilecek şekilde bir oda içinde düzenler. Bu odanın her biri farklı işlev için özelleşmiş olan dört duvarı, gerekli donanımların ve eşyaların gerek katlanarak gerekse de küçülerek dolapların içinde gizlendiği veya depolandığı, günümüz zihni sinir projelerini hatırlatan, pratik zekanın esprili bir şekilde ustaca ürettiği düzenekler olarak çalışır. (Resim 10) Meijer duvarlara, yemek ihtiyacını hızlıca karşılayabilmek için tavuğun yumurtasını bırakabileceği sokağa açılan bir göz; yataktan kalkmadan sokağı görebilmek için bir periskop yerleştirir. Tek-oda içinde çözülen bu yoğunlaştırılmış yaşam birimleri, farklı dönemlerde, farklı kültürel-toplumsal bağlamlarda tasarlanmış olsalar da, ikamet etmenin ve mekân ekonomisinin izlerini sürmek için önemli öncüllerdir.

BÜTÜNLEŞİK MEKÂN

“Nasıl ikamet ettiğimiz” ve “nasıl yaşadığımız” günümüzün önemli sorunlarından. Günümüzde geçerli olan göçerlik, akışkanlık, değişkenlik, hareketlilik, çokluk / çeşitlilik konularıyla birlikte, yaşam biçimleri, aile yapısı, cinsiyet rolleri ve dolayısıyla, domestikliğin anlamı değişmekte; evin boyutu, biçimi ve kurgusu bu değişimlerden etkilenmektedir. Bu durumda, geleneksel, öğrenilmiş algıda sığınak olan, koruyan, biriktiren, depolayan, misafir eden ev, hâlâ özel hayatı koruyan kutsal bir nesne, sahiplenilen bir mülk veya kişisel bir meta mı? Değişen durumlar ve davranış biçimleri ışığında mekânını arayan evin alternatif denemeleri olan Mikroloftlar, “nasıl ikamet ettiğimiz” konusunda yeni farkındalıklar ve kavrayışlar oluştururken bu soruları da düşündürtmekte. Asgari mekânda azami yaşamı barındırmaktan azami olanağı sağlamaya yönelim, ikamet etme ekonomisinin ve mühendisliğinin kurguladığı stratejik bir karar; topografik pratik ise bu kararı gerçekleştirmenin bir yolu. Az(lık) içinde olanakları artırma kararı, “neye gerçekten gerek duyduğumuzu” yeniden tanımlamak ve mevcut düzenin dayattığından farklı yeni bir yaşam tarzına yönelmek için çokluk yerine “yeterlidir” demeyi öneren Pier Vittorio Aureli’nin “az yeterlidir”(18) tartışmasını hatırlatır. Belirli bir yaşam tarzını ve beğeniyi pazarlayan ve eşyayı / mobilyayı arzu nesnesi olarak sunan tüketim piyasasına karşın Çinici, küçük bir alanda konfor sınırlarını da zorlayarak, verimliliği ve olanakları artıran esnekliği, moda olana tercih eder. Bu tek-oda apartman daireleri, mevcut standart ev şablonlarının daha iyi bir versiyonu olmak için tasarlanmamışlardır. Aksine, evde ikamet etme meselesini asgari mekânda azami olanağın sağlanması olarak ele alan, tüketim üzerinden bir yaşam kalitesi yerine verimlilik üzerinden bir yaşam kalitesi amaçlayan etik bir anlayışın arayışlarıdır.

Bu anlamda Mikroloftlarda temel mesele, mekânın verimliğini artıracak, domestik yaşam pratiklerini gerekli donanımlarıyla birlikte paketleyen, düzenleyen, depolayan ve aralarındaki ilişki silsilelerini kuran mekanizmanın tasarımı ve bu mekanizmanın organik bir parçası olan eşyanın çok amaçlı kullanımının sağlanmasıdır. Evlerin, tek bir anın içine farklı pratikleri ve deneyimlerini sığdıran, yeni mekânsallıklar ve zamansallıklar üreten çok katmanlı topografik yapısı, özel ve genel arasındaki sınırların bulanıklaştığı bütünleşik bir domestik yaşam ve mekân kurgular. İşlevselci anlayışı terk ederek, verimlilik için sistematik, rasyonel bir anlayışla kurgulanan ev, bir düzenek gibi işler; hem kolektif bir bütünlük hem de tekil çoğulculuk hali içinde biraraya gelen domestik yaşamın fragmanları arasındaki yakınlıkları ve ilişkileri düzenler.

Mikroloftlar yer aldıkları kentsel bağlam içinde tekildir. Aile evini dayatan gayrimenkul piyasasının bu talebine karşın, mevcut toplumsal normlardan (aile) farklılaşan alternatif yaşam tarzı arayışındaki bu tek-oda apartman daireleri, günümüz kent yaşamının acımasız, sert ve değişken gerçeklikleriyle örtüşür şekilde, gündelik yaşamın yoğunlaştırılmış ve bütünleşik olarak barındırıldığı yaşam birimleridir. Evi rant ve temsil esaslı bir meta ve dekorasyon unsuru olmaktan özgürleştirip esas olan ikamet etme meselesine işaret eden Çinici, zorlama bir minimum, ekonomi ve az(lık) romantizmi yapmadan çağdaş domestik yaşamın mekânını arar. Evin topografyasını, tercih olmaktan ziyade bir etik zorunluluk olarak eksilterek, kullanımlar arasında alternatif yakınlıklar ve ortaklıklar kurarak ve onları üst üste örtüştürerek farklı mekânsal-zamansal deneyim katmanları halinde üreten bu arayış, evi asal olan “iç” meselesine yöneltir. De Maistre’nin küçük odasındaki bir eşyadan diğer bir eşyaya yaptığı seyahati ve bu deneyimdeki keşifleri bize, çevresi otuz altı adım olan odanın nasıl kocaman olduğunu, sıradan bir eşya üzerine derin bir kavrayışın nasıl oluşabileceğini göstermişti. Çinici’nin “mikro” ölçekteki loftları da, ev kavramına ve ikamet etmenin mimari geleneğine karşı eleştirel duruşuyla mimarlık ve iç mimarlık arasındaki mücadeleye yeni bir açılım getirirken, evin iç meselesine “makro” ölçekte temas eder. Bu, piyasanın azla çoğu elde etme fırsatçılığına karşın, verimliliği esas alan ve asgari mekânda azami olanağı sağlayacak içerinin mimarisini belirginleştirmeye dair bir temastır.

* Yazı 24 Mayıs 2017 tarihinde kaleme alınmıştır.

KÜNYE

Proje Adı       : Mikroloft Bulut ve Mikroloft Yarasa

Proje Yeri      : Beyoğlu, İstanbul

Proje Müellifi            : Can Çinici, Çinici Mimarlık

Proje Grubu  : Selin Sürücü

İşveren          : Urbanist Yatırım

Yapımcı         : Galata İnşaat

Statik              : Galata İnşaat

Mekanik        : Galata İnşaat

Elektrik          : Galata İnşaat

İç Mekân Tasarımı: Çinici Mimarlık + Mobilya Tasarımı - Batuğ Köprülü

Fotoğraflar    : Emre Yılmaz

Proje Tarihi   : 2012 (Mikroloft Bulut), 2011-2012 (Mikroloft Yarasa)

Yapım Tarihi : 2013-2014  (Mikroloft Bulut), 2012-2013 (Mikroloft Yarasa)

Toplam İnşaat Alanı: 260 m2 (Mikroloft Bulut), 220 m2 (Mikroloft Yarasa)

NOTLAR

1. Can Çinici ile yaptığım görüşmeden aktarım (İstanbul, 11.03.2017).

2. Çinici Mimarlık bu çalışmalarla 15. Ulusal Mimarlık Ödülleri ve Sergisi’ne (2016) katılmış; Mikroloft Bulut, yapı dalında ödül adayı olmuştur.

3. De Maistre, Xavier, 2013, Odamda Seyahat. Odamda Gece Seferi, (çev.) Ceylan Gürman, İletişim Yayınları, İstanbul.

4. Perrot, Michelle, 2013, Odaların Tarihi, (çev.) Şilan Evirgen, YKY, İstanbul, s.13.

5. Mimarlık ve iç mimarlık alanları arasındaki sınır belirsizliği üzerine yakın tarihli bir çalışma için: “İç Mimarlık Nedir? İç Mimar Kimdir?”, Arredamento Mimarlık, n.8, Nisan 2017, s. 86-105.

6. Perrot, 2013, s.11.

7. Meyer’in projesiyle ilgili daha detaylı tartışma için: Aureli, Pier Vittorio, 2015, Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine, (çev.) Baran Bilir, Lemis Yayın, İstanbul, s.40-43.

8. Bu konudaki ilk bütüncül kavramsal çalışma, Karel Teige’in Minimum Barınma(1932) kitabıdır. Teige’e göre minimum konut, mevcut apartmanların küçültülmüş versiyonu değildir; mimarların, sosyologların, politikacıların, işçilerin, sağlıkçıların işbirliğiyle tamamen yeni bir konut tipi olarak ele alınmalıdır. Teige, Karel, 2002,The Minimum Dwelling, (çev.) Eric Dluhosch, The MIT Press (İlk basım: Prag, 1932).

9. Le Versha, Kate, 23.02.2016, “Home Economics: The British Pavilion at the 15th International Architecture Exhibition – La Biennale di Venezia”. http://design.britishcouncil.org/venice-biennale/VeniceBiennale2016/ [Erişim:14.03.2017]

10. Bu konuda daha detaylı tartışma için: Aureli, 2015.

11. Türkiye’deki 2015 yılına ait hane halkı verileri için: www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21523 [Erişim:05.05.2017]

12. Verschaffel,Bart,2002, “The meanings of domesticity”, The Journal of Architecture V.7 (Autumn 2002), s.287-296.

13. Colomina, Beatriz, 2016, “Sosyal Medya Çağında Özel ve Kamu”, 2000+ Mimarlık Teorisinin Acil Sorunları, (çev.) Atilla Erol, Janus Yayıncılık, İstanbul, s.109-121.

14. Heynen, Hilde, 1999, Architecture and Modernity MIT Press, Cambridge, Massachusetts, s.49.

15. Can Çinici bu iş için Batuğ Köprülü’yle çalışmıştır.

16. Kuban, Doğan, 1995, Türk “Hayat”lı Evi, Ziraat Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, s.106.

17. Küçükerman, Önder, 1996, “Yan Örtü: Dolaplar (Kapalı ve Açık Kullanma Alanları)”, Kendi Mekanının Arayışı İçinde Türk Evi, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, İstanbul (1. basım: 1978), ss.171-178.

18. Aureli, 2015, s.63.

Bu icerik 754 defa görüntülenmiştir.