398
KASIM-ARALIK
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Komşum Bienal
    Sevince Bayrak, Yrd. Doç. Dr., MEF Üniversitesi Mimarlık Bölümü, SO? Mimarlık ve Fikriyat

  • Kent Belleğinin Canlandırılması: Samsun Kent Müzesi
    Fatih Us, Yrd. Doç. Dr, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Hayal Meriç, Yrd. Doç. Dr, İstanbul Arel Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü
    Giorgi Tsanatskenishvili, Doç.Dr.,Gürcistan Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Paris İklim Anlaşması Sonrası Betona Yer Var Mı?

Önder Algedik, Makine Mühendisi, Enerji ve İklim Uzmanı

“Türkiye, üretimdeki artı değerin sermayeyi kesmediği bir dönemde imar artışını temel ekonomi politikası yaptı. Böylece binalar daha çok kömür, petrol ve doğalgaz yakacak, daha çok elektrik tüketecek, daha çok çimento üretilirken bütün bunlar için daha çok asfalt dökülecekti.” “Normalde üç temel fosil yakıt, kömür, petrol ve doğalgaz kendi aralarında (kesiştikleri sektörlerde bile) rekabet eder. Yani hepsi aynı şekilde kolay kolay artmaz. Ama doğalgaz yaygınlaştıkça artarken, 2005’ten sonra kömür, 2010’dan sonra da petrol bu artışa eşlik ediyor. İşte bu noktada o parıltıyı görüyorsunuz. Türkiye’nin yüksek karbon ekonomisi ve ona olan aşkı. O grafik aslında 3. Köprü’nün, ODTÜ ormanından geçen yolun, Kanal İstanbul’un bir resmi!”

Aralık 2015’te karara bağlanan Paris Anlaşması, 4 Kasım 2016’da yürürlüğe girdi. Yürürlüğe girme şartlarını 1 yıldan kısa bir sürede tamamlaması oldukça ilginçti. Şimdiye kadar ülkeler pek çok anlaşmaya bu kadar çabuk dahil olmamıştı.

Paris Anlaşması çağının gerisinde, bilimsel verileri karşılamayan bir anlaşma. Aslında devletlerin başarısızlık belgesi. 1992’de karara bağlanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, 1997’de karara bağlanan Kyoto Protokolü’nden sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri biraraya getirip hem atmosfere sera gazları salmayı azaltalım hem de mevcut iklim değişikliğine uyumlu hale gelelim, hep beraber yapalım diyen bir anlaşma hayali hep vardı. 2009’da Kopenhag hayal kırıklığının ardından Paris Anlaşması en azından “dünya olarak ortak bir anlaşmamız var” dedirtti.

Yine de kötü bir anlaşma anlaşmazlıktan iyidir. Hiç olmazsa ülkelerin  “Kesin Katkılar için Ulusal Niyet Beyanları” (Intended Nationally Determined Contributions-INDC)(1) adı verilen niyet beyanları vermesi, bunları güncellemesi ve ortaya çıkan resmi değerlendirerek ek tedbirler alması oldukça önemli. Yani izleme ve denetleme hali bile ülkeleri nizama sokacak bir adım.

Türkiye bu resmin dışında. Her ne kadar sadece törensel bir anlamı olan imza törenine katılsada hâlâ kanun olarak anlaşmayı meclisten geçirmedi. 167’den fazla ülke bunu yaptı ama Türkiye için bu konuya sıra gelmedi. Umarız 1992’de karara bağlanan Çerçeve Sözleşmesi’ne 2004’te, 1997’de karara bağlanan Kyoto Protokolü’ne 2009’da taraf olan Türkiye, 2015’te karara bağlanan bu anlaşmaya da bir 12 yıl beklemez. Gerçi Türkiye’nin Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olduktan sonra kömür aramalarına tekrar başladığını, Protokol sonrası ise 2012 yılını kömür yılı ilan ettiğini(2) unutmayalım.

TÜRKİYE’NİN YÜKSEK KARBON AŞKI!

Türkiye, üretimdeki artı değerin sermayeyi kesmediği bir dönemde imar artışını temel ekonomi politikası yaptı. Böylece binalar daha çok kömür, petrol ve doğalgaz yakacak, daha çok elektrik tüketecek, daha çok çimento üretilirken bütün bunlar için daha çok asfalt dökülecekti. Kömür ve İklim Değişikliği 2017 Raporu için enerji ve iklim politikalarını analiz ederken beni şaşırtan çok temel bir bilgi vardı.(3) Normalde üç temel fosil yakıt, kömür, petrol ve doğalgaz kendi aralarında (kesiştikleri sektörlerde bile) rekabet eder. Yani hepsi aynı şekilde kolay kolay artmaz. Ama doğalgaz yaygınlaştıkça artarken, 2005’ten sonra kömür, 2010’dan sonra da petrol bu artışa eşlik ediyor. İşte bu noktada o parıltıyı görüyorsunuz. Türkiye’nin yüksek karbon ekonomisi ve ona olan aşkı. O grafik aslında 3. Köprü’nün, ODTÜ ormanından geçen yolun, Kanal İstanbul’un bir resmi!

BETONA YER VAR MI?

Mesele sadece üç fosil yakıt ve onlara olan aşk değil. O yakıtların yakılacağı yapılar için çimentoya, o yapılar arası ulaşım için asfalta ihtiyaç var. Beton iki farklı aşamada iklim değişikliğine neden olur. Birincisi üretimi sırasında, ikincisi yok ettiği toprak alanda. Çünkü yok edilen her toprak yani dikilen her binanın toprak zemini, aslında karbonu yutan, suyu yutan, bitkilere can veren hayatın kaynağıdır. Beton aynı zamanda hem daha fazla seragazı hem de aşırı iklim olaylarının şiddetini artırması demektir. Sıcak havalarda aşırı sıcaklık, yağışlı havalarda ise su baskını demek olduğunu bugün bütün Türkiye biliyor.

Bütün bunlar olurken, iklim anlaşmalarına geç katılan Türkiye, 2000 yılında 36 milyon ton olan çimento üretimini 2015’te 78 milyon tona çıkarttı. 2023’te 100 milyon tona çıkartma hedefi koyan Türkiye diğer yandan iklim fonlarından yararlanmak istediğini belirtiyor, kendi ülkesinde asfalta ve betona para harcanırken iklim meselesinde yoksul ülkelerin parasına göz dikiyor.

ZAMAN VAR MI?

Diyebilirsiniz ki daha yapılacak çok bina var, o binaların yolları kaldı. Bu sorunun cevabını bilimsel çalışmalar koyuyor. Analizler ve veriler bizlere “Geçin bunları, bizim yaşamımızın bile artık zamanı kalmadı” diyor. Bırakın dünyayı, Türkiye için bile 2016 yılı en sıcak dördüncü yıl, aynı zamanda aşırı iklim olaylarının en çok yaşandığı ikinci yıl oldu.(4)

Çok açık ki iklim değişikliğinin o geri dönülmez noktasına hızla gidiyoruz. Bugün 100 yıl önceden daha sıcak günler yaşıyor hem sıcaklık rekorları kırıyor hem de aşırı iklim olaylarının ikiye üçe değil, neredeyse ona katlandığı bir dönem yaşıyoruz.

Paris Anlaşması’na dönecek olursak, anlaşmadaki sıcaklık artışını 1,5°C’de durdurmak için şu an şansımız %1, 2°C’de durdurmak ise %5 şansımız olduğuna dair çalışmalar(5) çıkmaya başladı bile.

ASFALT BETON YASAKLANSIN

Dünya Mimarlık Günü bu yıl, 2 Ekim 2017 tarihinde, “İklim Değişikliği için Harekete Geç” teması ile kutlandı. Özne mimarlar, konu iklim değişikliği olunca çerçeve de kentler olmak durumunda. Bugün kentler iklimi değiştirme merkezleri haline geldi. Çok açık ki “harekete geç” demek kömür, petrol ve doğalgaz bağımlılığından kurtulmak demek. Yani enerji verimliliği demek. “Harekete geç” demek asfalta ve betona veda etmek demek. Tamamen geri dönüşebilir, evladiyelik yapılar demek. Bir anlamda mimarlığın betona alan yaratmaktan çıkıp o sanatsal yaratıcılığına, korumacılığının esaslarına dönmesi demek.

Bugün Türkiye’de kişi başı çeyrek ton buğday üretimi düşüyor. Kişi başına çimento üretimi ise bir ton. Çankaya sınırları içinde geçen yıl kişi başına 1 ton asfalt döküldü. Ülkede artık buğdaya, ormana, tilkiye yer yok diyen bir politika var. Bırakın bilimin söylediklerini, bırakın dünyadaki rekorları, Türkiye’de yaşanan aşırı iklim olayları rekorları bile iklim değişikliği için zamanın olmadığı bize anlatıyor.

Paris İklim Anlaşması bir yana, bizim cevap vermemiz gereken çok daha temel bir soru var: Artık betona yer var mı?

NOTLAR

1. “#INDC-101: INDC Nedir?”, www.350ankara.org/indc101 [Erişim: 10.10.2017]

2. Algedik, Önder, 2017, “Kömür ve İklim Değişikliği 2017”, s. 8. Erişim için: “Kömür ve İklim Değişikliği 2017 Raporu Çıktı!”, www.onderalgedik.com/komur-2017 [Erişim: 10.10.2017]

3. Bu önemli grafik için bkz. Algedik, 2017, s.17.

4. Değişimi gösteren grafik için bkz. Algedik, 2017, s.10.

5. “Şansımız %5”, www.350ankara.org/sansizimiz-5 [Erişim: 10.10.2017]

Bu icerik 654 defa görüntülenmiştir.
<p>Neden #AsfaltaYerYok, #BetonaYerYok  diyoruz? #İklimHepimizinMeselesi<br />Kaynak: www.350ankara.org
<p>Yağışlar beton ve asfalt kaplı  kentlerde neden su baskınına dönüşüyor?<br />Kaynak: www.350ankara.org