MİMARLIK
384
TEMMUZ-AĞUSTOS 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENT TARİHİ

Kentin Altında Unutulan Bir Su Yolu: Boyacı Deresi

H. İbrahim Alpaslan, Yrd. Doç. Dr., DEÜ, Mimarlık Bölümü

İzmir’in kentsel morfolojisinde 17. yüzyıldan başlayarak gezginlerin anlatıları, arşiv belgeleri, gravür ve haritalar yardımıyla iz süren yazar, 18. yüzyılda yayılımı için bir eşik, 19. yüzyılda kent dokusu içinde yaşamın bir parçası ve 20. yüzyılda neredeyse tamamen yokolan Boyacı Deresi’nin yaşam döngüsünü takip ediyor.

Günümüzde İzmir’in konum, nüfus ve kullanım yoğunluğu açısından en merkezî semtlerinden biri olan Alsancak’ın doğal özelliklerinden bahsetmek, yoğun olarak yapılaşmış her kentsel alanda olduğu gibi oldukça güçtür. İnsan eliyle yüzyıllar boyunca yapılan müdahaleler bölgenin özgün topografyasını değiştirmiş, son dönemde üzerine serilen beton ve asfalt örtü doğal izleri neredeyse tamamen yok etmiştir. Bununla birlikte, 1922’de bölgenin büyük bir kısmını etkileyen yangın, ardından gelen, uzun yıllara yayılan ve yangın öncesi dokunun izlerini sürdürmeyen plan kararlarına bağlı olarak gelişen yapılaşma bölgenin coğrafi referanslarının yanı sıra tarihî referanslarının da algılanmasını neredeyse olanaksız hale getirmiştir. Bu süreçte Alsancak’ın belki de en önemli doğal öğelerinden biri olan Boyacı Deresi’nin kendisi gibi izleri de varlığını sürdürememiş, yok olmuştur.

Bu çalışma İzmir kent merkezinde, 17. ve 18. yüzyılda merkezin yayılım alanının sınırını oluşturan, 19. yüzyılda ise kaybolma sürecine girerek günümüzde artık izine rastlanmayan Boyacı Deresi hakkındaki izlerin biraraya getirilmesini, izlediği yolun günümüz kentinde nasıl bir güzergâha karşılık geldiğini belirlemeyi ve böylelikle kentsel belleğin zenginleştirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada esas olarak 17. ve 18. yüzyıllarda kentte bulunan gezginlerin çizimleri ve 19. yüzyılda üretilen daha ayrıntılı planlar kullanılarak derenin yok olma süreci anlaşılmaya çalışılmış, bunun yanı sıra nadir de olsa bazı yazılı kaynaklardaki dereye ait ipuçlarına değinilmiştir.

Boyacı Deresi’ne dair en erken izlere, Dr. Covel’in British Museum’da bulunan 1675 tarihli gravüründe rastlanır. Kentin körfezden görünüşünün tasvir edildiği gravürün en solunda bir derenin denize döküldüğü gösterilir ve bunun Meles Çayı olduğu belirtilir. (Resim 1) Ancak Meles Çayı’nın sahildeki konsolosluklardan hemen sonra gelen bu bölgede bulunması mümkün görünmemektedir. Beyru da Meles Çayı’nın böyle bir gravürde görünmesinin olanaksız olduğunu ve sözkonusu derenin onun bir kolu olan Boyacı ya da Boyahane Deresi olması gerektiğini iddia eder.(1)

Boyacı Deresi’nin net olarak okunabildiği ilk gösterime 1686 tarihli De Combes’un çiziminde rastlanır. (Harita 1) İnciraltı ve Karşıyaka’yı da içine alacak biçimde iç körfezi betimleyen De Combes, kent merkezine dair önemli ipuçlarını haritasına işlemiştir. Kadifekale, iç liman ve hatta kentin önemli camilerinin seçilebildiği merkezin kuzeyinde Meles Çayı denize dökülmeden önce ikiye ayrılır ve batıya doğru yönelen kol kentin mahallelerinin bittiği yerin biraz daha kuzeyinden denize ulaşır. Bu kol büyük olasılıkla Boyacı Deresi olmalıdır. Haritadan kentin, 17. yüzyılın sonuna doğru hâlâ Boyacı Deresi’ne kadar yayılmamış olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

De Combes’un hemen ardından 1702 tarihinde kentte bulunan gezgin Tournefort’un çizdiği haritada kesin olarak söylenemese de Boyacı Deresi olarak yorumlanabilecek izlere rastlanır. (Harita 2) Vurgulu ve belki de biraz abartılarak gösterilen Meles Çayı Kadifekale’nin doğusundan kıvrılarak kuzeye yönelmekte ve iç körfeze dökülmektedir. Ancak Meles’in kente yaklaştığı bölgede onda ayrılan bir kol görülmemektedir. Haritada kentin kuzey sınırını oluşturan, Meles’in kente yaklaştığı yerin yakınından başlayarak denize doğru yönelen kıvrımlı, ancak Meles ile birleşmeyen çizginin Boyacı Deresi olma olasılığı yüksektir. Eğer öyleyse yaklaşık 20 yıl içerisinde kent Boyacı Deresi’ne doğru genişlemiş demektir, zira Tournefort’un haritasında derenin hemen yanında bulunan yapılar açıkça seçilebilmektedir.

Tournefort’dan 15 yıl sonra, 1717 tarihli, gezgin Le Bruyn’a ait bir gravürde kentin kuzey bölgesinde ve yerleşim sona erdikten sonra 3 kemerli bir köprü görülmektedir. (Resim 2) Beyru bu köprünün, Boyacı ya da Boyahane Deresi’nin üzerinde olduğunu, gravürde görünen noktanın da bu derenin denize döküldüğü yer olması gerektiğini iddia eder.(2) Ancak bu gravür, Dr. Covel’in gravürüne göre perspektif ilkelerine daha sadık kalınarak oluşturulduğundan Beyru’nun işaret ettiği köprünün Alsancak sahilindeki konsoloslukların hemen ardından geldiği kesin olarak söylenemez. Zira görünen köprü, günümüzde Salhane olarak anılan yerden iç körfeze dökülen Bornova Deresi’nin üstündeki bir köprü de olabilir.

Boyacı Deresi’nin ve 18. yüzyılda kentle olan ilişkisine dair en okunaklı çizim 1780 civarında üretildiği düşünülen, müellifi belirsiz, kent merkezini gösteren haritadır. (Harita 3) Bu haritada güneydoğudan kuzeybatıya doğru akmakta olan Meles Çayı’nın bugün Kapılar olarak adlandırılan bölgede sert bir hareketle önce güneybatıya daha sonra batıya yöneldiği görülmekte, kente en önemli yaklaşım noktalarından olan Kervan Köprüsü’nün altından geçtikten sonra tekrar sert bir biçimde kuzeye doğru yöneldiği görülmektedir. Bu iki dönemecin arasında kalan düzlükte, Kervan Köprüsü’nü geçtikten hemen sonra Boyacı Deresi’ni oluşturan kolun çaydan ayrıldığı net bir biçimde görülmektedir. Meles Çayı’na göre daha ince çizilen dere önce kentin mahallelerine varıncaya kadar güney-batıya doğru yönelmekte, daha sonra bir U dönüşle kuzeybatıya dönmekte, tam olarak kıyıdaki yapılaşmanın bittiği yerde denizle buluşmaktadır. Bu çizim aynı zamanda Boyacı Deresi’nin denize kavuştuğunu gösteren son çizimdir.


Boyacı Deresi’nin 19. yüzyılın başlarındaki durumuna dair bir ipucuna 11 Ekim 1832 tarihli bir icar kararında rastlanır.(3) Kararda Fasulye (Fasula / Fassoulia) Çeşmesi civarındaki boyahane önünde kendi kendine dolan arsanın boyacılara icara verilmesi belirtilmektedir. Bahsedilen Fasulye Çeşmesi Frenk Mahallesi’nde olduğu bilinen Fasulye Meydanı’nın yakınlarında olmalıdır. Belgeden bu bölgede büyük olasılıkla derenin de ismini aldığı boyacıların bulunduğu anlaşılmaktadır. Kesin olarak söylenemese de bahsedilen alanın “kendi kendine” dolmasında derenin getirdiği millerin de payı olması olasılık dâhilindedir.


Bu icar kararının verildiği döneme çok yakın, yine 1830’larda İzmir’de bulunan gezgin Charles Texier de seyahatnamesinde Boyacı Deresi’ne değinir: “Deniz boyunca olan Frenk Mahallesi, İzmir’deki bütün Avrupalıları içine alır. Türkler, dağın alt kısımlarını işgal etmiş olan yerlerde otururlar. Rumlar şehrin doğusundadırlar. Kaynağını Diyana Hamamları’ndan alan ve Boyacı Deresi adı verilen küçük bir su, Frenk Mahallesi’yle konsoloslarınkini ayırır.”(4)

Texier’nin Boyacı Deresi’nin kaynağı olarak bugünkü Halkapınar civarlarında olan Diana Hamamları’nı göstermesi ilginçtir. Bu ifade iki nedenden dolayı akla yatkın görünmemektedir. Daha önce bahsedilen hiçbir çizimde bu yönde bir işaret olmamakla birlikte Meles Çayı’nın doğu tarafında bulunan Diana Hamamları’ndan kaynağını alsa bile çaya karışmadan batı tarafına geçmesi, dolayısıyla Meles’in doğusundaki bir kaynaktan gelmesi mümkün değildir. Texier herhalde Diana Hamamları’na yakın olan Kervan Köprüsü’nün hemen yakınındaki Meles’ten ayrılma noktasını kastetmektedir.

19. yüzyılda detaylı olarak çizilmeye başlayan kent planlarında Boyacı Deresi daha net olarak takip edilebilmektedir. 1836-7 tarihli Thomas Graves’e ait plan bu bağlamda en önemli belgelerden biridir. (Harita 4) Kent merkezini gösteren planda Meles Çayı’ndan, Kervan Köprüsü’nün hemen ardından ayrılan Boyacı Deresi net bir biçimde görülebilmektedir. Hatta bu planda derenin üstünde bir su değirmeni, altı köprü ve işlevi net olmayan ancak dere ile ilişkisi olduğu belli olan iki yapı okunabilmektedir. Bu yapıların kesin olarak söylenemese de daha önce bahsedilen, derenin de ismini borçlu olduğu boyahaneler olma olasılığı vardır. Yapılaşmanın Boyacı Deresi’ni aşarak Punta Burnu’na doğru ilerlediği, kent merkezinin genişlediği ve derenin denize varamadan kaybolduğu yine plandan anlaşılmaktadır. Kentin kuzey kısmındaki düzlükte (bugünkü Alsancak) yer alan kıyıdaki Levanten ve iç bölgedeki Rum mahallelerinin Punta Burnu’na doğru yayılma eğilimi gösterdiği ve 19. yüzyılda da Boyacı Deresi’nin kuzey tarafında yapılaşmanın başladığı bilinmektedir. Ancak derenin denize varmadan yok olması dikkat çekici bir durumdur. Bu ifadenin neye işaret ettiği kesin olarak bilinemese de iki olasılık üzerinde durulabilir.

İlk olarak Boyacı Deresi’nin denize döküldüğü kısımda 19. yüzyılda inşa edilen yapıların veya onların arasında kalan sokağın altındaki kanallardan geçerek denize döküldüğü düşünülebilir. Birçok konsolosluk yapısının bulunduğu prestijli sahil hattının yüksek arsa değeri böyle bir düzenlemenin yapılmasına neden olmuş olabilir. Bir diğer olasılık da, planın ilk çizildiği zaman derenin denize döküldüğü gösterilmiş, ancak daha sonraki tarihlerde bölgedeki yapılaşmanın güncel durumu plana işlenirken dere kuruduğu ya da yer altına alındığı için yeni sahil bandında gösterilmemiş olabilir. Zira haritanın ilk çiziminden sonraki tarihlerde eklemelerle güncelleştirildiği bilinmektedir.(5) Yine bu plandan edindiğimiz önemli bir ipucu da derenin İngiltere Konsolosluğu’nun hemen birkaç yapı adası kuzeyinden denize döküldüğüdür.

19. yüzyılın ortasına gelindiğinde, mühendis ve kartograf Luigi Storari’ye ait oldukça ayrıntılı planda Boyacı Deresi’nin izi denize kadar olmasa da kentin içlerine kadar takip edilebilmektedir. Çizim tekniğine bakılarak derenin büyük olasılıkla Meles’den ayrıldıktan sonra bir süre açıktan aktığı, ancak artık iyice yapılaşmaya başlayan denize doğru son birkaç yüz metreyi ise yer altındaki kanallarla geçtiğini düşünmek mümkündür. (Harita 5)

Burada bir parantez açıp kısaca Alsancak bölgesindeki yer altı kanallarından da bahsetmek gerekir. Zira 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren üretilen çizimlerde artık Boyacı Deresi denize kavuşamamakta, gittikçe daha iç kesimlerde gözden kaybolmaktadır. Gelişen kentsel doku, dereyi, denize doğru son birkaç yüz metrede, yeraltındaki kanallardan devam etmek zorunda bırakmış olmalıdır. İzmir mimarlık tarihinin önemli figürlerinden Mimar Fahri Nişli (Doğumu: 1919) Alsancak Hocazade Camisi’nin 1950 yılındaki inşaatı sırasında rastladığı, bugün artık izi kalmayan bu kanallardan birini şöyle tarif eder:(6) “Temeller kazılırken yılan balıkları çıkıyordu. […] O yıllarda Rumlardan kalma tonoz 1x1 metre ebatlı ana kanallar hâlâ çalışıyordu. Bu kanallar denize kadar giderdi. Alsancak’ta yapılan tüm binalar kanalizasyonlarını hep bu kanallara bağlardı.”(7)

Nişli’nin rastladığı kanal Boyacı Deresi’nin güzergâhından birkaç yüz metre ilerisinde yer almaktaydı. Dolayısıyla Boyacı Deresi’nin de denize doğru son birkaç yüz metrede büyük olasılıkla benzer bir yeraltı kanalından aktığı düşünülebilir.

Boyacı Deresi’ne dair son izlere 19. yüzyılın sonuna tarihlenen Meyer’in çizdiği kent planında rastlanmaktadır. (Harita 6) Bu plandan da açıkça anlaşıldığı gibi kent merkezi artık Punta Burnu’na kadar yayılmış, yüzyılın başındaki geniş boşluklar yoğun kent dokusuyla kaplanmıştır. Bu planda derenin görsel ifadesi ve güzergâhı da önceki planlara göre oldukça farklıdır. Koyu, kesintili bir tek çizgi olarak gösterilen dere bir akarsudan farklı, yapı adalarının kenarından, yollarınsa altından geçen açık veya kapalı bir kanal izlenimi vermektedir. Derenin Meles Çayı’ndan ayrıldığı yer değişmemiş, ancak çayla doğrudan bağlantısı kesilmiş, ayrım noktasında değirmen olması muhtemel bir yapının içinden doğuyor gibi gösterilmiştir. Daha sonra Kasaba demiryolu hattının altından geçen dere “Meles Caddesi”nin üzerinden (belki de altından) yoğun kent dokusunun içine girmekte, sırasıyla Ermeni Hastanesi, St. Dimitri Kilisesi, St. Roch Hastanesi’nin yakınından geçerek ortadan kaybolmaktadır. Olasılıkla yukarıda sözü edilen yer altı kanallarından birine giren derenin buradan denize kadar olan güzergâhı hakkında planda herhangi bir iz bulunmamaktadır. Bu arada Harita 4’teki Graves planında 2 numara ile gösterilen su değirmeninin de 19. yüzyılın sonlarında hâlâ çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu ipucu bu tarihte derenin hâlâ bir değirmeni çalıştırabilecek kadar su debisine sahip olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

20. yüzyıla gelindiğinde artık Boyacı Deresi’ne dair görünür herhangi bir izin en azından sahil kesiminde kalmadığı 1905 tarihli sigorta planlarından anlaşılmaktadır. (Harita 7) Ancak bu planlar Levanten ve Rum mahallelerinin denizden uzak, iç bölgelerini kapsamadığı için derenin kanallara girmeden önceki güzergâhına dair bir ipucu bulmak mümkün değildir. Bununla birlikte Graves planında derenin İngiliz Konsolosluğu ile olan mesafesi sigorta planlarına taşınarak derenin olası güzergâhının 20. yüzyılın başındaki durumu izlenebilir. Graves haritasına göre konsolosluğun yaklaşık birkaç yapı adası kuzeyinden geçen dere yatağı olasılıkla sigorta planındaki “Alteu Tchai Sokak”ın bulunduğu yerde kalmış olmalıdır. Bununla birlikte yine Graves’in haritası ile karşılaştırıldığında, 1830’larda neredeyse sahilde yer alan İngiliz Konsolosluğu’nun önündeki denizin 1900’lerin başında iki yapı adası ve Birinci ve İkinci Kordon Caddelerini içerecek kadar doldurulmuş olduğu da anlaşılmaktadır. Bu doldurmalar sırasında Boyacı Deresi’nin yer altından denize ulaşması için herhangi bir kanalın inşa edilip edilmediği veya dere belki de tamamen kuruduğu için böyle bir tedbire gerek görülmediği konusunda yazılı veya görsel bir iz bulunmamaktadır.

Graves ve Meyer haritaları incelendiğinde Boyacı Deresi’nin mendireğin girişindeki iskelenin yakınında, İngiliz Konsolosluğu’nun hemen kuzeyinde bulunan Fasulye Meydanı’nın içinden veya yakınından geçerek denize döküldüğü anlaşılmaktadır. Meyer’in planına göre de 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde artık derenin bu bölgedeki uzunca bir bölümü fiziksel olarak görülmemekle birlikte dere yatağını çağrıştıracak denize doğru düz bir sokak bulmak bile neredeyse mümkün değildir. Sadece Fasulye Meydanı’nın 2-3 yapı adası kadar kuzeyinde kalan tek bir aks uzunca bir süre düz olarak devam edip denize kavuşmaktadır. Kesin olarak belirlemek mümkün olmasa da, Boyacı Deresi’nin son bölümüne dair en olası güzergâh bu hat olmalıdır. Bu hattın 1905 sigorta planlarındaki karşılığı da Fasulye Meydanı’nın kuzeyinde kalan ve denize çıkan tek aks olan “Alteu Tchai Sokak”tır. Sokağın ismindeki küçük akarsu anlamındaki çay sözcüğü de bunu işaret etmektedir. Ayrıca “alteu” sözcüğü Fransızca bir anlamı bulunmadığı için yine ses benzeşimi yöntemiyle Fransızcaya çevrilerek yazıldığı düşünülürse sokağın “altı”ndan çay aktığına dair bir ifade olduğu düşünülebilir. Yani sahil kesimi doldurulurken Boyacı Deresi’nin denize ulaşılabilmesi için bu aksın altında, Fahri Nişli’nin rastladığına benzer bir kanal yapılmış ve bu nedenle sokağa “Altı Çay Sokak” ismi verilmiş olabilir.

Gravürlerde ve haritalarda izi sürülen Boyacı Deresi’nin görünüşüne dair bir fotoğraf ne yazık ki bulunmamaktadır. Ancak nerede ve ne zaman çekildiği bilinmemekle birlikte olasılıkla 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başları İzmir’ine ait bir fotoğraf boyahaneler ve akarsuyla ilişkilerine dair bir görünüm sunmaktadır. Kesin olarak söylemek mümkün olmamakla birlikte bu fotoğrafın Boyacı Deresi’ne ait olma olasılığı da bulunmaktadır. (Resim 3)

Boyacı Deresi’nin 20. yüzyılın başına kadar takip edilebilen bu son kısmının büyük yangının ardından planlanarak yapılaşan güncel dokuda nereye denk geldiğini tespit etmek kolay değildir. Zira 1922’de yaşanan büyük yangınla birlikte kent merkezinin dokusu önemli oranda harap olmuş, ardından gelen planlama ve yeniden inşa sürecinde Boyacı Deresi’nin güzergâhına dair işaretler taşıyabilecek eski sokak dokusu nadiren korunmuştur. Özellikle Boyacı Deresi’nin güzergâhında olan ve bugünkü Kültürpark’ın bulunduğu alanda eski dokuya dair bir iz bulmak neredeyse olanaksızdır. Bununla birlikte derenin denize döküldüğü yer ve bununla bağlantılı olarak son bölümü hakkında bazı tahminler yapılabilir.

Yangının ardından yapılan planlama çalışmalarında eski dokunun izlerinin korunması öncelikli olmamasına rağmen “Alteu Tchai Sokak”ın izi tesadüfen yaklaşık olarak korunmuş, günümüzde Vasıf Çınar Bulvarı olarak anılan aks bu hat üzerinden açılmıştır. (Harita 8) Dolayısıyla Boyacı Dersi’nin son birkaç yüz metrelik bölümü bugün yaklaşık olarak Vasıf Çınar Bulvarı’na denk düşmektedir.

Peyzaj düzenlemesi ve yapılaşması 1930’larda başlayan Kültürpark alanında önceki dokuya dair herhangi bir referans bırakılmamış, dolayısıyla Boyacı Deresi’nin güzergâhına dair bir iz kalmamıştır. (Resim 4) Kültürpark ile Meles Çayı arasındaki bölüm de aynı yazgıyı paylaşmış, yeni plan düzenlemeleri ve sokak dokusuyla çok katlı apartman bölgesi haline gelmiştir. Dolayısıyla Boyacı Deresi’nin Vasıf Çınar Bulvarı ile Meles Çayı’ndan ayrıldığı Kervan Köprüsü arasındaki bölümüne dair herhangi bir iz günümüze ulaşamamıştır.

Sonuç olarak, günümüzde ıslah edilerek beton sınırlar içine alınan Meles Çayı’ndan viyadük ormanı haline gelen ve Kervan Köprüsü’nün son kalıntılarını artık sadece isminde taşıyan Kemer Mahallesi civarında ayrılarak önce Kapılar, Basmane bölgelerini, ardından Kültürpark’ı kateden, Lozan Meydanı’ndan geçip Vasıf Çınar Bulvarı boyunca (Resim 5) akıp Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’nün yakınlarında denizle buluşan Boyacı Deresi’nden günümüzde hiçbir iz kalmamıştır.

Bugün Boyacı Deresi’nin fiziksel olarak tekrar varedilmesi kolay ve belki de anlamlı değildir. Ancak kent belleğinin önemli parçalarından biri olan, 17. ve 18. yüzyıllarda yerleşimin yayılmasında belirleyici olmuş, bugün artık kentte varolmayan bir meslek kolu olan boyacılardan adını alan bu doğal su yolunun bazı fiziksel ve sanal düzenlemelerle kentlilere hatırlatılması ve günlük hayatlarına dâhil edilmesi kentsel yaşamı, deneyimi zenginleştirecektir. Bu bağlamda şüphesiz sadece dereye ilişkin bilgilerin değil daha bütüncül bir düzenleme ile 1922 yangını öncesi ve farklı yüzyıllardaki kentsel dokuya dair bazı bilgilendirme tabelaları uygun yerlere yerleştirilebilir, kent zemininde farklı renkler veya dokularla eski kent dokusu hissettirilebilir. Bunun yanı sıra sanal ortamın özellikle akıllı telefonlar ve haritalama teknikleri ile sunduğu sayısız olanaktan bu bağlamda yararlanılabilir. Kentin farklı tarihlerdeki dokusunun dijital haritalarının çakıştırıldığı uygulamalarla, kent merkezinde gezinirken 19. ve 18. yüzyıllarda veya daha eski tarihlerde nasıl bir kentsel konumda bulunulduğu, çevredeki kent dokusunun niteliği, önemli yapılar takip edilebilir. Bu ve benzeri uygulamalara Boyacı Deresi’nin eklenmesi ile bu doğal ögenin kentteki varlığı ve rolü bugüne ve yarına taşınabilir.

KAYNAKLAR

APİKAM (Ahmet Priştina Kent Arşivi ve Müzesi)

Atay, Çınar, 1998, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İzmir Planları, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, İzmir.

Beyru, Rauf, 2011, 19. Yüzyılda İzmir Kenti, Literatür, İstanbul.

Goad, Charles E., 1905, Plan D’Assurance De Smyrne, Kanada.

Gökmen, Hikmet, 1996, “Fahri Nişli”, Ege Mimarlık, sayı:20, ss.18-23.

Kolektif, 2013, 18. ve 19. Yüzyıllarda İzmir: Batılı Bir Bakış, (ed.) Jean Luc Maeso, Marie-Valerie Lesvigne, Arkas Holding, İzmir.

Texier, Charles, 2002, Küçük Asya, Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, (çev.) Ali Suat, Enformasyon ve Dökümantasyon Hizmetleri Vakfı, Ankara.

Tournefort, M.            Pitton, 1718, A Voyage Into The Levant, Londra.

Yeğin, Uğur, 2009, Evvel Zaman İçinde İzmir, İzmir Ticaret Odası Yayınları, İzmir.

URL1. levantineheritage.com/alsancak.htm [Erişim: 09.11.2014]

NOTLAR

1. Beyru, 2011.

2. Beyru, 2011.

3. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tarih: 16.CA.1248 (11 Ekim 1832), Dosya No: 512, Gömlek No: 25857, Fon Kodu: C. EV.

4. Texier, 2002.

5. Beyru, 2011.

6. Bu bilgiden haberdar olmamı sağlayan Doç. Dr. Deniz Güner’e teşekkür ederim.

7. Gökmen, 1996.

Bu icerik 2393 defa görüntülenmiştir.