MİMARLIK
384
TEMMUZ-AĞUSTOS 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Mimarinin ‘Sessiz’ Hali: İTÜ Merkezi Derslik Binası

İdil Erkol, Öğr. Gör., İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Gittikçe yükselen ve yoğunlaşan kentsel dokunun içerisindeki İTÜ’nün Ayazağa Kampusu’nda kendi ölçeğiyle varolan Merkezi Derslik Binası, 2014 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödülü”ne değer görüldü. Hasan Şener ve Ahsen Özsoy tarafından projelendirilen yapının mekânsal kurgusunu inceleyen yazar, yapının sadece dersler için değil ders dışında da bir toplanma alanı olarak kullanılmasının kampusun ihtiyacı olan sosyal donatıyı tamamladığını ve bir çekim alanı oluşturduğunu söylüyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Ayazağa Kampusu içinde yer alan İTÜ Merkezi Derslik Binası 2014 yılında düzenlenen XIV. Ulusal Mimarlık Ödülleri kapsamında Yapı Dalı Başarı Ödülü’ne layık görüldü. (Resim 1) Bu metinle, yapının tasarımına yön veren ilkelerin, bu ilkelerle ortaya konan mekânsal kurgunun, yapının mimari ifadesinin ve bileşenlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İncelemeye başlarken yol gösterecek temel öğe, tasarımcıların kendi yapılarına dair söylediklerine bakmak, tasarımda niyet edilen ile ortaya çıkanı birbirleriyle karşılaştırmak olacaktı. Ancak yapının mimarları ortaya koydukları yapıya dair metni kaleme alırken de, tıpkı tasarımlarındaki yaklaşımları gibi mütevazı bir tavır takınarak, mimari projenin vadettikleri ve yapının sundukları üzerine nesnel bir betimleme metninin dışına çıkmamışlar. Oysa yapı, kampusa katkısı, yerle ilişkisi, yalın mimari ifadesiyle alçakgönüllülükten gelen bir iddiaya sahip. Yapının mekânsal kurgusu ise yapının içermesi beklenen ihtiyaç programını karşılamanın çok ötesinde, kampus için bir etki alanı oluşturmakta. Bu değerlendirme metni, bu güçlü ama ‘sessiz’ yapıyı deneyimleyerek, kullanıcılarını gözlemleyerek oluşturulmaya çalışıldı. Yapıya dair mimari bir çözümleme yapılırken, yapının önce yerle ve kullanıcılarıyla nasıl bir ilişki kurduğu incelendi.

İstanbul’un önemli finans ve ticaret merkezi akslarından biri olan Levent-Maslak hattının yoğun imar hareketinin yanı başındaki İTÜ Ayazağa Kampusu, tüm bu spekülatif hareketin yamacında, kendi sınırları içerisinde, çevredeki ofis yapılarıyla kıyaslanamayacak kadar küçük ölçekteki yapılı çevresiyle kendine özgü bir dünya kuruyor. (Resim 2) İTÜ Ayazağa Kampusu etrafındaki yapılı çevreden, Merkezi Derslik Binası ise kampus içindeki diğer yapılardan ayrışıyor. Kampusun çeşitli işlevlere sahip çok sayıda yapısının arasında Derslik Binası merkezî bir köşeyi tutmakta. Yapının inşa edilmesinin temel bir sebebi var: Üniversitenin yüksek kapasiteli amfi ihtiyacını karşılamak. Prof. Dr. Hasan Şener ve Prof. Dr. Ahsen Özsoy tarafından tasarlanıp, 2011 yılında inşa edilen bina, bugün üniversitenin derslik ihtiyacını karşılamanın ötesinde, hem konumu hem de sahip olduğu mekânsal zenginlik nedeniyle kampus içinde çok önemli bir rol üstleniyor. Araç ve yaya sirkülasyon akslarının kesişim noktasında olmasının da etkisiyle kampusun en işlek, en yoğun yapılarından biri. Fakültelerin amfi derslerinin yükünü almasının yanı sıra yapının zemin katı öğrencilerin gece gündüz vakit geçirdikleri bir toplanma ve çalışma ortamı sunuyor.

TEMEL YERLEŞİM STRATEJİSİ

Çevresindeki diğer kampus yapıları arasında Merkezi Derslik Binası’nın farkı, yerle ve kullanıcısıyla kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor. Yapı bulunduğu alanın sahip olduğu potansiyeli en iyi şekilde değerlendiriyor. Hatta biraz ileri giderek mevcutta olmayan bir potansiyeli yoktan var ettiğini söyleyebiliriz. Oluşturulan mekânsal kurgunun temel yerleşim stratejisi, yapıyı yer alacağı arazinin tam ortasına yerleştirmek yerine, yapının kütlesini geri çekerek önünde büyük bir yeşil alan yaratmak. (Resim 3) Bu yeşil alan, kampusun giriş kapısına çıkan ana akslardan birinin hemen yanı başında yer alıyor. Bu yerleşim stratejisiyle, hem vaziyet planındaki temel taşıt ve yaya aksına bağlanılmış, hem de kampus içinde yeni bir tanımlı “boşluk” elde edilmiş. Yapıya bu ana aksa bakan dar cephesinden giriliyor. Yapının güney cephesi boyunca devam eden teras ise doğrudan yeşil alan ile ilişkili. Böylelikle yapı ve önündeki boşluk tüm kampus öğrencilerinin kullandığı bir buluşma yerine dönüşmüş. Bu kurgunun kampus için kritik bir önemi var, o da sunduğu ortak alan. İTÜ Ayazağa Kampusu büyük yüzölçümlü arazisine ve kalabalık nüfusuna rağmen, niceliği az, niteliği yetersiz ortak alanlara sahip. Kampusun bu eksikliği son dönemde yapılan projelerle giderilmeye çalışılıyor. Kampus içindeki yapıların arasındaki kopukluk, ortak alanların eksikliği ve birbirinden uzaklığı, yerleşim planının yönlendirici olmayışı kampusun temel sorunları olarak sayılabilir. Tüm alanı kapsayan güçlü bir mekânsal kurgunun olmayışı kampusta yerini alacak yeni tasarımlar için göz önünde bulundurulması gereken önemli bir problem. Böyle bir alana yerleştirilecek yapının tasarım kriterleri neler olabilir? Kampusa birbirleriyle büyük ölçüde ilişki kurmadan yerleştirilmiş yapılar, Merkezi Derslik Binası için bir referans oluşturmuş olabilir mi? Binanın tasarımında, sözü edilen bu zayıf bağlam ilişkileri nedeniyle var olanla ilişki kurma, ondan referans alma yerine; olmayanın, eksik olanının belirlenmesi ve eksikliğin giderilmesi motivasyonu olduğu söylenebilir. Böylece işlevsel bir plan şeması oluşturmanın yanı sıra, kampusta tanımlı bir kamusal alan da yaratılmış. Binanın tanımladığı kamusal alan yapının en iddialı ve güçlü taraflarından biri. Bir üniversite kampusu ve kampus yaşamı için kamusal alanın ne kadar kritik bir rolü olduğu, üniversitedeki sosyal yaşamı destekleyen karşılaşma mekânları oluşturduğu düşünülecek olursa, yapının önemi daha net anlaşılacaktır. Ayazağa Kampusu’nun çoğunlukla tanımsız kalan ortak alanları gözönüne alındığında, Derslik Binası için çok yerinde bir tasarım kriteri belirlendiğinin ve bunun hem tasarımda hem de uygulama aşamasında başarıyla yerine getirildiğinin altını çizmek gerekir. Yapı, başlangıçta her ne kadar amfi ve derslik ihtiyacını karşılama amacıyla inşa edilmiş olsa da sunduğu mekânsal kalite ve ortak alanlar ile kampusun başka bir temel ihtiyacına daha cevap vermiş durumda. Bu isabetli tasarım yaklaşımı sayesinde yapının kampustaki öğrenciler tarafından sahiplenildiğine de şüphe yok. Yapıda geçirdiğim kısıtlı süre zarfında yapının esas kullanıcıları olan öğrencilerle yaptığım söyleşiler de bu izlenimimin yerinde olduğunu gösterdi.

MEKÂNSAL KURGU

Yapının mekân kurgusunda zemin katın önemli bir rolü var. Zemin katta öğrencilerin birlikte vakit geçirip sosyalleşebileceği alan üç ardışık bölümden oluşuyor. İlki yapının zemin katının büyük bölümünü kaplayan, kafeterya ve benzeri servis birimlerini de içeren kapalı bölüm. Bu bölüm aynı zamanda öğrencilerin vakitlerinin büyük bölümünü geçirdikleri, birlikte çalıştıkları bir çeşit etüt salonu görevini de üstleniyor ve bölüntüsüz tek bir hacimden meydana geliyor. (Resim 4) İkinci bölüm üstü kapalı teras kısmı. Teras kısmı yapının güney cephesi boyunca kesintisiz olarak devam ediyor ve önündeki yeşil alan ile yapının kapalı kısmı arasında bir eşik görevi görüyor. Zemin katın üçüncü bölümü ise yapının bir uzantısı olarak değerlendirilmesi gereken ve tanımlı bir boşluk tarif eden, büyük yeşil alan. Birinci bölüm ikinci bölümden cam yüzeylerle ayrılıyor. Cam yüzeylerin getirdiği şeffaflık kapalı bölüm ile teras ve yeşil alan arasında görsel bir bağ kurulmasını, mekânsal sınırların kalkmasını ve böylece iç dış bütünlüğü kurulmasını sağlıyor. Bu akışkan mekân kurgusu güney cephede üst kat döşemelerinin geri çekilmesi ve galeri boşlukları oluşturulması ile birlikte zemin katın yüksek hacimli bir mekâna dönüşmesini mümkün kılıyor. Ağırlığın zemin katta olduğu mekânsal kurgu, yapının temel yerleşim stratejisiyle de tutarlılık gösteriyor. Böylece yapının oluşturduğu kamusal alan ile zemin katı arasında güçlü bir ilişki kuruluyor. Burada bir parantez açıp güney cephede güçlü bir şekilde kurulan mekânsal ilişkiler ağının kuzey cepheye yansımadığının altını çizmek gerekir. Başarılı cephe düzeninde geri planda kalan iki cephe yüzeyi var. Yapı kütlesini geri çekerek büyük yeşil alan oluştururken geri planda kalan iki cephe yüzeyi istinat duvarlarına bakıyor. Yapının en zayıf noktasının veya başka bir deyişle yumuşak karnının, bu nispeten az ışık alan ve yakın bir mesafeden istinat duvarlarına bakan bu alanlar olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

Yapının tasarım şeması programda ihtiyaç duyulan farklı birimleri işlevlerin benzerliklerine göre biraraya getirme ve farklı işlevleri birbirinden ayrıştırma amacına yönelik olarak oluşturulmuş. (Resim 5) Plan kurgusunda amfiler ile seminer odaları ve ofisler net bir sirkülasyon ve servis bölgesiyle birbirinden ayrılıyor. Toplam on iki amfi yaklaşık 1.700 öğrenciye evsahipliği yapıyor. Birinci ve ikinci katlara iki kat yüksekliğe sahip amfiler yerleştirilirken, asma katlarda ofis, seminer ve öğretim üyesi odaları yer alıyor. (Resim 6) Planlamadaki bu işlevsel ayrışmayla, aynı zamanda yapının daha hareketli olan ve nispeten daha sakin olan alanları da belirlenmiş oluyor. Yapının plan şemasını oluştururken tasarımcıların üzerinde durdukları işlevsel bölgelere ayırma, yapının kesitinde de kendini net bir şekilde gösteriyor. Zemin kat, sahip olduğu yoğun işlevsel program nedeniyle her zaman hareketli ve kalabalıkken, üst katlara çıkıldığında yapı (ders başlangıçları ve bitişleri hariç) bir anda sessizliğe bürünüyor. Bu işlevsel ayrışma kararı yapıya düşeyde ve yatayda ikili bir durum getiriyor. Hareketin ve dinginliğin yarattığı ikilik.

CEPHE DÜZENİ VE BİÇİM DİLİ

Benzer bir ‘ikili’ durum cephelerde de kendini gösteriyor. Taban alanı yaklaşık 2.500 metrekare olan tekil yapı kütlesi (mono block) zemin kattaki cam cephe düzeni sayesinde çevresiyle şeffaflık üzerinden ilişki kurarken, üzerindeki dört kat hareketli çift cidar cephe sistemiyle bir nevi perdeleniyor. (Resim 7) Saydam ve yarı saydam olanın oluşturduğu bu ikili cephe düzeni yapının kimliğini oluştururken, aynı zamanda içinde olan bitene dair merak uyandırıyor. Güneyde ve kısmen doğu ve batı cephelerinde yer alan hareketli metal perfore levhalar farklı cephe düzenleri oluşmasına imkân tanıyor. İç mekânların kullanımına ve güneş ışığının geliş durumuna göre değişkenlik gösteren bir cephe kurgusu oluşturuluyor. Böylece iç mekândaki esneklik, akışkanlık ve hareketlilik bir biçimde cepheye de taşınmış oluyor. Yapının güney cephesinde perdelenerek içeri alınan doğal ışık, başta kuzey cephesinde olmak üzere yapının diğer cephelerindeki şeffaf yüzeyler ve bu yüzeylere komşu derin galeri boşluklarıyla doğrudan iç mekânlara ulaşıyor. Amfiler, derslikler ve bunları birbirine bağlayan koridorlar ve köprüler belirli bir ritimde devam eden yarıklar sayesinde doğal ışıkla aydınlanıyor. Farklı yönlere bakan bu yarıklar kampusa ve kampusa komşu yüksek ofis yapılarına bakan perspektifler sunuyor. (Resim 8) Yapıyı bir tül gibi saran cephe sistemi gündüz iç mekânlara gün ışığını alırken, gece olunca iç mekândaki yapay ışığı dışarı sızdırarak yapının davetkârlığını daha da artırıyor. (Resim 9) Çift cidar cephe sistemi değişken cephe düzenine imkân tanırken, şeffaflığı sayesinde akşamları yapıya başka bir mimari ifade kazandırıyor. Yapı, çevresine ışık saçan ve kendine çeken bir mimariye sahip oluyor. Hele ki kampustaki çoğu yapının akşam saatlerinde karanlığa ve sessizliğe büründüğü düşünülecek olursa, cepheyi geçirgen kılma kararının ne kadar isabetli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Yapının, çift cidar cephe düzeni ve cephedeki beyaz rengiyle çevre yapılardan ayrışıyor olmasının rahatlıkla fark edildiğinin altını çizmek gerekir. Cephe düzenindeki net ve kararlı tavır, prizmatik kütle ve yalın mimari biçim diliyle yapının karakterini belirliyor. Kampus yapılarının büyük bölümü prizmatik kütlelerin yan yana gelmesinde oluşmakta. Ancak tek bir dikdörtgen prizma içinde tüm programı kurgulamak diğer yapıların biçim dili ile kıyaslanamayacak kadar güçlü bir mimari ifade oluşturuyor.

STRÜKTÜR VE MALZEME

Tasarımın bir diğer önemli bileşeni ise strüktür. Yapım hızı, mekânsal esneklik, deprem güvenliği ve geniş açıklıkların geçilmesi gibi başlıca avantajları nedeniyle yapının inşası için çelik yapı sistemi tercih edilmiş. Cephelerde strüktürün görünürlüğü az iken, ağırlıklı olarak kullanılan çift cidar metal paneller baskın bir dil kuruyor. (Resim 10) Ancak iç mekânda strüktür, mekânın kimliğinin oluşmasında önemli bir rol üstleniyor. Zemin katın büyük tekil hacmi boyunca sıralanmış çelik kolonlar, galeri boşlukları ve boşlukları çerçeveleyen çelik kirişler, üst kat döşemeleri, cephede ve çatıda bırakılan şeffaf yarıklar, planda bir kattan diğerine kayarak devam eden geniş merdivenler çelik strüktürü görünür kılıyor. Strüktüre birkaç farklı malzeme eşlik ediyor: Brüt beton duvar yüzeyleri, çelik korkuluklar, ahşap yüzey kaplamaları, cam ve metal cephe elemanları. Yapıda kullanılan malzemeleri ve havalandırma kanalları gibi yapısal elemanları iç mekânda ayrı ayrı okuyabildiğimiz brütal bir tavırdan söz edebiliyoruz. Dış cephedeki tek renk ve az malzeme ilkesi, iç mekânda yerini bir nebze çeşitliliğe bırakıyor. (Resim 11) Yapının mekânsal kurgusunda ve diğer bileşenlerinde gördüğümüz ikili durum iç-dış mekân ve malzeme ilişkisinde de kendini gösteriyor. Karşıtlıkların oluşturduğu bu ikili durumun sürekliliği tasarımda tutarlı bir tavır ortaya koyuyor.

Merkezi Derslik Binası’nın kampustaki diğer yapılar arasında nasıl bir yere sahip olduğunu metnin başında da vurgulamıştım. Baştaki vurgu çevresiyle kurduğu ilişkide idi. Altının çizilmesi gereken bir diğer özelliği ise yapının mimari tavrının güçlü olması. Yapının mekânsal kurgusu, tektonik ifadesi ve cephe dili ile güçlü bir mimari dil oluşturuluyor. Merkezi Derslik Binası, ölçeği ile kampustaki diğer yapılarla benzerlik gösterirken sakin ama dikkat çeken mimari duruşuyla ayrışıyor, farklılığını hissettiriyor. Tasarım gücünü ağırbaşlı bir duruşa ve yalın bir dile sahip olmasından alıyor. Yapının temsili sözü ise geri planda kalıyor.(1) Son derece yalın ve mütevazı bir duruşa sahip yapı, bu alçak gönüllü tutumla kampustaki diğer yapılar arasında öne çıkıyor. Yerleşim kararı ve mekânsal kurgusunda verilen isabetli saptamalarla kampusun ihtiyaçlarına cevap veren ve öğrencilerin sahip çıktıkları bir yapı oluyor. Kampusa inşa edilmesi planlanan yeni yapıların, Merkezi Derslik Binası’yla benzer hassasiyetlerle kurgulanmasının, kampusun çehresini olumlu yönde değiştireceği ise bir gerçek.

NOTLAR

1. Bu saptama ilk olarak N. Müge Cengizkan tarafından Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi 3: Eğitim Yapıları (2014) kitabında yer almıştır.

Bu icerik 1846 defa görüntülenmiştir.