MİMARLIK
384
TEMMUZ-AĞUSTOS 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MESLEK ETİĞİ

Estetik Duyarlılık, Etik Sorumluluk

Semra Aydınlı, Prof. Dr., İTÜ, Mimarlık Bölümü

Estetik ve etik gibi maddi olmayan değerler, farkındalık yaratma konusunda yönlendirici bir unsur olan mimarlık eğitimiyle ve sonrasında gelen kodlarla şekilleniyor. Ancak günümüz kentlerinin karmaşıklık ve çelişki içerdiğini belirten yazar, kentsel çevrede karşımıza çıkan ögelerin estetik duyarlılık ve etik sorumluluk algılarımızı giderek körelttiğini söylüyor.

Yüzeyselliğin, görüntü takıntısının hâkim olduğu günümüz mimarlık ortamında etik-estetik konular giderek önem kazanıyor. Bu ortamda etik-estetik ilişki, birbirini var eden, görünür kılan bir duyarlılık-sorumluluk eşgüdümü sağlandığında gerçekleşiyor. Estetik duyarlılık-etik sorumluluk eşgüdümünden yoksun mimarlar, kent plancıları, kentsel tasarımcılar bugün kentlerimizi biçimlendiriyor. Maddi kültürün bir pazarlama stratejisi olarak mimari çevrenin görsel çekiciliğini estetik hale getirme motivasyonu, sözkonusu duyarlılık ve sorumluluk meselelerini ciddi bir boyuta taşıyor ve maddi değer yargıları, etik sorumluluk, estetik duyarlılık, vicdan, onur gibi maddi olmayan değerlerin önüne geçiyor. Bu durum, mimarlık eğitimi veren kurumların sözle ifade edilemeyen, elle tutulamayan ve gözle görülmeyen, kısaca maddi olmayan değerlerin kazanılmasına yönelik yeterli bir müfredat programı olmadığını doğruluyor. Farkındalık düzeyi gelişmiş toplumlarda mimarlık eğitimi, maddi olan ve maddi olmayan değerler dengesi üzerinden yeniden yapılandırılıyor. Öncelikle çevresel ve toplumsal farkındalık kazandırmaya yönelik bir eğitim stratejisi izleniyor.

Gerek estetik gerekse etik konular, öğretilebilir bir bilgi aktarımıyla değil; öğrencinin kendi iradesiyle kazandığı bilgi, beceri ve yetilerle, davranış bütünlüğü sergiler. Farklı görme biçimleri ve düşünme yollarıyla kazanılan bilgi, beceri ve yetiler, eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve estetik duyarlılık gelişimi için bir tohum işlevi görür. Mimarlık eğitimi süresince atılan bu ve benzeri tohumları büyümeye, serpilmeye açık tutan, besleyen bir ortam yaratıldığında estetik duyarlılık etik sorumluluk ile birarada kendiliğinden gelişir. Filizlenen bu tohumlar, mezunun kazandığı formasyon ile yaşam boyu öğrenmeye kapı aralar. Alberto Perez-Gomez “Ethics and Poetics in Architectural Education” adlı makalesinde insanı merkeze alan hümanist değerlerin (düşünsel ve etik değerlerin) nasıl geliştirileceği konusunda ilginç önerilerde bulunur.(1) Perez’e göre, mimarın mevcut çevreyi ya da tüm sanatsal gerçeklik olgularını eleştirel düşünmeye tabi kılması, sezgi ve mantık süzgecinden geçirmesi zaman isteyen bir eğitimdir. Ayrıca sahip olduğu bilgi ve becerilerle yaşadıkları arasında bağlantı kurabilen, kısaca eleştirel ve ilişkisel düşünebilen bir zihin yapısına sahip olmak gerektiğini vurgular. Özellikle etik değerlere ilişkin farkındalık eğitiminin gündelik hayatın içindeki olgulardan bağımsız gerçekleşemeyeceğine de işaret eder.

Oysaki bizim eğitim sistemimizde beğeni düzeyinde biçimle sınırlandırılan estetik bilgi aktarımı, hangisinin güzel veya çirkin ya da doğru veya yanlış olduğuna odaklanmış durumda. Diğer taraftan etik meseleler de yasa hükmü haline gelen mesleki davranış ve ilkeler hakkında bilgi aktarımı ile sağlanan meslek pratiği dersleri ile sınırlı kalmış. Ioanna Kuçuradi etik değerlerle yaşayabilmek, mesleğimizi etik değerleri koruyarak yapabilmek için, normlardan ziyade etik değerlerin felsefi bilgisine dayanan düşünsel bir eğitime gereksinim olduğunu vurgular.(2) Sonra devam eder: “Çünkü böyle bir eğitim, yüz yüze geldiğimiz durumlarda, insan onurunun nerede tehlikeli olduğunu gören bir göz kazanmamıza yardımcı olabiliyor.” Şahin de benzer bir yaklaşımla meslek etiği konusundaki görüşlerini şu şekilde dile getirir: “Etik, mesleki davranış ilkeleri ve yasalardan çok daha geniş kapsamlı olan ilkeler bütünüdür; açık uçlu ve felsefi olarak mantık ve metodoloji gibi ahlak alanının ötesine geçen konuları da kapsayan bir alandır.”(3)

Bu açıdan bakıldığında etik sorumluluk ile estetik duyarlılık, bireyin eğitimi sırasında kazanılan önceden benimsenmiş, yaşanarak serpilmiş bir değerler sistemini olgularla ilişki kurarak iç içe geçiren karmaşık bir bütündür. Bu karmaşık bütünü ancak içgüdülerle harekete geçen mantıksal ve sezgisel sorgulama dolayımında anlamak ve yorumlamak mümkün. Gadamer’e göre, insanlar olarak şeylerin kendi doğal düzeninden o denli uzaklaştık ki, artık doğal bir ethos’u da izlemez olduk. “Yunancada ethos sözcüğü ile doğanın hem insanlara hem de hayvanlara bahşettiği yaşam tarzı anlatılır. Alışkanlık, içgüdüsel yönelimler, hayvanlar arasında o denli güçlüdür ki, onların tüm davranışlarını belirler. İnsan olarak bizleri yönlendirecek içgüdülerimiz akıl ile bastırılmış durumda. Ancak içgüdüsel yönelimleri akıl ile dengelemeye başladığımızda seçme özgürlüğü dediğimiz bir şeye sahip oluruz; kendi seçtiğimiz yönde davranmanın önkoşulu soru sorma ve olasılıkları görebilme yeteneğidir.” (4)

Olasılıkları görebilme yetisi, içgüdüsel yönelimleri tetikleyen hayal gücü körelmiş bireylerde gelişemez. İçgüdülerin yönlendirici ve hayal gücünün yaratıcı düşünce üretme potansiyelini keşfeden birey, kendi hatalarını tartar ve yanılsamalarla yüzleşir. Bu keşif yolculuğu, ilişkisel düşünmeye zemin oluşturan bir tür “deneyim”dir, etik sorumluluk ve estetik duyarlılık arasındaki ilişkinin açılımını yapan zaman-mekân yolculuğudur. Afşar Timuçin de estetik duyarlılık ve etik sorumluluk sahibi bir birey olabilmesi için mimarın eğitiminde estetik deneyimini çoğaltan, bir tür bütüncül bir sinematografik ritim oluşturma olanağını sağlayan, kendine özgü dili ve mantığı olan bir kurguyu alımlama ve tasarlama becerisi kazandırmanın önceliğine dikkat çeker.(5)

Diğer taraftan doğa bilimlerindeki gelişmeler, değişim ve dönüşüm olgusu, disiplinler arasındaki sınırları muğlâk hale getiriyor, dengeler ve öncelikler sürekli değişiyor. Dolayısıyla estetik, etik ve mantık arasındaki sınırları ortadan kaldıran bir yaklaşımla, güzel, iyi ve doğru değerler arasındaki ilişkileri olgu-değer bütünlüğü bağlamında yeniden düşünmemiz gerekiyor.(6) Karmaşıklık ve çelişki içeren günümüz kentlerini, tek bir disiplin bilgisine indirgenmiş bakış açısı ve bilgi birikimiyle anlamak ve yeniden tasarlamak mümkün değil. Disiplinlerarası bilgi akışını yönlendiren holistik yaklaşım, bütünü oluşturan değer-olgu karşıtlığını birbiriyle ilişkisi bağlamında anlama ve yorumlama olanağı sağlar. Bu makale, estetik ve etik tabular dışına çıkma yollarının tartışıldığı ucu açık bir yorum denemesidir. Özgür düşünme ve katılımcı davranışlar ile oluşan farkındalık, bireysel gelişimi tetikler; etik-estetik ilişki bireysel gelişim dinamikleriyle yaratıcı ve dönüştürücü bir süreç olarak her defasında yeniden tanımlanır. (Resim 1)

OLGU-DEĞER BÜTÜNLÜĞÜ BAĞLAMINDA ETİK-ESTETİK

Rasyonel düşüncenin etik ve estetik değerleri birbirinden ayrı tutan indirgemeci yaklaşımı, güzel olanı etik bir değer olan iyiden ve mantıksal bir değer olan doğruluktan kesin sınırlarla ayırmıştır. Bu bağlamda Necla Arat, estetik alanın, onu etik ve mantıktan ayıran yüksek surlarla çevrili bağımsız bir bilgi ülkesi olduğuna dair yaygın olan yaklaşımı eleştirir.(7) Oysaki bugün olgu-değer bütünlüğüne gönderme yapan bilgi alışverişine, geçişlere olanak sağlayan ilişki biçimleri, günümüz mimarlığında estetik ve etik değerleri, nesnel olan olgu ile öznel olan değer bütünü olarak ele almamızı sağlar. Kentsel çevrenin biçimlenmesinde rol oynayan mimarın etik-estetik değerleri, disiplinler arasında bilgi akışıyla ortaya çıkan değer-olgu bütünlüğü kurulamadığı sürece taklit düzeyinde kalır. Duyarlılık alanı yeterince gelişmemiş bireyler, kötü taklit (kitsch) binaların, heykellerin göz boyayan imajlarını, görsel çekicilik yaratma adına yapılmış estetik değerler olarak algılar. Çoğu kez “kitsch” kavramı mimarın ticari çekicilik yaratma adına bilinçli olarak tasarladığı mimari çevrelere gönderme yapar; “...mış gibi” tasarımlar toplumu yanılttığı, kandırdığı için vicdan ve etik sorumluluktan yoksun bir davranış biçimine neden olur. (Resim 2)

Mimarın estetik beğeni düzeyi etik sorumluluktan yoksun olduğunda, ya da tersi, etik sorumluluk estetik duyarlılıkla beslenmediği sürece mimari çevrenin kitsch oluşumlara açık olması kaçınılmaz. Tartışmalı bir kavram olarak kitsch tersten okunduğunda toplumun talep ettiği kültürel değerlerle ortaya çıkan bir gerçekliktir. Ancak mimar, aynı zamanda topluma estetik duyarlılık kazandırma misyonu ile farkındalık yaratan, bireylerin düşünme ve hayal etme yetilerini tetikleyen mimari çevreler yaratmalıdır. Bu da mimarın sahip olduğu estetik duyarlılık ve etik sorumluluk formasyonu ile yaratılan çevrelerde kurulan mimarlık-toplum ilişkisi ile gerçekleşir. Mimarlık-toplum ilişkisini çevresel kaygıların dışına iten olgu da etik-estetik ilgi sorununun kendine özgü kavram dizgesine ulaşamamış olmasından kaynaklanır. Mimarlık disiplini dışına çıkıp ilgili tüm disiplinlerle ilişkiler yeniden düşünüldüğünde, olgu olarak estetik ile değer olarak etik arasındaki çift yönlü geçişler, farklı okumalara olanak sağlar. Olgu tarafından belirlenen estetik ile etik değeri besleyen olgu yer değiştirir; eklenerek çoğalan anlam katmanlarını çokluk ortamına taşır. Ve tüm çevresel gerçekliğin bilgi alanlarını, davranış arketiplerini kapsayan olgu-değer bütünlüğü, kaygan bir zeminde ilişkisel oluş / akış ile her defasında yeniden anlamlandırılır.

Çağdaş estetik paradigma, aslında bütüncül birdeneyim sorgulamasıdır. Etik sorumluluğun estetik duyarlılıkla oluşturduğu ilişkileri ve olgu-değer akışını, karşılıklı bağımlılık kavramları olan aidiyetik önermelerle tartışmaya açar. Estetik duyarlılık ile etik sorumluluk, sürekli yer değiştiren karşılıklı bağımlılık kavramları yoluyla yankılanma olayını oluş paradigmasına dönüştürür. Farkındalık ile oluşan duyarlılık, sorumluluğu doğurur; sorumluluk bilinciyle birey sezgilerini ve hayal gücünü harekete geçirerek duyarlılık alanını daha da genişletir; döngüsel bir çevrim içinde her iki davranış biçimi birbirini besleyerek evrilir. Çağdaş estetik paradigmanın karşılıklı bağımlılık kavramları bu döngüsel çevrim ile yeniden üretilir ve değer-olgu döngüsü ile ortaya çıkan estetik deneyim, izleyenin ruhuna bir reçete değil; ışık saçan bir imge, belli bir ritim bıraktığında gerçekleşir. Guattari ise “yeni estetik paradigma”yı, farklı bilgi alanlarından beslenen, disiplinler ötesi bir yaklaşımla öznellik üretimini de içeren esnek bir düzenek olarak tanımlar.(8) Bireyin dünyayla ilişkisini sürekli olarak kendini zenginleştiren bir öznellik üretimi olarak gören Guattari, algısal büyülenme, fantazmalar dünyası yerine, sanatsal bir praxis den sözeder. Ona göre, sanatsal praxis’in kökeni, öznelliğin üretimidir; diğer bir deyişle, bireyin dış dünya ile ilişki kurarken sürekli olarak kendini zihinsel olarak zenginleştirme çabasının bir tür öznellik üretimi olduğu söyler.

Toplumsal sorumluluk projeleri yoluyla karşılıklı etkileşim alanı yaratan sanatçı ve mimar, estetik duyarlılık-etik sorumluluk, farkındalık oluşturma misyonunu tüm toplum katmanlarına yayar. Toplum-mimarlık ilişkisi bağlamında toplumsal ahlak normları ile etik arasındaki fark, toplumun tüm katmanlarında diğer insanlarla ilişkinin simetrisi olan ahlak normlarıdır. Etik ise tersine bireyin kendi tutarlılığıyla, kendi iradesine bağlılığıyla, vicdanıyla ilgilidir. Yaptığı şeye karşı mesafeli durmasına neden olur. Etik(9), bu açıdan bakıldığında bir insanın varlık nedeni, temel kabullerinin çizdiği bir ufuk olarak tanımlanabilir. Karşılıklı diyalog oyununa dönüşen bu ufuk, sahip olduğumuz değerlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan etik sorumluluğu, olgu-değer bütünü bağlamında estetik duyarlılığa bağımlı kılar. Etik sorumluluk ve estetik duyarlılık arasında yaratıcı bir gerilim yaşandığı zaman gerçekliği yeniden kurmak mümkün olabilir. Yaratıcı düşünce için bireysel özgürlük alanına ihtiyaç vardır. Özgür düşünce bireyde dış denetim ile iç denetim kaymalarının duyarlılık ve sorumluluk alanlarını üretken kılar. Bu açıdan bakıldığında etik, kişinin değişime paralel toplumsal değer yargıları edinerek içinde bulunduğu çevreye uyum sağlamasını sağlar. Dış koşullar ve iç denetim dengeli birliktelik oluşturduğu sürece, mimarlık yeni deneyimlerin, yeni yaşam olasılıklarının mümkün göründüğü birtoplumsal aralık olarak ortaya çıkar. Ayrıştırma yerine bütünleştirme, ilişkili kılma tarzları çok farklı olabilir. Ancak bütünü oluşturan tüm dinamikleri eleştirel bir bakış açısıyla koşullar, koşullandırmalar bağlamında yeniden düşünmek gerekir.

ESTETİK DUYARLILIK-ETİK SORUMLULUK İÇİN ELEŞTİREL DÜŞÜNEBİLMEK

Bireyin çevresel ve toplumsal farkındalık kazanımı, eleştirel düşünme becerisinin gelişim çizgisiyle paralellik gösterir. Yaratıcı düşünmeyi tetikleyen eleştirel düşünme, mevcut değerler sistemini olgular dünyasından geçiren ve modern düşüncenin ikili dünya tasavvurunu aşan bir zihin yapısının, bütüncül bir yaklaşım biçiminin uzantısıdır. Mantıksal sorular ile sezgisel anlamayı bütünleştiren eleştirel düşünme, estetik duyarlılık ile etik sorumluluk ilişkisinin aidiyetik önermeler içeren bir bütün olarak algılanmasını sağlar. Duyarlılık ve sorumluluk birbirlerini referans alan karşılıklı bağımlılık kavramlarıyla (aidiyetik önermelerle) sonsuza dek evrilen sarmal bir döngüde eklenerek çoğalır. Bu döngüyü harekete geçiren eleştirel düşünme, farklı düşünebilme yollarını keşfetme, yaratıcı düşünmeyi yeni bağlantılar bulma oyununa dönüştürür. Algı ve anlam ufkunu genişleten bu devimim, aslında bir oluş / ürün-süreç ilişkisi olarak bilinir. Estetik duyarlılık ve etik sorumluluk her şeyden önce mimarın hayal gücü, sezgileriyle sürekli beslenen bir anlam dünyası ile var olur. Duyarlılık ve sorumluluk birbirini yok etmeden aralarındaki farkı tanıyarak çokluk uzamı yaratır, sarmal bir döngüde eklenerek çoğalırken yeni anlam dünyalarının kapılarını açar. Bu davranış eşgüdümü, mimarlığın büyük resmini görebilme ve farklı düşünme yollarını keşfetme olanağı sağlar. (Resim 3)

Estetik duyarlılık-etik sorumluluk eşgüdümü için mimar, bir taraftan toplum yaşamının bütün katmanlarıyla örülen algı dünyasını anlamlandırmaya çalışırken, diğer taraftan görsel, işitsel, yazınsal tüm sanatsal üretim ile dirsek temasında olmalıdır. Görüntü, imaj üretme takıntısı olan bu çağda, özgün olanın tasarımı için mimarın sahip olması gereken bu formasyon giderek önemli hale geliyor. Çok yönlü düşünebilen, eleştirel düşünme yetisi gelişmiş bir mimar, ilgili tüm disiplinlerin kavramlarıyla ilişkisel düşünebilme becerisini de kazanmış olur. Bugün dünyada mimarlık okullarının müfredat programları bu ve benzeri bilgi ve becerilerin kazandırılmasına yönelik öğrenme stratejileri ve taktikler geliştirerek yeniden yapılandırılıyor. Eleştirel düşünebilme, anlamlandırma, yorumlama, kendini keşfetme gibi zihinsel ve sezgisel becerileri gelişmiş mimar, maddi kültürün dayattığı estetize edilmiş, kolay tüketilen mimarlık üretimi yerine, etik-estetik kaygılarla kamu yararına mesleğini yapıyor. (Resim 4)

Eleştirel düşünebilen mimar, zaman-mekân dolayımında karşıtıyla oluşturulan bir asimetrik iletişim sürecini, çokluk ortamında anlamlandırır. Karşıtıyla kurulan iletişim, mimarlığın kendini yenileme, sorgulama ve yeniden düşünme kanallarını sonsuz kılar, böylece her karşılaşma anında kendini esnek ve metaforik düşünceye açar. Etik-estetik bütünlük, hangisinin kendi, hangisinin diğeri olduğunu muğlâk kılan bir asimetrik ilişkiyle ortaya çıkar. Olgu-değer ilişkisi de bir anlamda öznellik-nesnellik zemini üstüne yükselen asimetrik açık bir sistemdir. Eleştirel düşünce, bu bağlamda zıtlıklar arasında karşılıklı iletişim kurmayı, diyalogun yarattığı yarıktan (her iki tarafa eşit mesafeden) bakmayı, arzuları, izlenimleri, kısaca deneyimde gömülü olan sezgisel kavramları açığa çıkarmayı öngörür. Bugün asimetrik ilişkiler üzerinden düşünen ve yarattığı mekânsal deneyimde gömülü olan arzuları ve sezgileri mimarlığında dışa vuran Zaha Hadid, “Another Beginning / The End of Architecture” konulu konferans metninde, eğitimde ve uygulamada toplumsal sorumluluk bilincinin yitirilmesine ilişkin görüşlerini ucu açık bir diyalektik yaklaşımla dile getirir. Yeni bir başlangıç için mimarlığın sonunu ilan eden, tersten düşünmeyi tetikleyen sorularla içinde bulunduğumuz çağın tüm çevresel gerçeklik sorunsalını eleştirel bir yaklaşımla tartışmaya açar ve mimarlığı yeniden düşünmeye çağırır.

Diğer taraftan, mimarların kendi dil yetilerini ortaya çıkartma çabası gibi biçimci bir mecradan beslenen bir mimarlıktan söz edilebilir. Neil Leach, The Anaesthetics of Architecture adlı kitabında, küresel dünyanın görüntü takıntısı olan topluma hizmet veren mimarların, toplumu uyutmak için görsel imgelerle estetik adına anestezi yapma çabasını anlatır. Estetik olmayan dil oyunları ile estetize edilen günümüz mimarlığını anestezi metaforuyla düşünmeye çağırır; içinde yaşadığımız çağın kendi dinamikleri ile gelen sorunları yeniden düşünmeleri, farkındalık düzeyini retorik ve poetik mimarlık arasında tutabilmeleri için mimarları eleştirel düşünmeye davet eder. Bugün mimarlık ve kent hakkında duyularımızın bize söylediklerini unuta unuta gerçek dünyayı miyop bir gözle anlamaya çalışıyoruz; bu nedenle estetik duyarlılık alanımız giderek daralmakta.

Estetik duyarlılık-etik sorumluluk ilişkisini spiralin çizdiği sonsuzluk halkalarına doğru bir yolculuk olarak düşündüğümüzde; bu yolculukta uğranan duraklar, mimarlığın, kentin öğrettikleri, sınırlar, sınırlamalar, özgür düşünce, kuramsal-sezgisel gözlem, ilişkisel deneyim üzerine denemelerdir. Çok sayıda paradoks içeren estetik-etik bütünlüğünü anlama ve yorumlama, bu yolculukta kendi dışımıza çıkıp bütünü görebilme, “anlama” sınırlarının farkına varma, özgürleşme dürtüsü sunduğu sürece gerçekleşir. Her çağın kendine özgü tat alma biçimleri, yaşam tarzları, değerler kümesi, bir takımyıldızı oluşturur ve estetik-etik ilişkiyi farklı kılar. Önemli olan içinde yaşadığımız çağın değerler ve olgular arasında nasıl bir ilişki ağı kurduğunu anlama ve yorumlama; farklı koşullarda beliren zaman-mekân ilişkilerinde sözkonusu takımyıldızını yeniden kurmaktır.

KAYNAKÇA

Arat, N., 1987, Etik ve Estetik Değerler, Say Yayınları, İstanbul.

Aydınlı, S., 2014, “Farklı Bir Bakışla Estetik”, Mimari Güncellemeler, (ed) Şengül Öymen Gür, Nobel Yayınları, İstanbul, ss.81-106.

Guattari, F., 1995, Chaosmosis: An Ethico-Aesthetic Paradigm, (çev.) P. Bains, J. Pefanis, Indiana University Press, Indiana.

Gadamer, H. G.; Fletcher, John, 1998, “On the Political Incompetence of Philosophy”, Diogenes, cilt:46, sayı: 182, ss.3-11.

Kuçuradi, İoanna, 2003, “Etik ve ‘Etikler’”, Türkiye Mühendislik Haberleri, sayı:423.

Perez-Gomez, Alberto, 2007, “Ethics and Poetics in Architectural Education”, Architecture, Ethics, and the Personhood of Place, (ed.) Gregory Caicco, University Press of New England, New Hampshire.

Şahin, B., 2014, “Mimarlık-Mühendislik ve Etik”, Güney Mimarlık, sayı:17 s.14-15.

Timuçin, Afşar, 2014, “Ahlak ve Meslek Ahlakı”, Güney Mimarlık, sayı:17, s.20.

NOTLAR

1. Perez-Gomez, 2007.

2. Kuçuradi, 2003.

3. Şahin, 2014.

4. Gadamer; Fletcher, 1998.

5. Timuçin, 2014.

6. Aydınlı, 2014.

7. Arat, 1987.

8. Guattari, 1995.

9. Ioanna Kuçuradi, “etik” sözcüğünün bazen ahlâk anlamında, yani belirli bir grupta, belirli bir zamanda, kişilerin birbirleriyle ilişkilerinde değerlendirmelerini ve eylemlerini belirlemeleri beklenen değerlendirme ve davranış normları sistemleri anlamında kullanıldığını söyler. Ona göre bunlar yazılı olmayan norm sistemleri, ya da belirli bir zamanda, belirli bir kültürde neyin “iyi” neyin “kötü” olduğuna ilişkin norm sistemleridir. Bu ahlâk normların, etik değerlerle karıştırılmaması gerektiğini vurgular.

 

Bu icerik 3340 defa görüntülenmiştir.