MİMARLIK
384
TEMMUZ-AĞUSTOS 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Sağlık ve Güvenliği Tasarlamak

Ş. Emre Ulukan, Dr. Mimar, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı

Mimarlıkta ve inşaat sektöründe meslektaşlarımızın büyük bir kısmı ofis ortamında çalıştıkları için yalnız ofis risklerine tabi olduklarını düşünebilirler. Şantiye işleri ve şantiye ziyareti yapan meslektaşlarımız ise, iş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) yalnızca inşaat aşamasında uyulması gereken sağlık ve güvenlik önlemlerinden ibaret olduğunu düşünebilirler. Fakat genel kanının aksine İSG, fizibilite aşamasından başlayarak tüm süreçlerde değerlendirilmesi gereken ve en önemlisi de tasarım aşamasında sistematik bir şekilde ele alınması gereken bir konudur. Yani aslında İSG, tasarımın ayrılmaz bir parçası olarak mimarların görevleri arasında yer alır. Bu görev iki yönlü olarak düşünülebilir;

  1. Mimarın, İSG kanunundaki bazı sorumlulukları yerine getirmek üzere işveren tarafından görevlendirilmesi,
  2. Sağlık ve güvenliğin, tasarım sürecinin doğal bir parçası olarak ele alınarak “sağlıklı ve güvenli mekân” tasarlanması.

Konuya kanuni sorumluluk açısından bakacak olursak, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmelikler, tüm işyerleri için risklerin tasarım veya kuruluş aşamasından başlamak üzere değerlendirilmesini ve risk kontrol tedbirlerinin kararlaştırılmasını öngörmektedir. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nde ise, işveren veya proje sorumlusunun, mimari, teknik ve organizasyonel konulara ilişkin karar alırken risklerden korunma ilkelerini göz önünde bulundurması gerektiği vurgulanmıştır. Burada proje “yapı işlerinin tasarımından tamamlanmasına kadar yürütülen bütün işler” olarak, proje sorumlusu ise “işveren tarafından görevlendirilen ve işveren adına projenin hazırlanmasından, uygulanmasından ve uygulamanın kontrolünden sorumlu gerçek veya tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla mimarlar, işveren tarafından “proje sorumlusu” veya yine projenin hazırlık ve uygulama aşamasında yönetmelikte belirtilen ve özet olarak “sağlık ve güvenlik planının hazırlanmasını sağlamak, planın uygulanmasını koordine etmek, aynı yapı alanında işveren veya alt işverenler arasında organizasyonu sağlamak, iş kazaları ve meslek hastalıklarından çalışanları korumak üzere işverenlerce yapılan çalışmaları koordine etmek, yapı işlerinde güvenli bir şekilde çalışılmasını sağlamak üzere yapılması gerekli kontrolleri koordine etmek” gibi görevleri yerine getirmek üzere “sağlık güvenlik koordinatörü” olarak tayin edilebilirler. Ayrıca mimarlar, “iş güvenliği uzmanı” olmaları durumunda, iş güvenliği uzmanlarının kanunda belirtilen diğer tüm görevlerini de yerine getirmek durumundadır. Doğal olarak işveren konumunda olan mimarlar, 6331 sayılı kanunun işverenlere getirmiş olduğu tüm sorumlulukları yerine getirmek durumundadır.

Diğer yandan, mimarlık mesleğinin özüne dönerek “sağlıklı ve güvenli” yani “yaşanabilir” mekân tasarımı açısından bakacak olursak işin kapsamı çok daha fazla büyüyor. Her türlü yapı tasarımında, endüstriyel olsun, konut olsun, eğitim binası olsun yapılan tasarımın estetiği, ekonomisi ve fonksiyonelliği gibi beklentilerin yanı sıra, “sağlıklı ve güvenli çalışma ve yaşam alanı oluşturması” temel beklentilerden birisi halini almıştır.

Her ne kadar yapı uygulama aşamasında İSG, yüklenicinin / işverenin sorumluluğunda olsa da, tasarımcılar gerek yapım yöntemleri, gerek malzemelerin seçimi, gerekse yapılan tasarımın uygulanabilirliği açısından işin güvenlik tarafını değerlendirmek zorundadır. Böylece imalat ve montaj zorluklarından dolayı oluşabilecek kazaların engellenmesi, daha tasarım aşamasında engellenebilir. Ayrıca mimari tasarımlar binanın kullanım aşamasını da gözetmek durumundadır. Yani binanın bakım, onarım, işletme, kullanım aşamalarının da güvenli olmasını sağlamak, yine tasarımda sağlık ve güvenlik konularının etkin bir şekilde değerlendirilmesi ile mümkün olabilir.

Risk önleme yöntemlerinin başında tehlikeyi tamamen ortadan kaldırmak yani riskten kaçınmak vardır. Eğer riskten kaçınmak mümkün değilse, risklerle kaynağında mücadele etmek gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yapının kullanıcılarının sağlık ve güvenlik ihtiyaçlarının tasarım aşamasında çözülmesi en ideal yaklaşımdır.

Konuya iş kazaları açısından bakılacak olursa, tasarım aşamasında detaylıca değerlendirilmemiş veya tasarımı hatalı yapılmış yapılarda ve mekânlarda kazaların daha fazla gerçekleştiği görülmektedir. Ayrıca kullanım aşamasına geçmiş yapılarda tasarım hatalarının düzeltilmesi veya kaza önleme konusundaki çalışmaların çok daha zor ve masraflı olduğu veya bazen hiçbir şekilde mümkün olmadığı görülmektedir. Örneğin, tasarım veya malzeme özelliği açısından güvenli olmayan veya üzerine basılmaması gereken dayanıksız malzemelerden yapılmış çatılarda, bakım onarım amacıyla gezen kişilerin bastıkları malzemenin kırılması nedeniyle düşmeleri sonucu ölümlü ve ağır yaralanmalı kazalar gerçekleşmektedir. (Resim 1) Bu tip kazaları önlemek için, tasarım aşamasında bakım onarım ihtiyaçlarını değerlendirerek, eğer çatıda gezilmemesi gerekiyorsa erişimi engelleyecek veya bakım onarım ihtiyacını yok edecek şekilde tasarım yapmak, eğer üzerinde gezilmesi gerekecek ise daha uygun bir tasarım ve malzeme kullanmak suretiyle bu tip kazaları engellemek mümkün olacaktır. Yine çatılardaki aydınlık ve benzeri boşlukların çevresinin korkuluk / parapet ve benzeri bariyerlerle çevrilmesi, boşluklara veya zayıf malzemeyle kaplanmış bu alanlara basarak oluşacak düşme gibi kazaları engellemek için alınabilecek basit önlemlerdendir.

Çatı örneğini devam ettirirsek, eğimli çatılarda yapılacak bakım onarım işleri için erişim ve yüksekte çalışma önlemlerini tasarım aşamasında değerlendirerek, çalışanların emniyet kemerlerini bağlayabilecekleri bir yaşam hattı veya ankraj noktalarını projeye eklemek, gelecekte yaşanacak kazaların önlenmesi için büyük bir adımdır. (Resim 2) Yüksek katlı binalarda cephe temizlik sistemlerinin tasarım aşamasında uygun şekilde çözülememiş olması da, temizlik amaçlı erişim imkânsızlıkları nedeniyle estetik ve fonksiyon açısından problemler yarattığı gibi, erişim zorluğundan kaynaklı güvenlik riski de yaratmaktadır.

Bir başka örnek binalardaki korkuluk ve parapetlerinin yüksekliği ile ilgili tasarım standartlarıdır. İmar Yönetmeliği’nde parapet ve benzeri korkulukların yüksekliği en az 90 cm olarak belirtilmiştir. Yürürlükten kaldırılan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nde de korkuluklar en az 90 cm olarak verilmiştir. Fakat Amerikan OSHA iş güvenliği standardına göre ise korkulukların yüksekliği 99-114 cm (39-45 inch) arasında olmalıdır. Yüksek bir platformda bakım onarım yapan bir işçinin dengesini kaybetmesi durumunda, 90 cm’lik korkuluk, bel hizasının altında kaldığı için kişinin düşmesini engelleyecek seviyede koruyucu değildir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na bağlı olarak yayınlanan Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nde iyileştirme yapılarak korkulukların minimum yüksekliği 100 cm’ye yükseltilmiş olmakla birlikte, bu uygulama yapı alanlarındaki yani inşaat aşamasındaki çalışmalar için belirlenmiştir. Yapının bakım onarım ve kullanım aşaması bu açıdan değerlendirmeye alınmamıştır.

Aynı konu bir konut balkonu için de geçerlidir. 90 cm yükseklik, düşmeyi engelleyecek şekilde bir koruma için yetersizdir. Binanın son kullanıcılarının farklı boydaki veya fiziksel özellikteki insanlar, çocuklar, yaşlı veya engelli kişiler olabileceği düşünülürse, kullanım aşamasındaki binanın uygulama aşamasına kıyasla çok daha güvenli bir ortam sağlaması gerekir. Bu açıdan, parapet veya korkulukların İmar Yönetmeliği’nde 90 cm olmasına rağmen daha güvenli bir bina tasarımı için en az 110-115 cm civarı olması gerekir. Dolayısıyla mimarlar tasarımlarında iş güvenliğinin temel bazı prensip ve standartlarını değerlendirmek durumundadır.

İSG’nin önemli bir dalı olan “ergonomi” açısından bakılacak olursa, işletmeye alınmış bir yapıda çalışma ortamının tasarımı, çalışan işçilerin sağlığı açısından en önemli konulardan biri durumundadır. Ergonominin temel kurallarından birisi, çalışma ortamının işçiye göre uyarlanmasıdır. Böylece çalışanların sağlığı zorlayıcı duruş ve hareketlerden kaçınmaları sağlanır. Bu yaklaşım, mekân tasarımının önemini ortaya koymaktadır. Mekânın aydınlatması, havalandırması, mekân boyutları, gürültü seviyesi, ortam ısısı ve nemi gibi fiziksel koşulların veya çalışanların kullandığı tezgâh, kayar bant, masa, çalışma istasyonu gibi elemanların oluşturacağı risklerin iyi bir tasarım ile çözülebileceği açıktır.

İmalat yöntemi açısından bakıldığında örneğin, bir kulenin, vinç vasıtasıyla büyük parçalar halinde veya tek seferde monte edilebileceği halde, işçilerin tek tek elde montaj yaparak kuleyi örmeleri, imalat metodunun zorluğu nedeniyle çalışma sırasındaki düşme riskini ciddi oranda artırır. Bu noktada imalat yönteminin seçimi, kazaları engelleyecek önemli bir girdi haline gelmektedir. (Resim 3)

Tasarımda projeye eklenecek bazı detaylar yalnız can güvenliği açısından değil, mal hasarı ve maliyet kaybı açısından da kazaları engellemekte etkili olur. Örneğin, forkliftlerin çalışacağı bir mekân tasarlarken kolonlar gibi yapı elemanlarını veya fabrikalarda makine ekipman ve benzeri demirbaşları korumak üzere çevrelerine yapılacak olan bariyerler, binayı ve ekipmanları forklift ve benzeri araçların çarpmasından ve muhtemel hasarlardan koruyacaktır. (Resim 4)

Farklı bina tipleri, yapı elemanları ve imalat yöntemleri için tüm bu örnekleri artırmak mümkündür. Önemli olan nokta, yapı uygulama aşamasında veya yapının bakım-onarım-çalışma-yaşam gibi kullanım aşamalarında, yani yapının tüm yaşam döngüsünde oluşabilecek kazaların, tasarımın uygun şekilde yapılması veya malzemelerin uygun şekilde seçilmesi sayesine engellenebileceğidir.

Sağlık ve güvenliğin tasarım sürecine dâhil edilmesindeki en önemli zorlukların başında, mimar, inşaat mühendisi, tasarımcı ve uygulamacıların İSG konusundaki bilgilerinin sınırlı olması gelmektedir. Bu problemin aşılmasında ise üniversite ve meslek odalarının öncülük edeceği organize çalışmalar çok önemlidir. Örneğin, İngiltere, ABD, Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde bu tip çalışmalar 1990’lı yıllardan itibaren gerek meslek kuruluşları gerek akademisyenler, gerekse özel sektörün girişimleriyle başlamış, daha sonra devlet desteğiyle organize bir şekilde ilerlemiştir. Bu yönde yapılabilecek çalışmalardan en basit ve etkin olanı, tasarım yolu ile güvenliği artırmaya yönelik kontrol listeleri ve rehber dokümanlar hazırlayarak tasarımcı ve uygulamacılara bu konuda destek olmaktır. Gelişmiş ülkelerde halihazırda bu konuda rehberlik edecek kontrol listeleri ve dokümanlar geliştirilmiştir. Diğer yandan İSG konusunda farkındalık ve bilgi seviyesini artıracak faaliyetlerle iş sağlığı ve güvenliğinin kültür olarak yerleşmesi için çalışmalara ağırlık verilmelidir.

Sağlık ve güvenlik kültürü vazgeçilmez bir yaşam standartıdır. Tasarlanan mekânın yaşanılabilir olmasını ve yaşam standardını yükseltmesini sağlayan en önemli etmenlerden birisi de mekânın daha güvenli ve daha sağlıklı olması ile sağlanabilir. Tasarımlarda, sağlık ve güvenliği gözeterek yapılacak en küçük bir iyileştirme, hem güvenlik kültürünün gelişmesine katkı sağlayacak, hem de muhtemel kazaları engelleyerek bir hayat kurtarabilecektir. Unutulmamalıdır ki iş kazaları kader değildir, önlenebilir. İş sağlığı ve güvenliği ise tasarımdan başlar.

Bu icerik 1250 defa görüntülenmiştir.