409
EYLÜL-EKİM 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • “Mimarlıkla Hocalığı Birlikte Gerçekleştirirdi”
    Sema Soygeniş, Prof. Dr., Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı
    Murat Soygeniş, Prof. Dr., S+ ARCHITECTURE Kurucu Ortağı, Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Felaketten Sakınmak: Su Baskınlarından Korunma ve Birlikte Yaşama Stratejisi

Murat Balamir , Prof. Dr., ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Emekli Öğretim Üyesi

Yaz boyunca Samsun, Artvin, Trabzon’da gerçekleşen afetlerin ardından 17-18 Temmuz’da Düzce de tarihinin en büyük sel felaketlerinden birini yaşadı. Bilimsel dayanağı olmayan uygulamalar nedeniyle afetlere açık ve güvensiz hale gelen yerleşim yerleri, dönüşen ekosistem nedeniyle ciddi bir tehdit unsuru oluşturuyor. Afetlerde oluşabilecek riskleri daha az maliyet gerektiren “sakınım” ile azaltmak yerine “yara sarma” çabasına girildiğini belirten yazar, kent ölçeğinde alınabilecek önlemleri tartışıyor.

 

Türkiye’nin hemen her bölgesinde yaşanan aşırı yağışlar son günlerde Düzce, Trabzon, Ordu çevrelerinde yine sel felaketlerine dönüşmüş bulunuyor. Yalnızca 17-18 Temmuz günlerinde Düzce’de karşılaşılanların bir dökümü, kaybedilen kaynakların boyutlarını örneklemekte. Can kayıpları ile hangi yetenek ve değerlerden yoksun bırakıldığımız konusu üzerinde henüz çok şey bilmiyoruz. Ancak çocukların yitirilmesi başlı başına bir büyük yıkımdır.

Yetkililerce verilen ve medyada yer alan bilgilere göre, 29 köyde 100 bina yıkılmış, 477 bina hasar görmüş. Ağır hasar gören 75 ev yıkılmak zorunda. Heyelan riski altında ise 76 bina bulunuyor. Olayda 24 köyde elektrik kesilmiş, 40 köyün yolu kapanmış, 115 heyelan meydana gelmiş, 141 kilometre yol heyelandan bozulmuş, 95 köprü ve menfez yıkılmış, 41 köyün su şebekesi zarar görmüş, 40 köyde tarımsal kayıplar olmuş; 5.989 dekar fındıklık, 125 dekar sebze bahçesi, 39 balıkçı, 72 büyükbaş hayvan, 177 küçükbaş, sayısız kümes hayvanı telef olmuş. (Resim 1, 2)

Bu durum karşısında 12 gün boyunca İl Özel İdaresi, AFAD, itfaiye, jandarma, sualtı arama kurtarma ekipleri, iş makineleri, özel eğitimli 13 köpek, 7.773 personel, 3 amfibik araç, 8 bot, 1 uçak, 3.179 araç ile çalışmaların yürütüldüğü, güvenlik güçlerine ait 5 helikopter ile 68 saat uçuş yapılarak 262 kişinin kurtarılmış olduğu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de toplam 49 personel ve 27 araçla yardıma koştuğu açıklandı. Ancak, vatandaşların kendi çırpınmalarının hesabını kimse bilmiyor. Bilinenler, belki bu bilinmeyen yanında buz dağının görüneni.

Şebekeler bozulunca temiz su bulunmaz olmuş; bulaşıcı hastalık ve salgına yol açmaması için kaynağı belirsiz suların tüketilmemesi ve denize girilmemesi uyarıları gerekmiştir. Kaç kişinin bu ya da başka bir nedenle hasta olduğu ise bilinmiyor. Ayrıca, 12 gün boyunca yerelde oluşturulan depolardan “toplamda 23.990 adet sıcak yemek, 5.401 gıda malzemesi, 3.712 ton içme suyu, 3.728 ton kullanma suyu, 9.159 koli su, 44.749 çorbalık, kek gibi ikramlıklar, 830 paket giyim malzemesi, 60 ev eşyası, 9.880 ekmek, 277 battaniye, 744 gıda kolisi, 101 yatak ve yastık, 2.730 temizlik seti, 905 kahvaltılık, 452 kazma, kürek ve el arabası ile destek sağlanmıştır."(1) Bu kamu harcamalarından ayrı olarak, “afet” kararına dayanılarak kayıpların bir bölümü büyük tazminatlar ödenerek karşılanmaya çalışılacak.

KATLANMAK ZORUNDA DEĞİLİZ

Nesnel kayıplardan, maliyetlerden ve arama-kurtarma çabalarından ayrı olarak; çekilen eziyet, özveriler, yoksunluklar, acılar, işgücü kayıpları, heba olan emekler, birikimler, bozulan yaşam düzenleri ve ruhsal çöküntülerin hesabı yapılamaz. Türkiye’de çok sık buluştuğumuz doğal ve teknolojik tehlikeler karşısında, yönetim birimleri ve toplum, risk yönetimini ne zaman benimseyecek? Oysa, kaybedilen değerlerin belki onda biri kadar bir maliyeti olan önlemler ile tüm bu felaket ortamından uzak durulabilmelidir.

Küresel ısınma atmosferde su buharını artırmakta, “atmosfer nehirleri” ile aşırı yağışlar beklenmedik baskınlara yol açmaktadır. Türkiye’de depremler, önemsenen bir tehlikedir. Daha sık meydana gelen su baskını olayları ise, geçiştirilecek bir sıkıntı gibi görülmekte. Oysa artan kayıplar nedeniyle en az deprem için alınan önlemler kadar ciddi düzenlemeler gerektiriyor. 2006 ve 2010 yılları Başbakanlık Genelgeleri, yerel yönetimlerin DSİ ile işbirliği, yatırım ve işletme konularını kapsar. Bu durum, bütüncül bir su yönetimi stratejisi ve sakınım öngörüsü oluşturmaz. Tarım alanlarında ve ekolojik sistemde uğranan kayıplar yanı sıra şehirlerimiz milyonlarca metrekare su geçirmez yüzeyleriyle savunmasızdır. Türkiye’de riskleri azaltmaktansa, kayıplara uğrayanların yardımına koşmak, yaygınlıkla benimsenen tutumdur. Alışkanlık “yara sarma” çabasıdır, daha küçük maliyet gerektiren “sakınım” yaklaşımı değil.

BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM

Baskınlara karşı akarsu yataklarını temizlemek, sağlam köprüler yapmak yeterli olmaz. Bütüncül yaklaşım, tüm su döngüsünde mekânsal, teknik ve yönetsel gereklerin birlikte yerine getirilmesidir. Üst havzalarda su tutma, ağaçlandırma, erozyon önleme, küçük barajlar, bekletme havuz ve kuyuları, havzalar arası aktarmalar gibi girişimler bu kapsamdadır. Su tutma, yalnızca bu değerli kaynağa sahip çıkmayı değil, nem oranını artırıp ekolojik katkıları ve yangın olasılığını azaltmayı da sağlar. Küçük setler, moloz tutucu “tarak” barajlar, zemin geçirgenliğini artırmak için bitki örtüsünün korunması, erozyon önleme gibi mikro düzenlemeler büyük katkılardır. Akarsu yatak kıyılarının aşınmasını önlemek bir başka önleyici etkinliktir. Ne var ki günümüzde, bu değerli su kaynağını tutamayıp kaybettiğimiz gibi suyun yaşamsal yüzey toprağını da alıp götürmesine seyirci kalıyoruz. Uğranan, çifte kayıptır.

KENTSEL ORTAMDA SU BASKINLARINA KARŞI ÖNLEMLER

Kenti kırsaldan istila eden akımlar kadar kentin kendi büyüklüğü ve geçirimsiz yüzeylerinin genişliğinden ötürü de baskınlar meydana gelir. Bu tehlike, iklim değişikliğinin yerelde ani ve yoğun yağışlar getirmesi nedeniyle giderek büyümekte. Kentlerde alınan önlemler, morfolojinin incelenmesi, akarsu çevresi kotlarına göre baskın olasılığının değerlendirilmesini gerektirir. Baskın olasılığındaki alanlarda yapı nitelikleri ve kullanım türlerine göre özel kısıtlar uygulanır. Sanayi alanları, mezarlıklar, kimyasal depoları, silolar, hastaneler, kreş ve okullar, müzeler, kütüphaneler, itfaiye, ambulans, iletişim merkezleri, benzin istasyonları, elektrik santralları ve doğal gaz çevrim birimleri baskından uzak alanlarda yerleşmelidir.

Baskın etkisini azaltmak üzere bekletme havuz ve kuyuları yapılır. Yerleşim alanları dışından dolaşan kanallara başvurulur, yüzey suyunun toplanmasına uygun açık alanlar düzenlenir. Her yöntemle yüzey geçirgenliğini ve su tutma kapasitesini artırmak üzere yeşil çatılar, teras bahçeleri, düşük kotlu açık alanlar, su yutan havuz ve su seven bitkilerle donatılmış çukur bahçeler, geçirgen kaldırım, yol ve otoparklar ile bir “sünger şehir” oluşturulur.

Yüzeyin ve yer altı kanallarının temizliği öncelikli önlemden biridir. Akarsu yatakları üzerinde yol ve yapılaşmaya izin vermek ise en yanlış tutumdur. Kapatılan suyollarında biriken moloz ve atıklar nedeniyle taşkınlar sıklaşmakta ve süreleri uzamaktadır. Yüzey suyunun pis su sistemine aktarılması riskleri çeşitlendirir. Pis suyun yüzeye taşması ile oluşan “zehirli çorba”, fiziki ve biyolojik kirlilik ile bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yol açtığı gibi temizlik işlerini zorlaştırır. Baskınlar, fare, yılan, akrep gibi zararlıların yayılmasına yol açar. Deri, bağırsak, solunum hastalıkları yaygınlaşır. Bunlara, suyun elektrik donanımına erişmesi ile bir dizi tehlike doğar. Bu arada temiz su kıtlığı çekilir.

Suyun çekilme süresi uzadıkça kayıplar da artacaktır. Biriken suyun hızlıca uzaklaştırılabilmesi özel bir uğraştır. İnsanların tahliye edilmesiyle görev tamamlanmış olmaz. Hangi kritik noktaların ve birimlerin acil kurtarılacağı önceden tanımlanır. Suyun taşıyıp getirdiklerinin ve kirliliğin temizlenmesi de uzmanlık gerektiren işlerdendir. Sürüklenmiş malzemenin, kirli su ve tehlikeli kimyasalların yayılma olasılıklarının önceden tanımlanıp acil durum planları kapsamında görev tanımlarının yapılmış olması gerekir.

PLANLAR KAPSAMINDA BASKIN SAKINIMI

Su baskınlarına ilişkin önlemler öncelikle “Çevre Düzeni Planları” kapsamında ele alınmalıdır. Havza bütünlüğünü kapsayan bu planlarda “baskın olasılığındaki alanlar”, “aşırı yüzey akış hız ve kapasiteleri” görülebilecek yerler, üst havzalarda “su tutma önlemleri alınacak alanlar”, “yüzey ve yatak erozyonu ve heyelan olasılıklı bölgeler” tanımlanır.

İmar planlarında ise, baskın olasılık alanları, yüz yıllık beklenti düzeyini gözeten ölçülerde belirlenmelidir. Pek çok ülkede bu güvenlik payı, yüz yıl kotunun yarım metre üstündedir. Yapılaşma ve kullanma kısıtları ile “mutlak yapılaşma yasağı”, “özel yapılaşma” alanları, “kullanım sınırlı” alanlar gösterilir ve yönetimlere zorunlu denetim görevi verilir. Baskın olasılığı altındaki alanlarda yeni yapıların temel ve yapı tabanı sudan korunur, zemin kat yükseltilirken bodrum katlara izin verilmez. Bodrum ve zemin katlar mesken olarak kullanılmaz. Bu mekânlarda pis su ve elektrik şebeke çıktılarına izin verilmez.

Yol ve altyapının korunması için önlemler alınır. Planlarda yüksek kapasiteli drenaj sistemi kurulması gereken ana yollar belirlenir. Yüzey akışı önünde engel oluşturacak elemanlara izin verilmez. Yerleşim alanı içinde kapatılmış doğal dereler elverdiğince açılır. Baskın görebilecek alanlarda elektrik ve iletişim kabloları, çevrim santralları üst kotlara taşınır.

İklim değişikliğinin dayattığı koşullar, İtalya’da olduğu gibi kimi ülkelerde, havza bütününde yeni yönetim ve denetim biçimleri gerektirmiştir. Havza otoriteleri, yerel yönetimler üzerinde yaptırım sahibi kılınmış, yönetimler arası işbirliği ve eşgüdüm sağlanmıştır. Havza otoritesi, mekânsal planlarda gösterilen koşullara ilişkin düzenlemeleri ilke ve standartları ile belirlemekte ve uygulanmasını sağlamaktadır. Bu tür bütüncül bir yaklaşımla alınan önlemler, değerli kaynakları koruyup can kayıplarını önleyeceği gibi, kaybolanları aramak için haftalar süren trajik çalışmaları da gereksiz kılacaktır.

NOTLAR

1. “Düzce’de Sel Bilançosu: 1175 Çiftçi Zararlı, Yüzlerce Ev Hasarlı”, İklim Haber, 2 Ağustos 2019. iklimhaber.org/duzcede-sel-bilancosu-1175-ciftci-zararli-yuzlerce-ev-hasarli/ [Erişim: 20.08.2019]

Bu icerik 206 defa görüntülenmiştir.
<p><strong>1.</strong> Yapılı  çevreden hareketle sosyal sorunları birlikte tartışma ve farkındalığı artırma  amacı ile çalışmalarını yürüten Ars Lapidum, Düzce sel felaketinde yaşananları  kayıt altına aldı. Ekibin hazırlamış olduğu “Bu Kader Değil” başlıklı videoya  erişebilmek için: https://www.youtube.com/watch?v=hdTug3PUfYs </p>
<p><strong>2.  “</strong>Karadeniz de Uygulanan Akıl ve Bilim Dışı Politikalar  Nedeni ile Afet Riskleri Artmaktadır!”, Mimarlar Odası Basın Açıklaması, 5  Ağustos 2019.<strong></strong><br />   Kaynak:  mo.org.tr/index.cfm?sayfa=belge&sub=detail&bid=44&mid=44&tip=0&Recid=15223<strong></strong></p>