409
EYLÜL-EKİM 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • “Mimarlıkla Hocalığı Birlikte Gerçekleştirirdi”
    Sema Soygeniş, Prof. Dr., Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı
    Murat Soygeniş, Prof. Dr., S+ ARCHITECTURE Kurucu Ortağı, Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA PROGRAMI: NEZİH ELDEM

“Doğru Bildiği Her Şey için Azimle Sonuna Kadar Mücadele Ederdi”

Mine Doruk, Yüksek Mimar

 

Nezih Bey’in adını ilk kez çocukluk yıllarımda duydum. Evimize, o zamana kadar gördüklerimden oldukça farklı yeni bir yemek masası ile sandalyeleri gelmişti. Tasarımcısı için, “çok yetenekli bir mimar ve ressam” dediler. Yıllar sonra kendi evime geçtiğimde bu çok özel mobilyayı beraberimde götürdüm ve yine yıllarca zevkle kullandım. Ayrıca Nezih Bey’in, oğlu Nejat için tasarladığı; daha sonra torunlarının kullandığı beşikle çocuklarımın da büyümüş olması benim ve ailem için çok değerli bir anıdır. Hoca’nın gelini, benim de dostum Sibel’in, ilk çocuğum doğduğunda bana vermiş olduğu, çok sade ve bir o kadar da işlevsel tasarımı olan beşik şimdi Hoca’nın torunlarının çocuklarını bekliyor!

Üniversite yıllarımda Nezih Bey’in öğrencisi, Harbiye Askerî Müzesi inşaatının şantiye ofisinde yardımcısı, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde de asistanı oldum. Özellikle Askerî Müze inşaatı şantiyesinde, aynı ofiste kesintisiz iki yıl boyunca çalıştığımız günler, biz yardımcıları için eşsiz bir deneyimdi. Hoca’yla, emekliliği sonrası planladığımız ortak çalışmayı ise ne yazık ki gerçekleştiremedik.

Nezih Bey’in ilk aklıma gelen özellikleri; “sonsuz mimarlık aşkı” ve tabii, çalışmak söz konusu olduğunda unuttuğu “zaman” kavramıdır. Müze şantiyesinde bir taraftan uygulama devam ederken, diğer yandan tasarım gözden geçirilerek detaylar çiziliyordu… Uygulamacı firma ise Hoca’yı hızlı karar vermesi için sürekli sıkıştırıyordu. Nezih Bey içine sinmeyen bir kararı asla vermezdi. İstediği sonuca ulaşana kadar her detayı tekrar tekrar düşündü, çizdi. Bir keresinde bize, müzenin cephe-sistem kesitini, evinde duvara büyük bir rulo asıp onu kaydıra kaydıra gerçek ölçeğinde çizdiğini anlatmıştı. Başka bir sefer de mehter salonunu tasarlarken mehter takımını getirtip onların hareketlerine göre salonu biçimlendirdiğinden bahsetmişti. Nezih Bey bu titiz çalışmalarını sürdürürken o çok nazik tavrı ile herkesin kendisini sabırla beklemesini de sağlayabiliyordu.

Nezih Eldem’e göre, mimar-iç mimar ayrımı yapmak yanlıştı. Tasarım bir bütündü ve tamamı mimarın göreviydi. Kendisi bununla da kalmaz, konuyla ilgili mühendisleri de tasarımı doğrultusunda yönlendirirdi. Askerî Müze’de, brüt beton taşıyıcı kirişleri aynı zamanda mimari eleman olarak kullanmış, tavanda motifler oluşturmuştu. Öngördüğü kiriş boyutları hesap sonuçlarına oldukça yakındı. Aynı şekilde, yapının tüm mekanik tesisatına ilişkin kanalları ve menfezleri de Hoca’nın denetiminde boyutlandırılarak yerleştirildi. Mimari tasarımın yanı sıra mühendislik konularına da bu kadar hâkim olmak, diğer yandan binanın her noktasını; sabit mobilyasından, sergilenecek objelerin düzenlenmesine kadar bütün detayları her malzemenin özelliklerini çok iyi bilerek tasarlamak, bu kadar geniş bir alanda böylesine yetkin olabilmek… Bütün bunlar, ancak onun üstün yeteneği ve meslek aşkı ile açıklanabilirdi. Nezih Bey bu süreçte her zaman uygulamacılarla bir araya gelir, onların görüşlerini alırdı. Ancak hiç kimse onu kandırıp işinde kolaya kaçamazdı, çünkü Hoca her konuda çok bilgiliydi; kimseyi kırmadan nezaketle bu bilgisini paylaşır ve herkesi ikna edebilirdi.

Nezih Bey bu yoğun şantiye ortamında biz ofis çalışanlarına, üniversitede de öğrencilerine ve asistanlarına aynı nezaketi gösterirdi. Asistanlığım sırasında Hoca’nın en ilgisiz öğrencileri bile sabırla motive etmeye çalıştığı dikkatimi çekmiştir.

Şantiyede çalışmalar geç saatlere kadar uzardı. Ancak Hoca’nın coşkusu hepimizi öylesine etkilemişti ki mesai saatinin dolduğunu fark etmiyorduk bile. Zaten o sıralarda mimarlık eğitimimiz de devam ediyordu. Kendisi hiçbir zaman eskizlerini önümüze koyup “Al bunları çiz!” demezdi. Masada hep biz de vardık ve bütün o uzun tasarım sürecini paylaşırdık. Geç saatlere kalınca hep birlikte şantiyeden çıkıyorduk, kimde araç varsa o herkesi tek tek evine bırakıyordu. Yol sohbetleri bir başka keyifti bizler için. Üniversitede de Hoca’nın geç saatlere kadar uzayan proje stüdyolarını bütün öğrencileri bilir: Bir arkadaşım Nezih Bey’in bir gece, yine geç bir saatte, Kemali Bey’i evine bırakmak üzere stüdyosuna geldiğini, Kemali Bey’le birlikte onun öğrencilerini de alarak herkesi evlerine bıraktığını anlatır.

Nezih Bey, doğru bildiği her şey için azimle sonuna kadar mücadele ederdi. Harbiye’de, Askerî Müze’nin tam önüne bir üst geçit yapılacağını duyup da sıkıntı içinde şantiyeye geldiği o günü hatırlıyorum. Bu girişimden hiç hoşlanmamıştı, üst geçit binanın görünüşünü bozacaktı. Hoca aynı zamanda ressamdı; sadece konuşarak yetkilileri ikna etmek yerine hemen binanın renkli bir perspektifini çizdi, önüne de üst geçidi ekledi. Sözlü ve görsel bir sunumla üst geçidin neden yapılmaması gerektiğine yetkilileri ikna etmeyi başardı. Benzer bir başarısını da kendisinden dinlemiştik: Müzenin yeni tasarlanan ön binasının cephesi için bazı çevrelerden, “Bu binanın az penceresi var.” diye eleştirenler olmuş. Bunun üzerine hemen, müze binaları ile ilgili sözlü ve görsel içerikli bir sunum yapmış ve eleştirenleri ikna etmiş.

İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencileri Nezih Bey’in kendi çizdiği resimlerle anlattığı tadına doyulmaz Mekân Örgütlenmesi ve Donatımıdersini bilir. Hoca hayal ettiği her şeyi, bilgisayar desteğinin olmadığı o yıllarda kolayca üç boyutlu çizip görme ve değerlendirme yeteneğine sahipti. Bu becerisini de tasarım sürecinde ve eğitim için sürekli kullanırdı.

Nezih Bey aynı zamanda kararlı bir insandı. Bize sigarayı nasıl bıraktığını anlatmıştı. Üniversitede bir gün bir grup arkadaşı ile birlikte, sigarayı bırakma kararı alıyorlar. Her gün birbirlerine soruyorlar ve herkes içmediğini söylüyor. Tabii Hoca sıkı sıkıya uyuyor bu karara ve böylece sigarayı bırakıyor. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra öğreniyor ki arkadaşları hemen bozmuşlar diyeti ama onun kararlı tutumunu gördükleri için de kendisinden saklamışlar.

Nezih Bey’in diğer bir özelliği de emeğinin maddi karşılığını alma konusundaki umursamazlığıydı… Bir gün, emekliliği sonrası bazı projelerine çizim desteği vermek konusunda konuşuyorduk. Bize, “Çocuklar, beni para işleriyle hiç uğraştırmayın, ben sadece çalışayım.” demişti. Buna karşılık konu bizim ücretlerimiz olunca, biz çalışanların iyi ücretlendirilmemiz konusuyla bizzat ilgilenirdi.

Hoca ile yaşadığım özel bir anımla sonlandırmak istiyorum yazımı. Beni kedi tırmalamıştı ve on dört gün kuduz aşısı olacaktım. Kendisinden izin istedim, çünkü aşı için her gün gidip gelmek birkaç saatimi alacaktı. Yüzü biraz asıldı, düşünceli düşünceli izin verdi. Bu tavrının nedenini on dört günün sonunda, aşılar bittiğinde öğrendim. Oğluna adını verdiği çok yakın bir arkadaşı bu aşının komplikasyonu nedeniyle felç olmuştu. Hoca bunu bana söyleyememiş ama çok endişelenmiş. O zamanlar kuduz aşısının böyle riskleri varmış.

Sevgili Nezih Bey, yeteneği, çalışkanlığı, seçtiği mimarlık mesleğine adanmış yaşamı ile çok sıra dışı bir kişilikti. Eminim ki benim gibi birçok öğrencisi ve yardımcısı üzerinde de derin etkileri olmuş büyük bir mimar, bir öğretmendi.

 

Bu icerik 224 defa görüntülenmiştir.