400
MART-NİSAN 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Derginin Mutfağından
    Aslı Tuncer Madge, Mimar, Eylül 2013’ten beri Yayın Sekreteri ve Yayın Komitesi üyesi

YAYINLAR



KÜNYE
300’DEN 400’E MİMARLIK

Mimarlık-Mühendislik Ara Kesitinde: Yapı Üretimi ve Teknolojisi

M. Zafer Akdemir, Yrd. Doç. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü, Temmuz 2010-Haziran 2014 arasında Yayın Komitesi üyesi

 

Yayın Komitesi’nin 400. sayı için yakın geçmişe yönelik dergide farklı başlıklar altında yer edinmiş yazılara dair bir özdeğerlendirme çalışması talebi dergi editörü tarafından bana iletildiği zaman doğrusu heyecana kapılmamak olası değildi. 301. sayıdan (Eylül-Ekim 2001) bu yana yaklaşık 17 yıllık bir zaman kesitine dair yazılar için, farklı başlıklar altında bir öz değerlendirme yapmamızı beklemeleri kuşkusuz kendi açımdan zor bir durumdu. Hangi konuların öncelikli olduğu hangi konuların dergide yeterince yer edinip edinemediğini sorgulamak, değerlendirmek kolay değildi. Benim payıma düşen konu “yapı üretimi” olarak tanımlanmıştı. Bu başlık altında yer alan konular yapı teknolojisi, malzeme, yapı mevzuatı, yapı standartları ve benzeri alt başlıkları içeriyordu. Bir dönem Yayın Komitesi’nde görev üstlenmiş olmanın getirdiği alışkanlıkla dergi elime ulaştığı zaman hızlı bir taramadan sonra öncelikli olarak ilgiyle okumaya başladığım konu başlıkları, döneme ve yazıların içeriğine göre değişebiliyordu. Olabildiğince okuyamadığım diğer yazılara da bir şekilde göz gezdirme zamanı yaratmaya çalışıyordum. Bu açıdan derginin 301. sayısından bu yana yalnızca bana iletilen ilgili başlık altında yer alan yazıların öncelikleri ve dergide yeterli düzeyde yer edinme meselesini tek başına değerlendirmeyi eksik bulduğumu ifade etmek istiyorum. Mimarlık dergisinin 1963’ten bu yana yayın politikasında var olan “Mimarlığın Gündemini Mimarlıktan İzlemek” anlayışı, derginin düzenli takipçilerinin farkında oldukları bir durum. Bu bağlamda, farklı başlıklar altında yer alan yazıların yayımlandıkları dönem özelindeki değerlendirilmesine girmeden fotoğrafın bütünü içerisinde üstlendiğim alanın yerini değerlendirmenin daha sağlıklı olacağını düşündüm. Buradaki tutumum asla diğer başlıkları üstlenmiş olan ilgili Yayın Komitesi üyelerinin alanına girmek, müdahale etmek değil, yalnızca kendi alanımın bütün içindeki yerini sorgulamayı amaçlıyordu.

Farklı süreli yayınlarla birlikte Mimarlık dergisi külliyatının hemen hemen tüm sayılarını istifleyen ve fakat bu arşivi bir türlü düzenli bir hale getiremeyen biriyim. Bu değerlendirme sürecinde bu tür (kitap-dergi) okumaların çoğunu ilgili materyali ele alarak, sayfalarına temas ederek okuma alışkanlığının keyifli motivasyonunu maalesef bir kenara bırakmak zorunda kaldım. Mimarlık dergisinin web arşivinde yer alan sayıları dijital ortamda taramaya başladım. Bu tarama aşamasının bir anlamda yakın geçmişe yönelik üretimlerini, etkinliklerini ve çoğunlukla iç açıcı olmayan gündemlerini hatırlatan ciddi bir bellek tazeleme pratiği olduğunu söyleyebilirim. 17 yıllık bir zaman kesitine karşılık gelen son 99 sayının önceki dönemlerden farkı, bu kesitin 16 yılının (2002 yılından bu yana) halen devam eden iktidar erkinin yönetim anlayışının hakim olduğu döneme tanıklık etmesiydi. Kuşkusuz bu tanıklığı göz ardı etmeden ilgili başlıkların öncelikli olarak dergide yer alma düzeylerinin değerlendirilmesinin daha sağlıklı olacağı düşüncesindeyim. Özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasına karşılık gelen bu dönemsel kesitin ayırt edici en önemli özelliği inşaat sektörünün makro ölçekli ekonomi içindeki stratejik rolüdür. Bu belirleyici rolün farkındalığı içinde bir değerlendirme yapmanın önemli olduğu kanısındayım. Bu bağlamda ilgili dönemin yapı üretimi başlığı altında yer alan konularına değinmeden önce;

  • Yapı üretim ve denetim süreç ve mekanizmalarına,
  • Yapılı çevre üretimine katılan aktör gruplarının rol dağılımına,
  • Mimarinin ve özne olarak mimarın süreç içerisindeki konumuna,
  • Yapı üretim süreçlerini yönlendiren ve sürekli değiştirilen dönüştürülen ve yerine göre muğlak bırakılan yasal ve yönetsel çerçevenin yol haritasına,
  • Yapı üretim süreçlerinde karşımıza çıkan teknoloji seçimi ve malzeme tercihlerine,
  • Yapı sektörünün tüm bileşenlerine dair durumun varlığını,

unutmamız gerektiğine inanıyorum.

Yine bu dönemin pragmatist anlayışı çerçevesinde döneme özgü bir yöntem olarak karşımıza çıkan “torba kanun” adı altında farklı alan ve içerikteki düzenlemeleri, bir arada kotarma çabalarına da tanıklık ettik ve etmeye devam ediyoruz. Dönemin bu tanıklıkları çerçevesinde ilgili konu başlıklarının değerlendirilmesinin gerekli ve yararlı olduğu düşüncesiyle yukarıda sıraladığım tanıklıkları bir an için bir kenara bırakarak salt değerlendirmem gereken ilgili alanın (yapı üretimi) dergide yer alış şekline odaklanmak istiyorum. Yalnızca ilgili sayıları taradığımda iki sayıda “Teknoloji” başlığı altında yer aldığını, izleyen sayıların birkaçında ilgili konunun “Yapı Teknolojisi” başlığı altında toplandığını, daha sonrasında ise “Yapı Teknolojisi ve Malzeme” başlığı altında devam ettiği izlenebilir. (Resim 1-3) Bir anlamda son dönemde başlığın bir sürekliliğe kavuşmuş olduğu ve alt başlık çeşitliliğinin öncesine göre daha güçlü fakat yeterli düzeyde olmadığını söyleyebilirim. Kuşkusuz yapı üretimine yönelik farklı konuların dergide yalnızca bu başlık altında yer aldığını söylemek sanırım doğru bir tespit olmayacaktır. Dergi içeriğinde yer alan “Güncel”, “Çevre Duyarlı Mimarlık”, “Dosya” başlıkları altında ele alınan konuların da zaman zaman yapı üretimi alanı içinde yer alan alt başlıklara temas ettiği de görülebilmektedir. Yine dönemin kendi özgün koşullarından bağımsız bir değerlendirme yaparak, bu alana yönelik yazıların dergi içeriğinde öncelikli hale getirilmediğini ve yeterince yer verilemediğini söyleyebilirim. Bu durumun farklı gerekçeleri olabilir. Döneme özgü koşullarının gereği olarak arka planda kalmış olarak yorumlanabilir.

Empati duygusu ile belirli bir alandan yaklaşmadan genel okuyucu profilinden değerlendirmeye çalıştığım zaman, “Yapı Üretimi” başlığında yer alan yazıların özellikle malzeme eksenli olanlarının oldukça spesifik bir alana odaklı olarak yazıya döküldüğünü, laboratuvar deneylerine dayalı analiz ve tablolarla genel okuyucuya doğrudan hitap edemediğini söyleyebilirim. Kuşkusuz bu tür içerikte olan yazıların didaktik dili akademik ortam içinden gelmekte ve akademik makale formatının bir gereği olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu dilin anlaşılabilir olan örnekleri de dergide gözlemlenebilmektedir. Genel okuyucunun bu tür yazılara ilgisizliği ya da okumada öncelik verip vermemesi elbette anlaşılabilir. Ancak bu tür yazıların genellikle tezlerden üretilmiş akademik makalelerin, zaman zaman az okunur olması bu çalışmaların değersiz olduğu anlamına da gelmez.

Yapı üretimi alanı ile ilgili öz değerlendirme yazısının muhtelif bölümlerinde de söz ettiğim gibi dergide yer alan konu içeriklerinin öncelik ve yeterlilik düzeyi kanımca dönemin özgün koşullarından soyutlanamaz. Bu dönemsel kesitin özelliklerinden kısaca tekrar söz etmek gerekirse, mevcut iktidar erkinin ülke ekonomisinin lokomotifi olarak inşaat sektörünü merkeze alması politik bir tercih olarak görülebilir. Bu tercihin çağdaş kent, bölge hatta ülke planlama ilkeleriyle örtüştüğünü söylemek olası değil. Bu ilkeleri yok sayan bir davranış modelinin sıradanlaştığı bir dönemde verilen kararların ve uygulamaların her alanda yol açmış olduğu tahribatın farklı düzeylerde kentsel alanları, doğayı, yaşam alanlarını yok ettiğine tanıklık ediyoruz. Bu tanıklığı ve buna karşı var olan mücadeleyi Mimarlık dergisi üzerinden farklı boyutlarıyla izleyebiliyoruz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen 55 yıldır yayın yaşamını sürdüren Mimarlık dergisinin, ülke mimarlık ortamına farklı çalışmalarla katkı sunmaya devam edeceğine, geçmişte olduğu gibi bugünün ve yarının mimarlık gündeminin izlendiği önemli bir mecra işlevini sürdüreceğine inancımla nice 100. sayılar dileklerimi iletiyorum.

 

Bu icerik 209 defa görüntülenmiştir.