400
MART-NİSAN 2018
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Derginin Mutfağından
    Aslı Tuncer Madge, Mimar, Eylül 2013’ten beri Yayın Sekreteri ve Yayın Komitesi üyesi

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Sami Arkadaşımızın Umudunu Geleceğe Taşıyalım

Kubilay Önal, Arkadaşı

 

Evet, bir hafta geçti ve bu yazıya başlayabildim. Neredeyse Sami ile birlikte doğmuş gibiyim. İkimiz de 1960 doğumluyuz. Sami 27 Mayıs’ta doğmuş, Cemal olmuş öteki adı; ben dört ay sonra Kubilay olmuşum. Yıllar önce Mehmet Başaran(1), Mimarlar Odası’nda yapılan bir söyleşide sanki bize dönerek 1960’da doğan bir insanın; pedagojik açıdan 0-3, 11-14 ve 18-21 yaşlarını normal olmayan koşullarda (1960, 1971 ve 1980 darbeleri) yaşamasının yaratacağı tahribattan söz etmişti. Ancak galiba bu darbelerdi bizi buluşturan… İlk kez 1981’de İTÜ Taşkışla’da karşılaştık Sami ile, aynı politik görüşe sahip gençler olarak. Daha sonra Mimarlar Odası yeniden örgütlenme sürecinde biraraya geldiğimizi hatırlıyorum. 1986 İstanbul Şube Genel Kurulu bir eşik oldu, sonrası ise birlikte geçti. Özel nedenlerle Sami ve benim Odadan kısa süreli uzaklaşmalarımız dışında hiç kopmadı.

“Ben çok biriktim.

Kimse görmeden,

kimse bilmeden

nehirler taştı.”(2)

Odanın yeniden örgütlenme süreci, yeni mezun gençlerin doğrudan damgasını vurduğu 1984 İstanbul Şube Genel Kurulu sonrasında başladı. Zamanla 12 Eylül’ün baskısından bir şekilde kurtulan kadrolarla buluşan ve bütün eğilimleri barındıran, “Ortak Süreç” adı altında çalışmaların yürütüldüğü bu dönem, bugün Mimarlar Odası’nın kent mücadelesinde önemli bir aktör olarak görülmesini sağlayan imgesinin oluştuğu ilk hareketleri barındırıyor: Tarlabaşı, Gökkafes ve benzeri…

Böylece, 1970’li yıllara damgasını vuran toplumcu dünya görüşünün, Oda platformuna yansıyarak, kent ve mimarlık politikalarının daha elle tutulur biçimde pratiğe dönüşmesi olanaklı kılındı. Sami, bu süreç sonrasında Odayı daha geniş ve etkili bir örgütlülük haline getiren dönüşümün taşıyıcılarından biri oldu. Bizim kuşağın “Mimarlar Odası Bir Okuldur” görüşüne sıkı sıkıya bağlı olarak örgütün her kademesinde var oldu. 1988’de mesleki

denetim görevlisi olarak başladığı yolculuğa, yönetim kurulu üyeliği, saymanlığı, sekreterliği ve son olarak başkanlığıyla devam etti. Mimarlık-kent politikaları, meslek-imar hukuku, Oda ruhu ve yöneticiliği konularında bu okulun iyi bir öğrencisiydi. Çalışkanlığı, kararlılığı ve inisiyatif alma becerisiyle öğrendiğini pratiğe yansıtan bir deneyimin sözcüsü oldu.

“Ben çok kayboldum.

Kimse bakmadan,

kimse bulmadan

düşlerim yol aldı.”(3)

Sami, bu mücadelenin sıra neferiydi. Gezi’de, Validebağ’da ve birçok yerde bir yandan amansız hastalığıyla boğuşurken tüm inanmışlığıyla ödün vermeden dayanışmayı örgütlemeyi sürdürüyordu. Tabi sert tartışmalar da yaptık, ama küsmedi kimseye, uzun ve sıkıntılı gecelerin sonunda bir kapı her zaman aralık durdu onun gönlünde. Biz de biliyorduk, inandığı için yapıyordu ne yapıyorsa…

Evet, kabul etmesi zor olsa da en verimli olabileceği dönemde bizi yalnız bıraktı. Bir dönemin gençleri olarak yük, biraz daha arttı omuzlarımızda. Onun yaptığı gibi, kendi gözünden bile sakındığı Oda’nın kurumsallığını gelecek kuşaklara devrederek onun umudunu yarına taşımak gibi bir görevimiz var artık. Sami’yi uğurlamaya gelenlerin gözlerinde gördüğümüz, farklı bakış açılarıyla çok yönlü niteliğini vurgulayan yazı ve konuşmalarda duyumsadığımız hak edilen bir onurla…

“Dostlar beni bırakıp,

dostlar, böyle hışımla

nereye gidiyorsunuz?”(4)

Böyle bir davranışla daha güçlü bir biçimde yaşatabiliriz diye düşünüyor ve içimdeki sese bırakıyorum sözü: “Sami, önümüzdeki merkez genel kurulunu nasıl yapabileceğiz sensiz…”

 

NOTLAR

1. Köy Enstitülü Eğitimci, Şair-Yazar

2. Ozan Eren, İkinci Perde, “Otobiyografi” adlı Şarkı Sözü/Şiirden

3. Ozan Eren, İkinci Perde, “Otobiyografi” adlı Şarkı Sözü/Şiirden

4. Nazım Hikmet, “Ölüme Dair” Şiirinden

 

Bu icerik 921 defa görüntülenmiştir.
<p>Park Oteli mühürlerken,  1992</p>