MİMARLIK
389
MAYIS-HAZİRAN 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
KENTSEL DÖNÜŞÜM

Ayvansaray’daki Kentsel Yenileme ve Dönüşümün Değerlendirilmesi

Mine Esmer, Yrd. Doç. Dr., Plato Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon

İstanbul’daki tarihî semtlerden biri olan Ayvansaray’ın “yenileme alanı” ilan edilmesinin ardından başlayan hızlı dönüşüm, konuya duyarlı çevrelerin itirazlarına rağmen devam ediyor. Yazar, uluslararası tüzük ve ilkelerin belirlemiş olduğu kriterler çerçevesinde koruma disiplini açısından irdelediği bölgedeki uygulamaların, gelecekteki uygulamalara örnek oluşturacağını belirtiyor. Nedeni ise, “kültürel mirasa yapılan hatalı müdahalelerin geri dönülemeyecek yanlışlar” olduğunu göstermesi.

Son yıllarda koruma adı altında yapılan kentsel yenileme-dönüşüm projeleri aslında sadece şehrin merkezinde kalmış tarihî mahalleleri, kullanıcılarını tahliye ettikten sonra yeterli konforu taşımadıkları gerekçesiyle yıkmak ve yükselen ranttan faydalanmak amacıyla gerçekleştirilmektedir. Aksi takdirde geç Roma dönemi (3. ve 4. yüzyıllar) mahallesi Blakhernai’nin(1) aşağı kısmında yer alan Ayvansaray, barındırdığı Roma, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait kültürel mirasa rağmen, 2012’nin sonunda, kepçe gibi arkeolojik kentsel alanda kesinlikle kullanılmaması gereken araçlarla alt-üst edilmezdi. Ayvansaray’da, Toklu Dede Sokağı ve etrafında başlatılmış olan kentsel dönüşüm ve yenileme projesi ile onsekiz asıra yayılan ve kümülatif katmanlar halinde pek çok farklı tarih ve kültüre ait mirası barındıran kentsel alan yok edilmiştir. (Resim 1) Bu yazıda ilgili kentsel alanda yapılan uygulamalar, uluslararası tüzük ve ilkelerin belirlemiş olduğu kriterler çerçevesinde, koruma disiplini açısından irdelenmektedir.

AYVANSARAY YENİLEME ALANI VE PROJESİ

Ayvansaray semtindeki Atik Mustafa Paşa Mahallesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan, İstanbul surlarının bir bölümünü de barındırmaktadır. Antik çağdan beri sürekli yerleşim alanı olduğu bilinen Ayvansaray Semti, sahip olduğu anıtlar, sivil mimarlık örnekleri (SMÖ) ve arkeolojik mirasa rağmen, 03.04.2006 tarihinde, 10299 no.lu Bakanlar Kurulu kararıyla, “yenileme alanı” ilan edilerek, 5366 sayılı yenileme yasası(2) kapsamına sokulmuş ve yerel yönetimlere verilen geniş yetkilerle koruma kapsamından çıkarılmıştır. (Resim 2)

“Ayvansaray Türk Mahallesi Yenileme Projesi”, Atik Mustafa Paşa Mahallesi’nin Toklu İbrahim Dede, Kuyu ve Kafesçi Yumni Sokakları ile çevrili 2867, 2868, 2869, 2872 numaralı yapı adalarında gerçekleştirilmiştir. (Resim 1) Konu ile ilgili olarak Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in(3) görüşleri şöyledir: “Şimdi burası sit alanı, dolayısıyla sit alanlarında kentsel dönüşüm yapamıyoruz. Bu nedenle ilk defa bizim dönemimizde yenileme alanıyla ilgili kanun çıktı. Bu kanun çıkmadan önce Tarihî Yarımada’da alanı ilgilendiren herhangi bir proje uygulamanız mümkün değildi, bu 5366 sayılı kanun bize inanılmaz yetkiler tanıdı. Fatih Belediyesi olarak Osmanlı Türk mimarisinin en gözde örneklerinin bulunduğu ve Türk Mahallesi olarak adlandırılan Ayvansaray Toklu Dede semtindeki proje ile hayal ettiğimiz şehri kuruyoruz”.

Öncelikle Toklu Dede’nin bir semt adı değil, sadece Atik Mustafa Paşa mahallesinde bulunan bir sokak olduğunu belirtmek gerekir. Sokağa adını veren Toklu Dede Mescidi’nin izi günümüze ulaşamamıştır. Toklu Dede adıyla bilinen bir de hazire vardır ve Pteron Surlarının içinde bulunmaktadır. (Resim 3) Demir’in bu açıklaması koruma kavramının daha çok bürokratik ve akademik çevrelerle sınırlı kalmış, siyasi irade ve karar süreçlerine tam olarak yerleşememiş olmasına ve sonuçta toplum geneline bir kültür olarak yayılamama durumuna iyi bir örnek oluşturmaktadır.

2013 yılı başına kadar, alan, genel olarak parsel boyutları, kat yükseklikleri, cephe ve plan oranları ile özgün bir doku ve mimariye sahipti. Sadece biraz yıpranmış ve onarıma ihtiyaç duymaktaydı. (Resim 4-6) Ancak uygulanmış olan proje ile alanın pek çok özelliği tahrip edilmiştir.

AYVANSARAY KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ KAPSAMINDAKİ UYGULAMALAR

Ayvansaray Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında iki türlü uygulama yapıldığı gözlemlenmiştir. Kargir yapıların bulundukları parseller birleştirilerek monoblok kütleli yapılar inşa edilmiş; mevcut on beş ahşap yapı ise tamamen yıkılarak rekonstrüksiyonları yapılmıştır.

Ancak ayakta olmayan veya tamamen kaybedilmiş yapılar için belli şartlarda kabul edilebilir olan rekonstrüksiyon uygulaması, bu alandaki ayakta olan, kısmen veya tamamen kurtarılabilecek, en azından kapı, pencere, silme ve benzeri özgün elemanları tekrar kullanılabilecek yapılara uygulanmış; yapıların sahip oldukları özgün malzeme, yapım teknikleri, dönem özelliği gösteren mimari ögeler dikkate alınmadan yürütülen proje sonucu yapılar tüm özelliklerini yitirerek kötü birer replika durumuna getirilmiştir. (Resim 7,8)

Alanda yok edilen ahşap sivil mimarlık örnekleri arasında, bu yazı kapsamında daha detaylı olarak bahsedilenler A,B,C,D ve E olarak işaretlenmiştir. (Resim 1) Özellikle ilk üçü daha nitelikli ve sahip oldukları mimari özellikleri daha iyi koruyabilmiş olanlardır. A ile gösterilen birinci yapı, Kafesçi Yumni ve Toklu İbrahim Dede Sokaklarının köşesinde yer alan, kagir bir bodrum üzerine üç katlı olarak inşa edilmiş olan yapıdır. (Resim 9) 2868 ada / 7 parselde yer alan bu yapıya ait en ilginç mimari öğelerden biri, koltuk silmesinin üzerine ve bağdadi çıtalarına tutturularak ortası sıvanmış, neoklasik üslubun taklit edildiği bir ahşap çerçeve / süsleme elemanıdır. (Resim 7) Bu eleman için ahşaptan sütun-arşitrav-üst başlık taklidi yapılmış, bağdadi üzerine çakılmış, sonra da sıva uygulanmıştır.

Yukarıdaki kapsamda değerlendirilecek ikinci yapı, B ile gösterilen, 2869 ada, 5 parselde yer alan SMÖ’dir. 19. yüzyıl sonu-20 yüzyıl başı sivil ahşap mimarinin günümüze kadar korunabilmiş örneklerinden olan yapı, kâgir bir bodrum kat üzerine, iki katlı olarak ahşap karkas strüktürle inşa edilmişti. (Resim 10) Yapı, iç mekânında pasalı tavanını, ahşap merdivenlerini, kapı ve pencere doğramalarını muhafaza ediyordu; Kafesçi Yumni Sokak’a bakan cephesi ile güney cephesinde çıkmalar mevcuttu.

İnceleme kapsamında üçüncü olarak söz edilecek yapı 2867 ada, 65 parseldeki C ile gösterilen SMÖ’dir. (Resim 11) 34 ve 72 m²’lik oturum alanına sahip iki bitişik yapıdan oluşan sözkonusu yapı, deniz ve kara surlarının keşisim noktasında, her iki surla fiziksel ilişki içindeyken, (Resim 12) tamamen yıkılmış; betonarme perde temellerle yapılan bir bodrum kat üzerine, yeniden inşa edilmiştir. (Resim 13) Yapının özgünlüğünün korunması adına, hiç değilse, pasalı tavanları sökülerek tekrar kullanılabilirdi. (Resim 14)

Alanda, yukarıda bahsedilen üç yapıya göre daha fazla yıpranmış, cephe, plan ve malzeme özellikleri kaybolmuş, kısmen yıkılmış durumda olan yapılar da mevcuttu. Bunlara örnek olarak D yapısı (2867 ada / 64 parsel) (Resim 15) ve E yapısı (2869 ada / 10 parsel) verilebilir. (Resim 16) Bu yapılar, parsel parsel, tek yapı ölçeğinde ve zamana yayılan bir proje kapsamında kontrollü olarak ele alınabilirdi.

UYGULAMALARIN ULUSLARARASI TÜZÜK VE İLKELERE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

Ayvansaray Yenileme Alanı’nda yapılan müdahaleler incelendiğinde, uluslararası düzeyde kabul edilmiş olan tüzük ve bildirgelerdeki ilkelere uyulmadığı görülmektedir. ICOMOS tarafından hazırlanan, 1990 tarihli “Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü”(4)nün 2. maddesi, “arkeolojik miras hassas ve yenilenemeyen bir kültürel varlıktır. Arkeolojik mirasın yokoluşunu en aza indirmek için arazi kullanımları denetlenmeli ve geliştirilmelidir” ve 3. maddesi ise, “arkeolojik mirasın korunması bütün insanlar için ahlaki bir görev olarak ele alınmalıdır. Bu aynı zamanda ortak bir toplumsal sorumluluktur”, ilkelerini kayıt altına almaktadır. Ancak yapılan uygulamalarda sözkonusu ilkelerin dikkate alınmadığı, arkeolojik mirasın gerektirdiği ahlaki sorumluluğun yerine getirilmediği ve bu uygulamaların yenilenemeyecek bir kültürel varlık uygulaması olarak yapılmadıkları görülmektedir.

Yine 1994’te ICOMOS tarafından kabul edilmiş olan “Nara Özgünlük Belgesi”(5) madde 9, özgünlüğün her türlü bilimsel çalışmada, koruma ve restorasyon müdahalelerinde çok önemli bir işlev yüklendiğini belirtmektedir. Ancak buradaki uygulamalarda özgünlük nosyonu tamamen dışlanmıştır. 2867, 2868 ve 2869 numaralı adalar boş arazi biçiminde değerlendirilmiş; üzerindeki yapıların özgün strüktür, malzeme, cephe öğeleri dikkate alınmamıştır. (Resim 17) Oysa 2003 tarihli “Mimari Mirasın Analizi, Korunması ve Strüktürel Restorasyonu için İlkeler Tüzüğü”(6) madde 1.3, “mimari mirasın değeri yalnızca görünüşünde değildir; tüm bileşenleriyle döneminin yapım teknolojisinin ünik bir örneği olarak korunmuş olması önemlidir”, düzenlemesini içermektedir. Madde 3.12’ye göre ise yapılacak her müdahale, “mümkün olduğunca strüktürün ilk tasarımına, yapım tekniğine ve tarihi değerine saygı göstermeli ve onun gelecekte de anlaşılmasını sağlayacak izleri korumaya özen göstermelidir”. Madde 3.14 ise yapılacak bir müdahale çerçevesinde kaçınılacak unsurları, yöntemleri şöyle belirtmektedir: “herhangi bir tarihi mimari malzeme veya belirgin mimari öğeyi kaldırmak veya değiştirmekten mümkün olduğunca kaçınılmalıdır”. Söküm ve tekrar birleştirmeye yönelik tavsiyeleri düzenleyen madde 3.17’de ise: “söküm ve tekrar birleştirmeye ancak, strüktürün durumu ve malzemesi dolayısıyla başka bir yöntemle koruma olanaksız veya zararlı olduğunda ek bir seçenek olarak başvurulmalıdır” denilmektedir. Sözkonusu uygulamada ise tüm yapıların baştan sona yenilendiği, söküm ve tekrar birleştirme ancak zorunlu haller için tavsiye edilirken, yapıların özgün elemanlarının hiç bir biçimde değerlendirilmediği görülmektedir.

2011 yılında, tarihî kentler ve kentsel alanların korunması için düzenlemeler getiren “Valletta İlkeleri”(7) kapsamında madde 2/c’de, “Geleneksel kullanımların, işlevlerin kaybı / değişimi, örneğin yerel bir topluluğun yaşam biçiminin değişmesi gibi, tarihi kentsel alanda büyük olumsuz etkilere sebeb olabilir. Bu topluluğun yer değiştirmesi ile o yerde karakter ve kimlik kaybı olur. Tarihi alan sadece turizm işlevi olan ve yaşamayan bir yere dönüşür, ruhu kaybolur” biçiminde bir uyarı bulunmaktadır. Sözkonusu uyarı ile dikkat çekilen hususun somutlaşmış halini, ne yazık ki, Ayvansaray’da görmek mümkündür. (Resim 18)

Valetta İlkeleri madde 3/f ise değişim hızının kontrol edilmesi gereken en önemli parametre olduğuna dikkat çekmektedir. Fazla hızlı bir değişimin tarihî kentte tüm değerlerin bütünlüğünü bozabileceğine, müdahalenin sınırı ve sıklığının fizibilite ve planlama çalışmaları ile saptanmasının yararına ve şeffaf prosedürler işlemesinin gereğine vurgu yapılmaktadır. Ancak sözkonusu alandaki değişimin hızı kontrol edilemez boyutta olmuş, bir mahalle Şubat-Mayıs ayları arasında tamamen yıkılmıştır.

Valletta İlkeleri madde 4/d’ye göre, “parsellerin değişmemesi hususunda özel bir özen gösterilmelidir. Parsel değişikliği kütle değişikliklerine yol açacağından bütünün bozulmasına ve kaybedilmesine neden olacaktır (Nairobi Tavsiyeleri / madde 28’den alınmıştır)”. Ayvansaray’daki parsel değişiklikleri, kütle değişikliklerine de yol açarak bu düzenlemeyi ihlal etmiştir. Yine aynı maddenin devamında, “tarihi dokuya getirilecek yeni bina, özellikle yeni bir işlev için tasarlandığında, hem biçimsel hem de işlevsel yönden değerlendirilmelidir. Tarihi kentlerde kamusal alan sadece sirkulasyon için kullanılacak bir alan değil, aynı zamanda düşünme, öğrenme, eğlenme işlevleri için kullanılacak bir kaynaktır. Tasarımı, düzenlenmesi ve hatta yönetimi, karakterini ve güzelliğini korumaya yönelik olmalıdır” biçiminde bir tavsiye bulunmaktadır. Resim 19 ve 20’de görülmekte olan devasa kütleli otel inşaatının hem biçimsel hem de işlevsel yönden alanın “karakterini ve güzelliğini korumaya yönelik” olmadığı açıktır.

Alanda bir de Toklu Dede Mescidi’nin ihyası sözkonusudur. Toklu Dede Mescidi, Ayvansaray’daki Toklu Dede Sokağı’nın, Haliç kıyısına paralel kesiminde, Kafesçi Yumni ile Ayvansaray Kuyu Sokaklarının köşesinde yer alan bir Bizans dönemi yapısıdır. (Resim 2) 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde mescidin adı geçmemekte; ancak Hadikatü’l-Cevami’de buranın kiliseden dönüştürüldüğü, Ebu Şeybetü’l Hudri’nin türbesinin bulunduğu mahallenin mescidi olduğu ve adını Şeyh Toklu İbrahim Dede’den aldığı açıklanmaktadır.(8) Dikdörtgen planlı Toklu Dede Mescidi’nin uzun kenarı yaklaşık 14 metre, çatısı iki eğimli ve ahşaptır.(9) 1929’da sahibi tarafından, kuzey duvarı, apsisinin yarısı ve batı duvarı yıktırılınca, güney duvarda dökülen sıva altından freskler ortaya çıkmıştır.(10) Eyice, “1970’lerde bu güney duvara bitişik bir ev yapıldığını, 1980’de ise son kalan duvar parçalarını da yok eden başka bir binanın, Toklu Dede Mescidi’ni İstanbul’un tarihi topoğrafyasından sildiğini” belirtmektedir.(11) 1929 yılından beri tam olarak ayakta bulunmayan sözkonusu yapının, yer üzerinde bugüne ulaşan herhangi bir izi kalmamıştır. Yıkılmadan evvel 2869 ada / 6-7 parselde yer alan mescidin ihya edileceği Fatih Belediyesi haber bülteninden ve belediyenin internet sayfasından duyurulmuştur.

SONUÇ

Ayvansaray’da yapılan uygulamaların, daha önce Sulukule’de uygulanmış olan bir benzerine de bakıldığında, aslında bürokratik ve yasal yönden normal bir işleyişi olduğu görülür. UNESCO’nun talebi doğrultusunda, İstanbul Tarihî Yarımada Yönetim Planı, 2011 yılında, “İstanbul Sit Alanları Alan Yönetim Başkanlığı” tarafından tamamlanmıştır. Bu planda, sadece Dünya Mirası kapsamında tanımlanan dört bölge değil, Tarihî Yarımada’nın bütünü, “üstün evrensel değer” taşıdığı gerekçesiyle alan yönetim sınırı içinde değerlendirilmiştir. Fakat, planda koruma disipliniyle bağdaşmayan Ayvansaray Türk Mahallesi ile ilgili bir uyarı veya önlem yer almamıştır. Sadece yenileme projeleri konusunda hedef, strateji, eylem ve projeler geliştirilmesinin gerekli görüldüğü(12) ve yenileme projelerinin Dünya Miras Komitesi tarafından gösterilen kültürel mirasa yönelik tehditler arasında yer aldığı belirtilmiştir.(13) Ancak, Yönetim Planı’nda ne üretilecek yenileme projeleri ne de hangi alanların etkilendiği net olarak belirtilmemiş; bu projelerin korumaya yönelik bir tehdit unsuru oluşturmaları da zaten üçüncü şahıslar üzerinden ifade edilmiştir.

Ayvansaray Yenileme Alanı’ndaki ahşap evlerin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanarak ilgili koruma kurulunda onaylanmıştır. Fakat neyin nasıl korunduğu sorusu cevapsız kalmaktadır, çünkü ortada koruma değil sadece büyük bir yıkım vardır. Bu alanla ilgili olarak geleceğe yönelik en önemli çıkarım, kültürel mirasın yenilenemeyecek bir varlık olduğuna iyi bir örnek oluşturması ve gelecekteki uygulamalarda burada yapılan hataların tekrarlanmaması olmalıdır.

Kente buradaki kentsel dönüşüm projesindeki gibi önemli bir müdahalede bulunmadan evvel ciddi çalışmalar yapılması gerekir. Öncelikle, envanter eksikliği giderilmeli; bilgi altyapısı güncellenerek devamlılığı sağlanmalıdır. Kentin tarihi, çağdaş, işlevsel, simgesel, resmî, gündelik yaşamına ilişkin ögelerin ilişkileri anlaşılmalıdır. Bu farklı ögelerin birbiriyle ilişkilerini anlamadan, bir değişiklik ya da yenilik yapmak yarardan çok zarar verir.

Son yıllarda koruma pratiğine sürdürülebilir kalkınma kavramı, kentsel iyileştirme, sağlıklaştırma, canlandırma gibi kavramlar girmiştir. Batı ülkelerinde sürdürülebilirlik kavramının yerleşmesiyle birlikte, yenileme kavramı yerini sosyo-ekonomik boyutu da içeren kentsel yeniden canlandırma kavramına bırakmıştır.(14) İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı’nda da “tarihi konut alanlarının doku, fonksiyon ve özgün özellikleri korunarak sıhhileştirilmesi”, “konut alanlarının fiziki dönüşüm sürecine sosyal boyutun kazandırılması”(15) gibi düzenlemeler mevcuttur. Ancak tüm bunlardan daha önemli olan husus, belki de yapıyormuş gibi yapmamak, yani koruma konusundaki farkındalığın ve bakış açısının değişmesi gerektiğidir. Sadece bürokratik ve yasal olarak uyulması gereken kurallar bütünü olarak bakıldığı zaman aslında yapılan işler tüm kurallara uygundur, ancak gerçekten benimsenmediği için sonuç istenenden uzaktır.

Toklu Dede Mescidi’nin ihyası ile ilgili olarak da, 1929’da yıkılarak, 40-50 sene önce de tamamen yok olmuş olan bir Ortaçağ yapısının yeniden yapılmasının koruma disiplini ve etiği ile herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtmek gerekir. Bizans dönemine ait bir yapının, günümüz şartlarında tekrar inşa edilerek tarihî bir yapı olarak kabul edilmesi sözkonusu olamaz. Mescidin temel kazısının yapılarak arkeolojik bir araştırma yapılması ve sonrasında rastlanan buluntulara göre, kesinlikle tamamlama yapılmadan temellerin korunması için bir çözüm üretilmesi, hiçbir şey yapılamıyorsa, gelecek kuşaklara ulaşması için bir koruma tabakası altında kapatılması en doğru yaklaşım olacaktır.

KAYNAKLAR


Ahunbay, Zeynep, 2007, “Tarihi İstanbul ve Koruma Kurullarından Koparılan Yenileme Alanları”, Mimar.ist, sayı: 26 (Kış 2007), ss.65-68.

Altan, Kemal, 1938, “Fethiye Camii”, Arkitekt, Sayı:10-11 (94-95), ss.296-99.

Atzemoglou, Nikos, 1990, T’Agiasmata tés Poles, ss.21-23.

Nomidis, M., I., 1958, Rapport Preliminaire des Travaux Executes dans une Eglise Byzantine (Kilise Camii), Notre Dame d’Ephese 2, no:8, ss.14-19, no:11-12, ss.36-40.

Ortaylı, İlber, 2009, İstanbul’dan Sayfalar, Alkım Yayınevi, İstanbul.

Ousterhout, Robert G., 1987, The Architecture of the Kariye Camii in Istanbul, DO Studies 25, Washington D.C.

Ousterhout, Robert, 2001, Master Builders of Byzantium, Princeton, New Jersey.

Schneider, A. M., Meyer-Plath, B., 1943, Die Landmauer Von Konstantinopel, Berlin.

Schneider, A. M., 1951, “Die Blachernen”, Oriens 4, s.82.

Schlumberger, Gustave, 1996, Prens Adaları, Blakerna Sarayı ve Kilisesi, Bizans’ın Büyük Suru, (çev.) Haluk Çağlayaner, İstanbul.

Tamer, Cahide, 2003, İstanbul Bizans Anıtları ve Onarımları, TTOK Yayınları, İstanbul.

Theis, Lioba, 2005, Die Flankenraeume in mittelbyzantinischer Kirchenbau, Wiesbaden.

Ünver, Ahmet Süheyl, 1953, İstanbul’da Sahabe Kabirleri, Ankara.

Wulzinger, K.,1913, “Byzantinische Substruktionbauten Konstantinopels”, JdI, sayı: 28, Berlin.

Yavuz, Yıldırım, 1981, Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi ve Mimar Kemalettin Bey, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Basım İşliği, Ankara, ss.40-45/222-225.

NOTLAR

1. Seeck, Otto, (ed.), 1962, Notitia Dignitatum Accedunt Notitia Urbis Constantinopolitanae et Latercula Prouinciarum, Frankfurt am Main, Minerva, ss.240-241.

2. 5366 “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun”, Bakanlar Kurulu Karar Tarihi - No: 17/11/2005 - 2005/9668, Resmî Gazete Tarihi: 14/12/2005, Resmî Gazete Sayısı: 26023.

3. emlakkulisi.com [Erişim:12.09.2010]

4. www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_0844861001353670083.pdf [Erişim:12.02.2016]

5. www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_0280118001353669454.pdf [Erişim:12.02.2016]

6. www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_0205864001353670882.doc [Erişim:12.02.2016]

7. www.international.icomos.org/Paris2011/GA2011_CIVVIH_text_EN_FR_final_20120110.pdf [Erişim:12.02.2016]

8. Ayvansarayi Hüseyin Efendi; Ali Satı Efendi; Süleyman Besim Efendi, 2001, Hadikatü’l Cevami, İşaret Yayınları, İstanbul, ss.143-146.

9. Müller-Wiener, Wolfgang, 2007, İstanbul'un Tarihsel Topografyası: 17. Yüzyıl Başlarına Kadar Byzantion-Konstantinopolis-İstanbul, (çev.) Ülker Sayın, YKY, İstanbul, s.206.

10. Müller-Wiener, 2007, s.206.

11. Eyice, Semavi, 1995, “Toklu Dede Mescidi”, DBİA, Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı ortak yayını, İstanbul, cilt:7, s.272-274.

12. İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı, 2011, s.58.

13. İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı, 2011, s.122.

14. Dinçer, İclal, 2010, İstanbul’un Tarihi ve Doğal Miras Değerleri: Potansiyeller, Riskler ve Koruma Sorunları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, s.129.

15. İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı, 2011, s.88.

 

Bu icerik 1094 defa görüntülenmiştir.