MİMARLIK
382
MART-NİSAN 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Türkiye'deki Modern Mobilya Tasarımları Gün Yüzüne Çıktı
    Yaşar Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Zeynep Tuna Ultav, Yrd. Doç. Dr.
    İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Deniz Hasırcı, Doç. Dr.; Seren Borvalı, Araş. Gör.; Hande Atmaca, Araş. Gör.

YAYINLAR



KÜNYE
KORUMA - YAŞATMA

Yeni Eski ile Karşılaşınca: TURKU KENT KÜTÜPHANESİ

Feride Önal, Doç. Dr., YTÜ, Mimarlık Bölümü
Zafer Akdemir, Yrd. Doç. Dr., YTÜ, Mimarlık Bölümü

Koruma kavramı tekil yapıların korunmasından tarihî çevre ve bağlamın korunmasına evrildiğinden beri süreklilik en önemli olgulardan biri haline geldi. Finlandiya’nın en eski kenti Turku’da yer alan kent kütüphanesinin genişletilmesine karar verilince, yapının tarihsel sürekliliğini sağlamak en önemli tasarım kriteri olarak belirmiştir. Yazarlar, Finlandiyalı mimarlık grubu JKMM Architects tarafından Turku Kent Kütüphanesi’nin, yeni ile eskinin, gelecek ile geçmişin, bilgi ile hayalgücünün, yoğun etkinlik ile sükûnetin biraraya geldiği, bilgi, deneyim ve öğrenme merkezi olarak herkese açık bir kamusal mekâna dönüştürüldüğünü belirtiyor.

Endüstri devrimine kadar kentlerde, doğal afetlerin ve savaşların büyük çapta bir yıkıma neden olduğu durumlar dışında, kent dokusundaki değişim çoğunlukla kademeli ve göreceli olarak küçük ölçekli olarak gerçekleşmiştir. Kentler organik gelişimlerini sürdürürlerken fiziksel çevrelerinden bir anlamda süreklilik ve istikrar elde etmişlerdir. Endüstri devriminden itibaren, değişimin hızı ve ölçeği, değişim süreçleri anlamında artarken, kentin gelişimi kontrolsüz ve mekânik bir biçime dönüşmüştür.

Kentlerdeki hızlı değişim sürecinde geçmişin mirası çoğunlukla gelecek için sadece bir ayak bağı olarak görülürken “çağdaşlığın öncüleri”, sağlıksız ve sıkışık kentleri ortadan kaldırarak yerine, ağaçlar ve yeşillikler içinde yer alan yüksek binalardan oluşan oldukça farklı bir çevre oluşturmayı hayal etmişlerdi. Bu yaklaşımların gelişme fırsatı 1945’ten sonra, savaş nedeniyle tahrip olmuş Avrupa kentlerinin yeniden inşası sırasında ortaya çıkmıştır. Bu yüzden savaş sonrası dönem, gelişmiş dünya kentlerindeki yıkım ve yenileme döngüsünün fiziksel ölçeği ve hızındaki çarpıcı ivmeye şahit olmuştur. Geçmiş ve onun değerleri, geçmişten gelen mimari başarıların tüm izlerini yok etmekle tehdit eden, “güçlü yenidünya” uğruna reddedilmiştir.(1)

Korumaya yönelik politikalar ve stratejiler bağlamında, kentlerdeki değişimin üç aşamalı bir süreç izlediği gözlemlenmektedir. İlki, 19. yüzyılda başlamış olmasına rağmen, daha tutarlı ve kapsamlı uygulamaların 1945 sonrası dönemde geliştiği, tek tek binaların ve tarihî yapıların korunmasını kapsayan yaklaşımdır. Tarihî binaların yanı sıra çevrelerinin de korunması gerekliliğinin fark edilmesi ise, 1960-1970’lerde ortaya çıkmış bir yaklaşımdır.(2) Bu yaklaşım bölgesel politikalar, tarihî bina grupları, kent silueti, binalar arasındaki boşluklar ile ilgili olup yeni gelişim ve ulaşım düzenlemeleri ile oluşan sosyal, kültürel ve fiziksel bozulmaya tepki oluşturmuştur. Bölgenin korunmasına dönüşen anlayışın, son aşamada korumadan, yeniden canlandırma ve değişim yönetimine doğru evrilmeye başladığı görülmektedir.

Lefebvre, koruma yaklaşımındaki değişimleri, “hızlı gelişmenin çabası içindeki ülkeler, tarihî mekânları, evleri, sarayları, askeri ya da sivil yapıları, gamsızca yok etmekteler. Eğer bunda bir kâr veya avantaj varsa, eski olan ortadan kaldırılır. Ancak daha sonra, bu tür mekânların neredeyse sınırsız olasılıklarıyla, kültür tüketiminin, turizmin hizmetine nasıl verilebileceğini keşfetme eğiliminde olurlar. Bu kez, mutlu bir şekilde yıktıkları her şey, büyük harcamalarla yeniden yapılandırılır. Yıkımın tamamlanmadığı yerlerde, yenileme, taklit veya çoğaltma gündeme gelmektedir”(3) diyerek açıklamaktadır.

Koruma ve beraberinde gelen, yerin benzersizliği ve onun tarihine olan ilgi, kentsel tasarımın çağdaş görüşünün oluşumunda da etkili olmuştur. Birçok mevcut kentsel tasarım yaklaşımı, geçmişten kopmak yerine, geçmişle birlikte sürekliliğe vurgu yaparak, yerin var olan anlamına karşılık verebilmek için çaba göstermektedir. Geçmişin görsel ve somut kanıtları ile yerin anlamı ve karakterinin / kimliğinin göreceli sürekliliğini korumak, kentlerdeki hızlı değişimlere rağmen kentsel ögelerin farklı oranlarda değişmesiyle kent kimliği ve özünün korunmuş olacağını ortaya koymaktadır.

KAMUSAL BİR MEKÂN OLARAK KÜTÜPHANE

Kültürel ve kentsel yaşamın vazgeçilmez kamusal kullanımlarından birisi olan kütüphaneler, günümüzde yalnızca kitap okunan ve depolanan yer olmanın ötesinde, insanların biraraya geldiği çok boyutlu bir kamusal mekân olma potansiyelini de barındırmaktadırlar. Kütüphaneleri diğer kültürel yapılardan ayıran en temel özellik ise, tüm sanat alanlarını kapsamasının yanı sıra, bilgi ve deneyimleri paylaşarak aktarmasıdır. Eğitime yönelik modellerin ve mekânsal karşılıklarının önemli örneklerini barındıran Finlandiya mimarlığında kamusal rolleri açısından kütüphane yapıları mimarlık gündeminde güçlü bir yere oturmakta, kamusal kullanımın düzeyi ve farklı ölçeklerdeki kütüphane yapılarının kent ve kentsel yaşantı açısından önemi Turku Kent Kütüphanesi örneğinde de gözlenmektedir.

Finlandiya’nın ilk endüstrileşmiş kentlerinden birisi olan Turku, ülkenin güneybatı kıyısındaki takımadalarda yer almakta, yerleşim merkezinin içinden geçen Aura Nehri ise, kıyıları ile birlikte yerleşimin ve sosyal yaşamın merkezini oluşturmaktadır. (Resim 1) Organik olarak nehrin kıyılarında gelişen kent, endüstrisinin gelişimini de nehrin ağzında yer almasının avantajlı konumuna borçludur. 182.000 nüfusa sahip kent, iki üniversite ve çok sayıda politeknik okulu ile yaklaşık 35.000 yüksek öğrenim gören öğrenciye evsahipliği yapmaktadır.

Turku Kent Kütüphanesi, Aura Nehri kıyısında, 400 yıl öncesine ait binaların bulunduğu tarihî kent merkezinde yer almaktadır. (Resim 2) 1827 yılında Turku kent merkezinin büyük bir bölümünün yok olduğu bir felakete neden olan yangından sonra, mimar Carl Ludwig Engel’in kentin yeniden planlanma çalışmalarını üstlendiği yerel bir çalışma birimi oluşturulmuştur. Bu süreçte, kentin tütün fabrikası sahibi olan Fredric von Rettig bugün eski ana kütüphane binası olarak kullanılan 1818'de inşa edilmiş valilik ofisini ve 1733 yılında inşa edilmiş resmî konutu kent yönetimine bağışlamıştır. 13. yüzyılda inşa edilmiş Turku Katedrali’nin karşı kıyısında yer alan bina, 1903 yılında Finlandiya’nın üçüncü Kent Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1960 ve 1970’li yıllarda diğer gelişmiş Avrupa kentlerindekine benzer biçimde Turku’da da endüstri yapılarının geriye harap bir kıyı ve kirli bir nehir bırakarak kent merkezini terk etmeye başlaması ile bölgenin canlılığını yitirdiği görülmektedir. 1980’li yıllarda kent merkezlerinin yeniden canlandırılması bağlamında kent yönetimi, öncelikle Aura nehri ve kıyılarının iyileştirilmesine yönelik bir dizi kapsamlı çalışma başlatmıştır. 1985 yılında, canlandırma projeleri kapsamında, mevcut kütüphane binasının gereksinimleri karşılayamaması sorununa da çözüm üretebilmek amacıyla bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Kütüphane binasının yer aldığı yapı adası içindeki 19. yüzyıldan kalan diğer binaların koruma altında olması ve yine alan içinde Turku telefon şirketine ait binanın altyapısında yer alan özel ve pahalı kabloların varlığı, yeni ek kütüphane binasının yapımındaki en temel sorunlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda yapılan uzun bir çalışma süreci, 1998 yılında açılan mimari proje yarışmasını dört genç mimardan oluşan bir tasarım ekibinin kazanması ile sonuçlanmıştır. (Resim 3-5)

Projenin amacının tarihî değerlerle uyum içinde olan ve kendi döneminin mimarisini ortaya koyan bir “ışık-gölge (chiaroscuro)” etkisi oluşturmak olduğunu vurgulayan ekip yürütücüsü Asmo Jaaksi, tasarım ilkelerini ve tasarım sürecini “modern bir kütüphanenin mevcut ve gelecekteki iletişim sorunlarına yanıt verme gereksinimi vardır. Öte yandan, kütüphane kurumu bilgilerin depolandığı çok özel bir yer olarak uzun ve değerli bir mirasa sahiptir. Tasarımcı, bu karşıtlıkları yüzleştirmek ve bir şekilde onları birleştirmek için vardır. Tasarımın temelinde geleceğin fırsatlarıyla buluşan yeni bir kütüphane yaratmak vardı. Aynı zamanda kütüphane, mimarinin dikkate alması gereken uzun ve zengin bir tarihçeye sahiptir. Mimari bütünlük bu iki zıtlığın birliğiyle şekillenmiştir; geçmiş ve gelecek”(4) olarak açıklamaktadır. (Resim 6)

Mevcut açık ve yapılandırılmamış bir sokak köşesinde, kentin varolan ızgara sisteminin kenarlarını takip ederek konumlanan kütüphane binası, diğer yüzü ile kültürel etkinlikler ve kamusal kullanımlı bir avlu ile tanımlanarak kentsel dokunun sürekliliğinin sağlamaktadır. Binanın planimetrisi ile zenginleşen avlu yaşantısının, avludan Aura kıyısına erişim ve görsel bağlantılarla kentin imge değeri yüksek parçalarla görsel iletişiminin de önemli bir tasarım kararı olarak değerlendirildiği gözlemlenmektedir. Ayrıca kamusal kullanım düzeyi, her yaş grubu için oluşturulan mekânsal karşılıklar ve bu mekânların iletişim gücü, yeni ve eskinin / geçmiş ve bugünün birlikteliğiyle avlu bir sahne işlevi üstlenmektedir. (Resim 7)

Kentle kurduğu içten samimi ilişkiyi özellikle kuzeybatı sınırını oluşturan ve eski kütüphane binasına (Resim 8) değmeden lineer bir parçayla tanımlaması ve bu lineer parçanın geçirgen yüzeylerle hem dıştaki yolu hem de içteki avluyu insan ölçeğinde buluşturması, bu buluşmadaki netlik ve açıklık kamusal kullanımın güçlü yönleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Parçalı yapılanma kurgusu nedeniyle bilgi içeriğine göre, bölümler ve konular kategorik olarak gruplar halinde organize edilen kütüphane binası, giriş / tanıtım, temel kaynak, sanat, çocuk ve gençlik olarak dört bölümden oluşmaktadır. Gelecekte olası yeni medya tanımıyla birlikte kütüphanenin işlevinin tamamen değişebileceği olasılığı, mekânın tasarım ilkesinin “esneklik” üzerine kurgulanmasa neden olmuştur. Tasarımın önemli bir parçasını oluşturan ve binanın mimarisinde önemli bir rol oynayan “Cam” ise iç ve dış mekânı birleştirerek bir halk kütüphanesinin açıklık fikrini güçlendirmektedir. (Resim 9)

Farklı süreçlerdeki üç yapının birlikteliğinden oluşan Turku Kent Kütüphanesi, mevcut kent dokusu içine açılan ve yaşayan bir organizma olarak dışarıdan algılanırken, kent büyük pencerelerden kullanıcı ile güçlü bir biçimde görsel iletişime girmektedir. (Resim 10) Yüz yıllık kütüphane binası bellek ve imge değeri açısından nesiller boyu insanların günlük ziyaret için gittiği bilgi ve eğitimin sembolü olan bir yer olmayı sürdürmektedir. Yeni kütüphane ise bilgi, deneyim ve öğrenme merkezi olarak herkese açık, yeni ve eskinin, gelecek ve geçmişin, bilgi ve hayal gücünün, yoğun etkinlik ve sükûnetin biraraya geldiği bir kamusal mekâna dönüşmüştür. Bilginin koleksiyonlar, sergiler, festivaller ve organizasyonlar aracılığıyla kurumlar ve kullanıcıları tarafından paylaşıldığı kütüphanenin günlük ziyaretçi sayısı 4000 kişiyi aşmaktadır.(5)

2011 yılı Avrupa kültür başkenti sürecinde kentteki etkinliklerin temel unsurlarından birisi olan Turku Kent Kütüphanesi, bir yandan kütüphane konvansiyonlarını olabildiğince eksiksiz yerine getirirken, diğer yandan yerin bağlamına yönelik ve bugüne dair kullanım karakteristiklerini nitelikli bir mimari retorikle tanımlamaktadır. Aura nehri ve yanındaki merkez bölgesinin etkinliklerini yeniden tanımlayarak kültürel mirasın sürdürülmesinde büyük katkı sağlayan aynı zamanda kentin en önemli kamusal paylaşım mekânlarından birisi olma özelliğini de taşıyan Turku Kent Kütüphanesi bu bağlamda, kentin, kültürel ve sosyal yaşamında bir odak noktası olarak bölgenin yeniden canlandırılmasının motivasyonunu da oluşturmaktadır.

 

KAYNAKLAR


Ashworth, Gregory J.; Tunbridge, John E., 2000, The Tourist-Historic City, Routledge, Londra.

Carmona, Matthew; Health, Tim; Oc, Taner; Tiesdell, Steve, 2007, Public Places-Urban Spaces: The Dimensions of Urban Design, Architectural Press, Burlington.

Carr, Stephen; Francis, Mark; Rivlin, Leanne G.; Stone, Andrew M., 1995, Public Space, Cambridge University Press, Cambridge.

Knox, Paul; Ozolins, Peter, 2000, Design Professionals and the Built Environment: An Introduction, Wiley, Londra.

Lefebvre, Henri, 1991, The Production of Space, Blackwell, Londra.

Näätsaari, Inkeri, 2007, “Information, Experience and Learning Centre”, Scandinavian Public Library Quarterly, cilt:40, sayı:4, ss.4-8.

Ratia, Taina, 2010, “Events in Abundance at the Cultural Capital’s Library”, Scandinavian Public Library Quarterly, cilt:43, sayı:3.

URL1. www.turku.fi/library [Erişim:06.06.2013]

 

NOTLAR

1. Ashworth ve Tunbridge, 2000.

2. Carmona; Health; Oc; Tiesdell. 2007.

3. Lefebvre, 1991.

4. Asmo Jaaksi, Teemu Kurkela, Samuli Miettinen ve Juha Mäki-Jyllilä dan oluşan ekip tasarımlarını

“Chiaroscuro” olarak tanımlamaktadırlar. Chiaroscuro, İtalyanca da ışık ve gölge sanatı, sanatta karanlık ve aydınlığın oluşturduğu zıtlık için kullanılan bir terimdir.

5. URL1.

 

Bu icerik 3459 defa görüntülenmiştir.