MİMARLIK
382
MART-NİSAN 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Türkiye'deki Modern Mobilya Tasarımları Gün Yüzüne Çıktı
    Yaşar Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Zeynep Tuna Ultav, Yrd. Doç. Dr.
    İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Deniz Hasırcı, Doç. Dr.; Seren Borvalı, Araş. Gör.; Hande Atmaca, Araş. Gör.

YAYINLAR



KÜNYE
KIRDAN / KENTTEN

Aphrodisias’tan Geyre’ye

H. İbrahim Alpaslan, Yrd. Doç. Dr., DEÜ, Mimarlık Bölümü

Ne zaman bir "değme", "temas" olur? Temasın değmeden farkı, içinde “buluşup görüşme, ilişki kurma, münasebet” anlamlarını da barındırması. “Münasip” ise uyumlu, uygun olma anlamında. Yani birbirine değen, buluşan iki şey birbirine uygunsa temas ediyorlar. Aphrodisias Anadolu’daki sayısız antik kentten, sayısız, üstüste yerleşilen, katmanlanmış bir karakterle günümüze gelenlerden birisi.1960 yılında taşınıncaya kadar Geyre Köyü (isminin “Karya”dan gelme olasılığıyla birlikte) burada varolmuş. Ancak bu zincirin son halkası. Neolitik dönem kalıntıları üzerindeki antik Yunan tiyatrosu, antik Yunan stadyumunun ucunun çevrilmesiyle oluşturulan Roma arenası, sütunları içeriye alınarak üç nefli Bizans kilisesi haline getirilen Aphrodite Tapınağı’yla devredilmiş Geyreliler’e Aphrodisias. Sonrasında yaşananları, örneğin tiyatronun kentin seçkinleri için ayrılan koltuklarında oturan köyün çocukları ve yaşlıları, her biri şüphesiz dönemin varlıklıları için eşsiz sanat eseri olarak bezenmiş lahitlerde üzüm sıkanları, köyün ustalarının elinde ahşap dikmelere kaide olan sütun başlıkları ve inatla bir arşitrav parçasını taşımaya devam eden sütunlarıyla oluşan palimpsesti, bir başka usta, Ara Güler’in fotoğrafları taşıyor günümüze.

Anadolu’nun zengin demografik geçmişe sahip topraklarında halklar bazen aynı zamanda bazen ise ard arda yaşarken birbirleriyle mimari üzerinden temas kurmaktan kaçınamamışlar. Başkentlerdeki anıtsal eserlerden köy evlerine kadar her ölçekteki inşa etkinliğinde önceki uygarlıklardan kalan yapı elemanlarını devşirerek kullanmak neredeyse yazılı olmayan bir kural olmuş. Geyreliler de kendilerinden öncekilerin bazen yapı malzemelerini, bazen yapı elemanlarını bazen ise yapıların kendilerini alıp yeniden kullanmışlar. Böyle temas etmiş, böyle uygun görmüş, böyle uydurmuşlar kendilerine Aphrodisias’ı. Haklı koruma eleştirilerini bir anlığına kulak arkası edip bu zaman dışı ve “münasip” biraraya gelişten heyecan duymamak olanaksız.

Ve sonra, taşınmış Geyre. Hem başka nedenlerle hem de Aphrodisias kazılarını genişletmek niyetiyle. Bugün artık birkaç tane köy evi duruyor kazı alanında. Onlardan biri (galiba sütun başlığı kaideli ahşap direkleri olan) Ara Güler ve Mesut Ilgım’ın fotoğrafları ile Prof. Dr. Kenan Erim’in özel eşyalarının sergilendiği bir galeriye dönüştürülmüş. Çıkarken fotoğrafların kartpostal haline getirilmiş baskılarını satın alabiliyorsunuz. Geyreli bir kız oturuyor kapıda ve belki de Aphrodisaslılardan miras kalan renkli gözleriyle gülümseyerek “böylece kazılara da katkıda bulunmuş oldunuz” diyor. Taşınmanın ardından 1990’a kadar Prof. Dr. Kenan Erim’in, sonrasında R. R. R. Smith’in başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarıyla artan buluntular için mevcut müzenin mekânları yetersiz kalınca bir halka daha eklemek gerekli olmuş zincire. Bu halkanın rengini de başka bir usta vermiş. Cengiz Bektaş’a usta demek kolay. Neden usta olduğunu tarif etmekse daha kolay, değmemiş, temas etmiş.

 

Bu icerik 2594 defa görüntülenmiştir.