MİMARLIK
382
MART-NİSAN 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Türkiye'deki Modern Mobilya Tasarımları Gün Yüzüne Çıktı
    Yaşar Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Zeynep Tuna Ultav, Yrd. Doç. Dr.
    İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü: Deniz Hasırcı, Doç. Dr.; Seren Borvalı, Araş. Gör.; Hande Atmaca, Araş. Gör.

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Düşünce ve İfade Özgürlüğü Açısından Mimarlık ve Mimarlar Odası

Bozkurt Güvenç, Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi, Emekli Öğretim Üyesi

“Yalnız mimari anıtların değil, özgür sanatların da başkenti sayılan Paris’te, Charlie Hebdo karikatür dergisine saldırı dünya gündeminden düşmedi. Liderler kol kola yürüdüler, düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılan saldırıyı lanetlediler. ABD’nin devlet başkanı Obama’nın katılmayışı ve Başbakan Davutoğlu’nun katılması eleştirilere konu oldu.” “Teknoloji bugün uzay gemileri, uydular inşa ediyor. “Mimarlar da işlerini yapmalı! T-cetveliyle her işe karışmamalı, yoksa hadleri bildirilir” yollu tehdit edilebilir mi? Selçuklu tarzında, Osmanlı zevkine uygun sanatlarla bezenmiş, güvenlik teknolojileriyle donatılmış anıtlar kamu yöneticilerine bırakılabilir mi? Milli iradenin onuru ve itibarı parayla, rayiç bedelle kısıtlanabilir mi?” “Düşüncelerini tasarımlarıyla ifade eden mimar da, güvenlik, sağlık, estetik, mali ve benzeri gerekçelerle kanun ve yöneticilerle kısıtlıdır. Bütün bu engelleri aşıp sanatını hayata geçirmek kolay sanat değildir. Toplumsal özgürleşmenin güvencesi sayılan demokrasi ve medya bu engellere ancak yenilerini katar.”

“Basın özgürlüğü sorunları, basın özgürlüğüyle çözülür.”

Mustafa Kemal Atatürk

Mimarlık bir sanat ya da teknoloji mi? Kişisel mi, kurumsal mı? Estetik, plastik ya da seyirlik mi? Kim nasıl karar verecek? Yasa mı, “âkîl”ler jürisi mi, yoksa üst düzeyde bir yönetici mi?

PARİS’TE BİR AMERİKALI VE CHARLIE HEBDO OLAYI

[Bir Gene Kelly müzikali değil] Profesyonel bir rehber, onur konuğu Amerikalıya Paris’in mimari eserlerini tanıtıyor, şu kadar altın frankla şu kadar yılda inşa edilmişti ve benzeri. Konuk izliyor, ama pek etkilenmiş görünmüyor: “Biz çok daha büyüklerini birkaç ayda inşa ediyoruz!”. Limuzin, Eiffel’in önünden geçerken konuk soruyor: “Ya şu kule, o ne zaman yapıldı?” “Bilmem ki” diyor rehber, “Bu sabah geçtiğimde orada yoktu!”.

Anekdot, mimarlık yapılarının, özellikle özgür sanat eserlerinin yıllarla ve altınla ölçülemeyeceğini anlatıyor. Hemen her şey zaman-mekân boyutunda yaşandığına göre, “Mimarlık sanatını ötekilerden ayıran” nedir? Düşünce ve ifade özgürlüğü açısından sorun budur, sanırım!

Yalnız mimari anıtların değil, özgür sanatların da başkenti sayılan Paris’te, Charlie Hebdo karikatür dergisine yapılan saldırı dünya gündeminden düşmedi. Liderler kol kola yürüdüler, düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılan saldırıyı lanetlediler. ABD’nin devlet başkanı Obama’nın katılmayışı ve Başbakan Davutoğlu’nun katılması eleştirilere konu oldu. Kusurunu kabul eden ABD belki bağışlandı, ama yakın geçmişte “yalnız dindar değil kindar bir gençlik yetiştirme” politikasını resmen açıklayan ve menfur saldırıyı gerçekleştiren teröre yardım ettiği gerçeğini saklayamayan Türkiye Cumhuriyeti yönetimi zor duruma düştü. İnanç ve duyarlılıklara sığınmak inandırıcı olmadı. Seçilmiş Charlie Hebdo karikatürlerini yayımlayan Cumhuriyet gazetesi dış basında övgü alırken, medyada sert eleştirilere hedef oldu. Bu olay, düşünce ve ifade özgürlüğünün siyasal partilere ve siyasilere bırakılmayacak kadar evrensel bir değer olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Özgürlük bir düşünce mi, ideal mi, kültürün gururu mu, yüz karası mı? “Zamanın ruhu” toplumun onuru, devletin görkemi, kamu yönetiminin kâbusu mu? Özgür bir sanat mı, yoksa tekno-lojimi? Türkçe “tekne”, “elence” (gemi inşa sanatı) “techne”den geliyor. Geçmişte tekne üreten teknoloji bugün uzay gemileri, uydular inşa ediyor. “Mimarlar da işlerini yapmalı! T-cetveliyle her işe karışmamalı, yoksa hadleri bildirilir” yollu tehdit edilebilir mi? Selçuklu tarzında, Osmanlı zevkine uygun sanatlarla bezenmiş, güvenlik teknolojileriyle donatılmış anıtlar kamu yöneticilerine bırakılabilir mi? Milli iradenin onuru ve itibarı parayla, rayiç bedelle kısıtlanabilir mi?

HAYATIN PINARI

Ayn Rand, The Fountainhead (Hayatın Pınarı) eserinde, Howard Roark adlı bir mimarın, yönetimin siyasal baskısına ödün vermeyen özgürlük savaşını öykülemişti. Fikir projesinin değiştirilmesine boyun eğmektense, şantiyeyi havaya uçurmaktan çekinmeyen özgürlük destanıydı. Romanı okur, filmini izlerken, kahramanım Frank L. Wright’ı düşlerdim. Diplomalı olmadığı için meslek odasına kabul edilmeyen, ama 50. yıl töreninde, “Geciktiniz, mesleğimizin etik kurallarına bağlı kaldım. Sanatımızın meslek olmasına hepinizden çok hizmet ettim” diye övünen tok sözlü bir mimar. A Testament(1)(Bir Ahit / Vasiyetname) eserinde şöyle diyordu: “Mimarlık, bir dizi teknolojiyi kullanan ‘özgür bir sanat’tır. Teknolojinin yöneticisi ve yorumcusu olan, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında meslek onurunu savunan mimar da, güce ve otoriteye boyun eğmeyen, özgür bir sanatçı kişi[olmalı]’dir.”

Wright’ın, New York gibi büyük kentlere yönelik eleştirisi daha radikal ve acımasızdı: “Soyguncu bankalar ve hayat kadınları dışında topluma ne sundular ki?” Kent sorunlarının araştırıldığı yıllarda büyük kentler göçmen aileleri çekiyor ve 4. kuşakta tüketiyordu. Her toplumda görüldüğü gibi mimarlık sanatında da bir “ideal-gerçek” ikilemi görülür.(2) Beethoven veya Wright kadar ünlü olmasa da, davranışlarıyla bir özgürlük ruhu ve yaşam sevinci yaratan, kentleri yaşanabilir kılanlar mimarlardı.(3) Moda, sanatlar müzelerinde sergilenirken, “zamanın ruhu”nu ve geleceği etkileyen mimarlar, müzelik değil, devrimci olmalıydı. “Hekimler hatalarını gömer, mimarlar inşa eder” durduk yerde söylenmemişti. Mimarlık, kültürün geri kalmasına hatta çökmesine yol açan teknolojiye egemen bir sanat kalesi [olmalı] idi.(4) Aykırı kişiler özgürlük kuralını ancakdestekleyebilirdi.(5)

MİMARLIK VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Dine Karşı Düşünce Özgürlüğü eserinde Bayet(6), “Düşünce, her zaman her yerde özgürdü, ifade özgürlüğü sorun olmuştur” der. Düşüncelerini yayıp açıklamasaydı, aydınlanmacı Bruno yakılır mıydı? Düşüncelerini tasarımlarıyla ifade eden mimar da, güvenlik, sağlık, estetik, mali ve benzeri gerekçelerle kanun ve yöneticilerle kısıtlıdır. Bütün bu engelleri aşıp sanatını hayata geçirmek kolay değildir. Toplumsal özgürleşmenin güvencesi sayılan demokrasi ve medya bu engellere ancak yenilerini katar. Bu yüzden çoğu özgür sanatçı gibi, Türk mimarlar da bir kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü olan TMMOB veya diğer meslek ve dayanışma dernekleri altında örgütlenerek çağdaş STK’ların yanında yer aldılar. Demokrasiye geçiş sürecinde 1950’lerde kurulan Mimarlar Odası, akademik kurumların verdiği ruhsatları denetleme yetkisine sahip değildi, mesleğin onurunu koruma sorumluluğunu üstlendi. Böylece, kamu yönetiminde davetsiz bir ortak, kentsel dönüşümde sesini duyuran meşru muhalefet oldu.

Mimarlar Odası, “Yeni Türkiye”nin demokratikleşme sürecinde, tarihin ve yaşam kürenin tüketilmemesi gerekliliğini, laik eğitim ve kurumlarını, kültürel kimliğimizi ve dilimizi, hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, anayasal erklerin ayrılığını, özgür sanatların özerkliğini, yurttaşlık haklarını savunmuş; laik Cumhuriyet’i korumada, yasal görev ve etik sorumluluğunu yerine getirmiş; kentsel dönüşümde imar ve rant yağmasına, rüşvet ve yolsuzluğa direnmiş; genel seçimler öncesinde, yazar üyeleri aracılığı ile kamuoyunu seçim barajı, siyasal partiler ve seçim yasaları konusunda, liberal aydınlara ve “numaracı” Cumhuriyetçilere karşı uyarmaya çalışmıştır.

SİSTEM Mİ, GÜVEN Mİ?

Araştırmacı Gall(7), sistemlerin neden çalışmadığını çoktan açıkladığı halde Türk toplumu sistem arayışını sürdürüyor. 12 Mart 1971 öncesinde, ülkemizin konuğu Lord Bryan, Doğramacı’nın ricası üzerine, yakından incelediği “Hacettepe sistemi”ni, Maliye Bakanı Cihat Bilgehan’a değerlendirdikten hemen sonra, Doğramacı’ya döndü: “Sayın Rektör, ‘Hacettepe sistemi’yle ilgili sorunuza gelince, lütfen kabul buyurun, kurumsal başarınızın sırrı ‘sistem’ değil, çalışanların yönetim ve yöneticiye [size] duyduğu güvendir. Güvenen kişiler her sistemi çalıştırır da, güvenini yitirenleri hiçbir sistem çalıştıramaz!(8)

KAYNAKLAR

Güvenç, B., 2013, “Kültür, Sanat ve Mimarlık Üstüne”, Güney Mimarlık, sayı:13.

Güvenç, B., 2015, Demokrasi, Din, Devlet, Efil Yayınevi, Ankara.

Turan, M. (ed), 1990, Vernacular Architecture. Aldershot, Avebury.

Wallerstein, I., 1999, Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Metis Yayınları, İstanbul.

 

NOTLAR

1. Wright, F. L., 1957, A Testament, Horizon Press, New York.

2. Hoebel,  E. A., 1971, “The Nature of Culture”, Man Culture and Society, (ed) Harry L. Shapiro, Oxford University Press, New York.

3. Bozkurt, N., 2007, Kavramların Evrimi, Say Yayınları, İstanbul.          

4. Spengler, O., 1978, Batının Çöküşü, Dergah Yayınları, İstanbul,

5. Üster, C., 2010, Sözün Özü, Can Yayınları, İstanbul.

6. Bayet, A., 1970, Dine Karşı Düşüncenin Tarihi, (çev.) Cemal Süreya, Varlık Yayınevi, Ankara.

7. Gall, J., 1975, Systemantics, Quadrangle, New York.

8. Güvenç, B., 2004, Anılardan Sayfalar, TİB Yayınları, Ankara.

Bu icerik 3277 defa görüntülenmiştir.
Fotoğraf: Charles Platiau, Reuters Kaynak: www.nydailynews.com