325
EYLÜL-EKİM 2005
 
MİMARLIK'tan

Öğrenci Yarışması: Aşırı

Topluma Yansıyanlar

Gelecek Kongrelere Doğru…

uia2005istanbul

  • İzlenimler

    Zuhal Ulusoy

    Yrd.Doç.Dr., Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü



KÜNYE
Ana Konuşmacılardan

“Yıldız Mimarlar”dan Correa, Ban ve Ando

Serpil Özaloğlu

Dr., Bilkent Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü

Ana konuşmacıların oturumları çok dolu geçti. Kongre ve Kültür Merkezi’nde 1.500 ve 2.000 kişilik iki büyük salon ana konuşmacılara ayrılmıştı ve dinleyiciler koltukların dışında ayakta ve yerde oturarak da salonları doldurdular.

Ana konuşmacılar “yıldız” mimarlar diye tanımlayabileceğimiz mimarlardan oluşuyordu. Toplam 27 kişiydiler ve ancak paralel oturumlarla programa sığabiliyorlardı. Paralel oturumların bir yararı da tek oturumda 4-5.000’i bulabilecek izleyici sayısının tercih yapmak zorunda bırakılarak kendiliğinden ikiye bölünmesiydi. Yıldız mimarların bazıları kongrenin ana temasıyla bağlantılı olarak kent, yoksulluk ve kent, sürdürülebilirlik, geridönüşüm, daha iyi bir kentsel çevre, herkes için kent, afetler ve kent gibi konuları işleyerek kendi projelerinden örnekler sunarken, bazıları tamamıyla mimari dil, malzeme ve kavramsal yaklaşımları çerçevesinde geliştirdikleri söylemlerini kendi projeleriyle anlattılar. Yıldız mimarların bir kısmı aynı Hollywood starları gibi karşılandı; dinmek bilmeyen alkışlar ve patlayan flaşlar eşliğinde salonlara girdiler, konuşmaları sırasında da ekrana yansıyan eserlerinin fotoğrafları ara vermeksizin çekildi. Onlar da mimarlık camiasının yıldızları olduğundan her koşulda kendileriyle gurur duyulan, tasarladıkları projeler örnek alınan, gençleri yönlendiren, mimarlık dergilerinde sık sık eserleri yayınlanan kişilerdi.

Ben toplam altı yıldız mimarın konuşmasını dinledim. Bu mimarlar Shigeru Ban, Moshe Safdie, Tadao Ando, Charles Correa, Mario Botta ve Zaha Hadid idi. Mario Botta ve Zaha Hadid dışındaki konuşmacılar en çok, sürdürülebilir bir çevre için kentlerin nasıl dönüştürülmesi gerektiği konusu üzerinde durdular. İnsanların fiziksel çevrede gereksindikleri en temel ihtiyaçları yeniden gündeme geldi. Enerji kaynaklarının ölçülü kullanılması ve herkese yetebilmesi için uygun tasarımlar tartışıldı. Kamuya ait alanların önemi, kentsel mekanın insanların birbiriyle iletişim içinde olmasını sağladıkları ölçüde önemi ve oluşturulması gerekliliği üzerinde duruldu.

Kentlere göç doğal olarak tartışıldı ve buna bağlı olarak kentlerde yoğunluk ve yaşam kalitesi gündeme geldi. En radikal çıkışı Hintli mimar Charles Correa yaptı. Ona göre insanlar kentlere konut sahibi olmak için değil iş sahibi olup hayatta kalabilmek için geldiklerinden ilk çözülmesi gereken sorun işsizlik sorunu. Mimarların buna katkısının nasıl olabileceğinden bahsetti. Correa kentlere göçenlerin engellenmesi için yol yöntem araştırma taraftarı değil. Kentler ekonomik büyümenin motorları olduğundan zaten bu yapılmamalı. Kentlerin planlaması attığı ölçüde mimarımıza göre kentler renklerini ve heyecanını yitiriyor. Doğal gelişimi ise bunları ortaya çıkarıyor. Kentler insanlığın hem kendileri hem de çocukları için umutlarını sürdürebilecekleri ve özgür olabilecekleri merkezler. İşte bu nedenle kente göçen yoksullar için proje yapmanın gerekli olduğunu söyledi. Tüm bunların yanısıra mistik dünyanın hatırlanmasının, her toplumun kültürünü destekleyen ve sürmesine yardım eden efsanelerin, mitolojik hikayelerin önemini de vurguladı.

Göçle kentlerde oluşan dönüşümü de sembolik olarak çok basit bir şekilde anlattı. Büyük bir dairenin içinde küçük kırmızı daireler: Göç öncesi kent. İkinci büyük dairede kırmızılar arasında bir tane mavi küçük daire: Kente göçle gelen yabancı. Üçüncüsünde mavilerin sayısı artıyor ama bir arada değiller. Dördüncüsünde iki adet mavi ilk defa bir araya geliyor, beşincisinde bir araya gelen maviler dairenin çeperini içten sarıp kırmızıları merkeze yakın bırakıyorlar ama mavi ve kırmızıların birbirlerine yaklaştığı hatlarda da artık mor küçük daireler belirmeye başlıyor. Mor daireler artık dönüşümün başladığının habercisi oluyor ve sayıları da hızla artıyor.

Dünya üzerinde gecekonduda, teneke mahallelerde ya da kentlerin çöküntü bölgelerinde yaşayan insan sayısının bir milyar olduğu sık sık yinelendi. Bu sayıyı bir de doğal felaketler ve savaşlarla yaşadığı ortamı kaybetmiş olanlar zaman zaman kitlesel olarak daha da arttırıyor. Felaket zamanlarında tasarımlarıyla anlık çözümler getirmekle bilinen Japon Shigeru Ban Türkiye’ye depremde gelmiş ve önerilerinin bir kısmını da uygulama olanağı bulmuş. Geçici konut fikrini onaylamamış. Onun yerine kısa süre için yeni bir çadır tipi sunmuş, hem malzemesiyle, hem de çadırı ayakta tutan taşıyıcı sistemiyle daha ucuz, daha pratik ve daha korunaklı. Kaynaşlı’da da geçici değil, Kaynaşlı halkıyla birlikte kalıcı konutlar inşa etmiş. Shigeru Ban daha çevreci söylemler ortada yokken geri dönüştürülebilen malzeme kullanarak binalar inşa etmeye başlamış. Kağıt, taşıyıcı olarak kullanılan bir malzemeye dönüşmüş. İnşaat iskelesi malzemeleri, kargo için kullanılan kutular, ambalaj malzemesi vb. daha sayısız atılan malzemeyi binalarında kullanmaya başlamış. Dediğine göre daha 80’li yılların başında bu işe başlamasının nedeni malzemenin ziyan olmasına dayanamadığı içinmiş.

Bu yıl ödül alan yıldız ve yine Japon mimar Tadao Ando mimar olmak için üniversiteyi bitirmemiş. Daha 14, 15 yaşındayken Le Corbusier’nin Bir Mimarlığa Doğru isimli kitabını okumuş ve çok etkilenmiş, mimar olmaya karar vermiş. Sonra da kendi kendini eğitmiş. O da projelerini anlatırken, “Biz mimarlar toplum için iş yapıyoruz onun için toplumsal sorumluluklarımız var” konusunu sık sık vurguladı. Gençlere mesajı ise, inandıkları şeyi gerçekleştirmek için çalışıp uğraşmaları ve asla pes etmemeleri. Buna örnek olarak ise kendisinin 40 yıl önce gerçekleştirmek istediği bir projeyi gösterdi. O zaman kabul görmeyen önerisini rafa kaldırmak yerine gündemde tutmanın yollarını aramış ve yakın bir zamanda da gerçekleştirmek olanağını bulmuş.

Bu icerik 3360 defa görüntülenmiştir.