325
EYLÜL-EKİM 2005
 
MİMARLIK'tan

Öğrenci Yarışması: Aşırı

Topluma Yansıyanlar

Gelecek Kongrelere Doğru…

uia2005istanbul

  • İzlenimler

    Zuhal Ulusoy

    Yrd.Doç.Dr., Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü



KÜNYE
Kongreden İzlenimler

UIA 2005 İstanbul'un Ardından

Ali Cengizkan

Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

XXII. Dünya Mimarlık Kongresi, Temmuz ayı başında İstanbul'da yoğun bir hafta yaşattıktan sonra bir düş gibi geçti. Berlin ve Beijing kongrelerine katılmadım; ancak zaten genelde sempozyum ve kongrelere, özellikle de uluslararası kongrelere, oldukça soğuk dururum. Bunun nedeni ise, kimi zaman konuya duyduğum merak ile izlediğim, kimi zaman da 'söyleyecek sözüm olduğunda’ bildiriyle katıldığım toplantılarda, genelde bir 'sinerji' yaratılamadığını; artık etkinliğin 'şeyleştiği' söylenebilecek ortamlarda, kendisini 'katılımcı' ve 'yazar' olarak görenlerin kendi bildiklerini, üstelik de 'ötekileri' dinlemeden, tekrar eder duruma gelmiş olduklarını, kendilerinin de 'şeyleştiğini' farkedip görmem. Bu eleştirel bakışı daha genele de yaymak gerekir, diye düşünürüm. Örneğin, bir an şöyle ele alalım: Gazeteler ve TV-radyo kanalları, 'çıkışlarının, var oluşlarının' nedeni olan 'haber vermek' amacından uzak, yalnızca 'kendi varlıkları için var' değiller mi? Yine aynı çerçevede, mimarlık dergileri, örgütleri, odaları, ortamdaki (her neyse) birşeyleri dönüştürmek amacına 'yabancılaşmış', şeyleşmiş olarak kendi varlıklarını, sanki bir zorunlulukmuş gibi, sürdürmüyorlar mı? Bir an için hepsi ortadan kalksa, 'toplumsal ve gerçekil kolektif talep' acaba hangilerini yeniden 'var kılacak'?

UIA kongreleri ise 'katılımcı sayısının fazlalığı ve kültürel çeşitliliği' ve 'temalarının kapsamlılığı' ile, benim üzerimdeki bu iticiliği daha da artıran bir vurguya sahip. Üstelik de UIA 2005 İstanbul, insanın yanıbaşında olunca, insan altı yıldır hazırlık ve son iki yıldır da yoğun ön hazırlık çalışmalarına tanık olunca, bu sevimsizlik daha artıyor; çünkü nelerin daha iyi yapılabileceğini, kongre vadisinin hazırlığı ile başlayan, şehrin gündelik yaşamına yapılan katkıya kadar giden bir çerçevede, bir anda duyumsayabiliyor insan ve bunları 'harcıalem' bir eleştiriye dönüştürmek de bir o kadar kolay. Ama bütün bu kapsamlı 'red' (kırmızı) bakışıma karşın Kongre'ye katıldım, ve başka şeyler duyumsadım.

Türkiye Mimarlar Odası'nın düzenlediği bir etkinliğe, özellikle de kendi coğrafyamızda katılımın daha yüksek olması gerektiğini düşünürdüm, düşünüyorum. Kayıtlı katılımın 7000'in üzerinde gerçekleşmesini düşük buluyor değilim; ancak bu sayının ülkemizin 'mimar aktörlerinin' her kesimini layıkıyla temsil ettiği kanısında değilim. Bunda yüksek kayıt ücretinin payı olduğunu da hiç sanmıyorum; nitekim en çok kayıt yaptıran kesim 'öğrenci' mimarlar, yani en zor katılabilecek kesimden mimarlar oldu. Her konuda bir başkasını 'ötekileştiren' bizim insanımız, mimarlık alanında da etkinliğini sürdürmekte. Daha hazırlık safhasında bile 'öteki'yi oluşturmaya çalışanlar, gerçek bir pasif direnişi örgütlemişe benziyor. Sonuç olarak, Tanyeli'nin sınıflamasıyla 'memur mimarlar' ve 'öğrenci mimarlar', bu etkinlikte yerlerini alırken, 'hoca mimarlar' ve 'profesyonel mimarlar', evlerinden çıkmadılar, sınıfta kaldılar. Ama bu pasif direnişin, 'kendilerine karşı' bir direniş olduğunu da onlara hatırlatmak gerek. Yayınlamakta oldukları mimarlık dergilerini doğrudan Kongre varlığı ve etkinliklerinin yansımalarıyla doldururken, düzenleyen örgüt olarak Mimarlar Odası'nı anmamanın zekice bir tutum olduğunu sananlar; mimarlık okullarının temsiliyeti için bu ortamın varlığını kullanmayanlar; Türkiye'de büyük etkinliklere imza atılabileceği 'gerçeğinden' hareketle, enerjilerini kendi örgütleyecekleri şenliklere, yapay ve içtenliksiz bir ayrımcılıkla 'saklayabilenler'; olağan zamanlarda ortamı sergi ve etkinliklerle doldurup, 'bu' dönemde etkinliklerine 'ara verenler'... Bütün bu tutumları oldukça yadırgadım ve bunların, insanın 'kendi zeminine karşı' yapılmış bir davranış olduğunu düşündüm.

Mimarlar Odası Genel Merkezi'nin bu yöndeki eksiklerini de saymak gerekir kuşkusuz: İl il Türkiye Kongreleri'ni düzenlerken, Genel Merkez'in amacının, yalnızca içerik açısından Türkiye'nin kent sorunlarını derlemek olmadığını düşünüyordum, düşünüyorum. Ulusal Bildirge'ye damgasını vuran, "Tarihin Başkentlerinde Anıtsal Yapılar ve Yeni Mimari Çevre", Tarihi Kentlerde Büyüme ve Mimarlık", "Göçü Ağırlayan Kentlerde İmar ve Mimarlık", "Kültürlerin Ortak Kenti ve Ortak Mimarlıkları", "Sanayi Kentinde Çevre ve Mimarlık", "Modernleşme Sürecinde Ankara ve Cumhuriyet kentleri" ile "Dünya Kültür Mirası İstanbul "Küresel Yağma Tehdidi" Altındadır" alt başlıklarının, Türkiye Kongreleri gerçekleştirilmeden de, ciddi bir komisyon eliyle oluşturulması olanaklıydı. Türkiye Kongreleri gibi kapsamlı katılımı teşvik edebileceği düşünülen bir 'örgütlenme aracının', bu işlevinden arındırılarak kullanıldığını görmek, insanı üzüyor. 'Taşralı mimarlar'ın katılımının artırılması, ayrıca 'mimarlığın taşrası'nda üretim yapanların daha yetkinleştirilmesi anlamına geliyor. "Kentler: Mimarlıkların Pazaryeri" alt teması bulunan bir kongrede, adları 'star mimar' olarak geçen kişilere ve onların düşüncelerine yakın durmanın bile bir 'görgü' getireceğinden hareketle, bu olanağın kullanılması gerekirdi, diye düşünüyorum. Bu 'görgü', insanları 'sistemin parçası' haline getirmeyecek(ti) çünkü, yalnızca uzaktan çok önemsedikleri 'star aktör'lerin, çok da sıradan ve kendileri gibi, ama çalışkan insanlar olduklarını gösterecekti yalnızca. Türkiye Mimarlar Odası'nın gelecekteki yöneticilerinin, cesur olması gerekiyor.

Buna bağlı ikinci vurgu, soğukkanlılıkla ilgili. Türkiye kamuoyu, ve mimarlık tarihinin gelecekteki yazıcıları, herhalde UIA Kongresi'nin aşırı bir zenginlik barındırdığı konusunda uzlaşacaklar. Akdeniz Olimpiyatları ve Formula-1 sonrasında ve Türkiye’nin AB’ye alınması tartışmalarında, basın-yayın organlarında yapılan ‘başarı’ değerlendirmelerine yansıyanlar, bana göre daha çok bir 'toplumsal aşağılık duygusu'nu işaret ediyordu, ediyor. Ancak, mimarların da bu duygu yükünü taşımalarına gerek yok. Örneğin, herhangi bir Batı üniversitesinde, sıradanlaştığı için, ‘alıcısı’, dinleyicisi ve ortamı ile olağanlaşan ‘star mimar’ların konuşmaları, burada da, bir kez bu ‘ilk’lik sendromu aşıldığında, olağanlaşacak. Ama zaten gerçek ve önemsenmesi gereken sorun, tam da buradan başlıyor: Kim ne konuştu; kim ‘mimarlıkların pazaryeri’ni nasıl kullandı; kim, bunun değerlerine karşı çıktığını ‘lafz’ olarak söylerken, ‘fiilen’ tam da ortasında yer aldı; kim gerçekten uzun erimli çıkış yolları önerdi; kim, takıntılı ‘çocukluk hastalıkları’yla ‘malul ve mustarip’, ortamı bulandırdı;... vb.

Üçüncü ve son vurgu: Çok başarılı bir UIA Dünya Mimarlık Kongresi yapıldı. Etkinlikleri, davet etme - ağırlama - tanıtma ortamları, yayınları ve oluşturulan ilişkileri açısından elde edilen platformun çok değerli olduğunu ve etkilerinin gelecek UIA Dünya Kongresi'ne kadar süreceğini, bunun ayırdında olunmasını diliyorum. Bir de, olumlu-olumsuz bütün değerlendirmelere kucak açılmasını, ancak herşeyden öte, buradaki 'başarının keyfini ve zevkini hep birlikte çıkarmayı bilme' erdem ve bilincini diliyorum herkese.

Bu icerik 2270 defa görüntülenmiştir.