325
EYLÜL-EKİM 2005
 
MİMARLIK'tan

Öğrenci Yarışması: Aşırı

Topluma Yansıyanlar

Gelecek Kongrelere Doğru…

uia2005istanbul

  • İzlenimler

    Zuhal Ulusoy

    Yrd.Doç.Dr., Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü



KÜNYE
Ana Konuşmacılardan

Ana Konuşmacıların “Starı” Eisenman’ın “Son Dansı”

Kıvanç Kılınç, MİMARLIK New York Temsilcisi

İstanbul’daki 22. Dünya Mimarlık Kongresi’nin sıkışık programı içinde kendilerine yer bulmaya çalışanların biraraya gelebildikleri ender ortamlardı ana konuşmalar. Genç mimarlardan, bürolardan ya da teorisyenlerden çok, yine yaşça geçkin “star”ların çoğunluğu oluşturduğu bir konuşmacı kitlesi davet edilmişti İstanbul’a. Günümüz mimarlığına, kent plancılığına, mimarlık kültürüne ve İstanbul’a değin ne söyleyecekleri merak konusuydu gerçi ama, ünlü mimarları ilk defa görecek öğrencilerden başka kimsenin bir sürpriz beklediği de söylenemezdi. Öte yandan, Peter Eisenman, hem mimarlıkta “star”lık döneminin sonunu ilan eden vaazıyla, hem de içinden Galatasaray forması çıkan bol alkışlı şovuyla ana konuşmacıların da “star”ı olarak öne çıkan isim oldu.

Mimarlığın son on yıllarına damgasını vuran, özellikle de “postmodern” diye bildiğimiz yaklaşımları “hiçbir yerden hiçbir yere giden” bir mimarlık olarak nitelemesi ilginçti. Buna karşılık, erken modernleri ziyaret edercesine (hatta, Constant’ın New Babylon projesine atıfta bulunduğu bile söylenebilir) sosyal eleştiriye dayanan bir mimarlıktan bahsetti. Bunun diğer bileşenleri, diyagrama mekânı ve biçimi düşünmeyi sağlayacak bir araç olarak bakmak ve aynı yerin farklı zamanlarını üst üste bindirerek sürprizli sonuçlar ortaya çıkarmak olarak belirginleşti. Aslında mimarlığa ilişkin yeni bir temsil-anlam ilişkisi kurmayı denediği söylenebilir Eisenman’ın, özellikle de diyagrama olan vurgusu nedeniyle. Bu noktada El Lissitzky’nin mimarlık-resim, ya da mekân-çizim arasında gezinen, yine retinal (ama daha çok perspektife dayalı) algıyı kırmaya çalıştığı, temsili çizime indirgeme alışkanlığına karşı ürettiği Proun’ları hatırlatmakta fayda olabilirdi. Eisenman’ın benzer bir biçimde yapmaya çalıştığı şey ise, retinal, görmeye odaklı imgelemi ya da görme biçimini (ve kalıplarını) söndürmek, azaltmak ve baskın etmen olmaktan çıkarmak olarak özetlenebilir. Hiçbir şey “görülemeyecek” bir sergiyi tariflerken de, karanlığı görsel yanılsamaya karşı bir araçmış gibi ele alırken de, artık sonunun gelmesini beklediği bir mimarlığı eleştiriyordu.

Mimarın buradaki bir başka tespitiyse hepsinden daha önemli. Eisenman’a göre mimarlık mesleğine ilişkin tanık olduğumuz son kırılma noktası 11 Eylül’de başımıza gelenlerle ilgili, ki bu bildiğimiz şekliyle “gösteri toplumunun” da sonuna işaret ediyor. Gerçi bu durum, “gösteri toplumu”nun kendi kendini tüketiyor olmasından da kaynaklanıyor bir ölçüde: “Artık Gehry’den, Hadid’den ya da diğer starlardan sonra, onlardan daha farklı, daha iyi, ya da gösterişli ne yapılabilir ki?” Buradan hareketle büyük isimler mimarlığının tıkandığını, karşısına geçip izlediğimiz gösterininse bir starın son danslarından birisi olduğunu ilan etmesi şaşırtıcı olmadı.

Dolayısıyla Eisenman’ın genç mimarlara ve öğrencilere atıfla tanımladığı mimarlık, star-olmamayı temel alan, sosyal kritiğe dayalı bir meslek alanı olarak belirginleşti. Bunun gerçekleşmesi içinse, son büyük mimarlar kuşağının bina ve söz ürettikleri zamanların bitmesini bekleyeceğiz anlaşılan. Eisenman’ın sesindeki “Corbusiervari” tını da ancak böyle açıklanabilir gibi duruyor: “Benden sonra starlar dönemi bitecek. Zaha Hadid, Rem Koolhaas veya Frank Gehry de hiçbir zaman aşılamayacak ‘modernler’ olarak kalacak.”

“Beni tüketmeyin, yoksa daha fazla nefes alırım” dedikten sonra kendi starlığının güvenli sularında kalması, sağ gösterip sol vurmak olarak da okunabilir ve samimiyetsiz bulunabilir birçokları tarafından. Star olmadan anti-star olunamayan bir çağdayız ne de olsa. Oysa bu durum, Eisenman’ın kişisel pozisyonundan çok, içinden geçilen “dönemin” bir ifadesi olarak okunmalıdır. Eisenman’ın sözcülüğünü yaptığı dönemse yeniyetme starların değil, starsız bir mimarlığın baz alınması üzerine inşa edilecek; zaten yeni bir paradigma ihtiyacı da bu noktadan hareketle dillendirildi.

Konuşmasında öne çıkan temayülse, yeniden “moderne” dönmek, sanatsal olandan ziyade sosyal avangartla flört etmek olarak özetlenebilir. Öte yandan, adres gösterilen alanın, yani sosyal bir tabana, eleştirel zemine yaslanan mimarlık düşüncesinin yeni olduğunu söylemek zor. Eisenman 20’lerdeki ya da 50’lerdeki gibi olmayan, “farklı bir tür” kritikten bahsetti ama, nasıl farklı olacağı üzerine çok da bir şey söylemedi.

Kısacası, mimarlık cephesinde henüz keşfedilen ya da sona eren bir şey olmadığı, aksine bir “ebedi dönüş” hali olduğu tespitini yapabiliriz. Peki tüm bunlar, mimarlığın (ne olduğu üzerine hummalı tartışmaların sürüp gittiği) kendi teorisiyle her seferinde tesadüfi biçimlerde biraraya gelmesinden mi kaynaklanıyor; yoksa mesleğin sınırlarını, ya da konuşmada ağırlıklı olarak yer bulan sosyal eleştiri meselesi bağlamında, “safını” bir türlü belirleyememesiyle mi ilgili? Yine de Eisenman’ın ağzından yeni paradigma arayışlarını / ihtiyacını işitmek, bu üretken mimarın kongredeki ana konuşmacılar içinde ayrıcalıklı bir yer edinmesine neden oldu. Konu ettiği şey, özünde mimarlık pratiğinden başkası değildi; ve yaptığı açılımlarla, kendi projelerinin de bu bağlamda okunmasını sağladı. Yarı baygın halde beyaz ışığın çevresinde uçuşan gösteri toplumu insanlarına cep telefonlarını kapatmalarını öğütledi; görmeye değil hissetmeye, dokunmaya, içinde nefes almaya çağıran bir mimarlığın olanaklarını sorguladı. Samimi olup olmadığı, şişkin egosunun reklamını yapıp yapmadığı, söylediklerini işleriyle yanlışlayıp yanlışlamadığı, en başta “star” olması nedeniyle hep tartışma yaratacak, büyük olasılıkla da hiçbir zaman üzerinde uzlaşılamayacak konular.

Bense 1997’de Ankara’da gerçekleşen Anytime Konferansı’ndan sonra bir kez daha izleme şansına eriştiğim bu “paradigmatik” adamın arkasından bakarken düşündüm: “Peter Eisenman kendi deyimiyle son dansını ediyor olabilir İstanbul’daki sahnesinde; ama süper-kahraman mimar olmak biraz da böyle bir şey herhalde, çünkü “starlar” gerçekten de yaşlanmıyor!”

Bu icerik 3252 defa görüntülenmiştir.