325
EYLÜL-EKİM 2005
 
MİMARLIK'tan

Öğrenci Yarışması: Aşırı

Topluma Yansıyanlar

Gelecek Kongrelere Doğru…

uia2005istanbul

  • İzlenimler

    Zuhal Ulusoy

    Yrd.Doç.Dr., Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü



KÜNYE
Neler Tartışıldı / Sergilendi / Sunuldu? Temalar ile Bir Kesit …

KÜRESELLEŞME ÜZERİNE

İstanbul Büyükkent Şubesi konuyla ilgili “ARIyoruz, ARAnıyoruz, ARAma yapıyoruz, ARAştırıyoruz...” ve “Manifestolar ve Kongre Bildirgesi” başlıklı iki sohbet odası düzenledi. “Ulus Ötesileşen Sermaye Hangi Mimarlık Hizmetini Öngörüyor?” sorusu çerçevesinde düzenlenen panelde ise, kültürel farklılıkların göz ardı edilmesi, kültürlerarası gerilim ve çatışma, kentsel büyümenin yarattığı çok yönlü sorunlar ve çevresel tahribat, hizmet ticaretine ilişkin rekabet koşullarında eşitsizlik ve çatışma başlıklarıyla nitelenen sorunlar değerlendirildi.

PANEL

Küreselleşme Bağlamında Mimar(lık)ın Yerinin İrdelenmesi

Sümer Gürel

Prof. Dr., Mimar Sinan Üniversitesi, emekli öğretim üyesi

Küreselleşme kavramının anlam bilimsel (semantik) açımını iki değişik yorum içermektedir. Birincisi, beşeri açıdan olan “küre”de, yani dünyada tüm insanlar arasında “ben” ve “öteki” yerine “biz”i kabul eden bir yaklaşımın, anlayışın egemen kılınmasıdır. Ancak bugüne dek böylesi bir anlayışın yeterince yaygınlaştığı söylenemez.

İkincisi ise 1980’lerin başında, dönemin ABD Başkanı (baba) Bush’un, “Yeni dünya düzeni” savsözü ile ortaya atarak, “özelleştirme”, giderek “ulus devlet”in neo-liberal anlayışla küçültülerek özel sektörün güçlenmesini sağlamak biçiminde açıklanan stratejilerle dünyada tartışılmaya başladı. Özünde sermayenin ulusal sınırları aşarak (doğrudan çok uluslu şirketler aracılığı ile) dilediği bölgelerde kendi çıkarları doğrultusunda at koşturması demek oluyordu. Nitekim yirmi yıllık sürede “küreselleşme”nin temel amacının sömürgeci kapitalist ülkelerin (ABD öncülüğünde) emperyalist emelleri için yeni kılıf aramaktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Böylesi bir ölçek içinde kültür olgusunun ve onun en kapsamlı simgesi olan mimarlık disiplininin “küreselleşme” dışında kalabilmesi olası değildi. Nitekim kalamadı ve çok yönlü bir biçimde -kuşkusuz olumsuzluklarla- etkilendi.

İşte bu nedenle, UIA 2005 İstanbul Dünya Kongresi’nde mesleğimizin konusu ve sorumluluklarının “küreselleşme” bağlamında ele alınması da doğal ve kaçınılmaz olmuştur.

Kapitalist sistemin adeta klasikleşmiş dönemsel krizlere girdiği bilinmektedir. Sözkonusu krizleri de, genellikle kendi coğrafyası dışında –yani ötekiler için- krizler yaratarak aşmaya çalışmaktadır. Bu kimi zaman iç kargaşa (güncel deyimle kentsel terör) biçiminde, ama çoğu kez büyük çapta dış müdahale, kısacası savaş olarak karşımıza çıkmaktadır. New York’taki 11 Eylül olayının ertesinde Irak’ın (daha genelde şer ekseni denilen ve Ortadoğu’dan Kuzey Kore’ye uzanan bölgenin) hedef seçilmesi rastlantı değildir. Özünde enerji kaynaklarını (petrol-doğalgaz) egemenlik ve denetim altına almayı amaçlayan ABD, Irak rejimini başta Saddam Hüseyin olmak üzere, teröre yataklık suçlaması ve o bölgeye “demokrasi” götürme bahanesi ile Irak’a saldırmış ve işgal etmiştir.

Küreselleşme olgusuna (ya da sorunsalına) bu perspektiften bakmadıkça kendi mesleki konum ve sorumluluğumuzu irdeleyemeyiz. O nedenle artık “Biz mimarız, bina yaparız, işimize bakalım, politika ile uğraşmayalım” biçimindeki eleştirel söylemler geçerliğini yitirmiştir. Eğer yaşanabilir (dikkat sürdürülebilir değil!) çevrenin oluşumunda en önemli görev ve sorumluluk mimar(lık)ın ise o görev ve sorumluluk bilinci dünya politikasını izlemeden gelişemez.

Önce, yaşanabilir sözcüğünü sürdürülebilir sözcüğü yerine kullanmamızın nedenine kısaca değinelim. Kapitalist ülkeler gelişen teknolojilerin koşutunda çevre kirleten üretimleri, öteki ülkelerde sürdürmeyi yeğlemektedirler. Böylece hem o ülkenin doğal ve ucuz insan gücü kaynaklarından yararlanırken, hem de kendi çevreleri yerine o ülkenin çevresini kirletirler. Sonra da “çevre hamisi” kesilerek (son 25 yıldır artan biçimde) sürdürülebilirlik kavramından söz ederek tüm Üçüncü Dünya’ya öğütlerde bulunurlar.

Oysa yaşanabilir küre tüm insanlık için ortak amaçtır.

UIA 2005 İstanbul Kongre günlerinde (3-7 Temmuz 2005) Britanya Adası’nın kuzey ücra bir köşesinde (İskoçya’da) G-8 Zirve toplantısının yapılması tarihsel bir anlam içermekteydi. Zira kapitalist patronlar (açık ya da örtülü biçimde) Küre’yi nasıl sömüreceklerini, giderek dünya nimetlerini dünya nüfusunun % 20’sini temsil eden kendi hakları için nasıl paylaşacaklarını tartışırken, biz Don Kişot mimarlar (Onların gözünde böyle nitelendiğimizden hiç kuşkum yok!) aynı Küre’yi onların elinden % 80 gariban çoğunluk adına nasıl kurtaracağımızı tartışıyorduk. Onların -doyum bilmez üretim, giderek savaş vb. biçimde- tahrip ettikleri çevreyi ellerinden kurtarıp yaşanabilir konuma nasıl kavuşturabileceğimizi görüştük, tartıştık günlerce…

Küreselleşmenin mesleğimiz açışından etik ağırlıklı bir olumsuz etkisi de kapitalist (çok uluslu şirket) patronlarının Üçüncü Dünya ülkelerindeki kimi meslektaşlarımızı satın almaları olmuştur. Bu açıdan bakıldığında (başından beri beni rahatsız eden) UIA 2005 İstanbul Kongresi’nin “Kentler: MimarlıkLARın Pazaryeri” başlığı ironik olarak pek uygun düşmektedir.

Hazırlık aşamasındaki toplantılarda İstanbul Büyükkent Şubesi’ndeki genç meslektaşım Kubilay Önal benden “Kent ve Kültür Bağlamında Mimarlık” konulu paneli yönetmemi, giderek panel için ulusal ve uluslararası düzeyde mimarlık dışı disiplinlerden kimi uzmanları önermemi istedi. Aklıma gelen ilk üç isim John Zerzan* (ABD), Dr. Ergin Yıldızoğlu** (Londra-İng.) ve Doç.Dr. Besim Dellaloğlu (MSÜ) oldu. Gerekçelerim de açık ve seçikti: John Zerzan küreselleşmenin gerçekten ve içtenlikle sevdiği “tabiat ana”sına yaptığı kötülüklerle savaşan bir “yeşil anarşist”, Dr. Ergin Yıldızoğlu dünya halklarının % 80’ninin ıstıraplarını sosyo-ekonomik mercek altında çok yakından izleyen bir düşünür, yazar ve Doç.Dr. Besim Dellaloğlu ise sosyolog formasyonunu felsefi boyutta derinleştirmiş kentleri ve kentlileri kendine dert edinmiş genç bir bilim insanı idi.

Sonuç olarak, mimar(lık)ın tarih boyunca süregelen güç/erk hizmetkarlığının (son on yıllardaki umut verici bilinçlenmelere karşın) kılık değiştirerek (kraldan kapitalist patrona) daima güçlüye hizmet biçiminde süregeldiği saptanmıştır. Artan sosyal bilinçlenme eşliğinde bir yandan eğitim sürecinde (psikoloji-sosyoloji-felsefe vb.) beşeri konulara ağırlık vererek, diğer yandan Odalarımız aracılığı ile gerek serbest, gerekse kamu sektöründe çalışan meslektaşlarımızı aynı yönde ve sürekli eğiterek, “mimarlık hizmetini” büyük ama güçsüz kitlelere yöneltmeyi amaç edinmek söyleminde buluşulmuştur. Böylece küreselleşme kavram ve olgusunun gerçek anlamda “küresel barış ve kardeşlik” ortamının mimarlarca yerele öncelik veren, ancak evrenselle bütünleşmeye açık bir kültür anlayışı içindeki çabalarla gerçekleşebileceği umudu doğmuştur.

Bu doğumu kutluyor, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

* Gelecekteki İlkel adlı yaptı Kaos Yayınları’ndan dilimize çevrilmiş olup, kendisi, yaşadığı Oregon (ABD) kentinde Yeşil Anarşi (Green Anarchy) adlı bir derginin de editörlüğünü yürütmektedir.

** Cumhuriyet gazetesinde haftada iki gün “Dünya Ekonomisine Bakış” ve “Politikültür” başlıklı köşelerde sosyo-ekonomik makaleler yazmaktadır.

Bu icerik 2172 defa görüntülenmiştir.