325
EYLÜL-EKİM 2005
 
MİMARLIK'tan

Öğrenci Yarışması: Aşırı

Topluma Yansıyanlar

Gelecek Kongrelere Doğru…

uia2005istanbul

  • İzlenimler

    Zuhal Ulusoy

    Yrd.Doç.Dr., Bilkent Üniversitesi, Peyzaj Mimarisi ve Kentsel Tasarım Bölümü



KÜNYE
Kongreden İzlenimler

Sahneyi Gelecekteki Mimarlık Meslek Toplantılarına Hazırlamak: UIA İstanbul 2005 XXII. Dünya Mimarlık Kongresi Üzerine Düşünceler

Ashraf Salama

Doç. Dr., King Fahd University of Petroleum and Minerals, Dhahran, Suudi Arabistan

Türkiye Mimarlar Odası Mimarlık Dergisi’nde yayımlanmak üzere sunulmuştur

Temmuz 2005’te İstanbul’da yapılan XXII. Dünya Mimarlar Kongresi’yle ilgili sesimi duyurmak ve Kongre ile ilgili kimi konularda düşüncelerimi aktarma fırsatına sahip olmaktan büyük zevk duymaktayım. Bu Kongre’de eleştirmenler, akademisyenler, öğrenciler ve karar-vericiler, geleneksel toplum sonrası dönemde küreselleşmenin karmaşık sürecini ve bu süreçlerde profesyonellerin oynayabileceği ve/veya oynamaları gereken değişik rolleri tartışmak üzere biraraya gelmişlerdi. Geçen on beş yıl boyunca, 1990’da Montreal, 1993’te Şikago, 1996’da Barselona, ve 1999’da Beijing’de UIA Kongreleri’ne katılmış birisi olarak, diyebilirim ki, UIA İstanbul 2005 birçok bakımdan en iyisi idi.

Kongre’nin ilan edilmiş bulunan teknik teması, yani, “Kentler: MimarlıkLARın Pazaryeri” teması, çağdaş yapılı çevreleri karaterize eden çoğulluğu ele alıyor gibi görünürken, çok-tabakalı kültürel yapısı ile bir dünya kenti olarak İstanbul’u ele alan, yerel vurgulu kavram “Color İstanbul” da, teknik temayı tamamlar gibi görünüyordu. Benim görüşüme göre bu temalar, bir yandan kentin yedi tepe üzerinde yerleşik topografyasını yansıtırken, diğer yandan da kentin tarihî, etnik ve kültürel çeşitliliği hakkında hem uluslararası ziyaretçilerde hem de yerel halkta bir kültürel farkındalık yarattı. Her iki tema da metaforlar ve kavramların seçiminde derinlemesine sürdürülen düşünce süreçlerine işaret ediyordu. Gerçekten çarpıcı olan ise, çeşitlilik ve çoğulluğun kavramlar olarak tercüme edilmesi ve bunların, önde gelen Türk müzisyenlerinin üretmiş olduğu, kentin sahip olduğu renk çoğulluğunu güçlendiren eserleri içeren, “Yansımalar” adlı bir müzik CD’si içinde sunulması idi. Bu müzik albümü, Kongre paketi ile birlikte, Kongre’yi unutulmaz kıldı ve birçok katılımcının zihninde olumlu bir izlenim bıraktı.

Sokak duyuruları (street graphics) ve Kongre posterlerinin kalitesi kayda değer derecede iyi idi; bunlar kongre temalarını destekliyordu ve adeta kentin tamamının kongre mekânına dönüştüğü izlenimini veriyordu. Kongre’nin medyada kapsamlı şekilde işlenmesi, Hürriyet ve New Anatolian dahil olmak üzere gazetelerin önemli bölümlerinde, sadece Kongre haberlerinin ve önemli katılımcılarla yapılan röportajların verilmesi için yer ayrılması da, kayda değer hususlar oldu. Kentin değişik yerlerinde yaşayan, çalışan insanlar, taksi şoförleri, satıcılar, hepsi son derece dostça idi ve Kongre hakkında bilgi sahibi idiler; bu ise, mimarlığın önemli bir hizmet-tabanlı meslek sıfatı ile kültürel düzeyde anlaşılmasının desteklenmesi bakımından, başka bir olumlu boyut oldu.

Kongre’nin önemli kurum binaları ve otellerin bulunduğu bir vadi içerisinde organize edilmesi fikri ideal görünebilir. Ancak bu durum, Kongre katılımcılarına amaçlı bir şekilde toplanabilme ve hatta dostlarının orada bulunup bulunmadığını bilme fırsatı vermiyordu. Ben şahsen birden fazla oturumun sunuş veya yönetimi işinde angaje olduğum halde, katılımcı dostlarımı veya önceden tanıdığım akademisyenleri, öğrencileri görmek, onlarla biraraya gelmek fırsatı pek bulamadım. Sık olarak, “.. merhaba, sizi gördüğüme sevindim... burada olduğunuzu bilmiyordum... buraya ne zaman geldiniz? .. nerede kalıyorsunuz?...” türünden sözler duydum. Belki de Vadi’nin büyüklüğü ve etkinliklerin farklı binalara dağıtılmış olması, birçok katılımcının diğerleri ile yakın ilişki geliştirmesine yardımcı olmamış olabilir.

Kongre bildiri kitap ve yayınlarının kalitesinden elbette söz edilmelidir. Kongre özetler kitabı oldukça kapsamlı hazırlanmış idi ve sunulan tüm özetleri içeriyordu; bu özetlerde ise çok geniş bir yelpazede farklı fikirler, meseleler ve dünyanın her tarafından gelen akademisyenlerin ilgi alanları yer alıyordu. Ancak, kitap içerisinde bir arama yapmak yorucu olabiliyordu çünkü, her ne kadar kitabın bir dizini vardıysa da, değişik alt-temaları bir arada gösteren, böylece 1.000 den fazla özet içinde bir arama yapmayı kolaylaştıracak olan bir “içindekiler” bölümü yoktu. Kongre CD’si iyi tasarlanmıştı ve kullanılması da kolaydı. Katılımcıların sunduğu tam metinleri biraraya getiriyordu. Bu CD’nin aslında bir bilgi hazinesi olduğunu ve ücretsiz olarak internet üzerinden akademisyenlerin, mimarların ve öğrencilerin istifadesine sunulması gerektiğini düşünüyorum. Bunların yanında düzenlenen Kongre sergileri de, literatür katkısı yanısıra gösteri imaj ve maketlerle, görülmeye değer bir bilgi tabanı sunuyordu.

Ben kişisel olarak, öğrenci ve genç mimarların, tanınmış mimarlar ve star mimarların eserlerini bilmelerinin önemli olduğunu düşünmekle birlikte, bu Kongre’de aşırı derecede fazla sayıda davetli (keynote) konuşmacı olmasının yararlı olduğunu düşünmüyorum. Kanımca 20’den fazla davetli konuşmacının dört gün içerisinde farklı ideolojiler ve birbirine hiç benzemeyen fikirler sunması, biraz fazla idi. Bana kalırsa bu olumsuz bir durumdu, çünkü bu durum, mimarlığın bir disiplin olarak hâlâ, sosyal, kültürel ve ekonomik değişkenler aleyhine, kişisel duygu ve değer yargılarına ağırlık veren artistik bir paradigma içerisinde sosyalleştiği yönündeki görüşü teşvik ediyordu. Davetli konuşmacılardan bazıları mimarlık hakkındaki kendi kişisel görüşlerinden ve kendileri hakkındaki görüşlerinden bahsediyorlardı. Ben, şahsen, şu türden tamamen öznel cümleler söylendiğini duydum; “.. ben ahşap ve cam severim, çünkü ben beton sevmem...”, veya “... falanca kaya bloğunu filanca ülkeden ithal ettik... ve şu kalıplar da şu ve bu ülkelerde imal edilmişti...” gibi cümleler… Aslında, davetli konuşmacıların sundukları savların bir çoğu, bizim hem eğitim hem uygulamada işlemeye çalıştığımız, akıllı büyüme, sürdürülebilir kalkınma, sosyal sorumluluk ve benzeri savların bir çoğu ile çelişiyordu. Bu ise geleceğin mimar kuşaklarının tavırları üzerinde son derece olumsuz etki yapan bir durum olmuştur. Ayrıca, davetli konuşmacıların ait oldukları ülkelerin dağılımı da, mimarlığın ya bir Batılı (Avrupalı, Amerikalı, Avustralyalı) işi, ya da bir Doğulu (yani, Japon, Malezyalı, veya Hintli) işi olduğuna sanki işaret ediyordu. Peki ya Afrika, Orta Doğu, Orta Asya veya dünyanın diğer yerlerinde mimarlık yok muydu?

Kongre’de yer alan en ilginç tartışmalardan birisi, ‘Sosyal Değişim ve Konut Çevrelerinde Mekânsal Dönüşüm Sempozyumu’ndaki tartışma oldu; sempozyumun ev sahipliğini IAPS-CSBE ve koordinasyonunu İTÜ’den Hülya Turgut yapıyordu. Sempozyumun, konut çevrelerinden uygun araştırma yöntemlerine kadar değişen farklı temaları vardı. Bazı bildirilerde yerel toplum kimlikleri, katılımcı planlama gibi konular işlenirken, kimi bildiriler de, sosyal ayrışma ve kentsel alanlarda etnik ayaklanma konularına odaklanmıştı. Kahire, İstanbul, Dubai, Kuveyt, Sao Polo, Durham (Birleşik Krallık) ve diğer kentlerden örnek durum incelemeleri sunuldu. Sempozyumdan temel olarak çıkan net mesaj, yapılı çevre ile küreselleşme arasındaki etkileşimde sosyal ve davranışsal konuların belirleyici bir rol oynadığı idi.

Genel olarak, UIA İstanbul Kongresi, organizasyon, sunuşların ve sergilerin kalitesi, temsil edilen fikirlerin çoğulluğu ve, en önemlisi, katılımcıların organizatörlerden gördüğü sıcak ilgi bakımından, gerçekten büyük bir başarı olarak gerçekleşti. Bu fırsattan istifade ile Kongre’nin Bilim Komitesi ve Organizasyon Komitesi üyelerini tebrik etmek ve Hülya Turgut Yıldız ve Elmira Şener’e dostlukları için teşekkür etmek isterim. Ayrıca İTÜ akademisyenleri Işıl Hacıhasanoğlu, Orhan Hacıhasanoğlu ve Handan Türkoğlu’na da teşekkürlerimi ifade etmeyi borç bilirim. Nihayet, mimarlık öğrencileri Ulvi Altan, Demet Mutman ve Gökçe Ketizmen’in bana sağladıkları, Kongre deneyimimi zevkli ve unutulmaz kılan, çok değerli desteklerini de burada zevkle anıyorum.

Bu icerik 2745 defa görüntülenmiştir.