417
OCAK-ŞUBAT 2021
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Mimarın Adı Yok…
    Deniz İncedayı, Prof. Dr., MSGSÜ Mimarlık Bölümü, Mimarlar Odası Genel Başkanı

  • Depremin Ardından İzmir: İhmal Nerede, Sorumluluk Kimde?
    A. Muzaffer Tunçağ, Eski İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı, Eski Konak Belediye Başkanı
    Özgür Bozdağ, Öğr. Gör. Dr., DEÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü
    İlker Kahraman, Dr., Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Yönetmeliği ve Kamu Yararı İlişkisi

Serhat Başdoğan, Doç. Dr., YTÜ Mimarlık Bölümü

Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından 15 Eylül 2020 tarihinde yürürlüğe giren İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik ile imar planı değişikliği sonucu taşınmazlarda meydana gelecek değer artışının değer artış payı olarak kamuya kazandırılmasını amaçlayan uygulama geçerlilik kazandı. Birçok ülkede benzer uygulamaları karşımıza çıkan ve kamu yararı açısından önem arz eden bu düzenlemeyi ele alan yazar, uygulamada bazı sıkıntılara ve belirsizliğe sebep olabilecek konulara ilişkin öneriler sunarak cevap arıyor.

 

Kent ekonomisi ve piyasa teorilerine göre toprak, kıt ve üretilemeyen doğal bir kaynaktır. Bu nedenle artan nüfus ve ekonomik büyüme ile değeri sürekli olarak artmaktadır. Bu doğal sürecin yanında mevcut imarsız alanlar imara açılarak, kıyı alanları doldurularak ya da imar koşulları değiştirilerek arsanın bir meta olarak da değeri artırılabilmektedir. İlgili yönetmelikte imar planı değişikliğinden kaynaklı ortaya çıkan değer özünde kentsel arsanın değer artışıdır. Arsa değer artışı ise toprağın kıt olmasından kaynaklı ortaya çıkan aktif mülkiyet sahipliğine dayalı emekten bağımsız olan rant konusudur. Kent ekonomisi açısından rant en genel ifadeyle arzı sabit olan yani kıt olan toprağın kullanımı için artan talep (nüfus veya ekonomik büyüme) nedeniyle ortaya çıkan değer artışıdır. Kamu müdahalesi sonucu ortaya çıkan değerde ise tüm toplumun hakkı vardır. İnsan emeği olmadan, kamunun sağladığı haklar ya da kıt ürüne artan talep nedeniyle tekelci rant ile ortaya çıkan bu değer adil olarak paylaşılmalıdır. Bu bakış açısıyla değer artış payı öncelikli olarak kamu yararına ya da ortak amaca hizmet etmelidir. Bu nedenle konu teknik olduğu kadar felsefi ve politiktir.

Kamunun imar planı değişikliğinden kaynaklı değer artışlarından pay alması ve müdahale araçlarını kullanması doğrudur ancak ortaya çıkan payın kamuya nasıl aktarılacağı ve nasıl kullanılacağı konusu tartışmalıdır. Kamunun eylem ve işlerinden kaynaklı arsa değer artışlarının arz talep mekanizması içinde kıtlık prensibi nedeniyle vergilendirilmesi ya da kamuya aktarılması ile mümkündür. Bu yöntem değer artışlarının adil paylaşılması ve toplumsal eşitsizliklerin önlenmesi için en akılcı çözümdür. (Resim 1)

Kamunun eylem ve işlerinden kaynaklı olarak ortaya çıkan değer artışının sürdürülebilir kalkınma modeli çerçevesinde kamuya aktarılması gereken bir değer olma görüşü birçok ülkede hakim görüş olarak kabul görmektedir. Bu süreç, günümüzde çağdaş toplumsal pratiklerin birçoğuna işlemiş, özellikle toplum içinde dayanışmayı ve geleceğe yönelik planlama alışkanlıklarını kurumsallaştırmıştır. Bu bağlamda tarım toprağının altyapılı kentsel arsaya dönüştürülmesi ya da kentsel arsalardaki plan değişiklikleri, devletin kontrolünde gerçekleşmekte, arsa değer artışlarına yönelik bir müdahale aracı olarak kullanılmaktadır. Bu ise fiziki planlama, uygulama ve denetim mekanizmalarının bir bütünlük içinde adil ve şeffaf olarak yönetilmesi ile mümkündür. En önemli sorun ise bir kesime verilen hakların bir başkasını olumsuz etkilememe koşuludur. Bu açıdan kamu yararı ortak toplumsal amaç içinde değerlendirilmelidir. (Resim 2)

Kentsel arsa değerlerini etkileyen en önemli parametreler imar faaliyetleri ve imar koşullarından kaynaklı değer artışlarıdır. İmar planlarının yapılması, altyapının ikmali, bölgede yapılaşmanın artması, yapı yoğunluğu ya da kullanım değişikliği gibi kamu tarafından verilen haklar arsa değerinde doğrudan artışa neden olmaktadır. Söz konusu yönetmelikte de bahsi geçen değer artışı mülk sahiplerinin emekleri karşılığı değil imar koşullarının değiştirilmesi ile kamunun sağladığı haklar çerçevesinde ortaya çıkan değerdir. (Resim 3)

Türkiye’de 1980 sonrası dönemde, arsaya yönelik başlıca müdahale araçları planlama, vergilendirme, kamulaştırma, satma ya da kiralama olarak sayılabilir. Ancak, devlet müdahalesinin şart olduğu kentsel arsa üretimi ve imar haklarındaki artışlar, özel çıkarların yönlendirmeleriyle gelişmiş, arsa fiyatlarındaki aşırı ve yapay artışların önüne geçilememiştir. Arsa piyasası açısından Türkiye’ye bakıldığında devlet kontrolünün yeterli ve etkin olamadığı, belediyelerin altyapı hizmetlerine olan katkısının geri dönüştürülemediği, spekülatif kazançların ve kazanç gruplarının olduğu bir yapılanma söz konusudur. Özetle, planlı bir kentleşme, altyapı ve konut gereksinimini sağlamak ve kaçak yapılaşmayı önlemek konusunda devlet yeterli görevi üstlenememiştir. (Resim 4) 1981 yılında onaylanan ve halen yürürlükteki 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan “değerlenme vergisi” de bu dönemde kaldırılmıştır. Bu nedenle tarihsel süreç içerisinde bakıldığında kamuya değer aktarımı yönündeki çabalar çok başarılı olamamıştır.

Günümüz Türkiye’sinde; altyapı, sosyal hizmet, çevre, istihdam unsurları yetersizlik arz etmekte, bu durum nitelik ve nicelik açısından kentleşme sorunlarına yol açmaktadır. Arsaya olan talebi sadece tarım alanlarının altyapısını ve planlamasını yapmakla karşılamak yeterli ve doğru değildir. Kentsel dokunun yenilenmesine ve yapılı çevrenin iyileştirilmesine yönelik faaliyetlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılı çevrenin iyileştirilmesi, kentsel arsayı daha verimli kullanmak ve altyapı maliyetlerini düşürmek adına önemlidir. İmar planı değişikliği ile değer artırmak kentleşme açısından önemli bir finansal kaynak olarak da görülmektedir. Bu da çoğunlukla belediyeler üzerinde piyasa baskısına neden olmakla beraber doğru yönetilirse önemli katkılar sunabilecektir.

Kısaca, yürürlüğe giren bu yönetmelik ile uygulama imar planı değişikliği sonucu taşınmazlarda meydana gelecek değer artışının değer artış payı olarak kamuya kazandırılması amacı doğru ve meşrudur. Birçok ülkede benzer uygulamaları karşımıza çıkan bu düzenleme sosyal adalet ve adil paylaşım açısından akademik ortamda sıklıkla destek gören, Türkiye’de geç de olsa yürürlüğe giren kamu yararı açısından olumlu, önemli bir adımdır. Ancak, yönetmelik uygulamaya esas bazı sorunları ve belirsizlikleri içermektedir. Bu sorunları ve belirsizlikleri özetlemek gerekirse:

  • Değer aktarımının talebe bağlı plan değişikliği ile imar haklarından doğan değer artışlarından sağlanması düşünülmektedir. Ancak, hesaplanacak değer artışına karşılık olarak, kamu eliyle plan değişiklikleri yapılarak spekülatif değer üretilmesini ve kamu yararı taşımayacak değer artışlarının oluşturulması riski de vardır. Bu nedenle öncelikli olarak yalnızca parasal değerin kamuya aktarılması kamu yararı için yeterli olmamalı kamu yararı koşullarının üst ölçek planlara uygunluğu vurgusu yapılmalıdır.
  • Değer artışına konu imar değişikliğinde değer tespiti haricindeki teknik işlemlerin içeriği yetersizdir. Değerleme yönteminin esası, maliyet karşılama, emsal karşılaştırma ya da net bugünkü değer gibi teknik işlemlere ait detaylar veya karma modeller üzerinden detaylandırılmalıdır. Piyasa değeri, kamulaştırma değeri, vergi değeri, rayiç değer gibi farklı değer kavramları ile daha tanımlı hale getirilmelidir.
  • Değer artışının özünde “arsanın en verimli ve en iyi kullanımı” kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır. Önerilen yöntem, her ne kadar hesaplanabilir bir temele dayansa da satış değerlerinin, inşaat maliyetlerinin ve diğer faktörlerin ağırlıklandırılması açısından öznel olabileceği gibi değerleme raporları arasında yüksek oranda farklar da olabilecektir. Bu da değerin belirlenmesi konusunda sorunlar ortaya çıkaracaktır. Ayrıca ortaya çıkacak değerin hissedarlar arasında nasıl pay edileceği konusu da detaylandırılmalıdır. Arsa hissedarlarına düşen pay, arsa hisse oranlarına denk gelecek şekilde belirlenmektedir. Ancak, plan değişikliği ile yeni hisse oranlarının değerlenmesi yeni yapılaşma koşullarına, boyutlarına, şerefiyelerine ve şekillerine bağlıdır. Bu sebeple de bazı durumlarda hissedarlar arasında adil bir paylaşım modeli geliştirilmelidir.
  • Anlaşmazlıklar durumunda hukuki süreç içerisinde itiraza konu değer artışlarında ilgili kurumlardan alınacak değerleme raporlarında, taşınmaz değerlerinin belirlenmesi amacıyla regresyon analizi, reel opsiyon, karar ağacı gibi karmaşık yöntemlerin kullanılması ihtimali söz konusudur. Bu yaklaşımla tespit edilen değer, farklı sonuçlar doğuracaktır. Özellikle fonksiyon değişikliğinden kaynaklı değer artışları özünde opsiyon değerlerini de barındırmaktadır. Bu ise karmaşık istatiksel modeller ile elde edilen değer analizleridir. Değerin dava konusu olması durumunda mahkemelerce talep edilecek yeniden değerlemelerde, bulunan değerin farklı olması gibi sorunlar plan iptallerine neden olabilecektir. Ayrıca değerlemede kullanılan yöntemlerle tüm ülke kapsamındaki taşınmazların güncel piyasa değerlerinin anlık, şeffaf ve dijital veri tabanlı olarak elde edilmesini sağlayacak sistemin olmaması da önemli bir sorundur. Değerleme sonucu çıkacak değerin piyasa değerine en yakın değer olması gerekmektedir. Ancak bu durum teoride ve pratikte mümkün olmayan bir konudur. Kapsamlı piyasa araştırması ve ülke genelinde dijital veri tabanlarına ihtiyaç duymaktadır. Bu detayda değerleme raporları artı maliyetler doğuracaktır.
  • Değer artışına konu değerleme raporunun değerleme günü olarak net bir tanım getirilmemiştir. Plan değişikliğinin onay tarihinden daha ileri bir tarih seçilmesi, düzenleme sebebiyle ortaya çıkan değer artışının tespitini karmaşık hale getirmektedir. İmar değişikliği sonrasında, bu tarih esas alınarak tapuya tescil edilmekte ve değer artış vergisine konu olmaktadır. Değerlerin belirlenmesinde değerleme gününün belirlenmesi vergilendirme açısından sorunlara neden olacaktır. Bu noktada plan değişikliğinin onay tarihinin kabul edilmesi en doğru çözüm olmakla birlikte tartışmalı bir konudur.
  • Plan değişikliği ile yapı yoğunluğunu, kat adedini, kat yüksekliğini ve fonksiyonu değiştiren imar uygulamalarında değer artışı imar mevzuatında yer alan farklı düzenlemeler ile farklı değerleme sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Otopark, yangın, deprem gibi yönetmelikler inşaat maliyetlerini doğrudan etkileyen faktörlerdir. Bu noktada emsale dahil ve emsal harici yapı alanı üzerinden değer yaklaşımı belirsizlikler içermektedir. Bu açıdan imar hakkı değeri tartışmalı bir konudur.
  • Hissedarlar içerisinde maddi sıkıntıya düşen hissedarlar nedeni ile idareye ödemelerin gecikmesi nedeni ile sürecin tıkanması ihtimali göz önünde tutulmalıdır.
  • Plan değişikliğine konu taşınmazlarda değer artışının gerçekleşmesinde tüm paydaşların etkisinin bulunması sebebiyle değer kazanımının tüm aktörlere adil olarak dağıtılması gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple imar değişikliği ile değer kazanımında malikler, belediyeler ve devlet olmak üzere üç aktör vardır. Ancak, değer kazanımının, uygulamasında belirlenen masraflar maliklere yüklenmektedir. Oysa tüm masrafların değer artışından karşılanması ve sonrasında paylaşılması daha adil bir çözüm olabilir.
  • Benzer şekilde vergilendirme / paylaşım sistemi ilk defa imara açılacak alanlarla ilgili altyapı ve planlama hizmetlerinin tamamlanarak kentsel arsaya dönüştürülmesi ile ortaya çıkan gelirler için de uygulanması sorusunu da beraberinde getirmektedir. İlk defa imara açılacak alanlardaki değer artışlarının da kamu yararına yönelik paylaşılması akılcı ve görece kolay bir uygulamadır. İleride yönetmelik kapsamına alınması önerilmektedir.
  • Kent içinde kullanılmayan ve boş tutulan bir kısım arsanın veya taşınmazın ise tekelci rantlardan dolayı değil, hukuki sorunlardan dolayı boş tutulduğu bir gerçektir. Bu konuda yönetimlerin hukuksal açıdan sorunlu, altyapısı tamamlanmış arsaların ya da taşınmazların piyasaya geçişini sağlaması ve süreci hızlandırması da gerekmektedir. Bu konuda değer artışının nasıl ve ne yönde hesaplanacağı tartışma konusudur.
  • Kentsel arsa her gelir grubundan insanın ihtiyacıdır. Bu anlamda farklı gelir gruplarına ve ihtiyaçlarına yönelik imar planlarında değişikliklerin tanımlanması gerekmektedir. Çoğu gelişmiş ülkede imar planlarında tanımlanan konut alanlarının bir kısmının sosyal konut (dar gelirliler) için ayrılması şartı vardır. Böylelikle kent içinde sosyal ayrışmayı önlemek amacıyla farklı gelir gruplarının aynı çevrede yaşamasını destekleyen yaptırımlar da söz konudur. Bu anlamda benzer müdahalelerin imar plan değişikliklerinde uygulanması ve ortaya çıkacak imar haklarının ve değer artışının, sağlıklı sosyal çevreleri kurmak adına kullanılması önemlidir. Yönetmelik yalnızca plan değişikliği konusunu kapsamaktadır. Oysa plan yapım ve kentsel dönüşüm süreçlerinde değer artış payı uygulaması da önemli bir konudur.
  • Kentsel arsalarda imar planlarından kaynaklı değer artışı konusunda bir diğer önemli konu ise farklı fonksiyonlara yönelik imar değişiklikleridir. Bu konuda yönetmelik sadece konuta yönelik değil, ofis alanlarına, sanayi alanlarına, yeşil alanlara vs. yönelik talebi de öngörmelidir. Bu açıdan piyasa mekanizması içerisinde malikler ile yerel yönetimler ortaklıklar kurabilmeli, hatta karma işlevli projelere (ofis, alışveriş merkezi, konut) yönelik plan değişiklikleri gerçekleştirebilmeli ya da bu projelere dahil olabilmelidir. Bu serbest girişimci ruhu, kamu yararı adına son derece kazançlı bir süreç olarak ortaya çıkarmak mümkündür. (Resim 5, 6) Ancak, bu tür imar faaliyetleri nesnel ve teknik gerekçelere dayandırılmalı, planlama esasları, plan bütünlüğü ve kamu yararı ilkesi çerçevesinde uygulama esasları netleştirilmelidir. Aksi takdirde kontrolsüz, plansız ve çarpık kentleşme meşrulaşacaktır.
  • Yönetmelikte imar planı değişiklikleri ada ve parsel ölçeğinde öngörülmektedir. Oysa plan bütünlüğü içinde, nesnel ve teknik gerekçeler ile farklı fonksiyonlara, gelir gruplarına, dezavanatajlı gruplara (yaşlılar, üniversite öğrencileri gibi) bağlı olarak ya da kentsel altyapıya, kentsel donatıya veya projelere yönelik olarak plan değişiklikleri desteklenmelidir. Yalnızca en etkin ve verimli kullanım üzerinden gerçekleşecek imar talepleri ve faaliyetleri kentlerimizin geleceği açısından sorunlar doğurabilir. Gerektiğinde ada ve kent ölçeğinde, gerektiğinde yapılı çevre ile ilişkisine dayalı esnek bir planlama sürecini destekleyecek modeller geliştirilmelidir.
  • Yönetmelik ile imar planlarındaki değişikler ile ortaya çıkacak değer konusunda hızlı ve şeffaf bir değerleme süreci tanımlanmamaktadır. Bunların en başında değer artış oranlarına yönelik dinamik bir değerleme sisteminin olmayışı gelmektedir. Çoğu zaman planlar tamamlanamadan, yoğun piyasa baskısı nedeniyle yeniden planlar yapılması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’de bu sistemin uygulanması arsaya olan yoğun talep ve mevcut mekanizma dolaysıyla çok zor görünmektedir. Sürecin plan değişikliği sürecinin yavaş işlemesi ortaya çıkacak değerin neden ve nasıl ortaya çıktığı konusunda sorunlara neden olabilecektir. Teknolojik imkanların artması ve kentsel veri tabanlarının oluşturulmasıyla kent içinde değer tespiti eskiye nazaran kolaylaşmıştır. Bu anlamda belediyelerce gelişmekte olan bölgelere yönelik altyapı ve planlama sürecinin eşgüdümlü olarak yürütülmesi ve dinamik kentsel planlama ve değerleme süreçlerini gündeme getirmelidir.
  • Türkiye’de devletin konut üretim kapasitesine bakıldığında, mevcut şartlarda konut arzının nitelikli konut ihtiyacı karşısında yeterli olamayacağı ortadadır. Bu konudaki en büyük engel riskli yapılar ve altyapılı kentsel arsa arzıdır. Türkiye’de arsa maliyeti konut değerinin ortalama % 35 ile % 40’ı arasındadır. Türkiye’deki değişken ve yüksek arsa maliyetleri çoğu zaman konuta gereksinim duyanlar ve yatırımcılar açısından farklı sorunlar yaratmaktadır. Bu da hem yatırımcı hem de kullanıcı açısından piyasa işleyişini yavaşlatmaktadır. Bu anlamda Türkiye’de devletin konut konusunda önceliğinin doğrudan konut üretimine pay ayırmak yerine, imar planlarındaki değişikliklere yönelik politikaların üretilmesine yönelik kaydırılmasıdır. Yapılaşma koşullarının arttırılması sonucu ortaya çıkacak değerin kamuya aktarılması zaten yüksek olan arsa değerlerini daha da yukarı çekme riskini ortaya çıkarmaktadır. Uygun maliyetli konut üretimi konusunda devletin üzerinde önemli bir yük varken bu yükün daha da artması söz konusu olabilir.
  • Türkiye’de arsa piyasanın bir diğer farklı parametresi deprem riskidir. Bu anlamda ulusal ve bölgesel kararların birlikte ele alınıp, plan değişikliklerinde ve imar artışlarında detaylı olarak hazırlanmış deprem haritalarına bağlı kalarak plan değişikliklerinin belirlenmesi ve yapılı çevrenin iyileştirilmesini destekleyici ve hızlandırıcı koşulların öncelikli olarak desteklenmesi gerekmektedir. Gelecek plan değişikliği talepleri öncelikli olarak bu yönde değerlendirilmeli ve pay oranları bu yönde revize edilmelidir.

 

Sonuç olarak, yönetmeliğin amacı değerin adil paylaşımına yöneliktir. Ancak, kentler değer artışını maksimize ederken mevcut kentsel alanlarda kontrolsüz yapılaşmayı da tetikleyeceği endişesi akademik çevrelerce paylaşılmaktadır. Bireyler bu anlamda imar haklarında artışlar açısından taleplerini azaltma eğiliminde olabilecekken, tersi durumda belediyeler imar değişikliklerini önemli bir gelir kaynağı olarak görecek ve bu yönde faaliyetlerini artırabileceklerdir.

Plan değişikliği sonucu ortaya çıkacak değerin salt parasal değer olarak görülmesi, değer kavramının uygulama esaslarına yönelik belirsizlikler içermesi önemli bir sorundur. Planlı alanlarda imar değişiklikleriyle ortaya çıkacak değerin kamuya aktarılması kamu yararına yönelik bir faaliyet olarak değerlendirilmektedir. Ancak, yalnızca parasal değer artışı kaygısı ile yapılan imar plan değişiklikleri ve verilen imar hakları üst ölçek plan kararları ile ilişkiyi zedeleyecek ve kademeli olarak birlikte planlamış plan hiyerarşisine aykırı durumlar ortaya çıkarabilecektir. Bu noktada yönetmelik bahsi geçen plan değişikliğinin gerekçesini, mevcut plan süreçlerine, şehircilik ilke ve esaslarına uygun olma zorunluluğunu tanımlamamıştır. Bir plan değişikliği nedeniyle ortaya çıkacak değer artışı önemli bir gelir kaynağı olabilir ancak bu durum şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olabilir. Parsel ve ada ölçeğinde imar haklarını artırmaya yönelik talepler plan bütünlüğünü bozabilir. Fiziki planlama konusunda, her düzeydeki planın ayırıcı vasıfları, hangi yetki ve sorumluluk çerçevesinde ele alınacağı, hazırlama ve uygulama yöntemleri, denetim usulleri gibi konularda açıklığa kavuşturulması gereken hususlar bulunmaktadır. Bütün plan kademelerinin mevzuatta yapılacak düzenlemelerle ilke ve kapsamlarının açıklığa kavuşturulması, planların birbirleriyle bağlantılarının kurulması ve bağlayıcılıklarının belirlenmesi ihtiyacı devam etmektedir.

Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği, madde 26’da belirtilen “kamu yararının önceliği ve teknik nesnel nedenler ile teknik ve sosyal yapının iyileştirilmesi” kararı önemlidir. Bunun ise, “kamu yararı” kavramının, yalnızca plan değişikliklerinden elde edilen değer payı üzerinden tanımlanmaya başlanması gibi yanlış bir anlaşılmaya yer vermemesi gerekmektedir. Bu tür imar faaliyetleri nesnel ve teknik gerekçelere dayandırılmalı ve planlama esasları, plan bütünlüğü ve kamu yararı ilkesinin uygulamaya dönük esasları netleştirilmelidir.

KAYNAKLAR

“İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik”, 15 Eylül 2020, Resmî Gazete, sayı: 31245, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/09/20200915-4.htm [Erişim: 06.12.2020]

“2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu”, 26 Mayıs 1981, Resmî Gazete, sayı: 17354, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2464.pdf [Erişim: 06.12.2020]

“Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği”, 14 Haziran 2014, Resmî Gazete, sayı: 29030, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=19788&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5 [Erişim: 06.12.2020]

Bu icerik 552 defa görüntülenmiştir.