413
MAYIS-HAZİRAN 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARLIĞI

Mimarlık Mirasını Koru(ya)mama Sorunsalı: Konya Numune Hastanesi ve Eski-Yeni Karşılaşması

Mehmet Şener , Dr. Öğr. Üyesi, Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Emre Kishalı, Dr. Öğr. Üyesi, Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Faik Afşeören, İnşaat Mühendisi, TC Sağlık Bakanlığı, Konya İl Sağlık Müdürlüğü

1924 yılından günümüze, farklı şehirlerde inşa edilmiş kamu yapıları topluluğu olarak numune hastaneleri, Cumhuriyet sonrası sağlık alanında devlet eliyle ortaya konulan tüm değişimlere ve hastane mimarisinin evrimine dair veriler barındıran belge niteliğinde kültür mirası olma özelliği taşıyor. 1915 ve 1928 yıllarına tarihlenen iki yapısı ve 2018 yılında hizmete giren yeni binasıyla hizmetini sürdürmekte olan sağlık kompleksinin geçirdiği süreci ele alan yazarlar, “devlet eliyle örgütlenen dinamik bir yapım sürecinin ürünü olan numune hastanelerinin bulundukları çevreyle kurdukları uzun süreli diyalektik ilişki”ye dikkat çekiyor.

 Kendilerinden sonra yapılacak hastanelere ‘iyi örnek’ olmaları düşüncesiyle “numune” ön adı verilen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında sağlık alanında köklü değişimleri hedefleyen politika değişimlerinin bir uzantısı olan numune hastaneleri ilk olarak 1924 yılında bizatihi Atatürk’ün emriyle Ankara, Diyarbakır, Erzurum ve Sivas illerinde açılır.(1) Sağlık alanında yapılan reformların ilk ve en somut göstergeleri olan ve “ülkedeki sağlık kurumlarının yetersizliği ve

modern araçlardan yoksunluğu” sorununu çözme düşüncesi çerçevesinde ilk olarak 18 Mart 1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karara bağlanan “Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Bütçesinde ‘Anadolu Numune Hastaneleri’” adıyla ifade bulan bu hastaneler, ilk etapta sıfırdan inşa edilmek yerine Osmanlı döneminden kalan Memleket veya Gureba Hastanesi binalarında hizmet vermeye başlarlar.(2) Süreç içerisinde bu hastanelerin yetersiz kalması sonucunda, -1920’lerin ikinci yarısından itibaren yurdun başka şehirlerinde de görüldüğü üzere- her bir yapının yerine ya da yanına sıfırdan numune hastaneleri inşa edilmeye başlanır.(3) Makalede, bu hastanelerin tarihsel değeri ve mimari özellikleri ile koruma bağlamında yaşadığı sorunlara ışık tutma potansiyeline sahip olan ve Cumhuriyet öncesinden günümüze uzanan iki yapısıyla varlığını halen sürdüren Konya Numune Hastanesi; mimarlık tarihi ve koruma ara kesitli bir incelemeyle mercek altına alınacaktır. Hastanede mevcut yapılar, tarihsel değerleri ve mimari karakteristikleri yanında süreç içerisinde geçirdikleri müdahaleler ve eklenen-yıkılan yapılar ile etkin aktörlerin rolü bağlamında da ele alınacak ve mevcut durum ortaya konularak muhtemel koruma ve yenileme önerileri tartışılacaktır.

Konya Numune Hastanesi’nin geçmişi 1901 yılında temeli atılan ve iç hastalıkları hizmeti vermek üzere 30 yataklı olarak inşa edilenGureba Hastanesi’ne dayanır.(4) (Resim 1) Günümüzde ayakta olmayan bu binanın yanına, 1915 yılında “Emraz-i Cildiye (Cilt Hastalıkları) ve Emraz-i Akliye (Akıl Hastalıkları)” hizmetleri vermek üzere tek katlı olarak inşa edilen yapı ise bu makalede ele alınan ve halen ayakta olan iki yapıdan biridir.(5) Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında MilletHastanesi adını alarak hizmetini sürdüren bu yapıların yanına Alman LERCH firması eliyle 1928 yılında inşa edilen iki katlı hastane binası ise günümüzde hizmetini sürdüren ve makalede incelenen ikinci yapıdır.(6) Tek katlı yapıyla birlikte toplam 3 ayrı blokta bu adla 100 yataklı olarak hizmet veren hastanenin idaresi 1957 yılında Sağlık Bakanlığı’na geçer.(7) Çeşitli dönemlerde yapılan fiziksel ilavelerle birlikte bu yapılar Konya Devlet Hastanesi adı altında 1990’lı yıllara kadar hizmetini sürdürür. 1957’den kalan yapıların 1990 yılı itibarıyla yıkımına karar verilmesi neticesinde günümüzde sadece 1915 ve 1931 tarihli yapılar ayakta kalabilmiş, bunların yanına da 2018’de yapımı tamamlanarak hizmete giren yeni Konya Numune Hastanesi binası inşa edilmiştir.(8)

1915 tarihli Gureba Hastanesi tarihsel süreç içerisinde hemşire lojmanı ve son olarak fizik tedavi polikliniği hizmetlerini vermiş olup an itibarıyla varlığını E-blok adı altında boş ve atıl bir vaziyette sürdürmektedir. 1928 yılına tarihlenen diğer yapı ise yakın tarihe kadar semt polikliniği ve başhekimlik olarak kullanılmış, 15 Ocak 2018 tarihinde şu anki yeni hastane inşaatının tamamlanarak hizmete girmesi sonrasında ise içerdiği işlevlerle birlikte bu yapıya taşınmıştır. Yakın bir zamanda tekrar işlevlendirilen yapı, Karatay ve Selçuklu İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak ve A-blok adı altında hizmet vermektedir.(9) İlk olarak bodrum ve zemin artı bir kat olarak inşa edilen bu yapıya 1983 yılında bir kat ilavesi daha yapılır. (Resim 2-4) Bu iki yapı dışında, Konya Numune Hastanesi binasının bulunduğu alanda yer alan diğer tüm yapılar 2011 yılı öncesinin farklı dönemlerinde yıkılmış; bahse konu iki tarihî binanın yanına ise 2011 yılında sağlık yatırımları listesine alınarak 2018 tarihinde inşaatı tamamlanan ve geçici kabulü yapılarak hizmete giren 600 yataklı Konya Numune Hastanesi inşa edilmiştir. (Resim 5)

Mevcut iki yapının mimarisine baktığımızda, yapıldıkları dönemlerin kamu yapısı tasarımlarını şekillendiren mimarlık üsluplarıyla inşa edildikleri görülür. Bu çerçevede, 1915 tarihli yapı simetrik cephesi ve planı, kiremitle kaplı kırma ve saçaklı çatısı, kemerli pencereleri ve kat silmesiyle ayrılan subasmanı ve bodrum kat pencereleriyle Osmanlının son döneminden Cumhuriyetin ilk yıllarına uzanan ve “klasik Osmanlı mimarisinden alınan unsurların kullanılması esasına dayalı” bir milli mimarlık üslubunu yansıtır.(10) (Resim 6, 7) 1928 tarihli diğer yapı ise kiremit örtülü ve saçaklı kırma çatısı, kat silmeleri ve 1915 tarihli yapıya benzer cephe malzemesi ve tasarım öğeleriyle yine milli mimarlık karakteri göstermekle birlikte; dikdörtgen pencere tasarımı, cephe hareketleri ve anıtsal görünümüyle 1930’lu yıllarda kamu yapılarında etkisini gösteren modernist Orta Avrupa mimarisinden de izler taşır. (Resim 8) Söz konusu mimari özellikleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar gelen süreçte aktif sağlık hizmeti vermeleri itibarıyla bu yapılar, Cumhuriyet döneminde sağlık hizmetlerinin ve hastane mimarisinin tarihsel gelişimini anlama noktasında belge niteliği taşıyan birer kültür mirasıdır.


KORUMA DEĞERİ: MODERN MİMARLIK MİRASI

Çeşitli müdahalelere rağmen günümüzde bir bölümü halen hizmetini sürdüren ilk numune hastaneleri grubunun Osmanlı döneminde inşa edilen Memleket veya Gureba(garip ve kimsesiz) Hastanelerinin dönüştürülmesi yoluyla hizmete giren yapılardan oluşması, onların Osmanlı döneminden günümüze ulaşan kültür köprüleri olmalarını sağlar. Ayrıca, kentsel gelişim ve kültürel bellek olgularından mimarlık tarihi ve koruma pratiklerine kadar uzanan pek çok unsurla ilişkileri bulunan bu yapılar, Türk mimarlık tarihi için de sembolik değer arz ederler. Cumhuriyetin kurulmasından günümüze farklı tarihsellikler içererek devam ede gelen ve devlet eliyle örgütlenen dinamik bir yapım sürecinin ürünü olan numune hastanelerinin bulundukları çevreyle kurdukları uzun süreli diyalektik ilişki, inşa edildikleri bölgeye ve ülke gelişimine dair veriler elde edilmesi noktasında bu yapıları önemli araçlar haline getirir. Cumhuriyet öncesi ve hemen sonrası inşa edilen iki tarihî hastane yapısını bir arada barındıran tek hastane örneği olması itibarıyla Osmanlı döneminden Cumhuriyete ve hatta günümüze kadar uzanan süreçte ülkemizde sağlık hizmetleri ve sağlık yapıları mimarisinin tarihsel gelişimine dair kapsamlı bilgiler sunma potansiyeli taşıyan Konya Numune Hastanesi, “tasarlandığı ve inşa edildiği dönemin teknik, estetik, sosyal, kültürel ve ekonomik yansımalarının bir belgesi olarak değerler barındırması” itibarıyla önemli ve korunması gereken bir yapı hüviyeti taşır.(11) Yapıldığı ve hizmet verdiği dönem itibarıyla “ulusal ve uluslararası yönelimlerle yeni teknik ve teknolojileri” içeren yapılardan oluşması, Konya Numune Hastanesi’nin modern mimarlık mirası statüsünde değerlendirilmesini de mümkün kılar.(12) Konya Numune Hastanesi’nin yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde tarihî ve mimari değer içeren yapılar barındırması, onun koşullar ve ihtiyaçlar ekseninde ve koruma ilkelerine uygun bir şekilde “güncellenme”, “yenilenme” ve “yeniden kullanılmasını” zorunlu hale getirir. Bir yapının modern mimarlık mirası olarak nitelendirilebilmesi için gerekli temel unsurlar olarak ifade edilebilecek belge değeri, kimlik değeri, mimari değer, işlevsel ve ekonomik değer ve süreklilik değeri gibi değerleri de bünyesinde barındıran hastane yerleşkesinin, bahse konu miras niteliğini sürdürebilmesi için bu değerlerin tamamının korunması ve sürdürülebilir kılınması gerekir.(13)

PROBLEM ANALİZİ: KORU(YA)MAMA SORUNSALI

Türkiye’de ağırlıklı olarak Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında inşa edilen ve tarihî değer taşıyan yapılar için geçerli olmak üzere -mimarlık tarihimizin de adım adım yok oluşuna yol açan- çok boyutlu bir koruyamama veya yanlış müdahale etme sorunu olduğu görülmektedir. Konya Numune Hastanesi alanında bulunan iki tarihî yapının günümüzdeki fiziki durumlarına bu husus çerçevesinde bakıldığında, barındırdığı değerleri gözeten bütüncül bir yaklaşımın hayata geçirilemediği görülür. Koruma disiplini penceresinden bir inceleme yapıldığında ilk dikkati çeken husus, planlanmadan yapılan fiziki müdahaleler ve korumaya yönelik gerekli adımların atılmaması neticesinde her iki yapıda da, cephe bölümleri başta olmak üzere ortaya çıkan bozulma ve tahribatlardır. Örneğin, 1928 tarihli yapı günümüzde aktif sağlık hizmeti vermekle birlikte, yan cephesi yer yer hasarlı ve kaba duvar katmanlarına kadar soyulmuş bir halde bulunmaktadır. (Resim 9) Yapıların kültür mirası olarak tescillenmelerine ilişkin ilk somut adımın 1985’te atılması ve o yıl içerisinde “korunması gerekli kültür varlığı olmadıklarına” karar verilmesi sonrası ancak 2009 yılında Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Kurulu kararıyla tescilli yapı statüsü kazanabilmiş olmaları, Sağlık Bakanlığı nezdinde bu yapıların oldukça geç bir tarihte kültürel miras olarak algılandığına ve koruma kararı verildiğine işaret eder. A-blok cephesinde yer alan tahribatların bir bölümü, yapıya bitişik halde bulunan binaların yeni hastane inşaatı sürecinde yıkılması sonucu ortaya çıkmıştır. Yakın bir zamanda yapının İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak kullanılmaya başlanması sonrasında da cepheye dokunulmamış, sadece yapının iç kısımlarına boya-badana gibi basit müdahaleler yapılmıştır.

Sorunun bir diğer boyutunu da tescilli eski yapılar ile yeni yapılan 600 yataklı modern hastanenin alan içerisinde birbirlerine göre konumu, yakınlıkları ve farklı mimari dilleri oluşturur. Yeni hastanenin mevcut tarihî yapılarla ölçek ve mimari dil yönünden büyük farklar barındırması sonucunda bu yapının tescilli yapıları kütlesel olarak ezdiği, mimari dil bütünlüğünü ortadan kaldırdığı ve tescilli yapıları koruma prensiplerine zarar verebilecek durumlara sebebiyet verdiği görülür. Yapılara bir bütün olarak çeşitli açılardan bakıldığında, yeni ve eski yapıların birbirlerinin siluetini ve algılanırlığını zedelediği; bu durumun da eski yapıların koruma ve mimari değerleri yanında, yeni hastanenin fonksiyonel işleyişini olumsuz etkilediği görülür. (Resim 10)

Yeni hastanenin günümüz şartlarında ve mevcut sınırlı koşullar çerçevesinde tasarlanması onun diğer yapılardan farklı bir mimari dile sahip olmasına yol açmıştır. Sağlık Bakanlığı kontrolünde yürütülen yeni hastane projesinin hazırlığı ve inşaat sürecinde mevcut tescilli yapıları da dikkate alan ve koruma prensipleri çerçevesinde şekillenen bir tasarım anlayışı sergilenmesinin mümkün olduğu, ama bu yönde bir yol izlenmediği görülmektedir. Hastane başhekimliğinin 2018 yılı içerisinde, yeni yapılan hastanenin işlevsel kullanımına engel teşkil etmesi, korunması gereken kültür varlığı niteliği taşımaması ve depreme dayanıksız olması gerekçelerini göstererek 1928 tarihli yapının tescilinin kaldırılması talebini Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne iletmiş olması, yapılara ilişkin duyarlılığın ve bilimsel müdahale etme düşüncesinin günümüzde de Sağlık Bakanlığı ve hastane başhekimliği nezdinde yeterince oluşmadığını göstermektedir.(14) Öte yandan, koruma yetkililerinin yerinde yaptığı incelemeler neticesinde, yapının tescilinin kaldırılması talebini reddetmiş olması ve bulunduğu pozisyonun muhafaza edilmesine karar vermesi olumlu bir gelişmedir.(15) Konya Büyükşehir Belediyesi’nin koruma ilkelerini dikkate almadan ve yerinde inceleme ve denetim yapmaksızın 1915 tarihli yapının dış cephesinin boyanmasına izin vermiş olması ise bahse konu koruma sorunsalının sadece Sağlık Bakanlığı nezdinde değil, ilgili diğer kamu kurumunca da yeterince anlaşılamadığını gösterir.

Modern mimarlık mirası statüsünde olan Konya Numune Hastanesi örneğinde tarihî yapıların korunmasına dair karşımıza çıkan diğer bir tartışma konusu da yapıların hangi değer ve özelliklerine göre korunup korunmayacaklarına karar verilmesi hususudur. 1915 tarihli Gureba Hastanesi’nden günümüze kadar olan süreçte pek çok yapının inşa edildiği Konya Numune Hastanesi alanını ve 2018’de inşaatı tamamlanan yeni numune hastanesinin çizim üzerine sonradan ilave edilmiş halini gösteren 1985 tarihli vaziyet planının incelenmesi neticesinde, çalışmaya konu tescilli yapılar dışında kalan ve onlardan sonraki tarihlerde inşa edilen hiçbir yapının ayakta olmadığı gözlemlenir. (Resim 11) Cumhuriyet öncesi ve ilk yıllarına kadar uzanan en eski yapıların eksik ya da geç tarihli olsa da korunduğu, 1950’lerden sonra inşa edilen diğer numune hastanesi binalarının ise korunmaya değer görülmeyerek yıkıldığı dikkati çeker. Tarihî yapılarımızın korumasına dair pratiklerde sıkça rastlanılan en eski yapılara değer atfedip onları koruma ve daha sonra inşa edilen modern mimarlık mirası nitelikli yapıları korumama anlayışının burada da hayata geçirildiği görülür.

DEĞERLENDİRME

Sağlık Bakanlığı ve ona bağlı hastane başhekimliklerinin tarihsel süreç içerisinde aldığı / almadığı kararlar doğrultusunda, ele alınan yapıların fiziki devamlılığı büyük ölçüde sağlanmış olmakla birlikte; geç bir tarihte tescil altına alınmalarının da etkisiyle, yaşadıkları tahribat ve bozulmalar nedeniyle ifade ettikleri çok boyutlu ve özgün değerler bütününün belli ölçüde zedelendiği dikkati çeker. Sağlık yapıları tasarım standartları ile sağlık hizmet ve teknolojilerinin geçirdiği hızlı değişimler göz önüne alındığında 1915 ve 1928 yılında yapılmış olan bu hastanelerin güncel sağlık yapıları mimarisinin gereklerini karşılayamayacağı ve fonksiyonel sağlık hizmetine uygun olamayacağı açıktır. Yapıların günümüz standartlarını karşılayacak düzeyde bir sağlık hizmeti verir hale getirilebilmesi için, çeşitli teknik ve mimari revizyonlar yapmak gereklidir. Bu bağlamda, ICOMOS 2017 Madrid - Yeni Delhi belgesinde ifade edildiği üzere tasarım, erişilebilirlik, yangın, deprem gibi konulara dair standart ve yönetmelik maddelerini gerekmesi halinde esneten ya da yaratıcı bir şekilde yorumlayan yaklaşımların hayata geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.(16)

Bu ve diğer devlet hastanesi yapılarında, tescilli olmayan tarihî yapıların çoğunun yıkıldığı göz önüne alındığında, ele alınan yapıların -değerleri zedelenmiş olsa da- ayakta olmasını tescilli olmasına borçlu olduğu söylenebilir. Öte yandan, ülkemizde İller Bankası veya Mecidiyeköy Likör Fabrikası gibi tescilli kamu yapılarının da yıkılmasına izin, hatta yön verilmesi, kültürel veya tarihî değerler değil politika ve/veya ekonomi eksenli bir karar mekanizmasının varlığına işaret eder, ki aslında sorunun ana kaynağını buralarda aramak gerekir. Mevcut modern mimarlık mirası nitelikli yapıların pek çoğunda da görüldüğü üzere, Konya Numune Hastanesi’nde de yapının anı ve anıt değeri ile kültürel miras niteliklerini ön plana alan yaklaşım ve uygulamaların değil idari kararlar çerçevesinde şekillenen işlev ve ekonomi eksenli kararların hayata geçirildiği görülür. Günümüzde çok büyük bütçelerle inşa edilerek hizmete giren ya da yapımı devam eden ve inşaat süreçlerinde gözlemlenen sıkıntılar ve verilen hizmet garantileriyle tartışma konusu olan şehir hastanelerini de, o şehirlerde mevcut pek çok köklü hastanenin buraya taşınması sonrasında hizmete girecek olmaları ve modern mimarlık mirasının zarar görmesi ya da kaybedilmesi riski doğurmaları itibarıyla benzer bir paradigma çerçevesinde ele almak gerekir. Zira 1950’lerden günümüze farklı tarihlerde inşa edilen ve modern mimarlık mirası statüsü taşıyan eski hastane yapılarının şehir hastanelerine taşınmaları sonrası, boşalan yapılar için kimlik değişimi, işlev kaybı veya yıkım riskleri karşımızda durmakta olup; bu hususta kapsamlı bir planlamanın olmaması da söz konusu yapı stokunun geleceği hususunda endişeleri artırmaktadır.

Günümüzde uygulanan çağdaş koruma ve yenileme teknikleri göz önüne alındığında, bu yapıların özgün değerleri korunmak suretiyle eski işlevlerinden farklı işlevlere dönüştürülerek kullanılmasının mümkün olduğu; eğer halen sağlık hizmeti verecek bir kompleks içinde yer alacaklarsa da, buradaki fonksiyonel yapıya entegre edilebilecek düzenlemelere gidilebileceği görülür. 2018’de hizmete giren yeni hastanenin konumu, çalışır halde olması ve mimari özelliklerinin farklılığı, koruma değeri arz eden bu yapıların korunmasına ve yeniden kullanımına dair alternatifleri sınırlamakla ve tescilli yapıların da yeni hastanenin işleyişine belli zorluklar getirdiği görülmekle birlikte, modern koruma ve inşaat yaklaşımları devreye sokularak yapıları fiziksel ve işlevsel anlamda entegre etmenin çarelerini aramak şu noktada izlenecek en doğru yol gibi gözükmektedir. Ebru Omay Polat’ın modern mimarlık mirası olan ve “kişisel tarih ile örtüşen” kamu yapıları için ifade ettiği üzere “koruma isteğinin temeline tasarım niteliğinin algısını eklemleme” yaklaşımını çalışmada ele alınan yapılara yansıtmak, hem yapıların korunması, hem de özgün tasarımlarla yeniden kullanılmasına imkan sağlayacaktır.(17) Yapıların fiziksel ömrü ve asli işlevi olan çağdaş sağlık hizmetini sürdürecek nitelikleri taşıyıp taşımadıkları hususu elbette dikkate alınmalıdır; ancak, odaklanılması gereken husus yapıların taşıdığı tarihsel ve kültürel koruma değerlerinin mümkün olan en özgün haliyle sürdürülebilirliğini sağlamak olmalıdır ve günümüzde bunu sağlayacak yaklaşımların mevcut olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizde benzer nitelik ve sorunları taşıyan başka numune hastanelerinin mevcut olduğu göz önüne alındığında, bunları da içeren daha makro ölçekli bir planlamanın Sağlık Bakanlığı nezdinde hayata geçirilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. Tescilli yapının yıkılması yolunu tercih etmek yerine, yoğun kullanılan yeni hastaneyle tescilli yapıları bütünleştiren bir mimari düzenlemenin hem kültür mirası olan bu yapıların daha çok deneyimlenmesini hem de yeni hastanenin işlevsel ve görsel anlamda daha zenginleşmesine katkı sağlayabileceğini görmek gerekir.

NOTLAR

1. Hekimliğin tüm uzmanlık dallarını içinde toplayacak şekilde planlanan numune hastanelerinin, “yatılı-ayakta-poliklinik mesaisi şeklinde tedavi hizmeti veren, tam teşekküllü, uzman kadrolu ve modern donanımlı hastaneler olması” sağlanır. Metintaş, Mustafa Yahya; Elçioğlu, Ömer, 2007, “Cumhuriyet’in İlk 15 Yılında Sağlık Hizmetleri (1923-1938)”, Osmangazi Tıp Dergisi, cilt:29, sayı:3, ss.162-170.

2. Altay, Sadet, 2015, “Atatürk Dönemi Sağlık Politikalarının Halka Yansımasında Öncü Kurumlar”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, yayımlanmamış doktora tezi, Ankara, ss.99- 101.

3. Örneğin, Ankara’da 1881 tarihli Gureba hastanesinin 1924 yılında dönüştürülmesiyle hizmete giren numune hastanesinin yanına ihtiyaç nedeniyle iki blok daha ilave edilmiş; sonrasınday tüm bu yapılar yıkılarak yerlerine 1927 yılında 50 yataklı Refik Bey (Saydam) Pavyonu ve 1933 yılında (günümüzde de halen kullanılmakta olan) 300 yataklı İsmet Paşa Pavyonu yapılmıştır.

4. Doğan, Sabri, 2009, “Konya Devlet Hastanesi Tarihçesi”, Akademik Sayfalar, cilt:9, sayı:27, ss.422. Aydın, Dicle; Yaldız, Esra; Büyükşahin, Süheyla, 2017, “The Change of the Hospital Architecture from the Early Part of 20th Century to Nowadays: An Example of Konya”, New Trends and Issues Proceedings on Humanities and Social Sciences Bildiriler Kitabı, cilt:4, sayı:11, ss.26.

5. Tonbul, Zehra; Forta, Özgün, 2009, Tarihi Hastaneler, Gureba Hastanelerinden Memleket Hastanelerine İlk Sivil Hastaneler. Novartis Kültür Yayınları, İstanbul.

6. Tonbul; Forta, 2009.

7. Aydın; Yaldız; Büyükşahin, 2017, s.27.

8. Aydın; Yaldız; Büyükşahin, 2017, ss.27-31.

9. Kayıtlarda, ülkedeki ilk apandisit ameliyatının operatör Sami Mukbil Atakan tarafından 1928 tarihli bu hastanede gerçekleştirildiği bilgisi yer almaktadır. Aynı arşivde yapının ilk adının MilletHastanesi olduğu da belirtilir. (Kaynak: Halil İbrahim Kayhan Arşivi)

10. Bozdoğan, Sibel, 2012, Modernizm ve Ulusun İnşası Erken Cumhuriyet Türkiye’sinde Mimari Kültür, (çev.) Tuncay Birkan, Metis Yayıncılık, İstanbul, ss.49-50.

11. Salman, Yıldız, 2018, "Modern Mimarlık Mirasının Korunması ve Docomomo_Türkiye", Betonart, sayı:56, ss.14-17.

12. 2013 yılında ICOMOS Türkiye tarafından yayınlanan Mimari Mirası Koruma Bildirgesi’nde modern mimarlık mirası kavramının tanımı şu şekilde yapılmıştır: “Türkiye’de 20. yüzyılın başından itibaren üretilmiş, gerek uluslararası, gerekse ulusal yönelimleri ve/veya yenilikçi teknik ve teknolojileri örnekleyen yapı, yapı grupları ve yerleşmelerdir.” Mimari Mirası Koruma Bildirgesi, ICOMOS Türkiye, 2013.

13. Madran, Emre, 2006, “Modern Mimarlık Ürünlerinin Belgelenmesi ve Korunması Süreci için Bazı Notlar”, Mimarlık, sayı:332, ss.20-22.

14. Türkiye’de bu mahiyette yapılara yönelik sunulan depreme dayanıksız olma gerekçesinin modern mimarlık mirasımızın yitirilmesinde önemli bir neden olarak gözlemlenmektedir. Mecidiyeköy Likör Fabrikası - İstanbul, Karaköy Yolcu Salonu - İstanbul, Saraçoğlu Mahallesi - Ankara, Atatürk Kültür Merkezi - İstanbul, ve Halkevi - Erzurum örneklerinde sergilenen yaklaşımlarda, binaların yapısal davranışında var olduğu ifade edilen problem ve bozulmalar sürekli olarak ön planda tutulmaktadır.

15. Her iki yapının tescil kararının kaldırılması hususunda benzer bir talebin 2017 yılında Konya ili Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği eliyle Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne iletildiği ve o dönemde de bu talebin reddedildiği görülmektedir. Konuya ilişkin 16/06/2017 tarihli Konya ili Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği yazısında, “Binaların mimari, tarihi ve estetik yönden korunması gerekli olmadığı düşüncesini taşıyoruz.” ifadesi yer almaktadır.

16. “ICOMOS Madrid - Yeni Delhi Belgesi”, http://www.icomos-isc20c.org/pdf/madrid-new-delhi-document-2017.pdf [Erişim: 20.04.2019]

17. Omay Polat, Ebru, 2018, “Güncelleme: Türkiye’nin Modern Mimarlık Mirası”, Mimarist, sayı:62, ss. 44-47.

Bu icerik 456 defa görüntülenmiştir.