413
MAYIS-HAZİRAN 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Çizgilerin ve Kelimelerin Zamansızlığı: Cengiz Bektaş

Ruşen Keleş, Prof. Dr., AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi

26 Ocak 2017 tarihinde, Sinan Ödüllü Mimarlar Programı (2016-2018) çerçevesinde, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde düzenlenen Cengiz Bektaş’la ilgili panelin açılış konuşmasını yapmam istenmişti. Karşımda oturan Cengiz’in gözünün içine baka baka yapmaya çalıştığım ve onun da her zamanki alçak gönüllülüğüyle izlediği konuşmanın başlığı, “Cengiz Bektaş: Sanat ve Kültür Yaşamımızda Çok Yönlü Bir Dost” idi. O toplantıdan bir süre sonra, sevgili Cengiz’le son olarak Samsun’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde birlikte olduk. O etkinliklerde, Cengiz’i, 2020 yılının 20 Mart tarihinde yitirebileceğimiz aklımdan geçmezdi. Ufak tefek sağlık sorunlarına karşın, onun kültür ve sanat yaşamından, yaşamın kendisinden kopabileceğini düşünemezdim. Beklenmedik bir anda aramızdan ayrılmasıyla, Cengiz’in, kültür, sanat, yazın ve mimarlık dünyamızda yeri doldurulamayacak bir boşluk yaratmış olduğuna hiç kuşku yoktur.

Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı ve Türk Dil Kurumu üyeliği gibi görevleri beni Cengiz’le yakınlaştıran bağlantılardan yalnız ikisiydi. Mimar olarak yetişmiş olmasına karşın, Cengiz hatırı sayılır bir ozandı, yazardı, denemeciydi ve aynı zamanda öğretim üyesiydi. Özgeçmişinde yer alan yayın ve ödül sayısına kısaca göz atılması, onun sıradan bir sanat, kültür ve bilim insanı olmadığını açıkça göstermeye yeterdi. Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu’nda birlikte görev yaptığım uğraş arkadaşlarından, Cengiz için sürekli olarak övgü dolu sözler duymuşumdur. Bu isimler arasında, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, Fakir Baykurt, Oktay Akbal, Bedia Akarsu, Emin Özdemir ve Adnan Binyazar başta gelenlerdir. Dilde “özleşme” akımının bilinçli ve başarılı öncülerinden biriydi Cengiz kardeşim. Nazım Hikmet gibi o da halkının anlayacağı bir dille konuşmaya ve yazmaya özen gösterirdi. Cengiz kardeşimle ilgili övgü dolu sözleri, 1970’li yıllarda, Moskova’da, Nazım Hikmet’in eşi Vera Tulyakova’dan ve Azeri devlet sanatçısı Ekber Babayev’den de duygulanarak dinlemiştim.

50 yılı aşkın dostluğumuzun, Mimarlar Odası yönetiminde görev aldığı dönemde yoğunlaşması, Kent, Kültür ve Demokrasi buluşmaları bağlamında Anadolu’yu birlikte yeniden adım adım dolaşmamızı olanaklı kılmıştı.

Kişiliğini simgeleyen ve onu tanıyan herkesin üzerinde görüş birliği içinde olduğu çarpıcı özelliği, “beyefendiliği” idi. Buna bağlı olarak, çağdaş bilimin ve laik dünya görüşünün savunuculuğundan asla ödün vermeyen bir yaradılışa sahipti. Kültürle çağdaşlık ve çağdaşlaşma ilişkisini ustalıkla kurabilmiş düşün insanlarımızın başında gelir Cengiz. Ona göre, kültürü geliştirmenin, zenginleştirmenin temel araçlarının başında dil, yazın, plastik ve görsel sanatlar gelir. Bu nedenledir ki, kültüre saldırmanın yöntemleri de, dili bozmak, eğitimi yozlaştırmak, sanat öğretimini çağın gerisine ve kopyacılığa itmektir demiştir. “Bir kez kültür kirlendi mi, her şey kirlenmiş olur” der Cengiz. “Kenti yaratanın insan olması” gibi, “insanı yaratanın da kent olduğu” görüşünü hep yinelemiştir.

Bu bağlamda, İstanbul gibi kentlerin “kentliliğin okulu” olduğuna vurgu yapmıştır. Ama hemen şunu da eklemiştir: “Kent, kırdan geleni kentli yapmıyorsa, kent olmaktan çıkar”. Gerçekten, Cengiz’in de çok haklı olarak belirttiği gibi, “Kentli olmak, insan içinde oturup kalkmayı, konuşmayı, insan (kentli) gibi yiyip içmeyi öğrenmekten öte, kente ilişkin kararlara katılmakla başlar. Bu ise demokrasi ile başlar”. Ne yazık ki, yüksek düzeylerde önemli kamu görevleri üstlenmiş oldukları halde “henüz kentli olamamış”, dolayısıyla nasıl konuşulacağını henüz öğrenememiş ve bu nedenle de konuşma biçimleriyle dinleyenlerde tiksinti duyguları uyandırmış onları -İstanbul gibi bir anakentin Beyoğlu, Fatih, Kadıköy, Şişli ve Kasımpaşa gibi semtlerinde doğmuş ve büyümüş olsalar da- Cengiz’in tanımıyla “kentli” saymaya olanak yoktur.

Sevgili Cengiz, ayrıca, Kentli Olmak ya da Olmamak başlıklı yapıtında, “Kentli her şeyden önce, kentli olmanın sorumluluklarını taşıyan kişidir” diye yazmıştır. Bu bağlamda, kentinin kent olma niteliklerini yitirmesini önleyebilmek için elinden geleni yapan; onu yağmacılara, bilinçsizlere, çıkarcılara, gerçek anlamda “kentli olmayanlara” karşı savunan, ona sahip çıkan, onu koruyan kişidir kentli.

Bu bağlamda, Cengiz Bektaş’ın Kuzguncuk’ta mimarlık ve sanat dünyasına vermiş olduğu örnek koruma çalışmaları dikkatle incelenmeye ve gelecek kuşaklara ders olarak okutulmaya değer nitelikle bir başarı öyküsüdür. Ankara’da Atatürk Bulvarı üzerindeki Türk Dil Kurumu, Denizli’deki Babadağlılar Çarşısı gibi daha nice özgün yapıtları da mimar olarak başarılarının birkaç örneğidir.

Cengiz Bektaş, evrensel kültür ve sanat dünyasının eşine kolay rastlanamayacak çağdaş temsilcilerinden biriydi. Aramızdan zamansız ayrılmasının bıraktığı çok büyük boşluğun kolay kolay doldurulamayacağı kesindir. Mimarlık topluluğuna, kültür ve sanat dünyamıza, ulusumuza, sevenlerine ve ailesinin değerli üyelerine başsağlığı diliyorum. Aziz kardeşim Cengiz ışıklar içinde uyusun.

Bu icerik 81 defa görüntülenmiştir.