413
MAYIS-HAZİRAN 2020
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
TEHDİT ALTINDAKİ KÜLTÜR MİRASI

İki Arada Bir Derede: Trabzon Ayasofya Müzesi

Ahmet Melih Öksüz, Prof. Dr.,, KTÜ Mimarlık Bölümü

Tescilli yapıların güvencede olduğu düşünülse de tescilli olup diğerlerine göre çok daha fazla baskı altında olan yapılardan biri de Trabzon Ayasofya Müzesi’dir. Temsil ettiği dönem ve sahip olduğu nitelikler açısından önemli bir yapı olmakla birlikte Trabzon Ayasofyasının kaderi İstanbul’un Ayasofyası ile benzerlik gösterir. Belirli dönemlerde bu yapılar için işlev değişikliği talepleri sürekli gündeme gelmektedir. Trabzon Ayasofya’sı kentin tarihî ögelerinden biridir ve Trabzon’un tanınırlığı açısından simgesel özelliğe sahiptir. Yapı 13. yüzyıl ortasında İmparator I. Komnenos tarafından yaptırılmış ve ardından geçen süreçte birçok kullanıma konu olmuş ve onarım geçirmiştir. Trabzon Ayasofya Müzesi gibi yapılara müdahalenin sürekli gündeme gelmesinin nedenlerini 5 başlık altında ifade edebiliriz:

İnanç nedeniyle gelen baskılar: Dinin, kent mekânı üretmenin bir aracı olmasıyla hem yayılıma katkısı hem de aynı inanca sahip kesimlerin diğerlerine göre kentin olanaklarından daha fazla pay alması sağlanmaktadır. Bu nedenle özü kilise olan Ayasofya Müzesi sürekli bir camiye dönüştürülme talebi ile karşı karşıya kalmaktadır. Her ne kadar İslamiyet alternatif bir kent düzeni vizyonu telaffuz etmese de, inanç üzerinden kentin mekânına sahip olma, belli bir kentsel mekânda egemen din üzerinden mevcut otorite ile pazarlık etme ve toplumu harekete geçirme olanağı ortaya çıkmaktadır.

Etnik nedenlerle gelen baskılar: Dini inanç nedenine benzer bir tutum etnik temelde de yürütülebilir. Bunun ırkçı kent, gettolaşmış kent veya etnik, ırksal veya dini açıdan bölünmüş kent gibi örneklerini dünya üzerindeki birçok kentte görmek mümkündür. Dolayısıyla bu tür yapıların farklı bir toplumun ve onlara ait kültürlerin izlerini temsil ettiği ve silinmesi gerektiği gibi bir düşünce olabilir. Bugün yaşayan inanç ve kültürlere ait yapılar ve kentsel mekânlar üzerindeki spekülasyonların daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Rant nedeniyle gelen baskılar: Kültür varlıklarının bugünkü anlamda gelir getirici bir varlık olarak algılanmaya başlaması özellikle batıdaki kentsel dönüşüm süreçlerinin yaşanmaya başladığı 1970’lerdeki kriz sonrasındadır. Bu süreçte kültür varlıkları turizm sektörü ve kentlerin rekabeti açısından önemli olmuştur. Kentsel dönüşümün iyi anlaşılamadığı durumlarda ve koruma ilkelerinin göz ardı edilmesiyle yapılan uygulamalar; kültür varlıklarının ticarileşmesine ve gelir getirici bir araç olarak görülmesine, bozularak yok olmalarına neden olmaktadır.

Zihniyet ve bakış açısı eksikliği: Kültür varlıkları üzerindeki toplumda farklı türden dinsel, ırksal veya ranta dayalı gibi koruma anlayışı açısından sığ sayılabilecek tek yönlü bakış açılarının mutlaka değişmesi gereklidir. Kültür varlıkların insanlığın ortak üretimleri, ortak değerleri olduğu ve mutlaka korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekliliği gerekçesiz kavranmış olmalıdır.

Mesleki / kurumsal yapıdaki sorunlar: Burada meslek formasyonu taşıyan kesimler ile korumadan sorumlu kurumların da mutlaka koruma anlayışını içselleştiren ve koruma ilkelerini öndeleyen bir anlayışla konuları ele alması, siyasi mülahazalara veya değişik çıkar gruplarının menfaatlerine göre davranmaması gerekmektedir. Yakın süreç içerisinde Trabzon Ayasofya Müzesi iki türden baskıya maruz kalmış ve bu süreçte yapıda istenmeyen tahribatlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi TOKİ’ce uygulanan Ayasofya Kentsel Dönüşüm Projesi’dir. Gerçekleşen bu sürecin olumlu tarafı Ayasofya Müzesi’nin çevresindeki yapıların yıkılması ve koruma alanının temizlenerek düzenlenmesidir. Olumsuz tarafı ise Ayasofya’nın ana giriş kapısı önünde yeraltı otoparkı ve ticari birimlerden oluşan bir yeraltı çarşısının yapılmasıdır. İkinci konu ise Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülme sürecidir. Bu süreç, kültür varlıklarının gözetilmesi amacıyla olumsuzluklara müdahil olan Mimarlar Odası tarafından yargıya taşınmış ve cami yapmaya yönelik Koruma Kurulunca onaylanan rölöve ve restitüsyon projelerinin iptali gerçekleşmiştir.

Her iki müdahale süreci de Ayasofya yapısı üzerinde ve çevresinde koruma ilkeleriyle bağdaşmayan ve yapının tahribine yol açan sonuçlar doğurmuştur. Oysa insanlığın ortak mirası olan anıt eserin sahip olduğu estetik, sanatsal ve simgesel değerlerini tam ifade edilebilecek şekilde sunulması ve algılanabilmesi gerekir. Bu tür eserlere insanlığın ortak değeri / üretimi olarak bakmak ve gelecek kuşaklara aktarılması yönünde tüm koruma ilke ve yöntemlerini koşulsuz uygulamak gerekmektedir.

Bu icerik 48 defa görüntülenmiştir.