MİMARLIK
397
EYLÜL-EKİM 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Bütünleşik Kurgusuyla TAC-SEV Yeni Kampüsü

Pınar Gökbayrak, Y. Mimar, PAB Mimarlık

“Zengin şehir dokusuna eklemlenen yeni eğitim binalarının, zor bir alanda ve yoğun inşaat alanı üretimi gerektiren bir durumda, duyarlı çözüm yaklaşımları taşıması; mevcut tarihî dokuya önerilen modernin olumlu bir katkı sağlayabileceğini ortaya değerli bir düşünsel tasarım üretimi koyarak göstermesi; bu anlamda kampüsün, Türkiye’nin özellikle kamu kurumlarının gelecekte üreteceği eğitim yapıları için sunduğu yenilikçi ve modern yaklaşımı ile örnek teşkil etmesi; bina gruplarının, plan ve üçüncü boyuttaki çözüm önerilerinin, yapı adası içindeki Aziz Paul Kilisesi, Ulu Cami gibi mevcut şehir dokusu ile saygılı ilişkisi; yarattığı yeşil alanların, iç eğitim avlularının, yapının içinde bulunduğu coğrafi konumdaki iklim koşullarını göz önüne alan cephe çözümlerinin ve ulaşım bağlantılarının özenli nitelikleri” nedenleriyle TAC-SEV Yeni Kampüsü, 2016 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Yapı Dalı Ödülü”ne değer görüldü. Yeni projenin varolan kampüsle olan bütüncül diline vurgu yapan yazar, okulun her yaş grubu tarafından benimsenmesini farklı niteliklerde mekânlar sunmasına bağlıyor.

TMMOB Mimarlar Odası’nın her iki yılda bir düzenlediği ve 2016 yılında on beşincisi gerçekleştirilen Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri’nde Yapı Dalı kategorisindeki dört başarı ödülünden biri Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık tarafından tasarlanan ve Tarsus’ta yer alan TAC-SEV Yeni Kampüsü’nün olmuştu. Tarsus Amerikan Koleji (TAC), 1888 yılında Mersin’in Tarsus ilçesinde kurulan ve ülkenin gerek tarihî gerek okul kimliği ve kültürüyle en köklü okullarından biri. Ödül alan proje ise, TAC’ın ilköğretim seviyesinde eğitim verecek olan yeni okul kampüsü. (Resim 1) Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık, ana prensip olarak mevcut TAC kampüsünün karşı parselinde konumlanan yeni kampüsün, mevcut kampüsle bir bütün olarak algılanmasını önceliklendirir.(1) (Resim 2) Gerek bu nedenle, gerek bu öngörü doğrultusunda gerçekleşen halihazırdaki gündelik hayat senaryosu gereğince, bu proje okuması da iki okul kampüsünün ilişkisi üzerinden yapılacaktır. En son cümleyi en başta söylemek gerekirse, Tarsus Amerikan Koleji’nin yer ile bütünleşmiş, kimliğini hem bulunduğu bağlamdan alan hem de bu bağlama kimlik katan, yüzyılı aşkın yerleşik kampüs kültürüyle kurulan ilişki anlamında, oldukça zorlu bir mimari problemin olgun bir tavırla aşıldığı söylenebilir. Projeyi fotoğraflarından tek başına okumaya gayret ettiğinizde ilişkisizlik hissi uyandırabilecek bir algı yaratmasına rağmen, yeni kampüsü mevcut kampüs ile birlikte yerinde deneyimlediğinizde bu kurulması zor ilişkinin hassas bir denge ile sağlandığı gözler önüne serilir.

Öncelikle, neden ikinci bir kampüse gerek duyulduğu ile hikayeye başlamak lazım ki, mevcut durumdaki gündelik hayat senaryosu yerli yerine otursun. 1997 yılında kesintisiz zorunlu 8 yıllık eğitime geçilen milli eğitim politikaları sonucunda, bünyesinde ortaokul ve lise barındıran özel okullar, okul kültürlerini ve eğitim yaklaşımlarını öğrencilerine erken yaşta verebilmek gayesiyle bünyelerinde ilkokul açma yöneliminde olmuşlardı. Eğitim alanında gerek mekân gerek içerik açısından köklü değişikliklere sebep olan bu dönemde, Tarsus Amerikan Koleji de, mevcut kampüsün kurulu olduğu alanın ek bir ilkokul için yetersiz kalması dolayısıyla, ikinci bir kampüs ihtiyacı içerisine giren okullardandı. Geçiş sürecini, yakın bir başka parseldeki yine okula ait tarihi bir yapı olan Misak-ı Milli Binası’nda geçiren okul ve okulun bağlı olduğu, nihai mimari projenin de işvereni konumundaki Sağlık Eğitim Vakfı, 2009 senesinde davetli bir yarışma ile altı mimarlık ofisinden mevcut kampüsün karşı parselinde, Tarsus SEV İlköğretim Okulu için yeni bir kampüs tasarımı talebinde bulunur. Bu yarışmanın sonucunda Erginoğlu & Çalışlar’ın öneri projesi uygulanmaya layık görülür.(2) Yarışma projesi ile uygulanan nihai proje arasında, kütle yerleşimi, mevcut kampüsün yanı sıra çevreyle ve tarihî dokuyla ilişki, iklimsel verilerin öncelikli tasarım kriterleri arasında olması gibi projeye ödül de kazandıran genel yaklaşım prensipleri anlamında ciddi bir fark yoktur. En temel fark, yarışma projesinde mimari programda yer almayan yurt binasının, uygulama esnasında programa dahil edilmesi ile ortaya çıkar. Bu konuya daha sonra değinmek üzere, kampüsün genel yerleşim stratejisi üzerinden değerlendirmeye başlamakta fayda var.

ÇEVREYLE İLİŞKİ

TAC SEV Kampüsü, Tarsus’un merkezinde, eski kent dokusu içinde, halen çevresinde atölyelerin ve küçük üretici esnafın iş yaptığı bir bölgededir. Eski bir çırçır fabrikasının olduğu parsele yerleşen kampüsün sınırları içinde, Tarsus’un ekonomik ve sosyal tarihinde önemli yeri olan, geleneksel mimarinin nitelikli bir örneği Sadık Paşa Konağı da bulunur. (Resim 3) Kütle yerleşiminde dikkate alınan temel kriter olan mevcut kampüsle kurulacak görsel ve algısal ilişki; kampüsün açık alanlarının ve ortak kapalı kullanım alanlarının mevcut kampüs yönünde konumlandırılması ve kampüs girişinin diğer kampüs girişiyle karşılıklı getirilerek, yaya geçişlerinin kolaylaştırılması şeklinde sağlanır. Mevcut kampüs ile arasından geçen araç yolu, iki kampüs arasındaki ilişki için bir eşik olmakla birlikte, ileride bu yolun yayalaştırılarak okul kullanımına verilmesi öngörüsüyle, mimari projede iki kampüsün uzun vadede bütünleşebilme senaryosu düşünülerek yerleşim stratejisi kurulur. (Resim 4) Yarışma projesinde sunulan, ancak uygulamada hayata geçirilmeyen iki kampüs girişini bir saçak ile bağlama fikri de, iki kampüsün bütünleşik çalışabilmesini destekler nitelikte sunulan mimari önerilerdendir.

Yerleşim kararlarından ilki olan açık ve ortak kapalı alanların mevcut kampüse yüzünü dönmesi ise, bu yönelimle de uyumlu olacak şekilde iklimsel koşullara göre mekânların konumlandırılması da eşdeğer önemde diğer temel tasarım kararıdır. Akdeniz’in sıcak iklimi dolayısıyla yılın çoğunluğunu yüksek ısılarda geçiren bölgede kışın en düşük sıcaklık ancak 7 derece seviyelerindedir. Dolayısıyla, ısıtmadan ziyade soğutma ve gölgelendirme ihtiyacı olması sebebiyle, yönlenme gerek kütle yerleşiminde gerek mekân organizasyonunda gerekse cephe dilinde kritik bir tasarım prensibi halini alır. Mimari proje raporunda belirtildiği üzere, “bina içi ve bina dışı iklim önlemleri, peyzajdaki ağaçlar, cephedeki güneş kırıcılar ve bahçede bir güzergah oluşturan saçaklarla desteklenmiş, bina konumlanmaları mevcut kampüse ve yönlere göre” oluşmuştur.

Kampüste ilkokulun kullandığı eğitim bloğu, yurt bloğu ve içinde yemekhane, konferans salonu ve spor salonunun yer aldığı sosyal blok bulunur. (Resim 5-7) Üç bağımsız kütle, parselin kuzeybatı ve kuzeydoğu çeperlerine yerleşirken; açık alanlar, mevcut kampüsle algısal olarak bütünleşecek şekilde güneybatı tarafında planlanır. Büyük kapalı hacimler olan spor salonu, konferans salonu ve yemekhaneyi barındıran kütle, kuzeybatı uca yerleşir. Bu büyük kütlede, zemin katta yemekhane ve kapalı otopark, birinci ve ikinci katlarda ise konferans salonu ve spor salonu yer alır. Konferans salonu, yüksek standartları nedeniyle şehrin kullanımına da açıktır. Kampüsün merkezî noktasında yurt yer alırken, (Resim 8) sınıfların bulunduğu eğitim bloğu ise bir kolu daha kısa bir U formunda Sadık Paşa Konağı’nı karşılayacak şekilde kampüsün doğu ucuna yerleşir. Eğitim bloğunun uzun kolu ve ona eklemlenen serbest arkad açık alanları da ikiye ayırır; bu ayrım ayrıca okul yönetiminin farklı yaş gruplarının bahçe kullanımlarını ayrıştırabilmesi için düşünülmüş mimari bir karardır.

BÜTÜNLEŞİK MİMARİ DİL

Projede öne çıkan / akılda kalıcı mimari dil, gerek kütlesel gerek programatik olarak farklı kurguları olan bu üç yapıyı “bir” okutan ve ancak küçük nüanslarla farklılaşan cephe dilidir. Genel prensip olarak çevre dokuya daha kapalı, kampüs içindeki açık alanlara daha şeffaf cepheler veren yapıların cephe dili ortaktır. Batı cephesindeki şeffaf cephelerde kontrollü ışık alabilmek için ihtiyaç duyulan güneş kırıcılar, kütlelerin temel mimari dilini oluşturur. (Resim 9) Kampüs, içinde bulunduğu bağlam nedeniyle, bir yandan çoğunluğu atölyelerden oluşan niteliksiz bir yapı grubuna sınır teşkil etmekte, öte yandan taş duvarların ardından zarif bir eda ile yükselen TAC’ın sembol yapısı Stickler Binası ve kendi kampüs sınırlarında Sadık Paşa Konağı ile komşuluk yapmaktadır. Mimari raporda çevredeki tarihî dokunun öne çıkan elemanları olarak Aziz Paul Kilisesi ve Ulu Cami ile görsel süreklilik kurma niyeti belirtilse de, kanımca bu iki yapıdan önce kampüs alanında sözü edilen Stickler Binası ve Sadık Paşa Konağı ile ilişki daha kritik bir rol üstlenmiştir mimari dilin oluşmasında.

Mimari ofisin olgunlukla kotardığı en temel beceri kuşkusuz yalın ve net mimari kararları ile birden fazla ihtiyaca cevap verebilmektir. Kütle yerleşiminde iklimsel yönelim ve mevcut kampüsle ilişki birbirini destekleyecek iki farklı girdi olurken, cephe dilinin kurgulanışında da iklime duyarlılık ve tarihî dokuya hassasiyet başa baş giden ve birbirini destekleyen iki farklı veri olmuş gibi görünür. Cephede farklı ritimlerde ve derinliklerde kullanılan cam elyaf katkılı beton panellerin temel görevi güneç kırıcı olmakla birlikte, kütleleri yalın dili ile bütünler ve yakın komşuluk ilişkisinde olduğu tarihî doku ile hassas bir ilişki kurar. Yüzünü Stickler Binası’na ve Sadık Paşa Konağı’na dönerken, yalın dili ile eski ve yeninin zıtlığını öne çıkarır ve adeta kampüsün tarihî kimliğine saygı duruşunda bulunur. (Resim 10)

Özellikle eğitim yapıları üzerinden içi boşaltılmış tarihselci söylemlerin günden güne görünürlük kazandığı ve idareler tarafından teşvik edildiği günümüzde, modern bir dil ile “yer”le aidiyetlik ilişkisi kurmayı ustalıkla başaran proje, içinde bulunduğu çevrenin farklı karakterdeki tarihî ve yerleşik bileşenleri arasındaki tansiyonu dengeleyerek, bugüne dair bir iz bırakır okulun ve Tarsus’un gelecek nesillerine.

MEKÂNSAL KURGU

Benzer cephe dili, bir tül perde gibi tüm yapıları sararken, her yapının fonksiyon şeması gereği açık alanlarla ilişkisi ve yönelimle ilgili tavırları nispeten farklıdır.

Yurt binası, kısıtlı bir alanda yeterli oda ihtiyacını karşılayabilme endişesiyle olsa gerek, konvansiyonel tipolojik yerleşime sadık kalmış, iki uçta çekirdekler ve ıslak hacimler olmak üzere, bir koridorun iki tarafına dizilmiş odalardan oluşur. Zemin katta, kampüsün açık alanına bakan iç cephede ortak kullanılan dinlenme odaları yer alır.

Ortak mekânların yer aldığı sosyal blok arazinin kısa kenarına paralel yerleşirken, içerdiği fonksiyonlar gereği dışa kapalı spor salonu ve konferans salonu gibi hacimler kütlenin çevreye daha kapalı olmasına neden olur. Zemin katta yer alan yemekhane ve sirkülasyon alanları ise kampüsün açık alanına yönlenmiş şeffaf hacimlerdir. Arazide çıkabilecek tarihî kalıntıları zedelememek için derin kazılardan kaçınılması nedeniyle bodrum kat yapılmayarak kapalı otoparkın sosyal bloğun zemin katında, kampüs içerisinden rahat ulaşılamayan kör bir noktanın değerlendirilmesi ile çözüldüğü görülür.

Eğitim bloğunda, açık alanların yanı sıra bu bahçe alanına açılan ortak kapalı alanlar da güneybatı yönünde yerleşir ve mevcut kampüsle ilişki kurarken, homojen ışık alması gereken ve daha kapalı mekânlar olarak kurgulanan sınıflar kuzeydoğuya yönlenir. Kuzeydoğu yönündeki cephe boşlukları daha kısıtlı olup, sınıf cephelerindeki kontrollü boşluklar çevredeki niteliksiz dokuyla herhangi bir ilişkiye girme ihtiyacı duymazken, güneybatıya yönlenmiş ortak alanlar olarak koridorlar ve ana giriş holü ise daha şeffaftır. (Resim 11, 12) İç mekânda hayatın bahçeye açılan bu koridorlarda akacağı düşünüldüğünde, gözlem ve etkileşim bahçeye yöneltilmiştir. (Resim 13) Bu noktada, zemin katın iç mekân ve dış mekân arasında teşvik edilecek hareket serbestisine daha çok imkan verebilmesi adına, güneş kırıcıların ritminde farklılaşmaya gidilebileceği ve boşaltmalar yapılabileceği de akla gelen, ancak projede görmediğimiz bir detay olarak not düşülebilir. Açık alanları, önüne takılan arkadı ile birlikte ikiye ayıran U formundaki eğitim bloğunun uzun kolu; yapının ana girişini, tek kollu açık merdivenler ile katları birbirine bağlayan ana dağılım holünü ve idari alanları barındırırken, arazinin kuzeydoğu cephesine paralel konumlanan ana aks, sınıfların çoğunluğunu üzerinde taşıyan bir koridor sayesinde bahçeyle ilişki kurar. (Resim 14) Kütlenin ve arazinin en ucunda kalan kısa aks ise, ıslak hacimleri ve yangın kaçış merdivenini barındırır.

Yarışma sırasında hem ilkokul hem ortaokul olmak üzere 8. sınıf sonuna kadar öğrencilerin yeni kampüste eğitim alması öngörüsüyle halen yurdun olduğu alanı da kapsayacak şekilde sınıflar iki blokta düzenlenmişken, uygulama esnasında bu fikirden vazgeçilmiş ve yeni kampüsteki eğitim bloğu küçültülerek sadece ilkokulun kullanımına ayrılmıştır. Nihai kurguda, zemin kat ana sınıflarına ve 1. sınıflara ayrılmış, Sadık Paşa Konağı’na açılan kütlenin tanımladığı iç avlu da bu yaş grubunun kullanımına tahsis edilmiştir. Bu iç avlu, eğitim bloğu ve Sadık Paşa Konağı ile çevrelenen, tanımlı bir boşluk olarak eğitim bloğunun tamamlayıcısı niteliğindedir. Ayrıca turunç ağaçları ve ölçeği ile kampüsün en keyifli köşelerindendir. (Resim 15) Birinci ve ikinci katlarda ise 2-4. sınıflar yer alır ve yurdun önünde kalan geniş bahçe de üst sınıfların kullanımı için düzenlenmiştir. Eğitim bloğunda, koridorun tek tarafına dizili derslikler kullanım alanı ve tefriş bakımından eşdeğer planlanmakla birlikte, günlük kullanım esnasında sınıf mobilyalarının farklı oturma düzenlerinde kullanıldığı gözlemlenir. (Resim 16) Bu noktada, ülkemizdeki eğitim kurumlarında yavaş yavaş kabul görmeye başlayan hareketli / hafif mobilya kullanımının sınıfta öğretmen için önemli bir kolaylaştırıcı olabileceğini not düşmekte fayda olacaktır.

Öğretmenler için kolaylaştırıcı ögelerden bahsetmişken, fiziksel mekânın pek çok farklı bileşeniyle algısal, duyusal, fiziksel ve benzeri açılardan eğitim içeriğini olumlu etkilediğinin çeşitli araştırmalarla kanıtlandığını bu vesileyle tekrar hatırlatmakta fayda var. Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği ve uyulması zorunlu asgari tasarım standartlarının yenilikçi eğitim modellerine daha uygun olacak şekilde geliştirilmesi, biz mimarlara da daha cesur tasarımlar için imkan tanıyacaktır. TAC-SEV örneğinde olduğu gibi, eğitim kurumlarının ihtiyaçları çok hızlı şekilde dönüşürken, teknolojik altyapının da hızlı devinimi ile mekânların yeni beklentilere hızla adapte olacak şekilde esnek tasarlanabilmesinin yolu açılmalıdır. Bu dönüşüm, sadece okulların hızlı değişen ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde, 21. yüzyıl eğitim anlayışına uygun mekânlar elde etmemize de olanak tanıyacaktır. Çağdaş dünyada öğrenciyi merkeze alan, öğretmenin daha çok bir rehber olarak sınıf içi ve sınıf dışında konumlandığı, eğitimin ders dışı zaman ve mekânlara uzandığı, ayrıca demokratik, katılımcı, şeffaf, öğrenciyi merak etmeye ve keşfetmeye yönelten eğilimler ağırlık kazanırken; sınıf mekânlarımızın hâlâ mekânın bir duvarında asılı tahtaya yönlenmiş ve birbirinin sırtına bakan sıra dizilerinden ibaret olması, kuşkusuz çok sürdürülebilir bir yaklaşım olmayacaktır. Daha şeffaf sınıflar, hareketli duvarlar, aktiviteye göre istendiğinde birleşen istendiğinde kolayca ayrılabilen mekânlar, sosyal alanların tanımlarının değişmesi ile daha erişilebilir, gündelik hayatın daha merkezinde yer alacak atölyeler ve kütüphane alanları, sınıf dışı enformal eğitim alanları, açık ve kapalı alanlar arasında kullanıma dönük daha etkileşimli ilişkiler veya ara mekânlar, gerek eğitim kalitesini artıracak gerek öğrencinin zihinsel, fiziksel, duygusal gelişimine yardımcı olacaktır. Okul kampüslerinde farklı kişi sayılarına ve konsantrasyon düzeylerine yönelik açık veya kapalı alan organizasyonları, hem mekânsal zenginlik sağlayacak, hem farklı kullanımlara imkan tanıyacak, hem de öğrencinin okula aidiyet duygusu güçlenecektir.

Farklı mekân kurgularının bu proje özelinde de yarışma safhasında da önerildiğini görüyoruz. Ancak uygulama sürecinde çeşitli sebeplerden ötürü, alternatif ara mekânlardan vazgeçildiği, mahallerde birbirine eşdeğer kurgulara gidildiği gözlemleniyor. Ana kampüste, mimari niteliğiyle birkaç bina öne çıkarken, yerin ruhu bu birkaç binanın ötesinde tüm kampüse yayılmış ise, bunda kuşkusuz kampüsün tüm kullanıcılarında aidiyet hissini ve yer algısını tetikleyen; ara mekânlar, mekânların veya kütlelerin rastlantısal (veya rastlantısal gibi gözüken) bir araya gelişleri, yapılı çevre kadar doğal çevrenin de kampüs kurgusu içinde vazgeçilmez oluşu, zamanın kampüsün üzerine örttüğü yaşanmışlık duygusunun da payı büyük. Yeni kampüsün açık ve kapalı mekânlarındaki eşdeğer yaklaşımın da, zaman içerisinde yaşanacak kullanım değişiklikleri, alışkanlıklar ve kullanıcıların oluşturacağı “patina” ile farklılaşması kampüsü çok daha zengin kılacaktır.

YARIŞMADAN UYGULAMAYA

Yarışma projesinde sınıflar daha çözünük olarak biraraya gelirken, aralarında sınıf bahçeleri olarak tanımlanan açık mekânlar olduğu, hava sirkülasyonu için önerilen bu ara mekânların sınıf dışı biraraya gelmelere de olanak tanıyacağı görülür.(3) Az önce sözü edildiği üzere, bu tip ara mekânlar hem mekânsal bir zenginlik, hem de alternatif kurgular için imkan tanır. Ancak, gündelik hayatın açık alanlarda keyifle devam edebileceği bu coğrafyada önerilen parçalı kurgu uygulama esnasında yerini, yoğunlaşan ihtiyaç programı neticesinde kapalı ve açık alan ayrımları daha net kütlelere bırakır. Öte yandan, yarışma sürecinden uygulama sürecine geçişte, vejetal cephe, yeşil rampalı kütüphane çatısı gibi elemanlardan vazgeçilir, cephe dili sadeleştirilerek, daha dingin ve kendisini nispeten geri çekerek çevreyle bütünleşmeyi daha önemseyen bir mimari dile evrilir. Dolayısıyla çevresindeki parçalı organik dokuya karşın yapı grubunun kitlesel kompozisyonu, önerilen yalın cephe dili ile dengelenir.

Yarışma projesinde kütüphane, iki eğitim bloğu arasında arazinin kısa kenarına paralel yer alıp açık alanları ikiye ayırırken, uygulamada kütüphane fonksiyonu Sadık Paşa Konağı’na aktarılarak, kütüphanenin yer aldığı blok da, teke inen eğitim bloğunun giriş ve idaresine dönüşür. Uygulama projesinde kütüphane olarak planlanan ancak işlev değişikliği ve yenilemenin gerçekleştirilmediği Sadık Paşa Konağı ise halen kullanılmamaktadır ve halihazırda işlevi okul yönetimi açısından belirsizdir. Bu da yine süreç içerisinde okulların ihtiyaçlarının dönüşebildiğinin ve esnek tasarımların eğitim yapılarında ne denli önemli olduğunun bir diğer göstergesidir.

Yarışma projesinde var olmayıp uygulama sırasında gündeme gelen yurt binası ise, kampüsün merkezî noktasında yer alırken, gün boyu içinde insan sirkülasyonu olmaması nedeniyle oldukça sessizdir. Bu sessizlik, kampüsün ana açık alanını karşılayan cephenin yurt cephesi olması sebebiyle açık alan kullanımlarına da yansır. (Resim 17)

KAMPÜSTE GÜNDELİK HAYAT SENARYOSU

Kampüste gündelik hayat, TAC kampüsünün yerleşmiş düzeninin izinde (ve belki gölgesinde) devam ediyor denilebilir. Yarışma projesi sırasında bağımsız bir okul kampüsü olarak tasarlanan yapı grubu, uygulama esnasında (veya sonrasında) alınan bir dizi kararlar neticesinde bağımsız bir kampüs olmak yerine TAC’ın mevcut kampüsü ile bütünleşik bir kullanıma hizmet verir hale gelir.

Daha önce kısaca bahsedildiği üzere, yarışma projesinde önerilen, ilk ve ortaokul düzeyinde eğitimin devam edeceği iki eğitim bloğunun sayısı teke indirilir. Böylelikle, yeni kampüste sadece ilkokul düzeyindeki öğrenciler eğitim alırken, ortaokul öğrencileri, daha önce olduğu gibi ana kampüste lise öğrencileri ile birlikte eğitim almaya devam ederler. Yurt yatılı lise düzeyindeki öğrenciler tarafından kullanılırken, yemekhane, spor salonu ve konferans salonu ise tüm okulun kullanımına sunulmuş durumdadır. Yarışma projesinden uygulamaya geçişte eklenen yurt binasının kampüsün merkezine alınması kararı, yeni kampüsteki gündelik hayatın akışını yavaşlatır ve ana kampüse yönlendirir durumdadır. Ortaokul ve lise öğrencileri öğle yemeklerini yemelerinin ardından hızla ana kampüse dönerken, gözlemlendiği kadarıyla yeni kampüsün açık alanları öğrenciler tarafından henüz yeterince kullanılmamaktadır.

Öte yandan, mimarlık ofisinin yarışma projesinin başından bu yana arzu ettiği, mevcutla bütüncül hayat senaryosunun katkısıyla kampüsün kullanımı kolayca yeni beklentilere uyum sağlamış ve yeni kampüs varolana “eklemlenerek” iki okul birlikte çalışmaya başlamıştır. Buradaki tek handikap olan ve iki kampüsü fiziksel olarak ayıran imar yolu ve bu imar yolunu tutan, arkasındaki yaşama dair ipucu vermeyen yüksek sağır taş duvarlar, ister istemez bir ikilem oluşturup bütünleşik mi bağımsız mı olduğuna karar veremeyen iki kampüs arasında şimdilik kontrollü ve noktasal bir geçişe imkan tanımakla birlikte, hayatın sürekli açık alanda, ağaçların altında aktığı Tarsus’ta, fiziksel olarak da iki kampüsün bütünleşmesi ihtimali, öngörülen kullanım senaryosunu tamamlayacaktır.

Öte yandan, iki kampüsün bu fiziksel engele rağmen bütünleşik çalışabilmesi, sosyal alanlardan tüm yaş gruplarının yararlanabilmesi, mevcut kampüsteki imkanların genişlemiş olması ve açık alan kullanım imkanının artması gibi sebeplerle oldukça olumludur. Bütünleşik kampüs kurgusu, eğitim ortamlarındaki önemli ama çoğu zaman gözardı edilen ihtiyaçlardan olan aidiyet duygusu ve okul kültürünün tüm yaş gruplarına aktarılabilmesi, farklı yaş gruplarının büyük bir kampüs içinde “aynı çatı altında büyümeleri” ve mezunlarının gururla andıkları TAC’lı olma duygusunun, küçük yaşlardan itibaren öğrencilere geçebilmesi adına da oldukça kayda değerdir. Bu nedenle, tamamen planlı olmamakla birlikte, yeni projenin bağımsız bir kampüs yerine mevcuda eklemleniş olması gündelik hayatı çok daha olumlu etkilemiş ve tüm okulun keyifle kullandığı mekânlar haline dönüşmüştür.

Şimdi artık beklenen, açık alanlardaki ağaç dizisinin büyüyerek, yapıların tıpkı ana kampüs gibi doğal çevre ile bütünleşmesi, “hayat”ın kampüste bir patina oluşturmaya başlamasıdır. Çukurova’nın bereketli toprakları kuşkusuz buna yardımcı olacak, kampüs turunç ağaçlarının güzel kokulu gölgelerinde ve nitelikli bir yapı dizisinin önünde daha çok pek öğrenciye evsahipliği yapacaktır…

KÜNYE

Proje Adı         : TAC-SEV Yeni Kampüs

Proje Yeri        : Tarsus, Mersin

Proje Müellifi   : Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık

Proje Grubu    : İ. Kerem Erginoğlu, Hasan C. Çalışlar, Arın Tanrıkulu, Onat Över, Ayça Taylan, Sezen Bilge, Zeynep Şankaynağı, Yasemin Hacıkura, Işık Süngü, Emre Cestel

Danışman       : MİMPA (Cephe Danışmanı)

İşveren            : Sağlık ve Eğitim Vakfı

Yapımcı          : Ran İnşaat

Statik              : Denge Mühendislik

Mekanik          : Beta Teknik Mühendislik

Elektrik           : Enkom Mühendislik

Peyzaj Tasarımı: Peyzaj Tasarım

Fotoğraflar      : Cemal Emden

Proje Tarihi     : 2011-2013

Yapım Tarihi   : 2012-2014

Toplam İnşaat Alanı: 12.650 m2

NOTLAR

1. Erginoğlu Çalışlar Mimarlık Ofisi web sitesi, proje metni www.ecarch.com/works/tac-sev-yeni-kampus-2/ [Erişim 11.06.2017]

2. “Tarsus SEV İlköğretim Okulu Yeni Kampüsü Davetli Mimari Proje Yarışması”, www.arkitera.com/etiket/14566/tarsus-sev-ilkogretim-okulu-yeni-kampusu-davetli-mimari-proje-yarismasi [Erişim 11.06.2017]

3. “1. Ödül, Tarsus SEV İlköğretim Okulu Yeni Kampüsü Davetli Mimari Proje Yarışması”,

www.arkitera.com/proje/901/tarsus-sev-ilkogretim-okulu-yeni-kampusu-davetli-mimari-proje-yarismasi-1-odul [Erişim 11.06.2017]

 

Bu icerik 120 defa görüntülenmiştir.