MİMARLIK
397
EYLÜL-EKİM 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA PROGRAMI: MARUF ÖNAL

İstanbul’da Brütalist Bir Yapı: Maruf Önal’ın Kaplancalı Apartmanı

Burcu Selcen Coşkun, Yrd. Doç. Dr., MSGSÜ, Mimarlık Bölümü
Arbil Ötkünç, Yrd. Doç. Dr., MSGSÜ, Mimarlık Bölümü

Mimarlar Odası’nın 3 numaralı üyesi, hem Odaya önemli katkılarda bulunmuş hem de mimarlık pratiği içerisinde nitelikli yapılara imza atmış olan Maruf Önal’ı Anma Programı çerçevesinde ele almaya devam ediyoruz. Maruf Önal’ın İstanbul’da bulunan yaklaşık 40 yaşındaki Kaplancalı Apartmanı’nı ele alan yazarlar, yapının brütalist üslubuna, alışılmadık plan tasarımı ve yenilikçi malzemesine dikkat çekerek kentsel dönüşüm tehdidi altındaki bölgede yapının neden korunması gerekliliği üzerinde duruyorlar.

Maruf Önal (1918-2010), Cumhuriyet dönemi mimarlık ortamının önplana çıkmayan, özgün aktörlerinden biri olmuştur. Kamu ve ticaret yapılarından müstakil konut ve apartmanlara kadar pek çok farklı alanda aynı titizlik ve hünerle ürünler vermiştir. Mesleğe sevgisi ve kendini tekrarlamama konusundaki hassasiyeti, vermiş olduğu bu ürünlerde kendini gösterir. Önal’ın 1974-1981 yılları arasında tasarlayıp inşa ettiği Kaplancalı Apartmanı tek defaya özgü yapılarından biridir. İstanbul’un Anadolu yakasında önemli konut bölgelerinden biri olan Suadiye’de yer alan bu konut yapısı, İstanbul’daki apartman tipi konut mimarisi içinde nitelikli geç modern örneklerden biridir.(1) (Resim 1)

Önal’ın tasarımının başarıyla uygulanması ve çok az değişiklikle günümüze ulaşması, yapının sahibi ve kullanıcısı olan Kaplancalı ailesi sayesindedir. Önal’ın olgunluk dönemi işlerinden biri olan Kaplancalı Apartmanı, özgün fiziksel özelliklerini koruyor olmasıyla kendi döneminin mimarlık anlayışına tanıklık eder. Mimarın yapıdaki tercihi olan brütalist olarak nitelendirilebilecek yaklaşım, uluslararası örneklerle karşılaştırıldığında daha geç bir dönemde denenmiş de olsa, içinde bulunduğu (büyük bir hızla değişime uğrayan) fiziksel çevre içinde değerini bulmuştur.

Bilindiği üzere, 2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa(2) çerçevesinde, son beş yıldır afet bölgesi olarak saptanan yerleşimlerde olası bir depremde zarar görme riski olan binaların yıkılıp yenilenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda Kaplancalı Apartmanı’nın bulunduğu (rantı çok yüksek olan) Bağdat Caddesi ve çevresi, son beş yıl içinde giderek artan bir hızda, adeta büyük bir şantiye alanı haline gelmiştir. Yasa, Önal’ın yapısı gibi modern miras kapsamında değerlendirilebilecek pek çok yapıyı etkilemiş ve yıkıcı bir tehdit unsuruna dönüşmüştür.

Tüm bu sebeplerle, bir yapı monografisi olarak görülmekle beraber, Kaplancalı Apartmanı’nın araştırıldığı bu incelemede aslında genel bir tehdidin etkileri de gözlemlenmeye çalışılmakta ve yazı, bu bağlamda bir uyarı niteliğinde okunabilmektedir.

BİR KONUT TİPİ OLARAK APARTMAN

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 19. yüzyıl sonundan itibaren artan modernleşme faaliyetleri sonucunda kentlerin nüfusu artarken, fiziksel çevre de kontrolsüz biçimde dönüşmüştür. Artan konut talebini çözmeye çalışmak o zamana dek sürdürülen geleneksel yaşam ve barınma anlayışında önemli değişimler yapılmasını gerektirmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan “apartman” tipolojisi, ailelerin tek çatı altında toplanmalarının ilk biçimlerinden biridir. Batı’da örnekleri 18. yüzyılla beraber görülmeye başlanan çok katlı, ortak kullanımlı konutlar, 19. yüzyılın başından itibaren İstanbul’un merkezindeki ve merkeze yakın yerleşimlerinde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Öncel’in tespitine göre, başlangıçta genellikle büyük parseller üzerinde uygulanmış bu yapıların ilk örneklerine İstanbul’da Galata-Pera ve Kadıköy-Yeldeğirmeni semtlerinde rastlanır.(3) Bu yerleşimleri Nişantaşı ve Aksaray takip eder.

Türkiye’de konut edinme ve edindirme faaliyetleri 1950’lere kadar Cumhuriyetin ulus inşa etme ülküsü bağlamında modernist bir çerçevede ele alınmıştır. Bu konuda 1950’lerde bir kırılma yaşandığı söylenebilir.(4) Bu yıllarda konut sektörünü etkisi altına alan hızlı kentleşme yeni bir olgu olarak ortaya çıkar ve hızı kesilmeden yüzyıl sonuna dek devam eder. 1950’de 5.2 milyon olan kent nüfusu 1985’te 27 milyona çıkar. 1950’lerde nüfusun %25’i kentlerde yaşarken, 1985’te bu oran %53’e yükselmiştir. Öte yandan, 1960’da kabul edilen yeni anayasa konut edinmeyi sağlık servislerine erişme hakkıyla eşdeğer görmektedir. Buna göre hazırlanan beş yıllık kalkınma planlarında Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri konut açığı olarak kabul edilir.(5) 1950-60 arasında bu açığı kapatmak amacıyla bir yandan apartmana duyulan talep artarken(6), diğer taraftan planlamadan kopuk bir biçimde şehri saran gecekonduları görmeye başlarız. Yap-satçılık ve kooperatifçilik faaliyetleriyle çözülmeye çalışılan konut sorununa her zaman mimarların incelikli yaklaşımlarıyla çözüm aranmadığı açıktır.

Bu gelişmelerden İstanbul gibi dinamik bir kentin yalnız çeperleri değil, merkezleriyle birlikte tüm kentsel dokusu etkilenmiştir. İç göç hareketi nedeniyle kontrolsüz artan nüfus ve buna bağlı ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal hayattaki yeni oluşumlar, ikinci aşamada konut biçimi olarak apartman tipinin giderek yaygınlaşmasına neden olmuştur. Böylece, kentleri oluşturan yapı stokunun %80-90’ı kaçınılmaz bir biçimde apartmanlardan oluşur hale gelir.(7) Kat mülkiyetinin yasalaşması ve geliştirilen konut politikaları ile konut üretimi tüm ülkede birörnekleşmeye, kentlerin kendilerine özgü mimari özellikleri ise hızla yok olmaya başlamıştır.(8)

Bu tektipleşme sürecinde Kaplancalı Apartmanı’nın mekânsal ve biçimsel tasarım özellikleri ile bir çeşitlilik sunmakta olduğu açıktır.

SAYFİYE EVİNDEN KAPLANCALI APARTMANI’NA

Kaplancalı ailesinin arsasının içinde bulunduğu Kadıköy ilçesi, Bağdat Caddesi civarındaki semtler, 1960’lara dek halen sayfiye niteliklerini sürdürmektedirler. Zaman içinde, İstanbul’un sürekli değişime açık bu bölgesindeki doku, rantın artması ve benzeri sebeplerden bahçeli evlerden çok katlı konutlara evrilmiştir. Günümüzde bu bölgede çok az sayıda bahçeli ev ayakta kalabilmiştir.

Kaplancalı Apartmanı, Kaplancalı ailesinden Kutay ve Muazzez Kaplancalı’nın geçmişte aynı parselde yer alan üç katlı yazlık evlerinin yerinde yükselmektedir. Bugün mevcut olmayan bahçe içindeki bu sayfiye evi, ailenin bir önceki kuşak üyeleri tarafından, 1958 yılında Y. Mimar Bedros Küçük’e yaptırılmıştır. (Resim 2) Arşivdeki belgelerden evi “sipariş eden”in aile büyüklerinden bugün hayatta olmayan Kemal Kaplancalı olduğu anlaşılır.(9) Bu yıllar, Bağdat Caddesi’ni dik kesen sokaklarda köşklerden bahçeli konuta geçilen yıllara denk düşmektedir.(10) Muazzez Kaplancalı, o dönemde hâlâ denizle bağlantısı olan(11) Erenköy’ün Şaşkınbakkal semtinde diğer komşu parsellerdeki benzer bahçeli evler gibi yaz aylarında kullanılan bu iki katlı konutun her katında üç yatak odası, bir salonu ve yemek odası olan müstakil bir daire olarak kullanıldığı bilgisini aktarır.(12) Sözkonusu sayfiye evinin yerine bir apartman yaptırılması konusunun mal sahibi Kaplancalı ailesinin gündemine 1960’ların sonunda girdiği düşünülebilir.(13) Kaplancalı ailesi, sayfiye evinin yapıldığı ve yaz mevsiminde aile tarafından kullanıldığı bu dönemde Kurtuluş’ta yine Kaplancalı isimli bir başka apartmanda ikamet etmektedir.

Yapı, 1987 yılında Kadıköy yönünde tek istikamet olarak düzenlenen Bağdat Caddesi ile bu caddenin paralelinde, Bostancı ve ötesine uzanan sahil yolunu birbirine bağlayan Kazım Özalp(14) Sokak’la Kuzu Sokak’ın kesişimindeki köşe parselde yer alır. Bugün, sokak boyunca yetişkin ağaçların sınırladığı ön bahçelerin gerisinde, yer yer kentsel dönüşüm projeleriyle zedelenmiş yoğun bir konut yerleşimi görülür. Sokağın genel dokusu kullanıcılarının sosyo-ekonomik profilini yansıtacak biçimde bakımlı, tasarım kaliteleri nispeten yüksek apartmanlardan oluşur.

Yapının tasarımı 1974’e tarihlenir. İnşası ise, maddi imkânsızlıklardan ancak Aralık 1981’de tamamlanabilmiştir.(15) (Resim 3) 1980 tarihli tapuda, yapının tüm dairelerinin aile mensuplarına ait olduğu görülmektedir.(16) Yazlık konutlarının bulunduğu parsel için bu apartmanı sipariş eden Kaplancalı ailesi fertleri bugün de yapının iki ayrı katında ikamet etmektedir. Mersin kökenli olan aile, Bağdat Caddesi çevresinde yerleşik, ticaret burjuvazisi sınıfına mensup ailelere bir örnek teşkil eder.

KAPLANCALI APARTMANI’NIN MİMARİSİ

Sayfiye evinden vazgeçerek çok katlı konuta geçmeye karar veren Kaplancalı ailesi, bu işin hayata geçirilmesi için aynı zamanda aile dostları da olan mimar Maruf Önal ile anlaşırlar. Birlikte ailenin yaşam biçimine uygun bir program oluştururlar. Sokakta konut olarak tasarlanmış çoğu yapının bölgenin alışveriş-barınma birlikteliğini teşvik eden karakterine uygun olarak giriş / zemin katlarının ticaret işleviyle değerlendirilmekte olduğu görülür.(17) Ancak Kaplancalı Apartmanı için bu geçerli olmamıştır. Yapı, zemin, 8 normal kat ve bir teras katından oluşur. (Resim 4)

Yapıya giriş, Kazım Özalp Sokağı’ndan gerçekleşir. Yetişkin ağaçların yükseldiği ön bahçeden mermer kaplı bir yaya yoluyla giriş holüne ulaşılır. (Resim 5) Bu basamaklı alan, düz, detayda sade, bakır kaplı bir saçakla gölgelendirilmiştir. Ulaşılan mekân, asansörün de yer aldığı ana merdiveninin başlangıç noktasıdır.

Kaplancalı Apartmanı’nın modern mimarlık mirası kapsamında sahip olduğu değerlerin en önemlisi özgünlüğünü korumuş olan planıdır. (Resim 6) Her katta çekirdek etrafında, konuttaki tüm mekânların kendi ihtiyacı olan boyutu bulduğu tek bir daire vardır. Her daire, bir yaşam alanı, kendi servis asansörü olan mutfak, 5 yatak odası, üç banyo, bir tuvalete sahiptir. Toplam yaklaşık 300 m2 gibi alışılmadık büyüklükteki dairelerde(18) bulunan tüm mekânların önünde deniz manzarasına açılan geniş bir balkon (Resim 7) yer almaktadır. Yapının çekirdeği, girişin olduğu kuzey yönüne yerleştirilmiş, mekânlarsa açılanarak güneydeki manzaraya yönlenmişlerdir. Böylece, cephede çekirdeğin bulunduğu kütle ise sağır tutulmuştur. Odalar önlerindeki balkonları ile adeta yelpazelenerek manzaraya, yaşama mekânı ise Kazım Özalp Sokağa bakar. (Resim 8, 9)

Apartmanın özenli planı, kitlesi ve cephelerine de doğrudan yansımaktadır. (Resim 10) Betonarme yapım sisteminin kullanıldığı yapının dış cepheleri sıvalı ve beyaz boyalıdır. Kırılarak açılarla dönen cephede görsel olarak en etkin elemanlar, alüminyum balkon korkuluklarıdır. Bir alt kata doğru uzayan bu korkuluklar, alt katın güneş kırıcıları olarak hizmet vermektedir. Cephe, metal ve betonun dengeli biçimde biraraya gelmesiyle tasarımdaki ifade dilini devam ettirmektedir. (Resim 11, 12)

Önal’ın tasarımı, teras çatıda ve kat hollerinde de benzer yaklaşımı sergiler. (Resim 13) Binanın üzeri bir “çatı bahçe” ile kapanır.(19) Özgün tasarımda, terasta bir havuz planlanmış ve uygulanmışsa da, sonraları teknik zorluklar nedeniyle havuz iptal edilmiş ve kapatılmıştır.(20) (Resim 14) Terasta bu havuza hizmet vermesi için bir ocak/barbekü yeri, soyunma odası ve duş alanı mevcuttur. Dönemin Türkiyesi için lüks yaşam tarzını yansıtan bu ekler yapı ile dil birliği içindedir ve her biri adeta heykelsi birer ögedir. Terasın çekirdek yönünde bulunan kalkan duvarlarında yer alan eşdeğer büyüklükteki yırtıklar, mimarın yapıya estetik bir değer kazandırma uğraşının izleri olarak değerlendirilebilir. (Resim 15)

Mimarın tasarımda kullandığı dil ve malzemeler bağlamında apartman “geç modern” olarak nitelendirilir. İnşaatın tamamlanma tarihi olan 1981’den günümüze geçen 35 yıllık zaman diliminde yıpranmamış, fiziksel açıdan bozulmamıştır. Strüktürel olarak iyi durumdadır. Bazı kat maliklerinin doğramaları yenilemiş oldukları görülür. Kaplancalı ailesi apartmana özenle sahip çıkmışlardır. (Resim 16, 17) Farklı yıllarda fotoğraflar konutun iç mekânının da nasıl değişmeden özenle korunduğunu açıklıkla ortaya koyar. (Resim 18)

Yapıyla ilgili bilinen en önemli değişiklik mimarın tasarlamış olduğu beton bahçe duvarının kısmen değiştirilerek yerine metal parmaklık konulmasıdır. Bir dönem komşu parsellerden gelen şikâyet üzerine yapının bahçesinden Kazım Özalp Sokağa bir miktar alan terk olmuştur.(21) O sırada buradaki özgün bahçe duvarı yıkılmıştır. Özgün duvar, yapının sokak ile kurduğu ilişkinin başarılı bir uzantısı olsa da, yeni duvarın da nitelikli bir çözüm getirdiği söylenebilir. (Resim 19)

BRÜTALİST BİR YAPI OLARAK KAPLANCALI APARTMANI

Önal’ın mimarisinde konut tasarımının önemli yer tuttuğu görülür.(22) Kaçel, Önal’ın 1951-1959 arasında İMA (İnşaat ve Mimarlık Atölyesi) ile birlikteliğinde tasarlamış olduğu 4 evin üçünü kendi başına tasarladığını ve İMA’nın çizgisinden daha farklı, daha yaratıcı sonuçlara vardığını vurgular.(23) Önal’ın farklı dönemlerde tasarladığı konutlarda modern mimarinin yalınlık ve işlevsellik özellikleri görülür. Kaplancalı Apartmanı ise, sıra dışı planlaması ve planın üçüncü boyuta katmış olduğu estetik ile mimarın tasarladığı çok katlı konutlar arasında ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Mekânların planda farklı açılarda yerleştirilmesi cepheyi son derece hareketli kılmış, yapıya üçüncü boyutta heykelsi bir biçim kazandırmıştır. (Resim 20, 21) Önal’ın tasarımı Batı’da 1960’dan sonra tercih edilmiş biçimsel zenginleşmeyle de benzerlikler taşır.(24) Vanlı da, modernist bir mimar olarak gördüğü Önal’ın 1970’lere doğru özgün mekân ve biçim arayışlarına girdiğini belirtir. Benzer planlamalara sahip olduğunu düşündüğü Seyhun Villası (1969) (Resim 22) ve Kaplancalı Apartmanı’nı (1974) “rasyonel karşıtı özgür arayışlar” olarak değerlendirir.(25)

Yücel, 1960’ların, ülke mimarlığına getirdiği önemli yeniliklerden birini uluslararası üslubun genel geçer ifadesi olan yalın ve tekdüze prizmatik kütle estetiğinin, farklı şekillerde değişmesi olarak yorumlar. Bu değişimin dik açının bozulması ve eğrisel ya da dar açılı, dinamik ve kimi zaman doğal çevresi ile daha iyi uyum kurabilen “organik” bir mimari ifade aracılığıyla gerçekleştiğini; kimi zaman da bina bütününü oluşturan kullanım birimlerinin parçalanması tek bir prizmatik kütle yerine küçük parçalara bölünmüş ve aralarında eklemlenerek bağlanan daha ölçekli kompozisyonlar oluşturulmasıyla hayata geçirildiğini aktarır. Yücel’e göre, 1960’lı yılların bu yeni anlatım arayışı, “brütalist” mimarların elinde her bir işlevsel bileşen, yapısal elemanın ya da malzemenin (bazen abartılarak) neredeyse özerk biçimde kullanıldığı ifadeci bir estetiğe dönüşmektedir.(26) Kaplancalı Apartmanı da bu değerlendirme içinde yer alan, ancak daha geç bir döneme tarihlenen bir örnektir.

Malzemeyi mümkün olduğunca doğal haliyle kullanan; kaplama, süs, renkli boya gibi eklerden kaçınan; strüktürü saklamayan, aksine vurgulayan; binanın organizasyon şeması, iç mekânları ve taşıyıcısının dışarıdan rahatça okunabildiği bir mimari yaklaşım olan brütalizm akımı, 1950’lerin başında İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Brütalizm biçimsel anlamda, rasyonel biçimlerin irrasyonel kurgusuyla oluşur. Burada sadece estetik ifadenin değil; malzeme, işlev ya da strüktürün dışa vurumu sözkonusudur. Tasarımda “kimliği bileşenleri ile belirtme” esastır. Malzeme olarak sıklıkla sıvanmamış, boyasız brüt beton tercih edilir. Biçimi bazı işlevlere dayandırmak, işlevleri gizlemeden ortaya çıkararak bunlardan bilinçli olarak estetik yaratmak brütalizmin ilkeleri arasındadır.(27)

Önal’ın kendi mimari yaklaşımına yakın bulmuş olabileceği organımsı mimarlıksa ilk olarak Almanya’da gelişmeye başlar. 1930’lerde Hans Scharoun, Hugo Häring gibi mimarların yetkin örneklerini ortaya koydukları akımın etkileri Türkiye’de Batı ile hemen hemen eş zamanlı görülür. Tasarlanan yapılarda her mekân kendi gerekliliğine göre planlanıp kendi işlevsel ilişkilerine göre diğer mekânlarla biraraya gelir. İşleve bağlı, ancak dik açının bağlayıcılığından uzak bir biçime sahip Kaplancalı Apartmanı’nın tasarımında da bu ilkelerin izleri görülür.

KENTSEL DÖNÜŞÜM TEHDİDİ

Kaplancalı Apartmanı, günümüze özgün tasarımıyla ulaşmıştır ve (hâlâ kullanıcısı olmaya devam eden sahipleri sayesinde) işlevini sürdürmektedir. Yapının plan, cephe ve yapım teknolojisi döneminin mekân biçimlenmesine tanıklık eder. Genel gözlemlerle tespit edilebilen küçük yapı fiziği sorunlarına rağmen, yapının bütünsel estetik ifadesi günümüze oldukça iyi durumda ulaşmıştır.

İstanbul’un sürekli değişen ve yenilenen konut stokuna sahip bölgelerinden birinde yer alan yapı için henüz dillendirilmese de, geleceğe yönelik tehditlerin varlığından bahsedilebilir. Mimarın bu üzerinde az söz söylenmiş yapısının Türkiye’deki geç modern konut mimarisi içinde durduğu yeri tespit etmek, 20. yüzyıl mimarlığı mirası olarak değerlerini ortaya koymak önemlidir. İstanbul’un ekonomik değeri sürekli artan bir semtinde yer alan ve çoğunlukla 1960’ların tasarım yaklaşımını yansıtan apartmanların büyük bir bölümü yerlerini, son 5 sene içinde, 6306 sayılı Afet Yasası kapsamında çok katlı yeni apartmanlara bırakmıştır.

Modern mimarlığın genel çizgilerini taşıyan yapılar yalnız ülkemizde değil, dünyanın birçok ülkesinde yıkılmakta ve yerlerine yeni yapılar inşa edilmektedir. Çoğunlukla amaç yapının ekonomik değerinin yükseltilmesidir. Bu amaçla yapı kültür varlığı olarak tescillenmiş de olsa, farklı sebepler ileri sürülerek tescilden düşürülme durumlarıyla karşılaşılmaktadır.(28) Ne yazık ki ülkemiz koruma yasasında tanımı olmayan modern mimarlık mirasına dair, taşıyıcı sistem, biçimsel yaklaşım, kullanılan malzemenin özgünlüğü gibi değerler, sıklıkla bu yapıların kültürel miras olarak tescillenmesine veya bu durumlarını sürdürmelerine imkân vermemektedir. Üzerinde toplumsal bir uzlaşma olamadığından dolayı bu alanda kayıplarla sıklıkla karşılaşmaktayız. Özellikle sık rastlanan bir tipoloji olarak apartman yapıları kolaylıkla gözden çıkarılmaktadır. Bu durumda kendi yaşam alanlarını miras olarak benimsemeyen, bunun yerine bir kazanç ögesi olarak gören kullanıcıların payının büyük olduğu söylenebilir.

Bu konuda bilinçlendirme çalışmalarının önemi büyüktür. 1988’de Eindhoven toplantısından başlayarak modern mimarlık ürünlerinin yaşatılması üzerine uluslararası çalışmalar artmıştır. Başlıca çalışma ve kampanyaları yürüten örgüt DoCoMoMo’dur. DoCoMoMo-Türkiye’nin çalışmalarının yanı sıra, erken Cumhuriyet dönemi mimarlık mirasının korunması konusunda Mimarlar Odası’nın da önemli mücadeleleri olduğunu belirtmek gerekir.

Yakın zamanda yaşadığımız dönemin mimarlık ürünlerinin sahip olduğumuz ulusal mimari mirasın en çok tahrip edilen kısmını oluşturuyor olması ilginçtir.(29) Bu durum, Bağdat Caddesi ve çevresinde açıkça görülmektedir. Özel mülkiyetteki bu yapıların kentsel dönüşüm yasası yoluyla yıkımları ve hiçbir iz bırakmadan yok olmalarını engellemek adeta imkânsız bir hal almıştır.

Bir yapının tescillenmesinin koruma sürecinin başlatılmasında ilk adım olduğu düşünüldüğünde bugüne kadar bir kısmını kaybettiğimiz Maruf Önal’ın yapılarının modern mimarlık ürünü olarak tescillenmeleri için girişimde bulunulması şarttır. Kaplancalı Apartmanı, “kitle plastiği ve biçim arayışındaki başarı, iç-dış bütünlüğü, malzeme kullanımı ve iyi detaylarıyla”(30) son derece başarılı bir yapıdır. Önal’ın 1970-1980 dönemindeki mimari faaliyetinin ürünü bu yapının tanınırlık kazanması, hakkında farkındalık yaratılması ve modern miras olarak en kısa sürede tescillenerek yasal anlamda koruma altına alınması önemlidir. Zira, her ne kadar kullanıcısı tarafından benimsenip sevilse de, bulunduğu çevrede kısa sürede yok edilen diğer nitelikli tasarımlarla aynı kaderi paylaşma tehdidi mevcuttur.

NOTLAR

1. Coşkun, Burcu Selcen, 2010, “İstanbul Kaplancalı Apartmanı”, DoCoMoMo-Tr, Türkiye Mimarlığında Modernizmin Yerel Açılımları, VI. Poster Sunuşları Bildiri Özetleri, 2-4 Aralık 2010, Anadolu Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, s.46.

2. “6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” (Kabul Tarihi: 16.05.2012) için bkz., Resmî Gazete, Tarih: 31/5/2012, sayı: 28309, www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/12/20121215-1.htm [Erişim: 29.06.2017]

3. Öncel, Ayşe Derin, 2010, Apartman, Galata’da Yeni Bir Konut Tipi, Kitap Yayınevi, İstanbul.

4. Sey de Cumhuriyet dönemi Türk mimarlığını konu alan yazısında, “1950 yılı gerek politik gelişmeler, gerekse bu politik gelişmelerden kaynaklanan ekonomik ve sosyal oluşumlar nedeniyle mimarlık ve yapı üretimi açısından önemli bir dönüşüm noktası"dır der. Bkz. Sey, Yıldız, 1998, “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Mimarlık ve Yapı Üretimi”, 75 Yılda Değişen Kent ve Mimarlık, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, s.26.

5. Bozdoğan, Sibel; Akcan, Esra, 2012, Turkey: Modern Architectures in History, Reaktion Books, Londra.

6. Balkan, E., 1997, “Apartman”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 1. Cilt, YEM Yayınları, s.115.

7. Bilgin, İhsan, 2007, “Bedelsiz Modernleşme”, 2000’lerde Türkiye’de Mimarlık: Söylem ve Uygulamalar, (ed.) Tansel Korkmaz, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, s.183.

8. Sey, 1998, s.33.

9. Kadıköy Belediyesi İmar Müdürlüğü Arşivi.

10. Yücel, Atilla, 2009, Bağdat Caddesi (I), (ed.) Derviş, P., Tanju, B. ve Tanyeli, U., İstanbullaşmak: Olgular, Sorunsallar, Metaforlar, Garanti Galeri Yayınları, İstanbul, ss. 33-37.

11. Apartmanın bulunduğu Şaşkınbakkal semti, 1985’te açılan Bostancı Sahilyolu’nun yapımıyla Bağdat Caddesi’nin diğer semtleri gibi denizden uzaklaşmıştır. Yücel, 2009.

12. Kaplancalı, Muazzez, 27 Haziran 2014, Söyleşi: Burcu Selcen Coşkun, İstanbul.

13. Kadıköy Belediyesi İmar Müdürlüğü Arşivi'ndeki izin yazışmaları ve belgeler buna işaret etmektedir.

14. Kazım (Fikri) Özalp (1882-1968), Kurtuluş Savaşı’nda etkin rol almış bir asker ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hizmet vermiş bir siyasetçidir. www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/kazim_ozalp.htm [Erişim: 29.06.2017] Milli Savunma Bakanı olarak da çalışmış olan Özalp, hayatının belli döneminde adı verilen bu sokakta yaşamıştır. Sokağın henüz sahilyoluna bağlanmadan önceki döneminde bahçe içinde yer alan bir villası bulunmaktadır. (Coşkun, 2014.) Kadıköy Belediyesi arşivlerinde sokağı isminin 1975 tarihli belgede Karakol Sokağı olarak geçmekte olduğu görülür. 1997 tarihli belgede de Yeni Karakol Sokağı olarak belirtilmiştir. Ancak 1985 tarihli belgede her iki isminde Kazım Özalp Sokak-Karakol Sokağı şeklinde kullanıldığı görülür.

15. Coşkun, 2010, s.46.

16. Kadıköy Belediyesi İmar Müdürlüğü Arşivi'ndeki tapu kayıtları.

17. Yazıcıoğlu, bu durumu yabancı mağaza zincirlerinin, yeme içme mekânlarının oluşturduğu kültür ve getirdikleri yapılaşmanın, mevcut konut işlevli binaların sırtına binmesi olarak yorumlar. Yazıcıoğlu, Zeynep, 2001, “Bağdat Caddesi’nde Konutun Evrimi”, Mimarist, sayı:1 (Kış 2001), ss.55-59.

18. Toplam inşaat alanı 1923 m2’dir. Arşiv kayıtlarındaki harç hesabında kat alanı 280 m2, açık balkon ise 16 m2 olarak alınmıştır. Bkz. Kadıköy Belediyesi İmar Müdürlüğü Arşivi.

19. Le Corbusier’nin yeni bir mimarlığa doğru beş noktasının ikincisine göre “Düz çatı öncelikle eve ilişkin sistematik bir kullanım gerektirir: Çatı terası, çatı bahçesi gibi. […] Genellikle çatı bahçeleri, kent için yapı alanlarının tümünün yeniden kazanılması anlamı taşır.” Le Corbusier; Jeanneret, Pierre, 1991, “Yeni bir mimarlığa doğru beş nokta”, 20. Yüzyıl Mimarisinde Program ve Manifestolar, (der.) Ulrich Conrads, (çev.) Sevinç Yavuz, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı Yayınları, ss.83-84. Bu ilkelerin inşa edilmiş en bilinen örneğini Le Corbusier’nin Marsilya bloğunun terasındadır. Bloğun son katında bir anaokulu ve kreş, bir rampayla çocuklar için bir yüzme havuzu ve snack-bar yer alır.

20. Kaplancalı, 2014.

21. Kaplancalı, Muazzez, 15 Kasım 2010, Söyleşi: Burcu Selcen Coşkun, İstanbul.

22. Ayrıntılı bir liste için bkz.: Oda Tarihinden Portreler: Maruf Önal, 2006, TMMOB Mimarlar Odası, İstanbul Büyükkent Şubesi.

23. Kaçel, Ela, 2011, “This is not an American House: Good Sense Modernism in 1950s Turkey”, Third World Modernism: Architecture, Development and Identity, (ed.) Duanfang Lu, Routledge, ss.165-186.

24. Alvar Aalto, Hugo Hearing ve Hans Scharoun’un tasarımlarındaki ile benzer izler taşımaktadır.

25. “1940’ların rasyonel kuşağından 1970’lerde ev tasarlamayı sürdürenlerden, rasyonel karşıtı çıkışların bir ilginç örneği Maruf Önal’ın 1969’da Büyükada’da yaptığı tek katlı Seyhun Villası, mekânsal arayışlarla, dik köşeli disiplinlere karşı bir deneme sayılmalıdır.” Vanlı, Şevki, 2006, Mimariden Konuşmak, Bilinmek İstenmeyen 20. Yüzyıl Türk Mimarlığı Eleştirel Bakış, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı yayınları, Ankara, cilt:1, s.220; cilt:3, s.649.

26. Yücel, Atilla, 1994, “Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt:2, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul, ss.449-455.

27. Paul Rudolph (Yale Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Fakültesi Binası, 1958-65), Louis Kahn (Richard Laboratuarları, 1957-61), Walter Förderer (Saint-Nicolos Kilisesi, 1969-71) ve Maekawa (Harumi Apartmanları, 1956-58) bu ilkeler doğrultusunda çalışan mimarlara ve yapılarına örnek olarak verilebilir.

28. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre tescilli bir yapının tescilinin kaldırılması için onu kültür varlığı yapan niteliklerin zamanla kaybolması gibi koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bkz. www.csb.gov.tr/turkce/index.php?Sayfa=sayfa&Tur=mevzuat&Id=25 [Erişim:. 01.08.2017]

29. TMMOB Mimarlar Odası, 2009, “Sunuş: Cumhuriyet Dönemi mimari mirasının korunması”, Korumada Yeni Tanımlar Yeni Kavramlar: Cumhuriyet Dönemi Mimari Mirasının Korunması, , 19-20 Mayıs 2007 Kastamonu, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, s.7.

30. Cengizkan, Ali, 2003, “Türkiye’de Çağdaş Mimarlığın (1923-2003) Önde Gelen 20 Eseri”, Mimarlık, sayı:311, ss.23-35.

 

Bu icerik 170 defa görüntülenmiştir.