MİMARLIK
397
EYLÜL-EKİM 2017
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ANMA

Tasarım Evreninde Bir Yıldız Kaydı: Necdet Teymur

Tevfik Balcıoğlu, Prof. Dr., Yaşar Üniversitesi İç Mimarlık Ve Çevre Tasarımı Bölümü

Sıcak bir yaz günüydü. Galiba 1980 yılı, zor yıllar. Mimarlar Odası’nın Ankara Konur Sokak’ta dördüncü kattaki yayın komitesi ofisinde Necdet ve Emel Teymur’u bekliyoruz pür heyecan. Onlar Oda’da bir efsane. Mimarlık dergisine katkıları müthiş. Londra’da yaşıyorlar. O yıllarda yurtdışında tasarım eğitimi almış, İngilizce yazan ve Oda’yla çalışan akademisyen yok gibi. Kaliteli yazı için çırpınıyoruz. Necdet Teymur yıldızımız. Öğleden sonra, sade yazlık giysiler içinde, orta boylu Necdet ve Emel odaya girince vurulduk: Bizden biriydiler. Doğrudan konuya girip hangi yazıyı ne zaman gönderebileceğini anlattı. Bir çay içimi kısa ziyaretinde gördüm ki profesyonel, yalın ve bir o kadar da netti. O çok mütevazı bir insandı.

Makalelerini derslerimde kullandım, bana ve öğrencilerime esin kaynağı oldular. Tasarımın nesnelliği ve kapitalist toplumlarda ekonomik boyutu hakkındaki yazıları radikal tasarım düşüncesinin kuramsal çerçevesini geliştiren önemli metinlerdi. O çok iyi bir teorisyendi.

Necdet’in başyapıtı, Environmental Discourse (Çevresel Söylem) adını taşır. Şimdilerde Londra Kraliyet Kolejinde (RCA) Profesör olan bir sınıf arkadaşım, 1990’da Kensington’da yürürken kulağıma fısıldamıştı: “Bu kitabın tek kusuru fazla zeki olması”. Kitap, Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) 1982 Kongresi’nde Altın Ödül kazandı. O çok akıllı bir insandı.

Ben Necdet’i asıl Londra’da tanıdım. 1988’de gider gitmez aradım, evine çağırdı. On beş dakika yürümeyeyim diye gelip metro istasyonundan arabayla aldı. Hep yapardı. Verandalı, küçük bahçeli tipik Londra evindeki son derece düzenli, titiz, tertipli yaşamını; evdeki sanat eserlerini, kitapları ve müziği; insanın içini ısıtan esprileri, içten kahkahaları, samimiyeti ve yakınlığını asla unutamam. O çok nazik bir insandı.

Benim en büyük desteğim, hocam, arkadaşım, dostum oldu. ODTÜ’den birinciliği bulunmaktaydı. Danimarka’da Arne Jacobsen ile çalışmış, Liverpool’dan doktorasını almış, Bartlett, South Bank, Dundee, Kingston, Oxford Brookes Üniversitelerinde dersler vermiş, yüksek lisans programı kurmuş ve yönetmiş, “Tasarım Araştırma Topluluğu” (DRS) yönetiminde yer almış, editörlük yapmış ve nice değerli işe imza atmıştı. Derya deniz bir arkadaş, bir ağabey… Her sorunumla ilgilenir, hep olumlu, yapıcı ve yaratıcı öneriler getirirdi. O paylaşmayı ve öğretmeyi seven, cömert, daima ezilenlerin yanında yer alan, dik duran, taviz vermeyen bir insandı.

İki işi birarada yapmayı severdi. Cafe’lerde Pub’larda buluşmazdık hiç. Ya South Bank’te bir sergide, ya Foyles’ta, Waterstone’da kitapçıda, ya bir konserde, müzede… Birçok alana ilgisi, sonsuz merakı vardı. İngilizlerin Türkçe öğrenmede zorlandıklarını fark edince Quick and Easy Turkish kitabını yazıvermişti. 1999 depremimin ardından Afetten Öğrenmek, Deprem(de) Şiir başlıklı kitaplar yayımladı. 1995’de ODTÜ’ye döndü ve 1997-2000 yılları arasında Mimarlık Fakültesi Dekanlığı yaptı. Mimarlık eğitimi, tarihi ve temel tasarım gibi kitaplarda adını görürsünüz. Fotoğraf çeker, şiir yazar, desen, karikatür çizerdi. O kendi çapında bir Rönesans adamıydı, güzel bir insandı.

Sevgili Necdet’i, Faraday, Spencer, Eliot gibi ünlülerin yattığı Highgate Mezarlığı’nda, Marx’dan 100 metre kadar ötede toprağa verdik, O’nu yaşatmak isteyen bir “Emel”le, “Onur”la, gururla, hüzünle… İçimde bir boşluk hissediyorum, bir yanım eksik artık, özlemle arıyorum…

 

Bu icerik 369 defa görüntülenmiştir.