MİMARLIK
386
KASIM-ARALIK 2015
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Yerel Değil, Yer’e Ait

Neslihan Şık, Yüksek Mimar

“Ne olursa olsun yeninin peşinden koşmak özlemi, başkalarından, hatta bizzat kendi durumundan farklı olmaya çalışmak, bireysel olarak yadsınamaz bir düşüncedir. Bir toplum içinde bu tür düşünceler de yer almalıdır. Toplumun düşünce zenginliği, marjinallere açık olmasıyla da ölçülür. Ancak burada karşımıza çıkan tehlike, modaya uyma, medya içinde yer alma gibi kaygılarla hareket etme, mimarlığı tüketim toplumunun bir aracı olarak kullanma olgusu tartışmasını gündeme getirmektedir. Oysa mimarlık, geçici heveslerin değil, sürekli var olmanın eylem alanıdır.”(1)

Mimarlar Odası Genel Merkezi’nin Sinan Ödüllü Mimarlar Programı kapsamında düzenlediği, 2014 yılı “Mimar Sinan Büyük Ödülü” sahibi Ersen Gürsel’in meslek yaşamından kesitler sunan “Yere Ait: Ersen Gürsel Mimarlığı” Sergisi, 5 Ekim 2015 Dünya Mimarlık Günü’nde İstanbul Büyükkent Şubesi’nde açıldı. Aynı hafta düzenlenen bir başka etkinlikte, “Bugünün Türkiye’sinde Mimarlık Tartışmak” başlıklı konferansta, Kerem Piker konuşmasının bir yerinde “bir zamanlar iyi yapı yapmayı biliyorduk” dedi. Piker’in ağırlıklı olarak erken Cumhuriyet döneminde kent içi konut yapılarını örnek gösterirken söylediği bu sözlere, toplam yapı stoku içinde ancak tesadüfî kalabilen örneklerin gerçek bir kolektif bilgi birikimi ya da geleneğe işaret etmediğini düşündüğüm için hiç de katılmadım. İki gün süren, bazıları neredeyse kişisel iç dökme seanslarına dönen ve bütünde ne bugüne, ne Türkiye’ye, ne mimarlığa ve hatta ne de tartışmaya yaklaşamadığımız bu konferansın üzerine, güçlü bir mimari iddianın çevresinde tutarlı bir anlatıyla şekillenmiş Ersen Gürsel Mimarlığı Sergisi ile karşılaşmak, Piker’in dinlerken naif bulduğum sözlerini hatırlattı: Karaköy’deki sergiyi gezerken, galerinin tam ortasında durduğunuzda, bu sözlere içtenlikle inanabiliyorsunuz. Bölgesel ve kentsel ölçekte, makro sistem ve politikalar içinde büyük resmi kaybetmeme endişesiyle düşünmeye çalışırken gözden kaçırdığımız ve hatta artık yeteri kadar önemsemediğimiz bir şeyi, yapıyı hatırlıyoruz. İyi yapı imal etme bilgisinin, büyük harfle yazılan kavramları biçime aktarma-biçimden okuma kolaylığının gerisinde kaldığını farkediyoruz. İçinde bulunduğumuz yoğun inşa faaliyeti döneminde, bazen tek bir mimarın özenle seçilmiş işleri üzerinde durduğumuzda tarihselcilik ve kimlik gibi büyük iddialarla kontamine edilen tartışmalarla aramıza nihayet bir mesafe koyabiliyoruz. Serginin başlığı zaten bu mesafeyi ilk andan itibaren belirliyor: Yerel değil, “yere ait”.

Sergi Ersen Gürsel’in mezuniyetinden başlayarak mesleki serüvenini kronolojik olarak takip eden bir retrospektif. Ancak küratör Gizem Albayrak bunu yaparken mimarın her üretimini farklı yönleriyle belgeleme telaşına düşmüyor. Mimarın projelerinde olduğu kadar yazıları ve söyleşilerinde de sıklıkla tekrarlayan bir iddia, bu anlatının temel izleği olarak ele alınmış: Serginin adında açıkça ortaya konulan iddia, yani “yere ait” olma iddiası anlatının hareket noktasını oluşturuyor. Gürsel’in konuyla ilgili görüşlerinin öne çıkartıldığı anlatıda mimari, ancak bu iddiaya eşlik edebilecek kadar yer alıyor. Bazı yapılar tek bir fotoğraf, tek bir malzeme detayı ya da bir eskizle ele alınıyor. Bu seçim ya da daha farklı bir deyişle mimari üretimde aranan bu “fikri takip”, serginin gereksiz laf ya da imge kalabalığına boğulmadan, sakin bir şekilde derdini anlatan bir iş olarak öne çıkmasını sağlıyor. Son dönemlerde sıkça karşılaştığımız, mimari üretimi olduğu kadar mimarlık sergilerini de istila eden yeni teknolojiler ve multi-medya araçlarının yokluğunda, özünde bir “pano sergisi” hazırlamış küratör. Ersen Gürsel mimarlığı ile de örtüşen bu sergileme yaklaşımı, oyuncaklı ve interaktif birçok işin arasında anlatı odağını kaybettiğimiz sergiler arasında, sağlam bir iddianın peşine düşüldüğünde günümüzde “ilginç olamama” korkusuyla kaçındığımız bir sergileme yönteminin bile lezzetli bir yolculuğa kapı açabildiğini hatırlatıyor.

Ersen Gürsel, 28 Mayıs 2014 tarihinde ilan edilen “7 iklim 7 Bölge Gelenekten Geleceğe Ulusal Mimari Proje Yarışması” yarışmasına istinaden 6 Ağustos 2014 tarihinde İSMD Başkanı olarak yaptığı bir açıklamada, “Geleneksellik sosyo­kültürel bir olgudur. Biçimler üzerinde değil, sosyal yaşama alanları üzerinde oluşur. Bu olgu yerleşme alanlarının çevreyle olan ilişkileri, iklim özellikleri, yapı yerleşme düzeni, sokak dokuları, açık­-kapalı mekân ilişkileri, yapı alanlarının iç düzenleri ve bölgesel yapı tekniklerinin birleşmesi ile oluşur. Gelenekselliğin malzemeleri, yapı ustalıkları ile nesilden nesile aktarılan, anonimleşen çok yönlü kültürel yapı faaliyetleridir.”(2) diyor. Sergide karşımıza çıkan da kimliğini öne çıkartarak kendini yere dayatmayan, ürünün gerisinde durabilmeyi başaran bir mimar. Bu sergi, geçtiğimiz Nisan ayında düzenlenen panelin ardından Sinan Ödüllü Mimarlar Programı kapsamında Ersen Gürsel’i konu edinen ikinci etkinlik. Küratörlüğünü Gizem Albayrak’ın, koordinatörlüğünü N. Müge Cengizkan’ın yaptığı sergide tadımlık da olsa orijinal çizim ve maketlerin de yer bulduğunu not düşmek gerek. Program dahilinde 2016 yılında yayımlanacak kitabı merakla bekliyorum.

Fotoğraflar: Cemal Emden

NOTLAR

1. Gürsel, Ersen, 2003, “Yirminci Yüzyıldan Aklımızda Ne Kaldı: Kısa Notlar”, Mimarlık, sayı:311.

2. http://www.yapi.com.tr/haberler/gelenek-mi-gelecek-mi_123219.html [Erişim: 09.10.2015]

 

Bu icerik 822 defa görüntülenmiştir.