410
KASIM-ARALIK 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
TEHDİT ALTINDAKİ KÜLTÜR MİRASI

Gökçeada’da Kaybolmaya Yüz Tutan Kültürel İzler: Tarihî Yollar ve Dam Yapıları

Ayşe Ceren Güler, Dr. Öğretim Üyesi, Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölümü

 

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, büyüklüğüne oranla oldukça az bir nüfusa sahiptir ve ada genelinde dağınık olmakla birlikte yüzölçümünün küçük bir bölümünde yerleşim bulunmaktadır. Ege Denizi’nde, Saros Körfezi ve Çanakkale Boğazı’nın girişindeki stratejik konumu sebebiyle Gökçeada, tarih boyunca kesintisiz olarak iskan edilmiştir. Farklı uygarlıkların egemenliğinde bulunsa da yerli halkın çoğunluğunu geçmişte Rumlar oluşturmuştur. Osmanlı döneminde dini ve etnik yapısını koruyan Gökçeada, özellikle 1950-1960’lı yıllarda yaşanan sosyal, ekonomik ve politik değişimler sonrası zamanla Rum nüfusunu kaybederken, Adadaki köyler boşalmış, yapılar sahipsiz ve bakımsız kalmıştır. Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Rumların, adada dağınık halde tarım alanlarına yakın bulunan, yaz dönemlerinde hayvanlarıyla birlikte konakladıkları damlar da sahipsiz kalan yapılar arasındadır. Cumhuriyet döneminde devletin iskan politikaları kapsamında Gökçeada’ya Anadolu’nun farklı bölgelerinden nüfus getirilmiştir. 1960’lı yıllardaki ilk planlama döneminde terk edilen yerleşimlerdeki yapılar göçmenler için önemli yapı stokları olarak görülürken, 1980’li yıllarda adada tarımı geliştirmek üzere yoğun bir iskana karar verilmiş ve yeni köyler kurulmuştur. Bu yeni yerleşimler arasındaki bağlantıyı sağlamak için de güneyde kıyıya paralel bir yol açılmıştır. Günümüze ulaşıncaya kadar, ızgara planlı yeni köyler ve ilçe merkezi sürekli gelişim gösterirken, tarihî köyler nüfuslarını önemli ölçüde yitirmiştir. Özellikle geçmişte adanın güney iç kesiminde engebeli kesimde ulaşımı sağlayan yol hattı boyunca yer alan yerleşimler, güney sahil yolunun yapılmasının da etkisiyle günümüze dek neredeyse unutulmuştur. Büyük çoğunluğunun damların bir arada konumlanmasıyla gelişmiş köy dışı kırsal yerleşimler olduğu düşünülen bu alanlar, Rumların adayı terk etmesinin ardından değişen koşullarla sahipsiz kalmıştır.

Adanın tarihî kırsal yerleşimleri günümüzde de, organik olarak gelişmiş taş kaplı dar sokakları, ovalardaki arazilerden tarım amaçlı faydalanabilmek amacıyla yamaçlara toplu olarak yerleşmiş taş evleri ve bu evler arasında geleneksel yaşamın parçası olan kilise, okul, işlik, kahvehane, çeşme, çamaşırhane gibi yapılarıyla özgün fiziksel dokusunu büyük ölçüde korumaktadır. Tarihî köylerden uzakta, adada dağınık halde bulunan tarımsal amaçlı kullanılan damlar ise geleneksel yaşam alışkanlıklarının değişmesiyle bakımsız kalmış, yapıların pek çoğu yok olmuş, kalanlarsa yok olmaya yüz tutmuştur. Ancak genellikle tek katlı olan bu taş dam yapıları, tekil veya bir arada bulunuşları, önlerindeki harman alanları, ocak detayları gibi özellikleriyle geçmişte buradaki yaşam kültürü hakkında önemli bilgi kaynaklarıdır. Adadaki tarihî köyler ve hem bu yerleşimlerdeki hem de meralık alanlardaki yapıların tamamı, adanın zengin tarihî geçmişini tanımlayan geleneksel kültürün bütüncül parçalarıdır. Parçaların bir bölümünün yok olması bu kültür için önemli bir kayıp olacak ve bütünün okunabilmesini zorlaştıracaktır. Korunabilmesi için bir an önce ayrıntılı belgeleme çalışmalarının yapılması, üst ölçekli ve bütünleşik koruma yaklaşımlarının geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu icerik 227 defa görüntülenmiştir.