410
KASIM-ARALIK 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Zamanlar ve Mekânlar Arasında bir Mimarlık Anlayışıyla Şevki Pekin

Pelin Derviş, Mimar

Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında 2018-2020 dönemi Sinan Ödüllü Mimarlar Programı, Mimar Sinan Büyük Ödülü sahibi Şevki Pekin için düzenlendi. Mimarlar Odası’nın düzenlediği ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin ev sahipliği yaptığı etkinlikten değerlendirmelerde bulunan yazar, “bu panel ve sergi de gösteriyor ki Pekin’in yayınları, arşivi ve kendisi açık kaynak olarak bizimle” ifadesinde bulunuyor.

 

Paneldeki her bir konuşmacı ve kalabalık salon içinden söz alarak katkıda bulunan diğer kişiler bundan sonra tartışılabileceklere zemin hazırlayan bir dizi “Şevki Pekin” ve “Şevki Pekin Mimarlığı” izlenimi üretiyordu. İlk konuşmacı Nevzat Sayın, anlatısının başında (Şevki Pekin’in kendi ifadesine de belirli olduğu üzere) hem bir mimar birey olarak Şevki Pekin’in hem de onun mimarlığının, Şevki Pekin özelinde bir olduğuna, mimarlığın bir yaşama biçimi, dünyayı algılayış şekli olduğuna vurgu yapmaktaydı. (Resim 1, 2) Mimarlar için sıkça başvurulan bu bütünlüklü kimliği bulma veya oluşturma arayışı için yapılabilecek incelemelerin, fragman fragman okumaların, sonra bunları yan yana getirerek kurulacak daha büyük anlatının nasıl olabileceğini hayal etmekten alıkoyamadım kendimi. Konuşmaları dinlerken gözümün önüne Pekin’in Akaretler’deki, bir mini modern mimarlık klasiği numunesi gibi duran ofisi geldi; zemin katında, dışarıdaki taşlıkla aynı kottaki bu ofisi; önce bir cam, sonra gerekirse kullanılmak üzere bir perde ayırıyor; yoksa iç ile dış bir, tabii kullanıcısının sınırlı ve belirli olduğu bir ortam içinde. Ardından Pekin’in Bademli’deki evi gözümün önüne geliyor. O, yerden hafifçe yükseltilmiş bir platform üzerinde duran şeffaf kutular. Bu yapıyla ilgili anlatısını hatırlıyor, sonra bu yazı için buluyorum; Şevki Pekin’in kendi sözleriyle: “Özel konut tasarımı üzerine geliştirdiğimiz düşünceler öğrencilik yıllarıma dayanmaktadır. 1970 yılında yapılmış öğrencilik projesi sırasında oluşmuş düşünceler profesyonel hayatta, tek katlı, hafif ve kolay inşa edilebilir yapılar olarak büromuzun çeşitli projelerinde hep öne çıkmıştır. Özellikle İzmir, Dikili Bademli Köyü’nde gerçekleşmiş çeşitli yapılarda belirgin olan bu düşüncenin ilk örneği sunulan(1) yazlık konut topluluğudur. Üç ana bina ve depo yapısından oluşan ‘ev’ 5000 metrekare bir bahçe içinde yer almaktadır. Yaklaşık yetmiş adet 150-200 yıllık zeytin ağaçlarının yer aldığı alanın planlanmasında ağaçlara göre bir yerleşim yapılmış ve deniz ile iskele binaların bir parçası olarak düşünülmüştür. Tüm yapıları birbirine bağlamakta olan taş yol evin ‘koridoru’ olarak tasarlanmıştır.”(2) Böyle bakınca hızla, “Şevki Pekin zaten bu mekânları düşünüyor, mekânı böyle düşünüyor ve o mekânlarda yaşıyor, üretiyor.” diye düşünülebilir. “Pekin’in mimarlık arayışı zamanlar ve mekânlar arasında, ister kendi yaşamında ister projeleri vasıtasıyla başkalarının dünyasında, fiziki mekânlar halinde, Sayın’ın ifadesiyle ‘büyük bir ailenin içindeymiş gibi durarak, modernizmin anonimitesi içinde’ somutlaşıyor.” da denebilir. Kuşkusuz, fragmanları olduğu kadar, o fragmanların dışını da dikkate almak, hatta anlamını baştan belirlediğimiz kategorizasyonlara girmeden, sadece görmeyi deneyerek okumaya devam etmek gerekiyor. Ve bunun için elimizdeki kaynakları ortaya koymak, yeni kaynaklar oluşturmak ve tartışmak için, Şevki Pekin özelinde hayli iyi bir yerdeyiz. Bu panel ve sergi de gösteriyor ki Pekin’in yayınları, arşivi ve kendisi açık kaynak olarak bizimle. (Resim 3, 4)

Paneldeki konuşmalardan kısa alıntılarla, değinilen konuları aktarmaya çalışacağım, ancak tamamını izlemenin daha anlamlı olacağını da vurgulamak isterim; zira önemsediğim halde kimi noktaları yayın sınırları içinde ele alabilmem mümkün olamayacak.(3) Ayrıca, duyurularda adı panelistler arasında görünen ancak etkinliğe katılmayan Aykut Köksal’ın TRT 2’de yayımlanan “Aykut Köksal ile Mimarlık Söyleşileri” programında Şevki Pekin’i konuk ettiği bölümü(4) şayet henüz izlemedinizse bu vesileyle izlemenizi öneriyorum.

Nevzat Sayın konuşmasına, Şevki Pekin’in mimarlığı yerine kendisinden söz etmeyi tercih ettiğini (ve 30 yıllık tanışıklıkları, sevgi ve saygısı dolayısıyla tarafsız olamayacağını) belirterek başlamasına rağmen, kendisi de meraklı bir mimar ve entelekt olduğu için olsa gerek, Pekin’in mimarlığını da -en azından kişisel gözlemleri aracılığıyla- dahil ettiği bir anlatıyla paneli açtı. Panelin gerçekleştiği binada açılan sergiyi “kapalı bir anlatım, adeta ‘anlayana’ der gibi” şeklinde tanımlayarak, sergilenenleri (özellikle maketleri) ve sergileniş şeklini ise “kuyumcu vitrini” olarak niteledi. (Resim 5) Sıklıkla Pekin’in “ortalıkta görünmediğini” söylediğine işaret ederek, “ama vardır” diye devam etti; hem kendisinin hem de başka meslektaşlarının “bunu Şevki görse ne derdi” diye düşündüğünü, varlığını demokrasinin kılıcı gibi tepesinde hissettiğini ifade etti. Şevki Pekin tasarımı 1986 yılına ait Galeri Edip’in(5) incecik demir profillerden oluşan zarif doğramalı vitrinini, o doğrama içindeki asimetrik pivot kapısını, onun kapı kolunu ve vitrinden dört-beş metre gerideki kırmızı duvarını, onun tavan ile kurduğu ilişkiyi, ardındaki dökme mozaik zemini gibi detaylarını “her adımda yaşanan bir sürpriz” olarak gördüğünü ve bunu, Pekin’in mimarlığını tanımlayan bir kurgu olarak gördüğünü de belirtti. Bunca ince ayrıntının çizimlerinin olmamasına önce şaşsa da sonraları bunu Pekin’in Türkiye gerçeklerini anlayarak gerekli durumlarda projelerini önemli ölçüde alanda çözmesine bağlı olduğunu kavradığını not etti.

İkinci konuşmacı olarak kürsüye çıkan Ömer Pekin, kendisine nasıl ve neden mimar olduğu sorulduğunda; buna yanıtının bir taraftan buna çok da düşünmeden karar verdiği, kendini mimarlık okurken bulduğu yönünde olduğunu ama bir taraftan da ne kadar kendini ayrı tutmaya çalışsa da, -örneğin Viyana’da yine babasının okuduğu okulda okumakla bile- belki de Pekin’in izinden gitmeye başladığını ifade etti. Ömer Pekin önce Avusturya’da, ardından Amerika’da geçirdiği öğrenim döneminden(6) sonra 2016 yılında Türkiye’ye dönerek Şevki Pekin Mimarlık’ta çalışmaya başladığını ve (Ara Güler) Fotoğraf Müzesi’nin ilk ortak projeleri olduğunu belirtti. Bu proje, genç bir mimar olarak ve kendi ifadesiyle “belki de toyca” tüm öğrendiklerini aktarmak istediği bir mecra olmuştu ve bu projeyle birlikte hem kendi hem de Şevki Pekin’in mimarlık düşüncesini anlamaya çalıştığı bir dizi çalışma içine girdi. Ofisteki herkese açık ortamı, maketleri ve nihayetinde Mimarlar Odası’nda sergilenen seçkiyi hem kendisi hem de mimarlık camiası için bir miras olarak niteledi. (Resim 6)

Ardından sözü alan Neslihan Dostoğlu; Pekin’i Uludağ Üniversitesi’nde yeni açılan mimarlık bölümünün başkanı olarak görev aldığı dönemde, 2000 yılında tanıdığını söyledi. Eğitim ortamında, ideallerine ulaşmak için elinden geleni yaptığını ve o dönemde, bugün mimarlıkta adı ön sıralarda geçen Şevki Pekin, Nevzat Sayın, Emre Arolat, Murat Tabanlıoğlu gibi kişilerin katkısıyla olağanüstü bir süreç yaşandığını belirtti. Böyle bir ortamda tanıdığı Şevki Pekin’e pek çok nedenle saygı duyduğunu ifade eden Dostoğlu için nedenlerden biri de Pekin’in herhangi bir beklenti duymaksızın her hafta düzenli olarak İstanbul’dan kalkıp Bursa’ya gidip gelerek eğitim vermesi; bir diğeri de Ankara’da veya İstanbul’da adı bilinen başka üniversitelerden mezun kişiler varken, o dönemde Uludağ Üniversitesi’nde yetişen öğrencilere kendi ofisinde yer ayırmasıydı. Dostoğlu konuşmasını, bir mimar, bir eğitimci ve bir yazar olarak nitelediği Şevki Pekin’in öğrenim yaşamına, mimarlık üretimine, arşivine ve kitaplarına dair biyografik notlarla sürdürdü.

Şevki Pekin’in, Yirmibirinci Yüzyıl İçin Mimarlık Tarihi adlı kitabının tasarımcısı Emre Senan konuşmasına, hem bu kitabın hazırlık sürecinden hem de kitabın yayımlanmasını takiben yaptıkları söyleşiden(7) söz ederek başladı. Bu son birliktelik öncesinde Emre Senan Vakfı Tasarım Çalışmaları’ndaki dayanışmalarına işaret ederek bugüne dek 45 atölye çalışması gerçekleştirdiklerini, bu çalışmaların çoğunlukla taşıması, saklaması hayli güç çıktıları olduğunu, ancak Şevki Pekin ile yaptıkları atölye çalışmasının(8) sonrakilere ışık tuttuğunu belirtti. Bu atölye çalışmasında Pekin, öğrencilere düşüncelerini billurlaştırarak tek bir A4 kağıt üzerinde aktarmalarını öneriyordu. (Resim 7)

Kürsüye son konuşmacı olarak çıkan Şevki Pekin onu şaşırtan bu ödüllendirmeden, ödüllendirme gerekçesinden ve paneldeki kalabalığı cezbetmiş olmaktan onur duyduğunu söyledi. Genç mimarlara veya mimar adaylarına, “Kimse diplomayı alıp kısa sürede çalışacağını düşünmemeli; mimarlık eğitimi kısa, mimarlık ömür boyu süren bir iştir.” diyerek bu yolun çetrefillerine hazır olmak gerektiğini hatırlattı. Kütüphanesinde Louis Kahn’ın yaptığı işlere dair bir arşiv kitabının kopyasını sakladığını, bu kitapta çoğumuzun bildiği on / on beş kadar yapının yanı sıra çok sayıda proje olduğuna ve bunlar arasında, örneğin bir mutfak veya banyo-tuvalet gibi küçük işlere ilişki projelerinin de yer aldığına işaret ederek karşılarına çıkacak ufak tefek tadilat işlerinin de çok değerli olduğunu, bunları küçümsememek gerektiğini söyledi. “Benim projeme müdahale ediliyor!” diye yakınanlar için de bir tespitini paylaştı: “İki seçenek var, ya bu proje için yanlış seçimsinizdir ya da projeniz yanlıştır.” Pekin ayrıca “Bu kadar politik zorluk içinde istikrarlı biçimde işini sürdüren Mimarlar Odası’na her ne kadar olmayı bilmesem de zaman zaman içimden nefer olmaya hazır olmak istediğimi söylemek geçiyor.” diyerek teşekkür etti ve Oda’nın faaliyetleriyle mimarlığa önemli katkılar verdiğini, yanlış giden konularda verdikleri mücadeleyle toplumu ve kenti koruduğunu, yayınları ve ödül programı gibi etkinliklerle, özellikle proje ve yapı dalı ödülleriyle, Türkiye’deki mimarlığın dünya ile ilişkilenmesinde önemli bir rol üstlendiğini belirtti.

Salondaki diğer katılımcılar arasında Ömer Selçuk Baz gibi Dostoğlu’nun sözünü ettiği dönemde Uludağ Üniversitesi’nde okumuş ve ardından Pekin’in yönlendirmesiyle Viyana’ya giderek Walter Stelzhammer’in yanında çalışmış mimarlar vardı. Kendini “Viyana’daki enişte” olarak tanıtarak söz alan Stelzhammer, mimar Ahmet İğdirligil’e de işaret etti. 1980 yılında, henüz üçüncü sınıf öğrencisiyken Stelzhammer’in yanına yine Pekin’in yönlendirmesiyle giden İğdirligil, Pekin’in o dönem yeni açtığı ofisindeki ilk çalışan olarak geçirdiği beş yılı bir okul olarak nitelediğini söyledi. Şevki Pekin Walter Stelzhammer ile dostluklarının 1970’lerde, Viyana’daki öğrenim sürecinde, sınıf arkadaşlığı ile başladığını ve bugünlere dek devam ettiğini belirtti. Söz alanlar arasında Hanife Demet Aksu gibi Pekin ile çalışan mimarlar veya Ceyhun Demirkıran gibi işverenler de vardı. Bir başka işveren bu etkinlik için Kıbrıs’tan kalkıp gelmişti. Bir diğeri ise, Pekin’in 18’i uygulanmış toplam 22 proje geliştirdiği sıra dışı bir mimar-işveren işbirliği olarak dikkat çekiyordu.

Şevki Pekin, sergi kurgusundaki yaklaşımının mimarlığını yansıttığını, mekân oluşturmanın onun için önemli olduğunu vurgulamıştı. Hakikaten bu salonu, içinde sergilenen konuya bu denli odaklanabilmiş olarak belki de ilk kez görüyorduk. İnce uzun bir prizma olarak yapılanan mekânın iki paralel uzun duvarında açılan oyuklar içinde maketler, fotoğraflar ve çizimler sergilenmekteydi. Sergilenen her nesneye bir numara eşlik ediyordu. Mekânın, Oda’nın kitapçısına doğru yönlenen bitiminde ise Pekin’in 1970’lerde tasarladığı bir ahşap masa üzerinde kısa biyografisi, bir kitapçık ve kitapçığın açıklama yer alıyordu. Bu kitapçık, Pekin’in meslek yaşamının başından bugüne üzerine çalıştığı projeleri sistematik bir şekilde, künye bilgileriyle birlikte ortaya koymaktaydı. Her proje numaralandırılmıştı. Böylece mekânda gördüğümüz çizimler, fotoğraflar ve maketler ile bu kitapçık birbirine bağlanıyordu. Son derece yalın, çok az yazılı sözün yer aldığı bu serginin yarattığı sükunet projelere yaklaşmak ve bakanın kendi kavrayışına fırsat vermek bakımından -özellikle fazla sözün adeta dikte ettiği anlatılar veya arogansa varan sessiz anlatılara kıyasla- izleyeni dengeli bir şekilde kendine çekiyordu. Ülkemizdeki 20. yüzyıl mimarlığını incelemeye çalışan bir araştırmacı olarak, bu vesileyle ben de Şevki Pekin’e bizlere bıraktığı zengin miras için içtenlikle teşekkür ediyorum. (Resim 8, 9)

NOTLAR

1. Tasarımına 1992, kullanmaya 2002 yılında başladığı evi.

2. “Bademli’de Yazlık Konut”, 2012, VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi 1 - Ticari Yapılar, (ed.) Neslihan Şık, Banu Binat, YEM Yayınları, İstanbul, s.104.

3.“Sinan Ödüllü Mimarlar Programı 2018-2020: Şevki Pekin Mimarlığı” başlığıyla Youtube’da yayımlanan kayıda ulaşmak için, bkz. youtube.com/watch?v=3AKJnLQKC8E

4. Aykut Köksal’ın Şevki Pekin’i ağırladığı programın Youtube’da 15 Nisan 2019 tarihinde yayımlanan üçüncü bölümü: youtube.com/watch?v=NJEXpggp97U

5. Nevzat Sayın, Şevki Pekin ile tanışmalarına bu mekânın zemin ve duvarlarında kullanılacak bazı artizanal işleri yapan Bihrat Mavitan’ın kendisini Galeri Edip’e (İstiklal Caddesi) davet etmesinin vesile olduğunu da not etti.

6. Ömer Pekin lisans öğrenimini Akademie der bildenden Künste Wien’de, yüksek lisans öğrenimini ise SCI-Arc, Southern California Institute of Architecture’da tamamladı.

7. Emre Senan’ın “Arkadaşlarla Konuşmalar” programının 6 Haziran 2019 tarihinde Manifold’da yayımlanan kaydı: manifold.press/emre-senan-sevki-pekin-ile-konusuyor

8. 13 numaralı atölye çalışması için, bkz. yahsiworkshops.com/docs/YAHSIWORKSHOPS_13.pdf

Bu icerik 150 defa görüntülenmiştir.