410
KASIM-ARALIK 2019
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
ETKİNLİK

Mimari Korumada Kaliteyi Sorgulamak / Tartışmak

Zeynep Eres, Doç. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü
Merve Arslan Çinko, Arş. Gör., İstanbul Medeniyet Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Bu yıl beşincisi düzenlenen Ulusal Mimari Koruma ve Proje Uygulamaları Sempozyumu 27-28 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleşti. Türkiye ölçeğinde anıtsal yapıların, arkeolojik alanların ve sivil mimarlık örneklerinin korunmasına yönelik proje ve uygulamaların tartışıldığı sempozyumu ele alan yazar, koruma alanına yönelik çalışma ve tartışma ortamlarının sürekliliğinin sağlanması adına sempozyumun önemine dikkat çekiyor.

 

5. Ulusal Mimari Koruma ve Proje Uygulamaları Sempozyumu, geçen yıl kaybettiğimiz TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi eski başkanı Cemal Sami Yılmaztürk anısına, ülkemizin farklı bölgelerinden mimarların katılımıyla İstanbul’da gerçekleşmiştir. Kendini kültürel ve doğal varlıkların korunmasına ve Mimarlar Odası’na adayan Cemal Sami Yılmaztürk anısına düzenlenen sempozyumda söz alan konuşmacılar, sıkça Yılmaztürk’ü ve toplumsal mücadeledeki emeklerini dile getirmiş, yer aldığı çalışmalar bir sunumla katılımcılara aktarılmıştır. Sempozyumda, İstanbul başta olmak üzere farklı kentlerdeki anıtsal yapılar, arkeolojik alanlar ve sivil mimarlık örneklerinin korunmasına yönelik proje ve uygulamaların yanı sıra poster sunumlarına da yer verilmiştir. Aynı zamanda, İstanbul Karasurları ve Tekfur Sarayı’na düzenlenen teknik gezi ile uygulamalar yerinde gözlemlenebilmiştir. (Resim 1, 3)

Açılış konuşmalarında, ilk olarak TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen söz almıştır. Köymen konuşmasında, kültür varlıklarımızın uygulanan yanlış politikalar ile karşı karşıya kaldığını, kentsel ve toplumsal hafımızda yer edinen bu değerlerimizin tehdit altında olduğunu belirterek Mimarlar Odası olarak mücadelelerini sürdürdüklerini ifade etmiştir. TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu da konuşmasında ülkemizde yaşanan koruma sorunlarına detaylı olarak yer vermiştir. Korumanın tehdit altında olduğunu belirten Muhcu; tescilli yapıların tescillerin kaldırılması, ihya projeleri, kentsel dönüşüm adı altında tarihî dokunun yıkılması, dolgu alanlarının artması, büyük ulaşım ve altyapı projeleri, imar affı ve Cumhuriyet mirasımıza olan taraflı yaklaşımın en büyük tehditler arasında olduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra korumanın güvencesi olan kamu yönetimleri, anayasa, koruma kurulları, bağımsız yargı, yerel yönetimler, meslek elemanları ve toplumsal duyarlılığın artık etkisini yitirdiğini dile getirmiştir. Devamında söz alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat ise, kültür varlıklarının toplum tarafından kullanılmasının öncelikli hedeflerinden olduğunu belirterek, katılımcı bir yaklaşımla sanata ve çağdaş etkinliklere, özellikle dezavantajlı insanlara yer vererek bir yönetim modeli geliştirmek istediklerini dile getirmiştir. Aynı zamanda, Gezi Parkı’nda yapılması planlanan Topçu Kışlası projesini iptal ettiklerini belirterek sempozyum katılımcılarından olumlu tepki almıştır.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın “Koruma Proje ve Uygulamalarında Kalite İlkeleri” başlıklı tematik sunuşu iki gün süren sempozyum boyunca sıkça dile getirilmiştir. Koruma alanında yapılan proje ve uygulamalarda kalitenin önemli bir konu olduğunu vurgulayan Ahunbay, bu konunun sadece meslek insanları tarafından değil, piyasada iş yapan herkes tarafından ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Artan rekonstrüksiyon uygulamaları ve yeniden kullanım konusunda verilen yanlış kararlar, koruma alanında kalite arayışının önemli olduğunu bize göstermektedir. 2018 Avrupa Kültürel Miras Yılı kapsamında ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) ve Avrupa Birliği, kültür mirasını etkileyen projelerde kalite standartları çalışması yapmış ve alt başlıklar olarak; ilke ve standartlar, ihaleler, tasarım ve uygulama süreci tanımlamıştır. Uluslararası tüzük ve ilkelere değinen Ahunbay, bu metinlerin kitapta durması için değil, meslek insanların bunları uygulaması için var olduğunu belirtmiştir. 2018 yılında yapılan çalışmada, ihale sisteminin gözden geçirilerek parasal kısımdan ziyade yüklenicinin kalitesinin sorgulanması ve kültür mirasının sürdürülebilirliğinin sağlanması önerilmiştir. Tasarım ile ilgili önerilere baktığımızda, kültür mirasının tüm değerlerinin tasarımla nasıl bütünleştirildiği açıklanarak tüm müdahalelerin nedenlerinin belirtilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Koruma uygulamalarında yeni öğeler gerektiğinde, mevcut değerler korunarak çağdaş tasarım öğelere yer verilmeli, yeni işlevler söz konusu olduğunda ise yapının özgün değerlerine saygılı olunmalı, toplumsal ihtiyaçlar gözetilerek kararlar verilmelidir. Yeniden yapımların ancak özel durumlarda olabileceği belirtilirken; Ahunbay, bu konu ile ilgili olarak elde yeterli veri yokken yakın zamanda yeniden inşa edilen Aksaray Meydanı’ndaki Camcılar Cami örneğine dikkat çekmiştir. Kalite standartları çalışmasında, başarılı bir uygulamanın kültürel mirasın iyi tanınmasına, profesyonel planlamaya, iyi yönetime ve paydaşların eşgüdümüne bağlı olduğu ifade edilmiştir. Kültürel mirasın proje ve uygulama sürecinde kalitesini arttıracak diğer başlıklar ise yönetim süreci, risklerin değerlendirilmesi, araştırma, eğitim ve öğretim olarak belirtilmiştir.

“İstanbul’da Anıtsal Yapılarda Koruma” başlıklı birinci oturumda, ilk olarak Başbakanlık Devlet Arşivleri Süleymaniye Depo Binası (Tabhane) rölöve, restitüsyon, restorasyon ve güçlendirme projesine yer verilmiştir. 2002 yılında projelerine başlanan 2018 yılında uygulaması tamamlanan Mimar Sinan eseri olan bu yapıda müellif mimar Acar Avunduk’un uygun gördüğü Mimar Sinan’ın anlatıldığı bir müze işlevi yerine yapının müftülüğe devredilerek Hac ve Umre Organizasyon Ofisi olarak kullanılması tartışmaya açılmıştır. Bu işlevle kullanımı sırasında yapılan değişimler ise koruma değerlerinin pek de gözetilmediğini ortaya koymuştur. İkinci sunumda, Beşiktaş’ta yer alan Yıldız Hamidiye Camisi’nin uygulama çalışmalarına değinilerek yapının önemli öğelerinden olan tavan tuvallerinin konservasyon çalışmaları detaylı olarak aktarılmıştır. Tarihî Göztepe Tren İstasyonu koruma-uygulama projesinin anlatıldığı üçüncü sunumda, Marmaray projesi ile yapının altından geçecek ray hattının ikiden üçe çıkarılması nedeniyle tehlike altına giren tarihî yapıya yer verilmiştir. Disiplinler arası çalışmanın önemli bir örneği olarak karşımıza çıkan bu uygulamada Göztepe için bir simge haline dönüşmüş tarihî yapı kurtarılmıştır. Bu oturumdaki son sunumda, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nin restorasyon projesine yer verilmiştir. Kadıköy’ün kentsel belleğinde önemli bir yer edinmiş olan yapının ilk inşa edildiği süreçten bugüne kadar çok fazla değişiklik geçirdiği belirtilmiş, restorasyon projesinde ise özgün duvarlar korunarak aynı işlevin sürdürülmesi önerilmiştir.

“Anıtsal Yapılarda ve Arkeolojik Alanlarda Koruma” başlıklı ikinci oturuma Mardin Midyat’tan bir örnek ile başlanmıştır. Bir Süryani köyü olan Elbeğendi’deki (Kalfro Tahtayto) Mor Yakup Kilisesi’ne ait rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerine yer verilmiştir. İkinci olarak ise, Piyale Paşa Camisi’nin Hazire alanında yapılan kapsamlı restorasyon çalışmaları aktarılmıştır. Kırsal yerleşim ile iç içe olan Stratonikeia Arkeolojik Sit Alanı’nda yer alan Selçuk Hamamı ile bitişiğindeki Ali Aydın Evi’nin restorasyon çalışması, farklı katmanların bir arada nasıl değerlendirilip sunulabileceğine dair bir örnek olmuştur. Bu oturumdaki son sunumda ise, Kaunos Arkeolojik Parkı çalışmaları kapsamında yapılan uygulamalar ile bir arkeolojik alanın korunması ve topluma sunumu konusunda neler yapıldığı aktarılmıştır.

Birinci günün sonunda Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın öncülüğünde gerçekleştirilen teknik gezi, uygulamaların yerinde görülebilmesi açısından önemli olmuştur. Edirnekapı’dan başlayan gezi, Karasurları’nı takip ederek Tekfur Sarayı’na kadar devam etmiştir. Kara Surları’nın hemen yanında kurulan spor tesisinin surların algılanmasına ve kentle olan ilişkisine verdiği zarara dikkat çekilmiştir. Yakın zamanda restorasyonu tamamlanan Bizans saray mimarisi örneğinin günümüze ulaşmış tek örneği olan Tekfur Sarayı’nın bir arkeolojik eser olarak korunması yerine neredeyse rekonstrüksiyona varacak düzeyde bütünleme ve yenilemeleriyle dikkat çeken bir uygulama olduğu belirtilmiştir. Ayvansaray boyunca devam eden gezi Haliç kıyısında son bulmuş, anıtsal nitelikli yapıların yanı sıra sivil mimarlık örnekleri de gözlemlenmiştir. (Resim 4)

İkinci günde devam eden sunumlar, konut başta olmak üzere farklılaşan sivil mimarlık örneklerinin korunmasına odaklanmıştır. “Tarihî Konutların Kamusal Amaçlı Kullanımı” başlıklı üçüncü oturumun ilk sunumunda, Antalya İbradı ilçesinde yer alan İbrahim Dülek (Polisin Evi) Evi’nin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri anlatılmıştır. Zaten ciddi koruma sorunları olan yapının koruma uygulaması için yaklaşık iki yıldır hala ihale sürecinin başlatılmamış olması, ağır kış şartları geçiren bölgede yapının gün geçtikçe haraplaşmasına yol aşmıştır. Geçici önlemlerin dahi alınmadığı yapıda biraz daha geç kalınması halinde bir sonraki adım restorasyon değil rekonstrüksiyon olacaktır. Kocaeli Kandıra Yelkencioğlu Konağı rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ile uygulamasına yer verilen ikinci sunumda yapının müze işlevi ile kamu kullanımına nasıl açıldığı aktarılmıştır. Üçüncü sunumda, Aydın Nazilli Arpaz Beyler Konağı’na yer verilmiştir. Ayrıntılı belgeleme çalışmalarının yapıldığı görkemli konakta yapının tek başına değil yanında bulunan kule ve çevresindeki bütün öğeler ile birlikte korunması gerektiği vurgulanmış, müze olarak kullanılması öngörülmüştür. Oturumun son konuşmasında, Adana Seyhan Belediyesi bünyesindeki Prof. Dr. Metin Sözen KUDEB Evi’nin uygulama süreci aktarılmıştır.

“İşlevini Sürdüren Tarihî Konutlarda Koruma”başlıklı dördüncü oturum, geleneksel konutların sürdürülebilirliğine ilişkin bir örnek olarak Artvin’den Mümtaz Ural Konağı ile başlamıştır. Konak sahibinin kısıtlı bütçe ile restorasyon projesine sadık kalarak kendisinin uygulamaları yaptığı bir örnek olarak dikkat çekmiştir. İkinci sunumda ise, Kuzguncuk’ta yer alan bir konut yapısının restorasyon uygulama süreci aktarılmıştır. Yapının bir kabuk olarak görüldüğü, iç mekânda tarihî yapı kimliğinin pek korunmadığı bu çalışma tartışma konusu olmuştur. Üçüncü olarak ise, Üsküdar’da Büyük Çamlıca Işık Konutu uygulama süreci aktarılmıştır.

Sempozyumun son oturumunda, konut dışında farklı örneklere de yer verilmiştir. “Sivil Mimarlık Örneği Yapılarda Koruma” başlıklı oturumun ilk sunumunda Karadeniz Ereğli’deki tarihî bir konutun müze olarak yeniden işlevlendirilmesi süreci aktarılmıştır. İkinci sunumda, SEKA Sanat Müzesi Projesi anlatılmıştır. Bu sunumla bir Cumhuriyet dönemi endüstri mirası örneği olan SEKA Kâğıt Fabrikası’nın büyük bir bölümünün neden ve nasıl yıkıldığı konusu önemli bir tartışma konusu olmuştur. Özellikle, merkezî ve yerel yönetimlerin hem Cumhuriyet mirası hem de endüstri mirasına karşı taraflı yaklaşımı irdelenmiştir. Bu doğrultuda, aslında bütüncül olarak ele alınması gereken bir projede tek başına bir yapı olarak değerlendirilen Sanat Müzesi Projesi, endüstri mirasının korunabilmesi adına önemli bir çalışma olarak değerlendirilmiştir. Son sunumda ise, yine Cumhuriyet döneminin eğitim, kültür, sanat ve mimari alanında önemli bir örneği olarak karşımıza çıkan Köy Enstitüleri’ne yer verilmiş, bunun bir örneği olarak Ortaklar Köy Enstitüsü’ndeki öğretmen lojmanlarının öğretmenevi olarak önerilen restorasyon projesi aktarılmıştır.

Sempozyum sonunda, Doç. Dr. Zeynep Eres’in yürütücülüğünde mimari koruma proje ve uygulamalarında güncel tartışmaların yer verildiği bir forum gerçekleştirilmiştir. Forum sırasında en çok gündeme gelen konulardan birisi tescil sayısının yetersiz olması olmuştur. Özellikle Cumhuriyet mirası, endüstri mirası ve kırsal miras alanının en çok tehlikede olan alanlar olduğu belirtilmiştir. Yapılan uygulamaların kalitesi sorgulanarak ihale usulünün gözden geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Restorasyon çalışmalarının korumanın ilk adımı olduğu, korumada sürekliliği sağlamanın ise önemli bir konu olduğu vurgulanmıştır. Tekil yapı düzeyinde korumak yerine bütüncül bir korumanın elzem olduğu belirtilmiştir. Koruma eğitiminin ilkokul düzeyinde başlatılabilmesi için çalışmalar yapılması gerektiği, üniversite düzeyinde ise mimarlık eğitimi veren okullarda koruma eğitimine yönelik derslerin sayısının ve niteliğinin yetersiz olduğu vurgulanmıştır. Karasurları’nın durumu da forumda sıkça dile getirilmiş, surların kenarındaki farklı kullanımlara yönelik yapılaşmanın idari yargıya taşınabileceği dile getirilmiştir. Aynı zamanda, Karasurları ile ilgili yapılan çalışmalarda şeffaf yaklaşımın önemli olduğu, bütüncül bir proje kapsamında ele alınması gerektiği ifade edilmiştir. Prof. Dr. Deniz Mazlum’un sözleri ise korumaya dair güncel durumun vahametini bize göstermiştir. Mazlum, tescil edilmenin artık pek de işe yaramadığını, örneğin Atatürk Kültür Merkezi’nin tescilli olduğunu ancak yıkıldığını, kentsel yenileme adı altında tarihî dokuların yok edildiğini belirtmiş, asıl sorunun yasalardan öte zihniyet meselesi olduğunu belirtmiştir.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde iki gün boyunca süren sempozyumda bu alanda çalışanların bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasının yanı sıra karşılaşılan sorunlar dile getirilmiştir. Sempozyumun önemli amaçlarından biri de forumda gündeme gelen konular ile koruma alanında karşılaşılan sorunların yer verildiği bir sonuç bildirgesinin hazırlanması olmuştur. Bu bildirge ile koruma alanında hem kamuya hem de mimarlara düşen görev ve sorumlulukların tanımlanacağı dile getirilmiştir. Katılımın yüksek olduğu bu toplantı ile meslektaşların birbirinden haberdar olmasının sağlanmış olması ve sorunları çözebilmek için çalışmalara devam edilecek olması önemlidir. İki yıl sonra, İstanbul’da veya bir başka kentte kültürel ve doğal varlıkların korunmasına dair bazı sorunların dikkate değer ölçüde aşılmış olduğu bir başka sempozyumda bir araya gelmek ise en büyük dileğimizdir.

Bu icerik 145 defa görüntülenmiştir.