329
MAYIS-HAZİRAN 2006
 
MİMARLIK'tan

İNGİLİZCE ÖZET / ENGLISH SUMMARY

MİMARLIK DÜNYASINDAN

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL

Yapılarda Kullanım Hataları ve “Kara Kutu”

Bülend Tuna

Mimarlar Odası II. Başkanı

Yapıların kullanım hatalarından dolayı hırpalanmaları ve bunun neticesinde oluşan yapısal zayıflıklar nedeniyle hasar görmeleri ne yazık ki sık rastlanan bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Böylesi yapıların çökmesi için bazen bir depremin olması bile gerekmeyebiliyor. Konya’daki Zümrüt Apartmanı’nın çökmesi ve bu çökme sonucunda pek çok insanın ölmesi yakın zamanda gündemimize gelen örneklerdendir. Meslektaşımız Ali Vedat Kaya’nın teknik uygulama sorumlusu olarak yargılandığı dava şimdilik noktalandı, ama sorular tam olarak açıklığa kavuşmadı. Ali Vedat Kaya’nın sayfalarımızda aktardığımız mektubu bu konunun çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Açmaya çalışalım.

Benzersiz yıkımıyla 1999 Marmara depremi yapı alanındaki pek çok eksikliği göstermesinin yanı sıra binaların kullanım süreciyle de ilgili soruların sorulmasına yol açmıştı. Deprem bölgelerindeki hasarlı yapıları incelediğinizde çoğunun kaçak veya ruhsat eklerine aykırı yapılaşma içerisinde bulunduğunu gözlüyordunuz. Bunun yanı sıra kat maliklerinin veya kiracıların binalarda yaptıkları tadilatlar nedeniyle yarattıkları tehlikeli müdahalelerin yapıların yıkılmasına neden olduğu da tespit ediliyordu. Bu tür tadilatların ruhsat gerektirmeyen işler olarak görülmeleri, izinsiz olarak yapılmaları da sorumlu bulunmasını güçleştirmekte ve üretilen belirsizlik ortamında “organize sorumsuzluk” manzaralarının oluşmasına neden olmaktadır.

Yapının mevcut imar durumuna uygun olarak yapılması, iskân ruhsatının alınmasına kadar geçen sürecin imar hukukunda tariflendiğini, bu sürecin ilgili idarece de takip edildiğini düşünebiliriz. Bu sürecin sıkıntılarını ve uygulamada karşılaşılan çok yönlü aksaklıkları bir kenara bırakıyorum. Ancak bu aşamadan sonra yapıların bir tür “sahipsiz” kalma süreci başlamaktadır, bu noktanın üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Yapılan her türlü müdahalenin öncelikle telif haklarıyla ilgili bir sorunu gündeme getirdiğini belirtmemiz gerekiyor. Meslektaşlarımız özenerek yaptıkları yapılarını aradan birkaç sene geçince tanıyamaz durumda bulabiliyorlar. Balkonları kapatılmış, pencerelerinde, duvarlarında klimaların dış üniteleri asılmış, rasgele panjur kutularıyla ve her boydan tabelalarla doldurulmuş cepheler, yapıları “sizin” olmaktan çıkarıyor. Belki de meslektaşlarımızı bitirdikleri binalara plaket asmaktan alıkoyan sebeplerden birisi de budur diye düşünüyorum. Ancak bütün bu sayılanların yanında daha ciddi müdahale örneklerini de sıkça görüyoruz. Çatılardaki reklam panoları, baz istasyonları, su depoları, çıkmalara konan makine parçaları, binanın bodrumundaki yeni tesisat değişimleri ve bu değişiklik sırasında taşıyıcı sistem üzerinde yaratılan hasarlar, fonksiyon değişikliği nedeniyle daire içerisinde yapılan ciddi müdahaleler…

Yapıların bu tür kullanıcı hatalarından kaynaklanan sorunlarını nasıl önleyebiliriz? Mevcut denetim sistemlerimizde bu tariflenmemektedir. Yapı sigorta sistemi içerisinde bu konu belirsiz kalmaktadır. 15 yıl gibi bir sürenin belirtilmesi, binaların “son kullanım süreleri” olmadığı için geçerliliğini yitirmektedir. Ayrıca Konya olayında olduğu gibi 15 yıl içerisinde de yapıların kullanımından kaynaklanan hasarlar olabilmektedir.

Yapıların iskân ruhsatından sonra “apartman yönetimi”nin gözetimi altında olması gerektiğini düşünüyorum. İskân aşamasına kadar geçen süreçte yapılanların, sorumlulukların bitmesi söz konusu değildir, doğabilecek hasarda projeden veya yapımdan kaynaklanan bir kusur varsa sorumlular bellidir ve kayıtlıdır. Ancak kullanımın başlamasından sonra yapılacak her türlü müdahale, onarım, değişiklik vb. izne tabi olmalıdır, bunun denetimi de yönetimce yapılmalıdır. Onarımlar mutlaka yetkili kişilerce yapılmalı ve yapılacak değişiklik hem mimari, hem de diğer mühendislik hizmetleri açısından irdelenmelidir. Mutlaka belgeli olmalıdır.

Bu aşamada çok yönlü bir tartışma başlayabilir. Yapılacak kısmi müdahaleler sistemin tümünü etkileyecek boyutta olabilir. Bu durumda statik proje hizmetini sunanın da mimari proje müellifi gibi incelemesi ve onay vermesi gerekecektir. Bu hizmetin de şüphesiz bir bedeli olacaktır. Projelerin ilgili denetim aşamalarından geçmesi gerekecektir. Bunun gönüllü olarak yapılmayacağı açıktır, hukuksal yaptırımı olması gerekir. Yapının projedeki aslına uygun olarak yapılmasını denetmekle görevli teknik elemanların binanın kullanıma girmesinden sonra kontrol görevlerini devam ettirmeleri, incelemeleri, gerektiğinde rapor tutmaları, kullanılan bağımsız bölümlere girerek inceleme yapmaları mümkün olamamaktadır. Bu denetim bir ölçüde kendi güvenlikleri ile de ilgili olarak apartman yönetimlerince sağlanmalı, her türlü bilginin, belgenin saklandığı “kara kutu” tutulmalıdır.

Başta deprem bölgesinde olmak üzere tüm Türkiye’de pek çok meslektaşımızın yakıcı bir sorunu olan bu konuyu gecikmeden ve çok yönlü olarak tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu icerik 2301 defa görüntülenmiştir.