MİMARLIK
391
EYLÜL-EKİM 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Tını
    Esra Sakınç, Dr., Mimar

  • Divalar Gitmez
    Şengül Öymen Gür, Prof. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
GÜNCEL.

Öz. Özerk. Özgür. Özgün. Özgüven. Bir Genç Akademisyenin Akademiyle Tanışması

Esra Akbalık, Y. Mimar

İfade özgürlüğü ve akademik özerklik konusunda oldukça geniş kapsamlı çalışmalarda bulunmuş ve yıllarını bu konulara adamış düşünce insanlarının yanında, haddim olmayan bir iddia ile bir yazı kaleme almak yerine, oldukça kişisel bir tanıklık ve deneyimi aktarmayı kendim için daha anlamlı buluyorum.

Etrafı kitaplarla dolu, kısa ve kır saçlı, kadife ceketli, büyük küpeli entelektüel bir kadın olmaktı hayalim küçükken. Mimar oldum, entelektüel birikime en fazla yakın olabileceğim ve matematik bilgimle girebileceğim bir yer olduğu için seçmiştim bu bölümü. Yanılmadım, çok sevdim, çok şey öğrendim. En çok da merak etmeyi ve öğrenme, bakma hevesini. Yüksek lisans sürecimde daha da çok daldım içine, sosyal boyutunu keşfettim, zenginleştim. Hayat pratiğinden ayrı tutulmamalı deyip uzun yıllar da piyasadaki duruma baktım. Başka bir dünyaydı, üzücüydü, vicdanımı rahatsız ediyordu. Daha faydalı olmalıyım dedim, heyecanımın peşinden gitmeliyim dedim. Doktoraya başladım bir vakıf üniversitesinde. Doktorayla birlikte öğretim görevliliği de yapmaya başladım. Öğrenciler, sempozyumlar, doktora çalışmaları, projeler. Sıklıkla şunu dedim kendime: “Çok şükür, olmak istediğim yerdeyim.” Tükenmiş, egosuna yenik düşen, rekabet eden akademisyenler de vardı. Bilimden uzak olanlar da vardı. Kendime baktım, örnek aldıklarımın yamacından ayrılmadım. Öğrencilerime bayıldım. Gençlere. Onlarla kurduğum ilişki, bana beni bir kere daha tanıttı. Bu hayatta faydalı olabileceğim bir şeyin içinde olmanın huzur ve şükran duygusunu. Müzikten, edebiyattan, sanattan, dünyayı dolaşmaktan, önyargıları bırakmaktan konuştuk mimarlık ile birlikte. Mimarlık her şeydi çünkü. İnanmak ve inanılmak en önemli şeydi belki de. Ben onlardan öğrendim, onlar da benden.

Bu ülkeye ait olmadığını, aslında yanlış yerde doğduğunu söyleyen yetişkinlerle doluydu etraf. Akademisyeninden esnafına, mimarından sanatçısına. Şikayetin konforu ve sorumluluk almaktan sakınma birlikteliğiydi belki bu. Yüzümü gençlere ve çocuklara döndüm. Onların zor hayatlarına, hayatlarını kurma çabalarına. Ülkemin üç bucak ötesinde başka bir çağ vardı sanki. Doğar doğmaz büyümek zorunda kalanlar, kuşaklar boyu aktarılacak travmaların en derinlerinde kaybolan çocuklar, gençler. Sokağa çıkmaları yasaktı, bombalar, göçler, ölümler vardı tek gerçek olarak. Akademisyen gerçeğin peşinde koşar, tarafsızdır ve insandır. En insan olan olmalıdır yoksa neden vakfetsin kendini bilime, eğitime, gelişime. Daha iyi bir dünya hayali yoksa ucunda bu motivasyonun, neye yarar onca çaba?

Çok şükür ki varmış bir avuç insan. Bir avuç akademisyen, o üç bucak ötedeki derin travmalara ses veren, o çocukların yaşam-eğitim hakkını hatırlatan ve elini taşın altına koyan… Hiç düşünmeden imza attım altına, yaşamdan, hayattan ve gelecekten yana bir tavırdı bu. Çok net bir tavırdı. Karanlık ve toz dağıldıktan sonra, tarih kaleme alınırken yaşamdan yana taraf olduğum yazılacaktı. Daha da önemlisi, geleceği avuçlarından akıp giden bir çocuk, bilecekti sesinin ya da sessizliğinin üç bucak ötelerden duyulduğunu. Ötesi boş belki de.

Üç gün sonra okul yönetimi beni çağırdı. İstifa et dediler. Geleceğin biter dediler. Bunu diyenler iletişim, felsefe, sosyoloji profesörleriydi. Sanırım ilk defa o zaman uyandım buranın bir üniversite falan olmadığına. Onlar adına çok üzüldüm. Bunca insanı, genci kandırdıkları için de çok kızdım. Bir şirketmişiz biz. O şirketin yöneticileri imiş o profesörler. Öğrenciler müşteriymiş. Üst mekanizma şirketi mali soruşturma ile tehdit edermiş, onlar da bizi idari soruşturmayla. Ben en altta, öğrencilerimle kurduğum romantik ilişkide ne kadar da saf ve naifmişim. İyi ki de öyleymişim. O romantik ilişkiye son vererek cezalandırdılar beni. Tavrım, özgür iradem, içinde olduğum şirkete sadakatsizlik çerçevesinde ele alınmış meğer. Ben çok sadığımdır oysa. Öğrencilerime her sözümü tutarım, derslerime, bilime sadığımdır. Kimseyi de aldatmamışımdır. Söylediklerimden korkma şirket profesörü. Sözlerim öldürmez, düşünceler öldürmez. Korkma şirket profesörü. Beni öğrencilerimden, şirkete sadık davranmadığım gerekçesiyle kopardın; peki sen sadık mısın insanlık ve vicdanına?

Bu icerik 936 defa görüntülenmiştir.