MİMARLIK
391
EYLÜL-EKİM 2016
 
MİMARLIK'tan

MİMARLIK DÜNYASINDAN

  • Tını
    Esra Sakınç, Dr., Mimar

  • Divalar Gitmez
    Şengül Öymen Gür, Prof. Dr., Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Demokrasi ve Mekân

Akın Atauz, Şehirci

“Mekânda insan eliyle gerçekleştirilen değişim, ya da kısaca mekân üretimi, nasıl üretildiği ve ne için üretildiği sorusu nedeniyle, demokrasi kavramıyla ilişkileniyor. Üretilen her mekân, her ölçekte, demokratik bir biçimde veya otoriter bir biçimde, farklı insanlar, insan grupları, toplumsal kültür / etik üzerinde, belirleyici etkiler yaratıyor.” “Son günlerdeki çalkantılar, önümüzdeki dönemde, daha total bir iktidarın, daha tartışmasız ve eleştiri kabul etmez bir biçimde kurulacağına dair birçok gösterge içermektedir. Mekânı biçimlendiren ya da, bu mekânlarda kültürel olarak birikmiş usu ve belleği, savaş koşullarına özgü bir yaklaşımla yıkıma uğratan ve çıkar elde etmek isteyen tutum, elbette ki demokratik bir gelecek beklentisi bakımından, iyimser olmaya pek olanak vermiyor.”

Demokrasi kavramı, eğer gerçekten dünya tarihi içinde geçirdiği evrime uygun bir biçimde tanımlanıyorsa, her ölçekteki mekân ile güçlü bir biçimde bağlı bir kavram.

Mekânın oluşumu ya da üretimi, doğanın ve toplumların yani insanın eliyle gerçekleşiyor. Mekânı (belki de uzayı demek daha uygun olacak) düşünebildiğimiz en büyük ölçeklerden, en küçük ölçeklere kadar biçimlendirme / etkileme doğrultusunda, insanlık, sürekli olarak teknoloji geliştiriyor ve gelişen teknolojinin kaynağındaki bilim, etik ve düşünce / felsefe ile birlikte, giderek artan hızda, çevrede değişiklikler oluşturuyor.

Mekânda insan eliyle gerçekleştirilen değişim, ya da kısaca mekân üretimi, nasıl üretildiği ve ne için üretildiği sorusu nedeniyle, demokrasi kavramıyla ilişkileniyor. Üretilen her mekân, her ölçekte, demokratik bir biçimde veya otoriter bir biçimde, farklı insanlar, insan grupları, toplumsal kültür / etik üzerinde, belirleyici etkiler yaratıyor. Aynı biçimde demokratik işleyiş, üretilmiş mekânların kullanımı, bakımı ve yenilenmesi, yeniden ve yeni ihtiyaçlara uygun biçimlenmesi konularında da, etkili oluyor.

Mekânın / uzayın bütün ölçeklerini değil de, mimarlara daha yakın olduğu için, sadece kent ölçeğini (küçük kentlerden / yerleşim yerlerinden, metropollere / megopollere kadar kentler) ve bağlantıları nedeniyle / bağlantılı olduğu kadar kentin bir üst ölçeğini (buna, bölge/ ekolojik havza, ulusal altyapı mekânı vb diyebiliriz) ve bir alt ölçeğini (buna da mahalle, komşuluk birimi hatta, insan eliyle biçimlendirilmiş herhangi bir çevre vb de diyebiliriz) dikkate aldığımızda, mekânın her ölçekteki oluşumu-dönüşümüyle, karar alma süreçlerindeki stratejik müzakerelerin / oydaşmanın varlığı / yokluğunun veya karar oluşturmak için politik etkileşim biçimlerinin ne kadar önemli olduğu, zaten herkes tarafından bilinen bir konudur.

Genel olarak “kentsel mekân” türü bir genelleme yapacak olursak, bu mekânın sahip olduğu nitelikler, yerine getireceği işlevler, yaratacağı sosyal ve ekonomik değer / prestij ve bunun geleceği ile ilgili ekonomik beklenti (rant beklentisi), hem mimarın ve kentin çeşitli ölçeklerde planlamasını yapanların, hem de yerel yöneticilerin / politikacıların ve bazen ideolojik olarak simgesel mekânlarda ulusal politikacıların, mülk ve sermaye sahiplerinin / girişimcilerin / spekülatörlerin ilgisinin kesiştiği bir küme oluşturur.

Ancak bu kümede bir de, bu mekânı kullanan / kullanacak sıradan insanlar, onların toplumsal ilişkilerinin oluşturduğu ağ ve bu mekânlara özgü olarak yarattıkları kültürler / alt kültürler de, asıl aktörler olarak yer alırlar. Gerçi, mekânın kullanıcıları ve ağları ve kültürleriyle bu mekânı üç boyutlu bir cisim olmaktan çıkartarak yaşayan ve anlamı olan bir mekânsal-toplumsal organizmaya dönüştürenler, hem teknik, hem de ekonomik-politik / ideolojik olarak, yukarıda sayılan gruplar kadar güçlü sayılmazlar, ama sonuç olarak, mekânın gerçek yaşatıcıları ve sahipleri onlardır.

Demokrasiye en çok ihtiyacı olanlar da, bu nedenle, kentsel ve daha alt ölçeklerdeki mekânların kullanıcılarıdır. Onlar, çoğu kez, parasal birikim / politik güç / teknik bilgi ve mekânların geçmişi ile geleceği arasındaki konumlarının bilinci bakımından, yeterli olmayabilirler. Genellikle, orta halli veya yoksul, kente yeni göç etmiş veya mülteci; eğitimi az ve beklentileri bakımından ancak yaşamsal derecede önemi olan faktörlerle sınırlı stratejileri olan, bazen ayrımcılığa uğramış, örgütlenmemiş ve yapayalnız kadın, erkek ve çocuklardan oluşan mazlum gruplardır. Bazı kentlerde, mekânın kullanıcılarının en güçsüz ve zor durumunda olanlarıyla dayanışma içinde olan, örgütlenmiş, daha eşitlikçi, ya da ekolojist yaşam biçimlerinin mümkün olabileceğini düşünen gruplar, onlara bazı destekler sunabilirler. Bu grupların da demokrasiye gereksinimi vardır, ama gücü, genellikle savundukları grupların gücü ile orantılıdır.

Ülke ve kentin politik ve ideolojik yapılanması, mekânın şimdiki ve olası kullanıcılarının ve dayanışma içindekilerin demokratik haklarına ve taleplerine uygun ve uyumlu davranıyorsa, kentsel mekânların üretiminden / kullanımından en çok yararlanacak olanlar, bu gruplar olacaktır. Demokrasi azaldığı, baskılandığı ve kısıtlandığı oranda, mekânların üretimi ve kullanımı, diğer gruplara, yani sermaye sahiplerine, rant elde etmek isteyenlere, politik otorite / kontrol ve iktidar sahibi olmak isteyenlere, bilinç köreltmeyi ve bulanıklaştırmayı tercih edenlere yarar sağlayacaktır. Oysa kentsel mekânda genellikle deneyimlenen, demokrasinin yetersizliği ve eksikliği / hatta yokluğu, mekânın bir iktidar tarafından kontrol edilmesi ve biçimlendirilmesi, bu mekânlarda birikmiş olan belleğin ve varoluş biçimlerinin, yerel kültürün (bazı kez şiddetin ve zulmün en acımasız derecede kullanımıyla) tahrip edilmesi ve silinmesidir.

Türkiye’nin kentsel mekânları da, demokrasinin varlığı ve yokluğuna orantılı bir biçimde, yukarıda anılan türlerdeki deneyimleri, kendi tarihleri içinde, zaman zaman yaşamışlardır. Son günlerdeki çalkantılar, önümüzdeki dönemde, daha total bir iktidarın, daha tartışmasız ve eleştiri kabul etmez bir biçimde kurulacağına dair birçok gösterge içermektedir. Mekânı biçimlendiren ya da, bu mekânlarda kültürel olarak birikmiş usu ve belleği, savaş koşullarına özgü bir yaklaşımla yıkıma uğratan ve çıkar elde etmek isteyen tutum, elbette ki demokratik bir gelecek beklentisi bakımından, iyimser olmaya pek olanak vermiyor.

Bununla birlikte, kentsel mekânda olacak ve olmayacak her şey için, yaratıcı bir biçimde ortaya konulacak eleştirel bir duruş için fırsatlar, her zaman bulunabilir. Önemli olan, yaratıcı ve eleştirel-akılcı bir duruşu ve dayanışmayı diri tutabilmektir.

Kentsel mekânları, kentsel toplumları ve kentlerin kültürünü / belleğini savunma arayışlarının başarısı için çaba göstermekten başka ne yapılabilir ki?

Bu icerik 573 defa görüntülenmiştir.